|
KÜLTÜR EMPERYALİZMİ VE ÇOCUKLAR
Benim bir torunum var, Allah bağışlarsa. Ona Altın
ordu devletinin en önemli hükümdarının adını verdiler: BERKE. İki senelik
Ana okul ve Yuva tecrübesinden sonra bu yıl 1. Sınıfa başlayacak. Oyun
oynamaya bayılıyor ve yaşlı halime aldırmadan beni de oyunlarına dahil
etmek konusunda ısrarlı. Ben yorulup çekilince de bazen kitap oynuyor,
bazen bilgisayar oyunlarına dalıyor.
İşte; benim “Kültür Emperyalizmi ve Çocuklar” konum,
onun bu faaliyetleriyle ilgili. Onun ve galiba bütün erkek çocuklarının.
Erkek çocuk değil mi ? Savaş oyunlarını seviyor. Ama
ne savaş ! Kahramanları olağanüstü güçlere sahip uzayın derinliklerinde bulunan
gezegenlerin garip yaratıkları. Hepsinde ışın kılıçları var. Hiçbir
maymunun beceremeyeceği hareketler yaparak dövüşüyorlar. Düzenli orduları
genellikle robotlar, bazı subayları androidler, kumandanları eğer iyilerin
tarafındaysa insan görünümünde, değilse garip uzay yaratıkları. Hepsinin
ortak yanı, çok çirkin olmaları. Mide bulandıran biçimde iğrenç ötesi
yaratıklar var aralarında. Fantezi dünyasının en uç noktasında çizimler.
İsimleri hiç bilinmeyen bir dilde. Ölüm her yerde kol geziyor. Dehşet veren
süper silâhlar bozuk para. Kentler cam fanuslarla korunuyor. En uyduruk
tabanca bile lazerle çalışıyor.

Günümüz çocukları bunları seyretmesin, çocuk filmleri
gösterilsin mi dediniz ? Nerede benim çocukluğumun Walt Disney fareleri,
tavşanları, ördekleri, kedileri, köpekleri, ayıcıkları ? Artık ağırlık
çirkin yaratıklarda. Simpsonlar (yanlış yazmadıysam) diye bir Amerikan
ailesi var. İnsana benzemeyen çirkin insan figürleri. Fantastik canlıların
hepsi çirkin. Çocuklar çirkinliğe mi
alıştırılmak
isteniyor diye merak ediyorum.

Daha
eskilere gidelim mi ? Örümcek Adam, Ahtapot Adam, Yarasa Adam, Taş Adam, Süperman,
Kum Adam … İnsanüstü, hattâ doğaüstü işler başarıyorlar, ama böyle birileri
yok ki ! Benim çocukluğumda en fantastik tip Pekos Bill’di. Diğerleri (Tom
Miks, Kinova, Gökler Hâkimi Gordon, vs.) daha gerçek, daha insandılar.

Bu acayip ötesi tipler, çocukların hayatının her
yerinde var. Renkli, muhteşem baskılı kitaplarda, sinemalarda, VCD ve
DVD’lerde, irili ufaklı ve her türlü malzemeden mamûl oyuncaklarda
görüyoruz. Bu oyuncakların bazıları “konuşuyor”. Berke’nin bir acayip tankı
var, içindeki komutan İngilizce (Başka ne olacaktı ?) metalik sesli emirler
yağdırıyor: “Attention, ennemy in front of you” “Fire” “Kill them all”.
Bakıyorum, bir süre sonra. Berke de oyuncak askerlerine “fire” diye
bağırıyor. “Dede, sen şimdi kötü adamların komutanı ol, ben de galaksiyi
kurtaracak orduyu yöneteceğim” diyor. İyi de ben o acayip uzaylıların
isimlerini aklımda tutamıyorum ki ! Falanı al eline dediğinde trene bakar
gibi önümdeki ucube asker sürüsüne bakıyorum; “O dediğin hangisiydi oğlum
?”.
Biz farklı mıydık ? Hangi erkek çocuk, 50’li yıllarda
“Mavi Ceketliler” Kızılderilileri öldürdükçe sevinmiyordu ? Birbirimize Tom
Miks ile Konyakçı’nın son macerasını anlatmıyor muyduk ? Hangimiz Buffalo
Bill’i alkışlamıyorduk ? Adam az kalsın koca kıtada bizon bırakmayacaktı,
ama biz ona bayılıyorduk.
İşte zurnanın zırt ettiği yer burası. Bir tek Türk
kahramanı hatırlıyor musunuz ? Sinemalarda seyrettiğimiz, kitaplarını
okuduğumuz, bahçede, sokakta oyuna ara verdiğimizde bahsettiğimiz Anadolu
kahramanı ? Çok zor… Çok zor çünkü; ölümüne yoğun kültür emperyalizmi
bombaları yıllardır kafamıza düşe, düşe, beynimiz de ruhumuz da tarihimiz
de ezildi yok oldu.
Bu fantastik uyduruk kahramanlar bütün çocukları esir
aldılar. Savaş uzayda değil, taptaze beyinlerde yapılıyor. Mağlûp olan
taraf ise daima çocuklar. Bu çocuklara sorun bakalım ABD-Vietnam savaşını
kim kazandı diye. Bir tanesi çıkıp da Vietnam ABD’nin korkunç ateş ve
parasal gücünü dünyaya rezil etti desin, boynumu vuracağım. Diyemez.
Onlarca Vietnam savaşı filmi seyrettiler ve hepsinde GI’lar kazandı. Tarih
böyle kepaze edilirse, buna karşı mücadele edilmezse, çocuklar ne yapsın ?
Yüzlerce ABD filmi seyreden bizler kaç tane Türk tarihiyle ilgili aklı
başında bir film seyredebildik ? Tabii ki, Cüneyt Arkın’ın Kara Murat’ları
hariç.
Bilmem
? Siz de benim gibi kahroluyor musunuz ?
Saygılarımla,
Fazıl Bülent Kocamemi
|