Sayı: 55    Mart 2010
Ana SayfaSon Sayı:61Eski SayılarZiyaretçi DefteriDergimiz Hakkında
Dünyanın Sonu

 

 

1.3.2010 Sayı 55 Sayfa 6

 

Geleceğin Falaketleri

 

Dizi  III

Videolar

                                                      

S55s06Video1 Extinction de masse et de homme2of3böl1(sıra1)

Bu videoyu oynatmak için Flash Player'i yükleyiniz.


Bu videoyu oynatmak için Flash Player'i yükleyiniz.


 

 

 

 

Bu sayıdaki yazımız :

 

      Apocalypse :                      İncil’e ( yeni Ahit) göre dünyanın sonu   ( bu sayıda)

     

 

Yukarıda  yazdığımız Musevi ve Hıristiyan dinlerinde kabul edilmiş  dünya sonu hakkında tafsilatlı  bilgi vereceğiz

 

APOCALYPSE :

 

Apokalips (İbranice: אפוקליפסה, Yunanca: Aποκάλυψις), “Vahiy” adıyla da bilinen, Yuhanna tarafından Anadolu kıyılarına yakın Patmos Adası'nda yazılan, insanlığın geleceğinden sembolik anlatımlarla söz eden metindir. Grekçede “vahiy, ifşa olunma” anlamına gelen bu sözcük (apocalypse), Fransızcada “vahiy” ve “kıyamet” anlamlarında kullanılır.

Mezarı Selçuk, İzmir’de bulunan Yuhanna’nın kendisine gösterilen yedi “vizyon”da gördüklerini kaleme aldığı, 3,7 ve 12 sayılarının sıkça kullanıldığı bu metin 22 bölümden oluşur. Metinde kısaca, Dünyadaki ilk Hıristiyan merkezleri sayılan Anadolu’daki yedi kiliseden, insanlığın uğrayacağı doğal felaketlerden, büyük depremlerden, insanlığın çekeceği acılardan, Deccal’in hükümranlığından ve “kurtarıcı”nın gelişiyle insanlığın yaşayacağı yeni dönemden söz edilir. Kimi yazarlar Apokalips’teki bazı kehanetlerin Nostradamus’un bazı kehanetleriyle paralellik gösterdiğini ileri sürerler                                                                                                    

 

 

Apokalips’te sözü edilen, üzerinde çeşitli yorumlar yapılmış sembollerden ve sembolik ifadelerden bazıları, sırasıyla Şunlardır  :  

Yedi yıldız, iki ağzı keskin kılıç, gökte bir kapının açılması, yeşim taşı, gökkuşağı, 24 ihtiyar, 6 kanatlı arslan ve kartal, mühürlerini çözmeye kimsenin layık olamadığı 7 mühürle mühürlenmiş kitap, yay, terazi, Doğu’dan bir meleğin çıkması, meleklerce 7 borunun öttürülmesi (metne göre, zaman sürecinde sırayla çalınacak bu borulardan her birinin çalınışında aşağıdaki olaylardan bir kısmı, sırasıyla, meydana gelecektir), Dünya’ya büyük bir yıldızın düşmesi, yaşadıkları olaylardan sonra insanların ölümü kendilerinin ister hale gelmeleri, demirden zırhları olan savaş çekirgelerinin insanlara zararlar vermeleri, Fırat nehri yanında bağlı dört meleğin çözülmesi, ağızlarından ateş-duman ve kükürt çıkan yaratıklar, insanların üçte birinin ölmesi, insanların tüm yaşadıklarına rağmen tövbe etmemeleri, başında gökkuşağı ve elinde açılmış küçük bir kitap bulunan güneş yüzlü melek, ağza alındığında tatlı ve hazmedilirken acı gelen bir kitap, 12 yıldızdan tacı olan bir kadının tüm ulusları demir çomakla güdecek bir oğul doğurması, göğün yıldızlarının üçte birini kuyruğuyla sürükleyen kızıl bir ejder, başları üzerinde küfür adları yazılı yedi başlı bir canavar, bir meleğin emriyle yeryüzünde “hasadın biçilme vakti”nin gelmesi, güneşin insanları kavurması, canavarın yok edilmesi, Doğu’dan gelen kralların yolunun düzenlenmesi için Fırat nehrinin hazırlanması, büyük kentlerin depremlerle yıkılması, Tanrı’nın kelamı adıyla anılacak olan ve ulusları demir çomakla güdecek olan krallar kralının ortaya çıkması, şeytan olan ejderin bin yıl boyunca hapis kalacak şekilde bağlanması ve insanların kurtarıcı ile 1000 yıllık yeni bir döneme girmesi, kitabın açılması, parlak sabah yıldızı (Apokalips vahyini veren kaynak, metnin 22’nci bölümünde kendisinin bir yıldız olduğunu, “parlak sabah yıldızı” olduğunu belirtir).

Şimdide İncil’de ki şekliyle  Aziz Yuhanna’nın Vahiy / Apocalyps  öngörüsünü size nakledeceğiz.

 

Vahiy .

1İsa Mesih’in vahiyidir. Tanrı yakın  zamanda olması gereken olayların kullarına göstermesi için  O’na  bu vahiyi verdi.  O da gönderdi meleği  aracılığıyla  bunu kulu Yuhanna’ya  iletti .

2Yuhanna Tanrı’nın sözüne ve İsa  Mesih’in  tanıklığına- gördüğü  her şeye -  tanıklık etmektedir.

3Bu  peygamberlik  sözlerini okuyana , burada yazılanları dinleyip yerine getirene  ne mutlu  ‘ çünkü  beklenen zaman yakındır.

Yedi Kiliseye Selam

4-6.Ben Yuhanna’dan , Asya  İli’ndeki  yedi kiliseye selam ! Var olan, var olmuş  ve gelecek olandan.  O’nun  tahtının önünde bulunan yedi ruhtan  ve ölüler  arasından ilk doğan , dünya krallarına  egemen olan güvenilir tanık İsa Mesih’ten sizlere lütuf  ve esenlik olsun.

Yücelik ve güç sonsuzlara dek, bizi seven , kanıyla bizi günahlarımızdan  özgür kılmış ve bizi bir krallık  haline  getirip  Babası Tanrı ‘nın hizmetinde kahinler yapmış olan  Mesih’in olsun ! Amin

7İşte bulutlarla geliyor !

Her göz Onu görecek ,

O’nun  bedenin deşmiş olanlar bile.

O’nun için dövünecek yeryüzünün

Bütün halkları

Evet , böyle olacak ! Amin

8Var olan , var olmuş ve gelecek  olan Her şeye Gücü Yeten Rab Tanrı “ Alfa ve Omega Ben’ im diyor”İlk ve Son İsadır “

9İsa’ya ait biri olarak sıkıntıda , tanrısal egemenlikte  ve sabırda ortağınızve kardeşiniz olan ben  Yuhanna. Tanrı ‘nın sözü ve İsa ‘ya tanıklık uğruna Patmos denilen Adada  bulunuyordum.

10Rab ‘bin gününde Ruh’un  etkisinde kalarak arkamda borazan sesine benzer yüksek ses işittim.

11Ses , “ Gördüklerini kitaba yaz ve yedi kiliseye , yani Efes , İzmir, Bergama, Tiyatira , Sart , Filadelfya ve Laodikya’ya gönder “ dedi

12-13 Bana sesleneni görmek için arkama döndüm . Döndüğümde yedi altın kandillik  ve bunların ortasında ,giysileri ayağına kadar uzanan , göğsüne altın kuşak sarınmış, insanoğluna benzer birini gördü.

14Başı saçı ak yapağı gibi beyaz , kar gibi bembeyazdı. Gözleri alev alev yanan ateşti sanki.

15Ayakları ocakta kor haline gelmiş parlak tunca benziyordu. Sesi gürül gürül akan suların  sesi gibiydi.

16Sağ elinde yedi yıldız vardı. Ağzından iki ağızlı keskin bir kılıç uzanıyordu. Yüzü bütün gücüyle parlayan güneş gibiydi.

17O’nu görünce ölü gibi ayaklarının dibine yığıldım. O ise sağ elini üzerime koyup şöyle dedi “ Korkma  ! ilk ve son ben’im “

18Diri olan ben’im  Ölmüştüm , ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir.

19Bunun için gördüklerini şimdi olanları ve bundan sonra olacakları haz.

20Sağ elimde  gördüğün yedi yıldızla yedi altın kendiliğin sırrına gelince , yedi yıldız yedi kilisenin melekleri yedi kandillikse yedi kilisedir. “

Efes’teki Kilise  Bölüm 2

1Efes’teki kilisenin  meleğine yaz. Yedi yıldızı  sap elinde tutan , yerdi altın  kandilliğin ortasında yürüyen şöyle diyor :

2Yaptıklarını  çalışkanlığını sabrını biliyorum . Kötü  kişilere katlanmadığını da biliyorum. Elçi olmadıkları halde kendilerini elçi diye tanıtanları sınadın  ve onları  yalancı buldun .

3Ve katlandın ve sabrın vardır ve benim adım uğruna emek verdin1 ve yorulmadın.

4Ama sana karşı bir şeyim var ki, ilk sevgini bırakmış oldun!

5Onun için, nereden düştüğünü hatırla ve tövbe et ve ilk işlerini yap; yoksa sana çabuk

gelirim ve tövbe etmezsen senin şamdanını yerinden kaldırırım.

6Ama şu şeyin var ki, Nikolailer’in işlerinden nefret edersin; ben de nefret ederim.

 7Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini işitsin. Galip gelene, Allah’ın

cennetinin ortasında bulunan hayat ağacından yemeyi bağışlayacağım.’

İzmir’deki Kiliseye

8Ve İzmir’deki kilise topluluğunun meleğine yaz: Ölmüş olup da yaşamakta olan, ilk ve son olan, şu şeyleri diyor:

9Senin işlerini ve sıkıntını ve fakirliğini biliyorum; ama zenginsin; ve Yahudi değil, ama

Şeytan’ın havrası iken, kendilerinin Yahudi olduklarını söyleyenlerin küfrünü bilirim.

10Çekmek üzere olduğun şeylerden hiç korkma. İşte, denenesiniz diye İblis sizden bazılarını

zindana atmak üzeredir; ve on gün sıkıntınız olacaktır. Ölüme dek sadık ol ve sana hayat tacını

vereceğim.

11 Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini işitsin. Galip gelen, ikinci ölümden

hiç zarar görmeyecektir.’

Bergama’daki kiliseye

12Ve Bergama’daki kilise topluğunun meleğine yaz: İki ağızlı keskin kılıcı olan şu şeyleri

diyor:

13 Senin işlerini ve nerede oturduğunu biliyorum; Şeytan’ın tahtı oradadır; ve adımı sıkı

tutuyorsun ve Şeytan’ın oturduğu yerde, aranızda öldürülen benim sadık tanığım

Antipas’ın günlerinde bile bana olan imanı2 inkâr etmedin.

14 Ama sana karşı birkaç şeyim var; çünkü senin orada, put kurbanlarını yemek için ve zina

işlemek için, İsrail oğullarının önüne tuzak1 atmayı Balak’a öğretmiş olan Balam’ın

öğretişini tutanların vardır.

15 Aynı şekilde, nefret ettiğim bir şey olan Nikolai’lerin öğretişini tutanların da vardır.

16 Tövbe et! Yoksa, sana çabuk geleceğim ve ağzımın kılıcıyla onlara karşı savaşacağım.

17 Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini işitsin. Galip gelene, saklı

mannadana yemeği ona vereceğim; ve ona beyaz taş vereceğim ve taşın üzerinde, onu

alandan başka kimsenin bilmediği yeni bir ad yazılıdır.’

Tiyatira  Klisesi

18 Ve Tiyatira’daki kilise topluluğunun meleğine yaz: Ateş alevi gibi gözleri olan ve ayakları

saf tunca benzeyen Allah’ın Oğlu şu şeyleri diyor:

19 Senin işlerini ve sevgini ve hizmetini ve imanını ve senin katlanışını ve senin son

İşlerinin ilk işlerinden daha çok olduğunu biliyorum.

20 Ama sana karşı birkaç şeyin var ki, kendisini peygamber diye adlandıran İzebel kadına,

zina etmek ve putlara sunulan şeyleri yemek için kullarıma öğretmesine ve onları saptırmasına izin veriyorsun.

21Ve kendi zinasından tövbe etsin diye ona zaman verdim; ve tövbe etmedi.

22İşte, onu bir yatağa ve kendi işlerinden tövbe etmezlerse kendisiyle zina edenleri büyük

sıkıntı içine atacağım.

23Ve onun çocuklarını ölümle öldüreceğim; ve bütün kilise toplulukları, gönülleri2 ve

yürekleri araştıranın ben olduğumu bilecekler; ve her birinize, işlerinize göre vereceğim.

24 Ama size, Tiyatira’daki geri kalanlara, bu öğretişe sahip olmayanların ve onların

Dedikleri gibi Şeytan’ın derin şeylerini bilmeyenlerin hepsine diyorum: Üzerinize başka

Yük koymam;

25 Ama ben gelinceye dek sizde olanı sıkı tutun.

26-27Ve galip gelene ve benim işlerimi sona dek tutana, ben Babamdan yetki aldığım gibi,

ona uluslar üzerinde yetki vereceğim; ve çömlek kapları1 kırılıp parçalandığı gibi onları

demir değnekle güdecektir;

28 Ve ona sabah yıldızını vereceğim.

29 Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini işitsin.’

Bölüm 3

Sart’daki kiliseye

“Ve Sardis’teki kilise topluluğunun meleğine yaz: Allah’ın yedi Ruh’u kendisinde olan ve

yedi yıldıza sahip olan bu şeyleri diyor: ‘Senin işlerini bilirim ki, yaşıyorsun diye adın var

ve ölüsün.

2Uyanık ol ve ölmek üzere olan geri kalan şeyleri güçlendir; çünkü Allah’ın önünde seni

işlerini tamamlanmış bulmadım.

3Onun için nasıl aldığını ve işittiğini hatırla ve tut2 ve tövbe et. Bundan dolayı eğer uyanık

olmazsan, senin üzerine hırsız gibi geleceğim ve senin üzerine hangi saatte geleceğimi

hiç bilmeyeceksin.

4Sardis’te giysilerini kirletmemiş birkaç kişilerin3 de vardır; ve onlar benimle birlikte

beyazlar içinde yürüyecekler; çünkü lâyıktırlar.

5Galip gelen kişi, beyaz giysilerle giydirilmiş olacak; ve onun adını hayat kitabından asla

silmeyeceğim ve onun adını Babamın önünde ve O’nun melekleri önünde açıkça

söyleyeceğim.

6Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini    işitsin.’

Filadelfaya’ daki kiliseye

7Ve Filadelfiya’daki kilise topluluğunun meleğine yaz: Kutsal olan, gerçek olan; Davut’un

anahtarına sahip olan, açan ve hiç kimse kapatamaz, kapatan ve hiç kimse açamaz; bu

şeyleri diyor:

8Senin işlerini bilirim. İşte, senin önüne kimsenin kapa-yamayacağı açılmış bir kapı

koydum; çünkü biraz gücün vardır ve benim sözümü tuttun ve adımı inkâr etmedin.

9İşte, Yahudi değil, ama yalan söyleyip kendilerinin Yahudi olduklarını söyleyen Şeytan’ın

havrasından bazılarını veriyorum;1 işte, onların gelip senin ayaklarının önünde

eğilmelerini sağlayacağım ve benim seni sevdiğimi bilecekler.

10Sabrımın sözünü tuttuğun için, yer üzerinde oturanları denemek üzere bütün dünyanın

üzerine gelecek olan de-neme saatinden ben de seni koruyacağım.

11İşte, tez geliyorum; senin tacını kimse almasın diye sende olanı sıkı tut.

12Galip geleni, Allahımın tapınağında direk yapacağım ve artık hiç dışarı çıkmayacak; ve

onun üzerine Allahımın adını ve Allahımın şehrinin, Allahımın gökten inen yeni

Yeruşalem’in adını ve benim yeni adımı yazacağım.

13Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini   işitsin.’

 Laodikya’daki kilise topluluğunun meleğine yaz:

14Amin, sadık ve doğru olan tanık,

Allah’ın yaradılışının başlangıcı, bu şeyleri diyor:

15  Senin işlerini bilirim, ki ne soğuksun ne de sıcak; keşke soğuk ya da sıcak olaydın.

16  Böylece, ne soğuk ne de sıcak, ılık olduğun için seni ağzımdan kusacağım.

17  Çünkü zenginim ve zenginleştim ve hiçbir şeye ihtiyacım yok diyorsun; ve zavallı ve

acınacak halde ve fakir ve kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun;

18Zengin olasın diye ateşle arıtılmış altın; ve giyinesin ve çıplaklığının ayıbı açıklığa

19çıkarılmasın diye beyaz giysi; ve göresin diye gözlerine süreceğin göz merhemi, benden

satın almanı sana öğütlerim.

20Ben sevdiklerimin hepsini azarlarım ve terbiye ederim; onun için gayretli ol ve tövbe et.

21İşte, kapıda duruyor ve çalıyorum; eğer biri sesimi işi-tir ve kapıyı açarsa, onun yanına                                                                                                     gireceğim ve  ben  onunla  ve  o  benimle  birlikte  akşam  yemeği  yiyeceğiz.

Ben nasıl galip geldim ve Babamla birlikte O’nun tahtında oturdumsa, galip gelene de

benimle birlikte benim tahtımda oturmayı vereceğim.

22  Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini   işitsin.”

 

 

Bölüm 4

1 Bu şeylerden sonra gördüm ve işte, gökte bir kapı açıldı; ve borunun sesi gibi işitmiş olduğum ilk ses benimle konuşarak dedi: “Buraya çık ve bundan sonra olması gereken şeyleri sana göstereceğim.”

2Ve hemen Ruh’ta oldum; ve işte, gökte bir taht kurulmuş ve tahtın üzerinde bir oturan

vardı;

3Ve Oturan, görünüşte yeşim ve kırmızı akik taşına benziyordu; ve tahtın çevresinde

görünüşte zümrüde benzer bir gökkuşağı vardı.

4Ve tahtın etrafında yirmi dört taht ve tahtlar üzerinde oturan beyaz giysilerle giyinmiş

yirmi dört ihtiyar gördüm; ve başları üzerinde taçları vardı.

5Ve tahttan şimşekler ve gök gürlemeleri ve sesler çıkı-yordu; ve tahtın önünde yanan yedi

ateş meşalesi vardı ki, onlar Allah’ın yedi Ruhudur.

6Ve tahtın önünde billur gibi, sanki bir cam denizi vardı. Ve tahtın ortasında ve tahtın

çevresinde, önden ve arka-dan gözlerle dolu dört canlı yaratık vardı.

7Ve birinci canlı yaratık aslana benziyordu ve ikinci canlı yaratık danaya benziyordu ve

üçüncü canlı yaratığın bir insan gibi yüzü vardı ve dördüncü canlı yaratık uçan bir kartala

benziyordu.

8Ve dört canlı yaratık, her birisinin kendine ait olan altı kanadı vardı; etrafı ve içleri gözlerle

doluydu; ve “Kutsal, kutsal, kutsal, var olmuş olan ve var olan ve gelecek olan, her şeye güçü

olan Rab Allah” diyerek gündüz ve gece durmazlar.1

9Ve canlı yaratıklar, taht üzerinde Oturana, çağlar çağına dek yaşayana yücelik ve onur ve

şükran sunduklarında,

10Yirmi dört ihtiyar, taht üzerinde Oturanın önünde kapanırlar ve çağlar çağına dek yaşayana

tapınırlar; ve taçlarını tahtın önüne atarak diyorlar:

11Ya Rab,1 yüceliği ve onuru ve gücü almaya lâyıksın; çünkü bütün şeyleri sen yarattın ve

senin isteğin için var oldular ve yaratıldılar.”

 

Bölüm 5

1Ve taht üzerinde Oturan’ın sağ elinde, içinden ve arkasından yazılı, yedi mühürle mühürlenmiş bir ki-tap2 gördüm.

2Ve yüksek sesle, “Kitabı açmaya ve onun mühürlerini çözmeye kim lâyıktır” diye ilân eden

güçlü bir melek gördüm.

3Ve ne gökte, ne yer üzerinde, ne de yer altında hiç kimse kitabı açamıyor, ne de ona

bakabiliyordu.

4Ve çok ağladım, çünkü kitabı açmaya ve okumaya, ne de ona bakmaya lâyık hiç kimse

bulunmadı.

5Ve ihtiyarlardan biri bana dedi:* “Ağlama; işte, Yahuda kabilesinden3 olan Aslan, Davut’un

kökü, kitabı açmaya ve onun yedi mührünü çözmeye O galip geldi.”

6Ve işte, tahtın ve dört canlı yaratığın ortasında ve ihtiyarların ortasında boğazlanmış gibi

duran bir kuzu gördüm; yedi boynuzu ve yedi gözü vardı ki, bunlar bütün dünyaya

gönderilmiş olan Allah’ın yedi Ruhudur.

7Ve O geldi ve tahtın üzerinde Oturanın sağ elinden kitabı aldı.

8Ve kitabı aldığı zaman, dört canlı yaratık ve yirmi dört ihtiyar, her birinin çenkleri ve

kutsalların duaları olan buhurlarla dolu altın tasları ellerinde olarak Kuzu’nun önünde

yere kapandılar.

9Ve yeni bir ilâhi söyleyip diyorlardı: “Kitabı almaya ve onun mühürlerini açmaya lâyıksın;

çünkü boğazlandın ve kendi kanınla her kabileden ve dilden ve halktan ve ulus-tan bizi1

Allah’a satın aldın;2

10Ve bizi3 Allahımıza krallar ve kâhinler yaptın ve dünya  üzerinde egemenlik süreceğiz.”

11Ve gördüm ve tahtın ve canlı yaratıkların ve ihtiyarların etrafında pek çok meleklerin sesini

işittim; ve onların sayısı on binlerce on binler ve binlerce binlerdi;

12Yüksek sesle diyorlardı: “Boğazlanmış olan Kuzu, kudreti ve zenginliği ve bilgeliği ve gücü

ve onuru ve yüceliği ve bereketi almaya lâyıktır.”

13Ve gökte ve yerde ve yer altında ve deniz üzerinde olan bütün yaratıkların ve onlarda olan

bütün şeylerin:“Taht üzerinde Oturana ve Kuzu’ya çağlar çağına dek bere-ket ve onur ve

yücelik ve kudret olsun” dediklerini işittim.

14Ve dört canlı yaratık, “Amin” dediler. Ve yirmi dört ihtiyar yere kapanıp çağlar çağına dek

yaşayana tapındılar.

 

Bölüm 6

1Ve Kuzu yedi mühürden birini açtığı zaman, gördüm ve dört canlı yaratıktan birinin, gök gürlemesi sesi gibi, “Gel ve gör” dediğini işittim.

2Ve gördüm ve işte, beyaz bir at ve onun üzerinde binmiş olanın bir yayı vardı; ve kendisine bir taç verildi ve galip gelsin diye, yenerek çıktı.

3Ve ikinci mührü açtığı zaman, ikinci canlı yaratığın, “Gel ve gör” dediğini işittim.

4Ve kızıl olan başka bir at çıktı; ve onun üzerine binmiş olana, dünyadan barışı kaldırmaya ve insanlar birbirlerini boğazlasınlar diye kendisine yetki verildi; ve kendisine büyük bir kılıç verildi.

5Ve üçüncü mührü açtığı zaman, üçüncü canlı yaratığın, “Gel ve gör” dediğini işittim. Ve gördüm ve işte, siyah bir at ve onun üzerine binmiş olanın elinde bir terazi vardı.

6Ve dört canlı yaratığın ortasında bir ses işittim: “Bir ölçek buğday bir dinara ve üç ölçek arpa bir dinara; ve zeytinyağına ve şaraba zarar verme” diyordu.

7Ve dördüncü mührü açtığı zaman, “Gel ve gör” diyen dördüncü canlı yaratığın sesini işittim.

8Ve gördüm ve işte, soluk renkli bir at ve onun üzerine binenin adı ölümdü; ve ölüler diyarı1 onunla birlikte ardından geliyordu; ve onlara, kılıçla ve kıtlıkla ve ölümle ve dünyanın vahşi hayvanlarıyla öldürmek için dünyanın dörtte biri üzerine yetki verildi.

9Ve beşinci mührü açtığı zaman, sunağın altında, Allah’ın sözü nedeniyle ve sahip oldukları tanıklık nedeniyle boğazlanmış olanların canlarını gördüm;

10Ve yüksek sesle bağırarak diyorlardı: “Ey kutsal ve gerçek olan egemen Efendi, ne zamana kadar yargı yürütmeyeceksin ve yeryüzünde oturanlardan kanımızın öcünü almayacaksın?”

11Ve onların her birine beyaz kaftan verildi; ve kendileri gibi öldürülmek üzere olan kul2 yoldaşlarının ve kardeşlerinin de öldürülmeleri tamamlanıncaya dek, kısa bir süre daha dinlenmeleri kendilerine söylendi.

12Ve altıncı mührü açtığı zaman gördüm ve işte, büyük bir deprem oldu; ve güneş kıldan çul gibi karardı ve ay kan gibi oldu;

13Ve göğün yıldızları, büyük bir yel tarafından sallanan incir ağacının mevsimsiz incirlerini attığı gibi yere düştüler.

14Ve gök, dürülen bir tomar gibi çekildi; ve her dağ ve ada yerlerinden kaldırıldılar.

15Ve dünyanın kralları ve büyükleri ve zenginleri ve binbaşıları ve güçlüleri ve her bir kul ve hür adam, mağaralarda ve dağların kayalarında saklandılar;

16Ve dağlara ve kayalara diyorlardı: “Üzerimize düşün ve taht üzerinde Oturanın yüzünden ve Kuzu’nun gazabından bizi gizleyin;

17Çünkü O’nun gazabının büyük günü geldi ve kim durabilir?

Bölüm 7

1Ve bu şeylerden sonra, ne yer üzerine, ne deniz  üzerine, ne de herhangi bir ağaç üzerine esmesin diye, yerin dört yelini tutarak, yerin dört köşesi üzerinde duran dört melek gördüm.

2Ve diri Allah’ın mührü kendisinde olarak, gündoğusundan yükselen başka bir melek gördüm; ve yere ve denize zarar vermeyi kendilerine verilmiş olan dört meleğe yük-sek sesle bağırıp dedi:

3“Biz Allahımızın kullarını, alınlarının üzerini mühürleyinceye dek, ne yere ne denize ne de ağaçlara zarar ver-meyin.”

4Ve mühürlenmiş olanların sayısını işittim; İsrail oğullarının bütün kabilelerinden1 yüz kırk dört bin mühürlenmişti.

5Yahuda kabilesinden on iki bin mühürlenmişti; Ruben kabilesinden on iki bin,2 Gad kabilesinden on iki bin,

6Aşer kabilesinden on iki bin, Naftali kabilesinden on iki bin, Manasse kabilesinden on iki bin,

7Şimeon kabilesinden on iki bin, Levi kabilesinden on iki bin, İssakar kabilesinden on iki bin,

8Zebulun kabilesinden on iki bin, Yusuf kabilesinden on iki bin, Benyamin kabilesinden on iki bin mühürlenmişti.

9Bu şeylerden sonra gördüm ve işte, beyaz kaftanlarla giyinmiş ve ellerinde hurma dallarıyla tahtın ve Kuzu’nun önünde durmakta olan her ulustan ve kabileden ve halktan ve dillerden kimsenin sayamayacağı büyük bir kalabalık vardı;

10Ve yüksek sesle bağırıp diyorlardı: “Kurtarış taht üzerinde oturan Allahımıza ve Kuzu’ya aittir.”

11Ve bütün melekler, tahtın ve ihtiyarların ve dört canlı yaratığın etrafında duruyorlardı; ve tahtın önünde yüzüstü kapandılar ve Allah’a tapınarak diyorlardı:

12“Amin! Bereket3 ve yücelik ve bilgelik ve şükür ve onur ve kudret ve güç, çağlar çağına dek Allahımızındır. Amin.”

13Ve ihtiyarlardan biri bana şöyle diyerek yanıt verdi: “Beyaz kaftanlarla giyinmiş olan bunlar kimlerdir ve nereden geldiler?”

14Ve ona, “Sen bilirsin, efendim” dedim. Ve o bana dedi: “Bunlar, o büyük sıkıntının içinden gelenlerdir ve kaftanlarını yıkadılar ve kaftanlarını Kuzu’nun kanında beyaz ettiler.

15Bundan dolayı Allah’ın tahtının önündedirler ve gece gündüz O’nun tapınağında O’na hizmet ediyorlar; taht üzerinde oturan, çadırını onların üzerine gerecektir.

16Artık acıkmayacaklar, ne de artık susayacaklardır; ne güneş, ne de her hangi bir sıcaklık onları hiçbir şekilde çarpmayacaktır;

17Çünkü tahtın ortasında olan Kuzu onları güdecek ve onları hayat sularının pınarlarına götürecek; ve Allah onların gözlerinden bütün gözyaşlarını silecektir.”

 

Bölüm 8

1Ve yedinci mührü açtığı zaman, gökte yarım saat kadar sessizlik oldu.

2Ve Allah’ın önünde duran yedi meleği gördüm; ve onlara yedi boru verildi.

3Ve elinde altın buhurdanı olan başka bir melek geldi ve sunakta durdu; ve tahtın önündeki altın sunak üzerinde bütün kutsalların dualarına katsın diye, kendisine çok buhur verildi.

4Ve kutsalların dualarıyla birlikte buhurun dumanı, meleğin elinden Allah’ın önünde yükseldi.

5Ve melek buhurdanı aldı ve onu sunağın ateşinden doldurdu ve onu yeryüzüne attı; ve sesler ve gök gürlemeleri ve şimşekler ve deprem oldu.

6Ve yedi boruları olan yedi melek, borularını çalmaya hazırlandılar.

7Ve birinci melek borusunu çaldı; ve kanla karışık dolu ve ateş oldu ve yeryüzüne atıldı; ve yerin üçte biri yandı ve ağaçların üçte biri yandı ve bütün yeşil ot yandı.

8Ve ikinci melek borusunu çaldı; ve ateşle yanan sanki büyük bir dağ denizin içine atıldı; ve denizin üçte biri kan oldu:

9Ve denizde olup da canlı olan yaratıkların üçte biri öldü; ve gemilerin üçte biri yok oldu.

10Ve üçüncü melek borusunu çaldı; ve gökten, meşale gibi yanan büyük bir yıldız düştü; ve ırmakların üçte biri üzerine ve su pınarlarının üzerine düştü.

11Ve yıldızın adı Pelin diye çağrılır; ve suların üçte biri pelin oldu; ve insanlardan bir çoğu sulardan öldü, çünkü sular acılaşmıştı.

12Ve dördüncü melek borusunu çaldı; ve güneşin üçte biri ve ayın üçte biri ve yıldızların üçte biri vuruldu; öyle ki, onların üçte biri kararsın ve günün üçte biri ışıldamasın, gece de aynı şekilde.

 13Ve gördüm ve göğün ortasında uçan bir meleğin1 yüksek sesle, “Borularını çalmak

 

Bölüm 9

1Ve beşinci melek borusunu çaldı; ve gökten yere düşen bir yıldız gördüm; ve ona dipsiz derinlik kuyu-sunun2 anahtarı verildi.

2Ve dipsiz derinlik kuyusunu açtı; ve kuyudan büyük bir fırın dumanı gibi duman çıktı; ve kuyunun dumanından güneş ve hava karardı.

3Ve dumanın içinden yeryüzüne çekirgeler çıktı; ve yerin akreplerinin sahip oldukları güç gibi onlara güç verildi.

4Ve onlara, ne yerin otuna, ne herhangi yeşil bir şeye, ne de herhangi bir ağaca değil, ama alınları üzerinde Allah’ın mührü olmayan insanlara zarar vermeleri söylendi.

5Ve onları öldürmesinler, ama onlara beş ay işkence edilsin diye kendilerine yetki verildi; ve onların işkencesi, insanı soktuğu zaman, bir akrebin işkencesi gibiydi.

6Ve o günlerde insanlar ölümü arayacaklar, ama onu bulmayacaklar; ve ölmeyi arzu edecekler ve ölüm onlardan kaçacaktır.

7Ve çekirgelerin biçimleri, savaşa hazırlanmış atlara benziyordu; ve başları üzerinde sanki altına benzer taçlar vardı ve yüzleri insan yüzleri gibiydi.

8Ve kadınların saçları gibi saçları vardı, dişleri de aslan dişleri gibiydi.

9Ve demirden göğüs zırhları gibi göğüs zırhları vardı; ve kanatlarının sesi, savaşa koşan pek çok savaş at arabalarının sesi gibiydi;

10Ve akrepler gibi1 kuyrukları ve iğneleri var; ve insanlara beş ay zarar vermek için onların gücü kuyruklarındaydı.

11Ve onların üzerinde, dipsiz derinliğin meleği olan bir kralları vardır; onun adı İbranice’de Abaddon’dur; ve Yunanca’da Apolyon2 adını taşır.

12Birinci vay geçti. İşte, bu şeylerden sonra iki vay daha geliyor.

13Ve altıncı melek borusunu çaldı; ve Allah’ın önünde bulunan altın sunağın dört boynuzundan bir ses  işittim;

14Kendisinde boru olan altıncı meleğe, “Büyük Fırat ır-mağı yanında bağlı olan dört meleği çöz” diyordu.

15Ve insanların üçte birini öldürsünler diye, saat ve gün ve ay ve yıl için hazırlanmış olan dört melek çözüldü.

16Ve atlı orduların sayısı iki kez on bin kere on bindi; ve onların sayısını duydum.

17Ve böylece görüntüde3 atları, ve ateşten ve gök yakut-tan ve kükürtten göğüs zırhları olup da onlar üzerine binmiş olanları gördüm; ve atların başları aslanların başları gibiydi; ve ağızlarından ateş ve duman ve kükürt çıkıyordu.

18İnsanların üçte biri bunların ağzından çıkan ateşten ve dumandan ve kükürtten, bu üç beladan öldürüldüler.

19Çünkü atların kudreti ağızlarında ve kuyruklarındadır; çünkü onların kuyrukları yılanlara benziyor ve başları vardır; ve bunlarla zarar verirler.

20Ve bu belalarla öldürülmemiş olan insanların geri kalanları, cinlere ve ne görebilen, ne işitebilen, ne de yürüyebilen altın ve gümüş ve tunç ve taş ve tahta putlara tapınmasınlar diye, kendi ellerinin işlerinden tövbe bile etmediler.

21Ve ne kendi cinayetlerinden, ne büyücülüklerinden, ne zinalarından, ne de hırsızlıklarından tövbe ettiler.

 

Bölüm 10

1Ve gökten inmekte olan, bulutla giyinmiş güçlü başka bir melek gördüm; ve başı üzerinde bir gökkuşağı vardı; ve yüzü güneş gibi ve ayakları ateş direkleri gibiydi;

2Ve elinde açılmış küçük bir kitap vardı; ve sağ ayağını deniz üzerine ve sol ayağını kara üzerine koydu;

3Ve aslan kükrer gibi yüksek bir sesle bağırdı. Ve o bağırınca yedi gök gürlemesi kendi sesleriyle1 konuştular

4Ve yedi gök gürlemesi kendi sesleriyle konuşunca,2 yazmak üzereydim; ve gökten bir sesin bana, “Yedi gök gürlemesinin söylediği şeyleri mühürle ve onları yazma” dediğini işittim.

5Ve deniz üzerinde ve kara üzerinde durduğunu gördüğüm melek sağ elini göğe kaldırdı;

6Ve göğü ve onda olanları ve yeri ve onda olanları ve denizi ve onda olanları yaratanın, çağlar çağına dek yaşa-yanın aracılığıyla yemin etti ki, artık gecikme olmayacak;

7Ama yedinci meleğin sesinin günlerinde, boruyu çalmak üzere olduğunda, Allah’ın kendi kulları olan peygamberlere müjdeyi bildirdiği gibi, O’nun sırrı da tamamlanacaktır.

8Ve gökten işitmiş olduğum ses yine benimle konuşup dedi:* “Git, deniz üzerinde ve kara üzerinde duran meleğin elindeki açık bulunan küçük kitabı al.”

9Ve meleğe gittim; ona, “Küçük kitabı bana ver” dedim. Ve bana dedi: “Al ve onu ye; ve karnını acı edecek, ama ağzında bal gibi tatlı olacak.”

10Ve küçük kitabı meleğin elinden aldım ve onu yedim; ve ağzımda bal gibi tatlıydı; ve onu yediğim zaman karnım acı olmuştu.

11Ve bana dedi:*1 “Senin, yine birçok halklar ve uluslar ve diller ve krallar hakkında peygamberlik etmen gerekir.”

 

Bölüm 11

1Ve bana değneğe benzer bir kamış verilip şöyle dendi: “Kalk, Allah’ın tapınağını ve sunağı ve onda tapınanları ölç.

2Ve tapınağın dışındaki avluyu dışta bırak ve onu ölçme; çünkü o uluslara verildi; ve kutsal şehri kırk iki ay ayak altında çiğneyecekler.

3Ve iki tanığıma güç vereceğim ve çul giysilerle giyinmiş olarak bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.”

4Dünyanın Rabbi önünde duran iki zeytin ağacı ve iki şamdan bunlardır.

5Ve eğer bir kimse onlara zarar vermek isterse, onların ağzından ateş çıkar ve düşmanlarını yiyip bitirir; ve eğer bir kimse onlara zarar vermek isteyecekse, onun da böyle öldürülmesi gerekir.

6Onların peygamberlik günlerinde yağmur yağmasın diye, göğü kapama yetkisine sahiptirler; ve sular üzerinde, onları kana döndürmek için ve istedikleri kadar sık sık yeri her bela ile vurmak için yetkiye sahiptirler.

7Ve kendi tanıklıklarını bitirdikleri zaman, dipsiz derinlikten çıkan canavar onlarla savaşacak ve onları yenecek ve onları öldürecek.

8Ve onların cesetleri, ruhsal olarak Sodom ve Mısır diye adlandırılan büyük şehrin caddesi üzerinde olacak; onların Rabbi de orada çarmıha gerilmişti.

9Ve halklardan ve kabilelerden ve dillerden ve uluslardan olanlar, üç buçuk gün onların cesetlerini görecekler ve cesetlerinin mezara konulmasına izin vermeyecekler.

10Ve yeryüzünde oturanlar onlar üzerine sevinecek ve şenlik yapacaklar ve birbirlerine armağanlar gönderecekler; çünkü bu iki peygamber yeryüzünde oturanlara işkence etmişlerdi.

11Ve üç buçuk günden sonra, Allah’tan onların içine ha-yat ruhu girdi ve ayakları üzerinde durdular; ve onları görenlerin üzerine büyük korku düştü.

12Ve gökten onlara, “Buraya çıkın!” diyen büyük bir ses işittiler. Ve bulut içinde göğe çıktılar; ve onların düşmanları onları gördüler.

13Ve o saatte büyük bir deprem oldu ve şehrin onda biri yıkıldı; ve depremde insanlardan yedi bin kişi1 öldü; ve geriye kalanlar korktular ve göğün Allahına yücelik verdiler.

14İkinci vay geçti; işte, üçüncü vay tez geliyor.

15Ve yedinci melek borusunu çaldı; ve gökte büyük sesler vardı, şöyle diyordu: “Dünyanın krallıkları Rabbimizin ve O’nun Mesihinin oldu; ve çağlar çağına dek egemenlik sürecektir.”

16Ve Allah’ın önünde kendi tahtları üzerinde oturan yirmi dört ihtiyar, yüzüstü kapanıp Allah’a tapındılar;

17Şöyle diyorlardı: “Sana şükrederiz ey her şeye gücü olan, var olan ve var olmuş olan ve gelecek olan Rab Allah; çünkü2 kendi büyük kudretini aldın ve egemenlik sürdün.

18Ve uluslar öfkelenmişlerdi ve senin gazabın geldi; ve ölülerin yargılanması ve kulların olan peygamberlere ve kutsallara ve senin adından korkanlara, küçüklere ve büyüklere ödül verme ve yeryüzünü mahvedenleri mahvetme zamanı geldi.”

19Ve gökte Allah’ın tapınağı açıldı; ve tapınağın-da O’nun antlaşma sandığı göründü; ve şimşekler ve sesler ve gök gürlemeleri ve deprem oldu ve büyük dolu yağdı.

 

Bölüm 12

1Ve gökte büyük bir belirti göründü; güneşle giyinmiş ve ayakları altında ay ve başı üzerinde on iki yıldızdan tacı olan bir kadın;

2Ve çocuğa gebe olup doğurmak için, doğum sancıları ve ağrı içinde bağırıyordu.

3Ve gökte başka bir belirti göründü; ve işte, yedi başı ve on boynuzu ve başları üzerinde yedi taçı olan büyük kızıl bir ejder.

4Ve onun kuyruğu göğün yıldızlarının üçte birini sürüklüyordu; ve onları yeryüzüne attı. Ve ejder, doğurmak üzere olan kadının önünde, doğurduğu zaman onun çocuğunu yutsun diye duruyordu.

5Ve kadın, bütün ulusları demir çomakla güdecek olan bir erkek çocuk doğurdu; ve onun çocuğu Allah’a ve O’nun tahtına kapılıp yukarı götürüldü.

6Ve kadın çöle kaçtı, orada kendisini bin iki yüz altmış gün beslensinler diye, Allah tarafından hazırlanmış bir yeri vardır.

7Ve gökte savaş oldu; Mikael ve melekleri ejdere karşı savaştılar; ve ejder ve kendi melekleri savaştılar;

8Ve onlar galip olmadılar; ne de gökte artık onların yeri bulundu.

9Ve büyük ejder dışarı atıldı, İblis ve Şeytan diye adlandırılan, bütün dünyayı saptıran o eski yılan, öylece  yeryüzüne atıldı; ve melekleri onunla birlikte atıldılar.

10Ve gökte büyük bir sesin şöyle dediğini duydum: “Allahımızın kurtarışı ve kudreti ve krallığı ve Mesihinin yetkisi şimdi gelmiş oldu;1 çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı, onları Allahımızın önünde gündüz ve gece suçlayan aşağı atıldı.

11Ve onlar, Kuzu’nun kanı nedeniyle ve kendi tanıklıklarının sözü nedeniyle onu yendiler; ve ölüme dek canla-rını2 sevmediler.

12Bundan dolayı, ey gökler ve onlarda oturanlar sevinin. Yeryüzünde oturanlara ve denizdekilere vay! Çünkü İblis, zamanının kısa olduğunu bilerek, büyük öfkeyle size indi.

13Ve ejder, yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadına işkence etti.

14Ve yılanın önünden çöle, kendi yerine uçsun diye, kadına büyük kartalın iki kanadı verildi; orada bir vakit ve vakitler ve yarım vakit beslenir.

15Ve yılan, kadını ırmak tarafından sürükleyip götürsün diye, onun ardına kendi ağzından bir ırmak gibi su fış-kırttı.

16Ve yer kadına yardım etti; ve yer ağzını açıp ejderin kendi ağzından fışkırttığı ırmağı yuttu.

17Ve ejder kadına öfkelendi ve onun soyunun geriye kalanıyla, yani Allah’ın emirlerini tutup İsa Mesih’in tanıklığına sahip olanlarla savaşmaya gitti.

 

Bölüm 13

1Ve denizin kumu üzerinde durdum; ve yedi başı ve on boynuzu olan bir canavarın denizden çıktığını gördüm; ve boynuzlarının üzerinde on taç ve başları üzerin-de küfür adı vardı.

2Ve gördüğüm canavar parsa benziyordu ve ayakları ayı ayakları gibiydi ve ağzı aslan ağzı gibiydi; ve ejder ona kendi gücünü ve kendi tahtını ve büyük yetki verdi.

3Ve başlarından birini ölüm derecesinde yaralanmış gibi gördüm; ve onun ölüm yarası iyi edildi; ve bütün dünya canavarın ardınca şaştı.

4Ve canavara yetki veren ejdere taptılar; ve, “Canavara  benzeyen kimdir? Onunla kim savaşabilir?” diyerek canavara taptılar.

5Ve kendisine, büyük şeyler ve küfürler söyleyen bir ağız verildi; ve kırk iki ay işlemek üzere kendisine yetki verildi.

 6Ve Allah’a karşı küfretmek, O’nun adına ve O’nun çadırına ve gökte oturanlara küfretmek için ağzını açtı.

7Ve kutsallarla savaşmak ve onları yenmek için ona izin verildi; ve kendisine, her kabile ve dil ve ulus üzerine yetki verildi.

8Ve yeryüzünde oturanların hepsi, dünya kurulalıdan beri boğazlanmış Kuzu’nun1 hayat kitabında adı yazılmamış olan herkes ona tapacak.

9Bir kimsenin kulağı varsa işitsin.

10Eğer bir kimse esirliğe götürüyorsa,2 esirliğe gider; eğer bir kimse kılıçla öldürürse, onun kılıçla öldürülmesi gerektir. Kutsalların tahammülü ve imanı işte buradadır!

11Ve yerden çıkan başka bir canavar gördüm; ve kuzu gibi iki boynuzu vardı ve ejder gibi konuşuyordu.

12Ve birinci canavarın bütün yetkisini onun önünde kullanıyor; ve yeryüzünü ve onda oturanları, ölüm yarası iyi edilmiş olan birinci canavara tapındırıyor.

13Ve büyük belirtiler yapıyor; öyle ki, insanların önünde gökten yeryüzüne ateş bile inmesini sağlıyor.

14Ve kılıç yarası olan ve yaşayan canavara bir şekil4 yapmalarını yeryüzünde oturanlara söyleyerek, canavarın ö-nünde yapmak için kendisine verilmiş olan belirtiler ne-deniyle yeryüzünde oturanları saptırıyor.

15Ve canavarın şekli de konuşsun ve canavarın şekline tapmayanların hepsini ölüme uğratsın diye, canavarın şekline nefes vermek için kendisine güç verildi.

16Ve küçüğün ve büyüğün ve zenginin ve fakirin ve öz-gür ile köle adamların sağ elleri üzerine ya da alınları üzerine işaret vursun diye, hepsine kabul ettiriyordu;5

17Ve öyle ki, işaret ya da canavarın adı ya da onun adının sayısı kendisinde olandan başka, hiç kimse ne satın alabilsin, ne de satabilsin.

18Bilgelik işte burada! Anlayışı olan, canavarın sayısını hesaplasın; çünkü bir adamın sayısıdır;6 ve onun sayısı altı yüz altmış altıdır.

 

Bölüm 14

1Ve gördüm ve işte, Kuzu Sion dağı üzerinde dur-makta ve O’nunla birlikte, alınları üzerinde kendisinin adı ve Babasının adı yazılmış olan yüz kırk dört bin kişi vardı.

2Ve gökten, çok suların sesi gibi ve büyük gök gürleme-sinin sesi gibi bir ses işittim; ve çenklerini çalan çenkçilerin sesini işittim;1

3Ve tahtın önünde ve dört canlı yaratığın ve ihtiyarların önünde, sanki yeni bir ilâhi söylüyorlar. Ve yeryüzünden satın alınmış olan yüz kırk dört bin kişiden başka hiç kimse o ilâhiyi öğrenemez.

4Kadınlarla lekelenmemiş olanlar bunlardır, çünkü onlar bakirdirler;2 bunlar, Kuzu her nereye giderse O’nun ardından gidenlerdir. Bunlar, Allah’a ve Kuzu’ya turfanda olarak insanlar arasından satın alınmışlardır;

5Ve ağızlarında hile bulunmadı; Çünkü Allah’ın tahtı önünde kusursuzdurlar.

6Ve yeryüzünde oturanlara ve her ulusa ve kabileye ve dile ve halka ilân etmek için, sonsuz İncil’e sahip olup göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm;

7Yüksek sesle diyordu: “Allah’tan korkun ve O’na yücelik verin; çünkü O’nun yargı saati geldi; ve göğü ve yeri ve denizi ve sular pınarlarını yaratana tapının.

8Ve başka ikinci bir melek ardından gelip şöyle diyordu: “Yıkıldı! Bütün uluslara içmek için vermiş olduğu kendi zinasının azgınlığı şarabından dolayı büyük Babil yıkıldı!”

9Ve onları başka üçüncü bir melek izledi; yüksek sesle şöyle diyordu: “Eğer bir kimse canavara ve onun şekline taparsa ve alnı üzerine ya da eli üzerine damgayı kabul ederse,

10O da, Allah’ın3 gazabının kasesinde katkısız olarak karıştırılmış4 olan Allah’ın öfkesinin şarabından içecektir; ve kutsal melekler önünde ve Kuzu’nun önünde ateş ve kükürtle işkence edilecektir;

11Ve işkencelerinin dumanı çağlar çağına dek yükselecek; ve canavara ve onun şekline tapanlar, ve onun adının damgasını her kim kabul etmişse, onların gündüz ve gece rahatları yoktur.

12Kutsalların tahammülü buradadır; Allah’ın emirlerini ve İsa’nın imanını koruyanların tahammülü buradadır.”

13Ve gökten bir ses işittim, bana şöyle diyordu: “Yaz, bundan sonra Rab’de ölen ölülere ne mutlu!” “Evet” diyor Ruh, “ta ki kendi emeklerinden dinlensinler; ve  işleri onları izliyor.”

14Ve gördüm ve işte, beyaz bir bulut ve bulutun üzerinde oturan İnsanoğlu’na benzer biri, başı üzerinde bir altın taç ve elinde keskin bir orak vardı.

15Ve tapınaktan başka bir melek çıktı, bulut üzerinde oturana yüksek sesle, “Orağını gönder ve biç; çünkü senin için biçme saati gelmiştir; çünkü yerin ürünü kurumuştur”1 diye bağırdı.

16Ve bulut üzerinde oturan, orağını yeryüzüne attı ve yer biçildi.

17Ve gökteki tapınaktan başka bir melek çıktı; onun da keskin bir orağı vardı.

18Ve ateş üzerinde yetkisi olan başka bir melek sunaktan çıktı; ve keskin orağı olana yüksek sesle çağırıp dedi: “Keskin orağını gönder ve yerin asmasının salkımlarını topla; çünkü onun üzümleri tamamen olgunlaştı.”

19Ve melek orağını yere attı ve yerin asmasını2 topladı ve  Allah’ın öfkesinin büyük üzüm ezme çukuruna attı.

20Ve ezme çukurunda üzüm,3 şehrin dışında çiğnendi; ve atların gemlerine erişecek derecede üzüm çukurundan kan çıktı; bin altı yüz ok atımı uzaklığa kadar.

 

Bölüm 15

1Ve gökte büyük ve şaşılacak4 başka bir belirti, son yedi belaya sahip olan yedi melek gördüm; çünkü Allah’ın öfkesi bunlarla tamamlanmış olur.

2Ve ateşle karışık sanki camdan bir deniz gördüm; ve canavarı ve onun şeklini ve adının sayısını yenenleri, Allah’ın çenkleri kendilerinde olarak cam denizin üzerinde durmakta gördüm.

3Ve Allah’ın kulu Musa’nın ilâhisini ve Kuzu’nun ilâhisini söyleyerek diyorlardı: “Ey her şeye güçü olan Rab Allah, senin işlerin büyük ve hayret vericidir; ey kutsal-ların1 Kralı, senin yolların adil ve doğrudur;

4Ey Rab, senden kim korkmayacak ve adını yüceltmeyecek? Çünkü kutsal olan yalnız sensin; çünkü bütün uluslar gelecekler ve senin önünde tapınacaklar; çünkü senin adil işlerin2 belli oldu.”

5Ve bu şeylerden sonra gördüm ve işte, gökte tanıklık çadırının tapınağı açıldı:

6Ve yedi balaya sahip olan yedi melek, temiz ve parlak ketenle giyinmiş ve göğüsleri etrafında altın kuşaklarla kuşanmış olarak tapınaktan çıktılar.

7Ve dört canlı yaratıktan biri yedi meleğe, çağlar çağına dek yaşayan Allah’ın öfkesiyle dolu yedi altın tas verdi.

8Ve tapınak, Allah’ın yüceliğinden ve kudretinden dumanla doldu; ve yedi meleğin yedi belası tamamlanınca-ya dek kimse tapınağa giremedi.

 

Bölüm 16

1Ve tapınaktan yedi meleğe, “Gidin ve Allah’ın öfkesinin yedi tasını yeryüzüne boşaltın” diyen yüksek bir ses işittim.

 2Ve birincisi gitti ve tasını yer üzerine boşalttı; ve canavarın damgası kendisinde olan ve onun şekline tapan adamlar üzerinde kötü ve ıstırap verici yaralar mey-dana geldi.

3Ve ikinci melek tasını denize boşalttı; ve ölü birinin kanı gibi deniz kan oldu; ve denizde her yaşayan can öldü.

4Ve üçüncü melek tasını ırmaklara ve suların pınarlarına boşalttı; ve onlar kan oldular.

5Ve sular meleğinin şöyle dediğini işittim: “Ey var olan ve var olmuş olan ve kutsal olan Rab! Adilsin, çünkü bu şeyleri sen yargıladın;1

6Çünkü kutsalların ve peygamberlerin kanını döktüler; sen de içmek için onlara kan verdin; çünkü lâyıktırlar.”

7Ve tapınaktan başka birinin, “Evet, her şeye gücü olan Rab Allah, senin yargıların doğru ve adildir” dediğini işittim.

8Ve dördüncü melek tasını güneş üzerine boşalttı; ve ona,2 insanları ateşle kavurma gücü verildi.

9Ve insanlar büyük ısıyla kavruldular; ve bu belalar üze-rinde yetkisi olan Allah’ın adına küfrettiler; ve O’na yücelik vermek için tövbe etmediler.

10Ve beşinci melek tasını canavarın tahtı üzerine boşalttı; ve onun krallığı kararmış oldu; ve insanlar acı-dan3 dillerini ısırdılar;

11Ve acılarından ve yaralarından dolayı göğün Allah’ına küfrettiler; ve kendi işlerinden tövbe etmediler.

12Ve altıncı melek tasını büyük Fırat nehri üzeri-ne boşalttı; ve gündoğusundan gelecek olan kralların yo-lu hazırlansın diye onun suları kurudu.

13Ve ejderin ağzından ve canavarın ağzından ve yalancı peygamberin ağzından çıkan, kurbağalara benzer üç murdar ruh gördüm;

14Çünkü onlar belirtiler yapan cinlerin ruhlarıdır; onlar, her şeye gücü olan Allah’ın o büyük gününün savaşı için bir araya toplamak üzere bütün dünyanın krallarına gidiyorlar.

15“İşte hırsız gibi geliyorum. Çıplak dolaşmasın ve onun utancını görmesinler diye, uyanık durana ve elbiselerini koruyana ne mutlu!”

16Ve onları İbranice’de Armageddon4 denilen yere topladılar.

17Ve yedinci melek tasını havaya boşalttı; ve göklerin tapınağından ve tahttan, “yerine getirilmiştir!”1 diye yüksek bir ses çıktı;

18Ve sesler ve gök gürlemeleri ve şimşekler vardı; ve büyük bir deprem oldu; öyle büyük, öyle güçlü bir deprem ki, insanların yeryüzünde var olduğundan beri böylesi olmamıştır.

19Ve büyük şehir üç parça oldu; ve ulusların şehirleri yıkıldı; ve kendi gazabının öfkesi şarabının kasesi ona verilmek üzere büyük Babil, Allah’ın önünde anıldı.

20Ve her ada kaçtı ve dağlar bulunmaz oldular.

21Ve gökten, insanların üzerine bir talant ağırlığı kadar büyük dolu yağdı; ve dolu belasından ötürü insanlar Allah’a küfrettiler; çünkü bela aşırı derecede büyüktü.

 

Bölüm 17

1Ve yedi tasları olan yedi melekten biri geldi ve benimle konuşup bana dedi: “Buraya gel, çok sular üze-rinde oturan büyük fahişenin yargısını2 sana göstereceğim;

2Onunla yerin kralları zina ettiler; ve yeryüzünde oturanlar onun zinasının şarabıyla sarhoş oldular.”

3Ve beni Ruh’ta çöle götürdü; ve yedi başı ve on boynuzu olan, küfür adlarıyla dolu kırmızı bir canavarın üstünde oturan bir kadın gördüm.

4Ve kadın, elinde iğrençliklerle ve kendi zinasının murdarlığıyla dolu bir altın kâse olarak, erguvani ve kırmızı giysilerle giyinip kuşanmış ve altın ve değerli taşlar ve incilerle süslenmişti;

5Ve onun alnı üzerinde bir ad yazılıydı: “SIR, BÜYÜK BABİL, DÜNYA FAHİŞELERİNİN VE İĞRENÇLİKLERİ-NİN ANASI.”

6Ve kadını kutsalların kanıyla ve İsa’nın tanıklarının kanıyla sarhoş gördüm. Ve onu görünce büyük şaşkınlıkla şaştım.

7Ve melek bana dedi: “Neden şaştın? Kadının ve onu taşıyan yedi başlı ve on boynuzlu canavarın sırrını ben sana söyleyeceğim.

8Gördüğün canavar vardı; ve yoktur; ve dipsiz derinlik-ten çıkmak üzeredir ve yok olmaya gidiyor; ve yeryüzün-de yaşayanlar, dünya kurulalıdan beri adları hayat kitabın-da yazılmamış olanlar, canavarı görünce şaşacaklar; o ki, vardı ve yoktur ve yine olacaktır.1

9Bilgeliğe sahip olan akıl, işte buradadır; yedi baş, kadının üzerlerinde oturduğu yedi dağdır.

10Ve yedi kral vardır;2 beşi düştü ve biri vardır, ötekisi henüz gelmedi; ve geldiği zaman onun az bir süre kalması gerektir.

11Ve var olan ve şimdi olmayan canavarın kendisi de sekizincidir; ve yedilerden olup yok olmaya gidiyor.

12Ve gördüğün on boynuz, henüz krallık almamış on kral-dır; ama canavarla birlikte krallar olarak bir saat yetki alırlar.

13Bunlar tek düşünceye sahiptirler; ve kendi güçlerini ve yetkilerini canavara verirler.

14Bunlar Kuzu ile savaşacaklar ve Kuzu onları yenecek-tir; çünkü O, rablerin Rab’bi ve kralların Kralı’dır; ve O’nunla birlikte olanlar, çağrılmış ve seçilmiş ve sadık olanlardır.”

15Ve bana dedi:* “Fahişenin üzerinde oturduğunu gör-düğün sular, halklar ve kalabalıklar ve uluslar ve dillerdir.

16Ve gördüğün on boynuz ve canavar,3 bunlar fahişeden  nefret edecekler ve onu perişan ve çıplak edecekler; ve onun etini yiyecekler ve onu ateşle yakacaklar.

17Çünkü Allah’ın sözleri yerine gelinceye dek, Allah’ın düşüncesini yapmayı ve bir fikirde olmayı, kendi krallıklarını canavara vermeyi onların yüreğine O koydu.

18Ve gördüğün kadın, dünyanın kralları üzerinde krallığı4 olan büyük şehirdir.”

 

Bölüm 18

1Ve bu şeylerden sonra, büyük yetkisi olan başka bir meleğin gökten inmekte olduğunu gördüm; ve yeryüzü onun yüceliğiyle aydınlandı.

2Ve kudretle bağırıp yüksek bir sesle dedi: “Yıkıldı, büyük Babil yıkıldı; ve cinlerin konutu ve her murdar ruhun zindanı1 ve her murdar ve nefret duyulan kuşun zindanı1 oldu.

3Çünkü bütün uluslar onun zinasının azgınlık şarabından içtiler; ve dünyanın kralları onunla zina ettiler; ve dünyanın tüccarları onun lüksünün2 gücüyle zenginleştiler.”

4Ve gökten başka bir ses işittim, diyordu: “Ey halkım, onun günahlarına ortak olmayasınız3 ve onun belalarından pay almayasınız diye ondan çıkın;

5Çünkü onun günahları göğe dek erişti;4 ve Allah onun kötülüklerini hatırladı.

6Kendisi size karşılık verdiği gibi ona karşılık verin; ve onun işlerine göre kendisine iki katını verin. Size, karıştırıp doldurduğu kaseyi, kendisine iki kat karıştırıp doldurun.

7Kendisini ne kadar yücelttiyse ve lüks içinde yaşadıysa, ona o kadar işkence ve keder verin. Çünkü kendi yüreğinde, ‘Ben bir kraliçe olarak oturuyorum ve dul değilim ve asla yas görmeyeceğim’ diyor.

8Bu nedenle onun belaları, ölüm ve yas ve kıtlık bir gün içinde gelecek ve ateşle yakılacaktır; çünkü onu yargıla-yan Rab Allah güçlüdür.

9-10Ve onunla zina etmiş ve lüks içinde yaşamış olan dünyanın kralları, onun yanışının dumanını görünce, onun azabının korkusundan dolayı uzakta durup, ‘Vay, vay, büyük şehir, güçlü şehir, Babil! Çünkü senin yargın bir saat içinde geldi’ diyerek, onun üzerine ağlayacaklar ve onun için dövünecekler.

11Ve dünyanın tüccarları onun için ağlayıp yas tutarlar, çünkü onların mallarını artık kimse almıyor;

12Altından ve gümüşten ve değerli taştan ve inciden ve ince ketenden ve erguvaniden ve ipekten ve kırmızıdan olan malları; ve her çeşit kokulu ağacı ve fildişinden her çeşit kabı ve en değerli ağaç ve tunç ve demir ve mermer-den her çeşit kabı;

13Ve tarçını ve kokuları ve yağı ve günnüğü ve şarabı ve zeytinyağını ve ince unu ve buğdayı ve sığırları ve koyunları ve atlar ile arabaları ve köleler malını ve insanların canlarını artık kimse almıyor.

14Ve senin canının arzuladığı meyveler senden ayrılıp gitti; ve bütün zarif1 ve parlak şeyler senden ayrılıp yok oldu; ve onları artık hiç bulmayacaksın.

15Bu şeylerin tüccarları, onun2 aracılığıyla zengin olmuş olanlar, ağlayarak ve yas tutarak onun işkencesinin korkusundan dolayı uzakta duracaklar;

16Ve diyecekler: ‘Vay, vay, ince keten ve erguvani ve kırmızı ile kuşanmış ve altın ve değerli taş ve incilerle bezenmiş olan büyük şehir!

17Çünkü bir saat içinde bu kadar büyük zenginlik harap edildi.’ Ve her gemi reisi ve gemilerdeki bütün mürettebat, ve gemiciler ve deniz yoluyla ticaret yapanların hep-si uzakta durdular;

18Ve onun yanışının dumanını görünce, ‘Hangi şehir bu büyük şehre benzer?’ diyerek feryat ettiler.

19Ve kendi başları üzerine toprak attılar ve feryat ettiler; ağlayarak ve yas tutarak diyorlardı: ‘Vay, vay, büyük şehir! Denizde gemileri olanların hepsi, onun çok pahalı şeyleri4 aracılığıyla zengin oldular! Çünkü o, bir saatte harap edildi.’

20Ey gök ve kutsal5 resuller ve peygamberler onun üzerine sevinin; çünkü Allah onu yargılayarak hakkınızı aldı.

21Ve güçlü bir melek, büyük bir değirmen taşı gibi bir taş kaldırdı ve şöyle diyerek denize attı: ‘Büyük şehir, Babil, bu şekilde şiddetle aşağı atılacak ve artık hiç bulunmayacak;

22Ve artık sende, çenkçilerin ve çalgıcıların ve flüt çalanların ve borazancıların sesi hiç işitilmeyecek; ve artık sende hiçbir sanatın bir sanatçısı asla bulunmayacak; ve artık sende değirmen sesi hiç duyulmayacak;

23Ve artık sende kandil ışığı hiç ışıldamayacak; ve artık sende güvey ve gelin sesi hiç duyulmayacak; çünkü senin tüccarların, dünyanın büyük kişileriydiler; çünkü bütün uluslar büyücülüğünle saptırıldılar.1

24Ve peygamberlerin ve kutsalların ve yeryüzünde boğazlananların hepsinin kanı onda bulundu.’”

 

Bölüm 19

1Ve bu şeylerden sonra büyük bir kalabalığın yüksek sesini işittim, şöyle diyorlardı: “Halleluya! Kurtarış ve yücelik ve onur ve kudret Rab Allahımızındır;

2Çünkü O’nun yargıları doğru ve adildir; çünkü yeryüzünü kendi zinasıyla bozan3 büyük fahişeyi yargıladı; ve kendi kullarının kanının öcünü ondan4 aldı.”

3Ve ikinci kez dediler: “Halleluya!” Ve onun dumanı çağlar çağına dek tütüyor.

4Ve yirmi dört ihtiyar ve dört canlı yaratık yere kapandılar ve, “Amin, Halleluya!” diyerek taht üzerinde oturan Allah’a tapındılar.

5Ve tahttan bir ses çıktı, şöyle diyordu: “Ey O’nun bütün kulları ve O’ndan korkanlar, küçükler ve büyükler, Allahımızı övün.”

6Ve sanki büyük bir kalabalığın sesi gibi ve pek çok suların sesi gibi ve güçlü gök gürlemelerinin sesi gibi bir ses işittim, şöyle diyordu: “Halleluya! Çünkü her şeye gücü  olan Rab Allahımız egemenlik sürüyor.

7Sevinelim ve coşalım; ve yüceliği O’na verelim; çünkü Kuzu’nun düğünü geldi; ve O’nun eşi, kendini hazırladı.

8Ve saf ve parlak, ince keten giyinsin diye kendisine verildi; çünkü ince keten kutsalların salâh işleridir.”

9Ve bana dedi:* “Yaz, Kuzu’nun düğün şölenine çağrılan-lar mutludurlar.” Ve bana, “Bunlar Allah’ın gerçek sözleridir” dedi.*

10Ve ona tapınmak için ayaklarının önüne kapandım. Ve bana dedi:* “Sakın bunu etme! Ben senin ve kendilerinde İsa’nın tanıklığı olan kardeşlerinin kul olan arkadaşıyım; Allah’a tapın. Çünkü İsa’nın tanıklığı peygamberlik ruhudur.”1

11Ve göğü açılmış gördüm; ve işte, beyaz bir at; ve onun üzerine binen, Sadık ve Gerçek adıyla çağrılır; ve adaletle yargılar ve savaşır.

12Ve O’nun gözleri ateş alevi gibiydi; ve başı üzerinde çok taçlar vardı; kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği yazılmış bir adı vardır.

13Ve kana batırılmış bir giysiyle giyinmiş olup O’nun adı, ‘Allah’ın Sözü’ diye çağrılır.

14Ve gökteki ordular, beyaz ve saf, ince ketenle giyinmiş olarak beyaz atlar üzerinde O’nun ardından geliyorlardı.

15Ve ulusları onunla vursun diye, O’nun ağzından keskin bir kılıç çıkıyor; ve onları bir demir çomakla güdecek; ve her şeye gücü olan Allah’ın gazabı ve öfkesi şarabının üzüm ezme çukurunua kendisi basacaktır.

16Ve elbisesi üzerinde ve kalçası üzerinde, “KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ” diye yazılmış bir adı vardı.

17Ve güneşte duran bir melek gördüm; ve yüksek sesle bağırıp göğün ortasında uçan bütün kuşlara diyordu: “Gelin ve büyük Allah’ın ziyafeti2 için bir araya toplanın;

18Öyle ki, kralların etini ve binbaşıların etini ve güçlü adamların etini ve atların ve üzerlerine binenlerin etini ve özgürlerin ve kölelerin ve küçüklerin ve büyüklerin, hepsinin etini yiyesiniz.”

19Ve canavarı ve dünya krallarını ve onların ordularını, at üstünde oturanla ve O’nun ordusuyla savaşmak için bir araya toplanmış gördüm.

20Ve canavar ile onun önünde belirtiler yapan ve o belirtilerle canavarın damgasını alıp onun şekline tapanları saptıran yalancı peygamber birlikte alındılar. Her ikisi kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atıldılar;

21Ve geriye kalanlar, at üstünde oturanın ağzından çıkan kılıçla öldürüldüler; ve bütün kuşlar onların etiyle doydular.

 

Bölüm 20

1Ve gökten inmekte olan bir melek gördüm; elinde dipsiz derinliğin anahtarı ve büyük bir zincir vardı.

2Ve İblis ve Şeytan olan ejderi, eski yılanı tuttu ve onu bin yıl için bağladı.

3Ve bin yıl tamamlanıncaya dek artık ulusları saptırma-sın1 diye, onu dipsiz derinliğe attı ve onu orada kapadı ve onun üzerini mühürledi; ve bu şeylerden sonra onun kısa bir süre çözülmesi gerektir.

4Ve tahtlar gördüm; ve onların üzerine oturdular ve onlara yargılama yetkisi verildi; İsa’nın tanıklığından dolayı ve Allah’ın sözünden dolayı başı kesilmiş olanların canları ile, ne canavara ne de onun şekline tapmamış ve alınları üzerine ve elleri üzerine damgayı almamış olanları gördüm; ve onlar dirildiler2 ve Mesih’le birlikte bin yıl egemenlik sürdüler;

5Ama ölülerin geri kalanları bin yıl tamam oluncaya dek dirilmediler.3 İlk diriliş budur.

6İlk dirilişte payı olan mutlu ve kutsaldır; bunların üzerin-de ikinci ölümün yetkisi yoktur; ama Allah’ın ve Mesih’in kâhinleri olacaklar ve O’nunla birlikte bin yıl egemenlik süreceklerdir.

7Ve bin yıl tamamlanınca, Şeytan zindanından çözülecek;

8Ve yeryüzünün dört köşesinde olan ulusları, Gog ve Megog’u saptırmak, onları savaş için bir araya toplamak üzere çıkacak; onların sayısı denizin kumu gibidir.

9Ve yeryüzünün genişliği üzerine çıktılar ve kutsalların ordugâhını ve sevgili şehri kuşattılar; ve Allah’tan, göğün içinden ateş indi ve onlar yiyip yuttu.

10Ve onları saptıran İblis, canavar ile yalancı peygamberin içinde bulundukları ateş ve kükürt gölüne atıldı; ve gündüz ve gece, çağlar çağına dek onlara işkence edilecektir.

11Ve büyük, beyaz bir taht ve onun üzerinde oturanı gördüm; yer ve gök O’nun yüzünden kaçtılar ve onlar için bir yer bulunmadı.

12Ve ölüleri, büyükleri ve küçükleri tahtın önünde dur-makta gördüm ve kitaplar açıldı; ve hayat kitabı olan başka bir kitap açıldı. Ve ölüler, kitaplarda yazılmış olan şeylerden, kendi işlerine göre yargılandılar.

13Ve deniz kendisinde olan ölüleri verdi; ve ölüm ve ölüler diyarı kendilerinde olan ölüleri verdiler; ve her biri, kendi işlerine göre yargılandı.

14Ve ölüm ve ölüler diyarı ateş gölüne atıldılar. İkinci ölüm budur.1

15Ve her kim hayat kitabında yazılmamış bulunduysa, ateş gölüne atıldı.

 

Bölüm 21

1Ve yeni bir gökle yeni bir yer gördüm; çünkü ilk gök ve ilk yer geçip gittiler; ve artık deniz yok.

 2Ve ben Yuhanna, kutsal şehri, yeni Yeruşalem’i kendi kocası için hazırlanmış süslü bir gelin gibi göğün içinden, Allah’tan inmekte gördüm.

3Ve gökten büyük bir ses işittim, şöyle diyordu: “İşte, Allah’ın çadırı2 insanlarla birliktedir; ve kendisi onlarla birlikte oturacaktır; ve onlar kendisinin halkı olacaklar; ve Allah kendisi onlarla birlikte olacak, onların Allah’ı olacak.

4Ve Allah onların gözlerinden bütün gözyaşları silecek; ve artık ölüm olmayacak, artık ne yas, ne ağlayış ne de acı olacak, çünkü önceki şeyler geçip gittiler.”

5Ve tahtın üzerinde oturan dedi. “İşte her şeyi yeni yapıyorum.” Ve bana, “Yaz, çünkü bu sözler güvenilir1 ve gerçektir” dedi.

6Ve bana dedi: “Oldu.2 Alfa ve Omega, başlangıç ve son benim. Ben susamış olana hayat suyunun pınarından karşılıksız olarak vereceğim.

7Galip gelen her şeyi3 miras alacak ve ona Allah olacağım ve o bana oğul olacak.

8Ama korkaklara ve iman etmeyenlere ve iğrençlere ve katillere ve zina edenlere ve büyücülere ve puta tapanlara ve bütün yalancılara gelince, onların payı ateş ve kükürtle yanan göldedir; ki bu, ikinci ölümdür.”

9Ve son yedi belayla dolu yedi tasları olan yedi meleklerden biri bana geldi ve benimle konuşup dedi: “Buraya gel, sana gelini, Kuzu’nun eşinin göstereceğim.”

10Ve beni Ruh’ta, büyük ve yüksek bir dağa götürdü;ve bana gökten, Allah tarafından inmekte olan kutsal şehri, Yeruşalem’i gösterdi;

11Allah’ın yüceliği onda bulunuyordu; onun parlaklığı, kristale benzer yeşim taşı gibi, çok değerli bir taşa benziyordu;

12Büyük ve yüksek bir duvarı da vardı; on iki kapısı ve kapılarda on iki melek vardı; ve kapıların üzerine, İsrail oğullarının on iki kabilesinin adları olan adlar yazılıydı.

13Doğuda üç kapı, kuzeyde üç kapı, güneyde üç kapı ve batıda üç kapı vardı.

14Ve şehir duvarının on iki temeli ve onların üzerinde Kuzu’nun on iki resulünün adları vardı.

15Ve benimle konuşanın elinde, şehri ve onun kapılarını ve onun duvarlarını ölçsün diye, bir altın ölçü kamışı vardı.

16Ve şehir, dört köşe hâlinde yayılmış olup onun uzunluğu genişliği kadardır. Ve şehri kamışla ölçtü, on iki bin ok atımıydı;5 onun uzunluğu ve genişliği ve yüksekliği birbirine eşittir.

17Ve onun duvarını ölçtü; insanın ölçüsü, yani melek ölçüsü olup, yüz kırk dört arşındı.

18Ve onun duvarının yapısı yeşimdi; Ve şehir saf cama benzer saf altındı.

19Ve şehir duvarının temelleri, her türlü değerli taşla bezenmişti. Birinci temel yeşim; ikincisi safir; üçüncüsü alaca akik; dördüncüsü zümrüt;

20Beşincisi beyaz akik; altıncısı kırmızı akik; yedincisi sarı yakut; sekizincisi gök zümrüt; dokuzuncusu topaz; onuncusu sarıca zümrüt; onbirincisi gökyakut; on-ikincisi mor yakuttu.

21Ve on iki kapı, on iki inciydi; kapıların her biri ayrı ayrı birer incidendi; ve şehrin caddesi saydam cam gibi saf altındı.

22Ve onda tapınak görmedim; çünkü her şeye gücü olan Rab Allah ve Kuzu onun tapınağıdır.

23Ve onda ışık versinler1  diye, şehrin ne güneşe ne de aya ihtiyacı vardır; çünkü Allah’ın yüceliği onu aydınlatır ve Kuzu onun lâmbasıdır.

24Ve kurtulmuş olanların ulusları2 onun ışığında yürüyecekler; ve dünyanın kralları kendi yüceliklerini ve onurlarını onun içine getirecekler.

25Ve gündüz onun kapıları hiç kapanmayacak; çünkü orada gece olmayacaktır.

26Ve ulusların yüceliğini ve onurunu ona3 getirecekler.

27Ve onun içine, kirletici her hangi bir şey ve iğrençlik yapan ve yalan söyleyen asla girmeyecektir; yalnız Kuzu’nun hayat kitabında yazılı olanlar girecektir.

 

Bölüm 22

1Ve bana, Allah’ın ve Kuzu’nun tahtından çıkan billur gibi berrak, saf hayat suyu ırmağını gösterdi.

2Şehrin caddesinin ortasında ve ırmağın bu tarafında ve öbür tarafında, on iki meyve üreten, her ay kendi meyvesini veren hayat ağacı vardı; ve ağacın yaprakları ulusların şifası içindi.

3Ve artık hiçbir lânet olmayacak; ve Allah’ın ve Kuzu’nun tahtı onda olacaktır; ve O’nun kulları kendisine hizmet edecekler;

4Ve O’nun yüzünü göreceklerdir; ve O’nun adı onların alınları üzerindedir.

5Ve orada gece olmayacaktır; ve bir lâmbaya ve güneş ışığına ihtiyaçları yoktur; çünkü Rab Allah onlara ışık verecek ve çağlar çağına deka egemenlik süreceklerdir.

6Ve bana dedi: “Bu sözler güvenilir ve gerçektir; ve kutsal peygamberlerin Allah’ı Rab, yakında olması gereken şeyleri kendi kullarına göstermek için meleğini gönderdi.”

7“İşte, tez geliyorum. Bu kitabın peygamberlik sözlerini tutan mutludur.”

8Ve ben Yuhanna, bu şeyleri gören ve işiten benim. Ve işitip gördüğüm zaman, bu şeyleri bana gösteren meleğe tapınmak için ayaklarının önüne kapandım.

9Ve bana dedi:* “Sakın bunu etme! Çünkü ben, senin ve peygamber kardeşlerinin ve bu kitabın sözlerini tutanların kul1 olan arkadaşıyım; Allah’a tapın.

10Ve bana dedi:* “Bu kitabın peygamberlik sözlerini mü-hürleme; çünkü vakit yakındır.

11Haksız2 olan, hâlâ3 haksız olsun; ve murdar olan, hâlâ murdar olsun; ve salih olan, hâlâ salih olsun; ve kutsal olan, hâlâ kutsallaşsın.”

12“İşte, tez geliyorum; ve herkese kendi işinin olduğuna göre vermek üzere karşılığım beraberimdedir.

13Alfa ve Omega, başlangıç ve son, ilk ve sonuncu benim.

14Hayat ağacına gelmeye hakları4 olsun ve şehre kapılardan girsinler diye, O’nun emirlerini yerine getirenler5 mutludur.

15Ama köpekler ve büyücüler ve zina işleyenler ve katiller ve puta tapanlar ve yalanı seven ve onu işleyen herkes dışarıdadır.

16Ben İsa, kilise topluluklarında size bu şeylere tanıklık etsin diye meleğimi gönderdim. Ben Davut’un kökü ve soyuyum; parlak sabah yıldızıyım.”

17Ve Ruh ve Gelin, “Gel!” diyorlar. Ve işiten, “Gel!” de-sin. Ve susayan gelsin; ve isteyen, hayat suyunu karşılık-sız olarak alsın.

18Çünkü bu kitabın peygamberlik sözlerini işiten herkese ben tanıklık ediyorum: Eğer biri bu şeylere bir-şey eklerse, Allah bu kitapta yazılı olan belaları ona katacaktır;

19Ve eğer biri bu peygamberlik kitabının sözlerinden çıkarırsa, Allah onun payını hayat kitabından1 ve kutsal şehirden ve bu kitapta yazılı bulunan şeylerden çıkaracaktır.

20Bu şeylere tanıklık eden, “Evet, tez geliyorum!” diyor. Amin! Evet, gel ya Rab İsa!

21Rabbimiz İsa Mesih’in inayeti hepinizle birlikte olsun, Amin.

 

Sevgili okurlarımız size bu sayımızdan itibaren  her ay bir veya iki Gezegenimizin  Sonunu anlatan yazıyı nakledeceğiz. Bunlar ya Kutsal kitap veya metinlerden alınmış  ve aslına uygun yazılar olacak ( yukarıda ki Apocalyps  -Apokalips ) gibi veya   tanınmış bir bilim adamının  teorisi .

 

Bugün verdiğimiz  Vahiy , Aziz Yuhanna’nın görünümlerinden oluşmaktadır. Kendisi  “ sıkıntıda tanrısal egemenlikte  ve sabırda ortağımız ve kardeşiniz”  diye tanıtan  Yuhanna , kitaba kaynaklık  eden görünümlerini  inanların  baskı altında  olduğu bir dönemde  ya Roma imparatoru Neron ‘un  son yıllarında ya da  Domitian  zamanında almıştır.

Gezegenimizin sonunu  tarif eden  en meşhur kitaptır  İslam’da Mahşer günü olarak isimlendirilmiştir.

Gelecek sayımızda sayı 56 Nisan  yayınlayacağımız  yazılarımız :

      Armageddon :                  Eski kitaplarda ki efsanelere göre dünyanın sonu

      Büyük Çöküş :                 Kozmoloji bilimine göre  dünyanın yok oluşu.

      Zamanların Sonu :         İbrahim Peygamberin ilk kurduğu  Abrahamic ( Musevilik,Hıristiyanlık ve

                                                 İslam) Dinlerine ve diğer inanışlara göre dünyanın sonu

       Eschatology  :                 Muhtelif din harici inanışların Dünyanın son günün tasviri

       Son muhakeme :           Tanrı tarafından dünyanın son gününde insanların muhakeme

                                                 edilmeleri

       Ragnarok :                      Norse ( Viking) mitolojisine göre  her şeyin sonu olan gün

 

       Yukarıda ki yazılar her sayımız da yerimiz kadar bölümü yayınlanacaktır. Devamı bir sonraki

       sayıda olmak üzere .

  Sayın okurlarımız bu  yazımızla ilgili soru sormak bilgi almak veya fikrinizi bildirmek için lütfen

  bilgi@evreninsirlari.net adresine  mail gönderin .

önümüzdeki sayıda buluşmak üzere

/ 190 – 190 -212 /

 

Evrenin Sırları ©®  Sayı  55  Resimlerle Dünya : sayfa 13     /167-173 -197 /

 




Ana Sayfa'ya Dön