|
Sayın okuyucularımız sizlere dizimizin üçüncü bölümünde
Tanınmış Falcıların, Büyücülerin, Din Adamlarının ve bilim adamlarının ve
kutsal Din kitaplarında MAJİ – BÜYÜ – SİHİR- WOODOO hakkında düşündükleri
hakkında bilgi vermeğe devam edeceğiz
Bu sayımızda :
İslam da Sihir - Büyü
Sihir – büyü
nedir?
Sihir veya
büyünün çeşitleri
Büyünün Tesir
gücü nedir
İslam da
büyünün Hükmü ve Cezası
Kuranda Büyü ve Büyücülük
Harut ve Marut’a
indirilenler neydi ?
Sihir – Büyü ve
Büyücülük :
Sihir Arapça bir kelimedir ve
Türkçe’deki karşılığı “büyü “ Büyü halk arasında yaygın olarak bilinen
şekliyle , bir takım dualar ve efsunlarla , yapan ve yaptıran kişilerin
niyetlerine göre gerçekleşen , büyücülerin yazdıkları anlaşılmaz
yazılar ve çizgilerle yapılan kötülükler ve pek çok konuda iyi veya
kötü ruhların tesiriyle yapar hale gelmeleri ve bu konuda
zorlanmalarıdır.
Büyü yapanların büyüye alet edilen
bilgiye sahip olmaları yeterlidir. Alim ve hoca olması , Müslüman,
Hıristiyan veya Yahudi olması veya herhangi bir dine mensup olup
olmaması bir şey değiştirmez. Büyücülüğün din ile veya dindarlıkla
alakası yoktur. Her türlü ilim büyücülüğün din ile veya dindarlıkla
alakası yoktur. Her türlü ilim büyücülüğe alet edilebilir.. İyi yönde
kullanırsan müspet neticeler alabildiğin gibi menfi olarak kötü yönde
kullandığın zaman da kötü neticeler de alabilirsin . Bıçakla ekmek
kesmek de mümkün adam kesmekte .
Ateşle ev yakmak da mümkün
yemek yapmak ta…..
Çin’de veya Hindistan’da
yaygın olan büyüleri yapanların hiç şüphesiz Müslüman ,Budist veya
Brahmanist olmalar gerekmez. Büyü yapmak isteyen kişinin büyücülük
ilmini bilmesi yeterlidir. Sihir yada büyü aynıdır. Büyücülük
konusunda geniş açıklamalar da buluna Hamdi Yazar tefsirinde şu
açıklamalara yer vermektedir : Lügat anlamıyla sihir, her ne olursa olsun ,
sebebi gizli olan ince şey demektir. Nitekim fecir vaktinin başlangıcına
da ufuk çizgisinin inceliğinden dolayı “ sin” fethi ile “ sehar “ denilir
. Bu anlamda , yani sebebi gizli olan ince şeyleri bilmek ve tanımak
anlamında sihrin küfür olmayacağı açıktır. Ancak dini geleneklerdeki
anlamıyla sihir sadece bu demek değildir. Sebebi gizli olmakla beraber ,
gerçeğin aksine tahayyül olunan yıldızcılık , şarlatanlık hilekarlık
yolunda cereyan eden herhangi bir şey demektir. Halk dilinde de bu
anlamda kullanılır, yani sihir denildiği zaman bu anlaşılır ve bu da
çirkin bir şeydir. . Çünkü bunda esrarengiz bir şekilde hakkı batıl ,
batılı hak , hakikati hayal , hayali hakikat olarak göstermek vardır. Nitekim
“ insanların gözlerini büyülediler “ (A’raf 7/116) “ sihirleri sayesinde
ipleri ve sopaları onun hayalini büyüledi, çünkü onlar gerçekten yürüyor
gibiydiler “ ( Taha 20/66 ) buyrulmaktadır . Bununla beraber özel olarak
bazı övgüye değer şeyler ve gerçekler için iyi manada kullanıldığı da olur
.
Mesela ; “ Muhakkak ki bazı
güzel sözle sihirdir “ hadisi şerifinde dile geldiği gibi ki buna “ helal
sihir “ de denilir, üstelik caiz sayılır . Demek ki esrarengiz , gizli
sebep ve incelik , dış görünüşü itibariyle çelicilik ve bir de kötü
maksat sihrin niteliğini belirler . Şu halde sihir, her şeyden önce kendi
özünde bir harika değildir. Yani değişik şart ve sebeplere bağlı olarak
alışılmışın tersine bizzat ilahi iradeyle ortaya çıkan olaylardan
değildir. Onun her halde teşebbüs olunacak bir özel sebebi vardır . Şu
kadar ki o sebep herkes için bilinmediğinden , olay bir harika gibi
tahayyül olunmaktadır. Bunun içindir ki sebebi herkes için
kullanıldığı zaman bir anlamda sihir olur. Bu sebebin nazari olarak
açıklanabilir bir halde bulunması da şart da değildir. Az çok taklit ile
meydana getirilebilmesi de kafidir. Yaratılışta sebebi bilimsel olarak
açıklanmayan alışılmış veya alışılmamış olağanüstü olaylar ve garip
buluşlar ortaya koymak mutlak anlamıyla sihir olmaz . Fakat insanları
aldatmak için bunlardan istifade etmeye kalkışıldığı ve bu suretle
duygu ve düşüncelere etki edip dolandırıcılık yapılmaya çalışıldığı
zaman, bunlar da sihir özelliği kazanırlar. Bunun için imansızlık ,
ahlaksızlık ve aldatmak sihrin köküdür. Sihirbazlar ilimlerden
,edebiyattan ,felsefeden teknolojiden hatta tabiattaki garip ve acayip
yaratılışlardan istismarlar yaparak yararlanmasını bilirler . Bu suretle
gerçekleri gizlemek için yazılmış nice felsefeler romanlar , nice tarih
kılıklı hezeyanlar vardır. Vaktiyle hikmet ehli kimselerin “ sakın
domuzların boynuna inci gerdanlıklar takmayın “ şeklindeki nasihatleri ,
ilmi gerçekleri ve yüksek hakikatleri , bu gibilerin istismarından
korunmak içindi “ Hak Dini I. 366-367)
Sihir ve Büyünün
Çeşitleri :
Sizlere geçen sayımızda
büyünün çeşitleri üzerine bilgi vermiştik, burada sadece bu çeşitler
üzerine kısa açıklamalar yapıp büyünü tesir gücüne geçeceğiz.
Sihir çeşitlerini belirlemek
kolay değildir. Bununla beraber Fahreddin Razi tefsirinde sihrin sekiz
çeşidini saymıştır.Bazı açıklalar ile orada ki bilgilerin özeti şöyledir.
1 - Keldani ( Bail ) sihri
ki semavi kuvvetlerle yeryüzüne ait güçlerin karışımı yoluyla meydana
getirildiği söylenen ve tılsım adı verilen şeylerdir. Keldaniler eski
bir kavim olup yıldızlara taparlar ve bu yıldızların kainatta olayları
yönetip yönlendirdiğine , hayır ve şerrin , mutluluk ile bedbahtlığın
bunlardan kaynaklandığına inanırlardı. Bunların tılsım adı verilen bazı
acayip şeyler yaptıkları söylenmektedir. İbrahim Peygamber bunların bu
batıl inançlarını düzeltmek için gönderilmişti ki bunlar başlıca tüm
tabaka idiler .
Bir kısım kainatın ve
yıldızların kadim ( öncesiz) olduğuna ve kendiliğinden var olmuş
bulunduğuna kani idiler. Bunlar bilhassa “ sabie “ adıyla tanınmış
idiler. Anlaşıldığına göre gök ve tabiat bilimlerinde bir hayli ileri
gitmişler ve bazı sanayi gariplikleri meydana getirebilmişlerdi. Hz.
Peygamber yıldızlarla ilgili olarak öğrenilen sihir yapımında
kullanılmasını yasaklamıştır ( Ebu Davud , Tıb, 22/ 3905 ; İbn Mace ,
edeb. 28/37/26 ;)
Diğer bir kısmı feleklerin
uluhiyetine nil olmuşlar ve her bir felek için bir heykel yapmışlar ve
bunlara tapmışlardır.
Üçüncü bir kısmı da
feleklerin ve yıldızların üstünde ve ötesinde her şeyi yaratan ,
istediğini yapabilen bir yüce yaratıcının varlığını kabul ederler. Fakat
o yüce yaratıcının o yıldızlara bu alemde etkileyici bir kuvvet
bahşetmiş ve kainatın yönetimi için onları görevlendirmiş bulunduğuna
inanırlardı. Bu inanç şekli de çoğunlukla Tabiiyyun mezhebine (
naturalizm ) benzemektedir.
2 – Evham sahiplerinin ve
kuvvetli kişilerin sihirleridir. Bunlar öyle sanırlar ki insan ruhu terbiye
ve tasfiye ile kuvvetlenir ve tesir gücünü artırır İdraki gizli kapalı
şeyler algılayacak derecede gelişir, iradesi de kendi dışında bir takım
olayları etkileyecek derecede gelişir. O zaman istediği bir çok şeyi
yapma gücüne erişir, eşyada, canlılarda ve diğer inanlarda kendi
bedenindeki gibi tasarruf eder. Gerçekten de beden terbiyesi gibi ruh
terbiyesinin de bir çok faydası olduğu inkar edilmez. Fakat ruhun bu
derece güç kazanması bir ilahi ihsan olmadan yalnızca çalışmayla elde
edilebilir bir şey olduğunu farz etmek evhamdan öte bir şey değildir.
3- Cinlerden ve kötü ruhlardan
yardım görme yoluyla yapılan sihirdir ki azim ve cincilik dedikleri şey
budur.
Mutezile ve son devir
filozoflarından bazıları cinleri inkar etmişlerse de bunlar kısa görüşlü ve
inkarda aceleci kimselerdir . Sanki kainatta ruhani ve cismani hiçbir
gizli kuvvet kalmamış da hepsi keşfedilmiş ve sınırları belirlenmiş
gibi cinlerin aslı yoktur diye inkar bastırmak ilmi bir davranış olmaz.
Bunun için filozofların
büyükleri cinleri inkar etmemiş ve “ ervah-ı ardiye” adıyla anmışlardır.
Sihirlerin en mühimleri
yukarıda saydığımız üç Tanesidir , diğer 5 tanesi pek anılmaya değmeyen
sihir ve büyülerdir.
Tarih boyunca büyü ve
büyücüler hep olmuştur ve olmaya da devam etmeleri mümkündür. Bunlar genellikle
Allah’ın emirlerine ve Ona itaat yerine yasakladığı bir takım fiilleri
işleyerek
Cinlere , ve şeytanlara
yaklaşmak istemişlerdir. Yine bu tür kimseler tarih boyunca yıldızlara
taparak Allah’a şirk koşarak , şeytanı överek ve ona taparak yardımını
temin etmeye çalışmışlardır.
Büyünün Tesir
Gücü Nedir : Sihir ya da büyünün var olduğu bir gerçektir ve bu
dünyada binlerce misal ile ispatlanmış ve ispatlanmaktadır.
Büyücülerin çeşitli
maksatlarla yaptıkları büyüler ve kendilerini güç sahibi sayıp
büyüklenmeleri elde ettikleri sonuçlarla çıkar sağlamaları , insanlar ve
eşya üzerinde değişiklik yapmaları tartışma konusu olmuştur. Kim sihri
toptan red ettiği için büyüye de tesirine de inanmamaktadır. Kime ayet ve
hadislerden insanların yaşadığı olaylardan tedavi edilemeyen bir kısım
hastalıklardan dolayı büyünün bir kısmının gerçekleştiğine
inanmışlardır. Bunlara göre büyücüler , kötü ruhlar ve cinlerin
kötüleriyle şeytanlarla işbirliği yaparak riyazet yapıp ruhi
fonksiyonları geliştirerek başkalarına tesir edebilir, çeşitli
hastalıklar ve ya istenmeyen şeyler yaptırabilirler .
İçlerinde ehli sünnet
alimlerin bulunduğu bir kısım kimseler de büyünün etkisine inanmayıp ,
Allah’ın izin vermediği hiçbir şey gerçekleşmez diyerek , Mütezile’ye
uygun bir görüşle ” Allah’ın böyle şeylere izin vermez “
demişlerdir. Ancak bu görüş isabetli olmasa gerekir . Çünkü dünya bir
imtihan yurdudur . Burada her şey sebepler dairesinde cereyan eder.
İnsan ister iyiyi isterse kötüyü tercih edip istesin Allah o fili
yaratır . Elbette her şeyi yaratan Allah’tır . “ Allah kötü şey yaratmaz
“ demek güya kötülüklerden Allah’ı tenzih etmek anlamına geliyor gibi
görünüyor . Ancak o zaman var olan kötülüklere baka bir fail ve yaratıcı
aramak akla geliyor ki bu Allah’a şirke giden yolu açıyor. Bunun
doğrusu şudur Her şeyi yaratan Allah’tır . Kul ister Allah yaratır .
Bunun hayır ve ya şer olması fark etmez. Ama şer olarak yaratılması
istenen olayların da kul zamanı gelince Allah’a hesabını vermek zorunda
kalır.
Öyleyse yukarıdaki soruyu
özet olarak şöyle cevaplandıra biliriz “Genel olarak Allah tarafından, büyü
, sihir , falcılık ve benzeri şeyler yasaklanmış olmasına karşın böyle
şeylerle uğraşmakta direnenler kendilerini kötü ruhların ve şeytanın
kucağına atmış olurlar bunun la alakalı Kuranda şöyle denilmektedir :
“ Şeytan onalar söz verir ve
onları ümitlendirir, halbuki Şeytan ‘ın onlara söz vermesi aldatmacadan
başka bir şey değildir “ (nisa 4/120 )
“ Gerçek şu ki . iman edp de
yalnız Rab’lerine tevekkül edenler üzerinde Şeytanın bir hakimiyeti
yoktur. Onun hakimiyeti ancak onu dost edinenlere ve onu Allah’a ortak
koşanlaradır “ ( Nahl, !6/99-100 )
“ Şurası muhakkak ki benim
ihlaslı kullarım üzerinde hiçbir ağırlığın olmayacaktır , Onların koruyucu
olarak Rab’in yeter.Allah Buyurdu : git ! onlardan kim sana uyarsa iyi
bilin ki hepinizin cezası cehennemdir . Tam bir ceza ! onlardan gücünün
yettiği kimseler davetinle şaşırt , süvarilerinle yayalarınla onarlı
yaygaraya boğ ; mallarına , evlatlarına ortak ol, kendilerine vaatlerde
bulun. Şeytan , insanlara , aldatmadan başka bir şey vaat etmez. “( İsra ,
17/63 -65 )
“ İblis dedi ki : Rabb’im !
beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara ( günahlıları)
süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım ! Ancak onlardan ihlaslı
kulların müstesna . Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin
yoktur , ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna “ ( hicr 15/39 -42 )
Yukarıda ki Kuran ayetlerinden
de anlaşıldığına göre Allah ile İblis ( şeytan )arasında geçen
konuşmalara göre Şeytanın sadece ona inanan insanlar üzerine bir tesiri
olduğu anlaşılıyor.
Buna göre de Allah tarafından
Büyü , sihir , falcılık ve benzerleri yasaklanmış ve çok büyük cezası
olduğuna göre gerek bu işleri yapan medyum ve hoca lakaplı piyasada
bulunanlar Tanrı tarafından lanetlenmiş insanlar olmakta ve yine onlara
baş vurup büyü , fal gibi şeylerden istifade etmek isteyenlerde aynı
guruba dahil olup ilerde bunların çok yüksek cezalarını ödemek durumunda
kalacaklardır.
Büyünün hakikat olduğu kabul
edilince herkese tesir etmesi de tartışılmaz .Ancak daha fazla tesir
ettiği kimseler de mevcuttur. Bunlar da Şeytanın vesvese ve evhamlarına
önem veren ve bu tür şeylere açık olan kimselerdir .
Böyle kimseler daha çok
kendi kendilerini kurup hasta ederler.Çünkü şeytan insana sadece vesvese
verir ve yanlış doğru olarak göstermek ister . Aslında hiç de önemli
olmayan ses veya görüntülerini kendince değişik şekillere diye seslere
benzeten evhamlı, itikadı zayıf ve ibadeti , zikri olmayan , Allah2a
olan görevleri konusunda gevşek davranan ibadetlerini ihmal eden
kimseledir.
Hamdi Yazar Hocanın aşağıda
ki açıklamaları gerek konuyu daha iyi anlamak ve gerekse sihrin tesiri
konusunda tatmin edici bilgi sahibi olmak için önemlidir.
“ Allah‘ın kitabını arkalarına
atıp , Süleyman’a karşı o şeytanların takip ettikleri şeylere uyan ehl-i
kitabın bu fıkrası , bu Yahudi zümresi , o kafir şeytanların izlediği ve
öğrettiği bu iki çeşit sihir kitaplarından karı ile kocanın arasını
ayıracak şeyler öğreniyorlar .(Bakara 2 / 102 )
Bu konuda yine, merhum Elmalılı M. Hamdi
Yazır kitabında şöyle söylemektedir; “...karı ile kocanın arasını
ayıranlar, bu kadar kuvvetli bir rabıta-yi ictimaiyeyi kuranlar, bir
heyet-i ictimaiyyeye neler yapmazlar.? Efrad-ı Milleti birbirine mi
düşürmez, hükümet ile tebaasının arasını açmaz, ihtilaller mi çıkarmazlar?
Ayet bu noktada bize gösteriyor ki; sihrin en büyük tesiri ruhlar
üzerindedir. Fikirleri bozar, kafaları çalar, ahlakı berbat, cemiyetleri
perişan eder. Binaenaleyh; sihrin aslı yoktur diye aldanmamalıdır. Ve böyle
sihirlerden sakınmalıdır.”
SİHRİN VARLIĞI İLE İLGİLİ DELİLLER
Sihrin varlığına delalet eden ayet ve hadisler çokçadır. Bunlar hakkındaki
ayetlerden birkaç tanesine bakacak olursak:
Yüce ALLAH (c.c.) şöyle buyuruyor:
“Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki; Bu çok bilgili bir
sihirbazdır. Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz? Dediler
ki; Onu da kardeşini de (Harun) beklet; şehirlere toplayıcılar (memurlar)
yolla. Tüm bilgili sihirbazları sana getirsinler. Sihirbazlar Firavun’a
geldi ve Eğer üstün gelen biz olursak bize kesin bir mükafat var mı?
dediler. Firavun; Evet hem de sizler mutlaka yakınlarımdan olacaksınız”
dedi.
(Sihirbazlar);“Ey Musa! Sen mi (önce) atacaksın yoksa atanlar biz mi olalım?”
dediler.
“Siz atın” dedi. Onlar atınca insanların gözlerini büyülediler, onları
korkuttular ve büyük sihir gösterdiler.1 Biz de Musa’ya “Asanı at” diye vahiy
ettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti.
İşte Firavun ve kavmi orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.
Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.”
(A’raf: 7/109-120)
Yine başka bir ayette buyruluyor ki:
“Onlar (iplerini) atınca Musa dedi ki: “Sizin getirdiğiniz sihirdir. ALLAH
(c.c.) onu boşa çıkaracaktır. 2 Çünkü ALLAH (c.c.) bozguncuların işini
düzeltmez.”
(Yunus: 10/81)
(1) Sihirbazlar ip ve odun parçalarını
ortaya attılar, fakat halkın gözlerini büyüledikleri için onlara bunlar,
yılan gibi görünüverdi
(2) Ayette geçtiği üzere sihir yapmanın hile olduğu ve batıl olduğu
belirtiliyor.
Sihrin varlığına delalet eden başka bir ayet de şöyledir:
“Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: “Ben size izin vermeden Ona iman
ettiniz ha! Demek ki size sihri öğreten büyüğünüzmüş O! Ama şimdi (size
yapacağımı görecek ve) bileceksiniz. Andolsun; ellerinizi ve ayaklarınızı
çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım.” (fiuara: 26/49)
Bir başka ayette ise:
“Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz
çevirirler ve; “eskiden beri devam ede gelen bir sihirdir” derler.”
(Kamer: 54/2
Yine Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Harut ve
Marut adlı iki meleğin sihir öğretme olayı da sihir varlığının
mevcudiyetini göstermektedir;
“Süleyman hükümranlığı hakkında onlar
şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Halbuki Süleyman, büyü
(sihir) yapıp kafir olmadı. Lakin şeytanlar kafir oldular. Çünkü insanlara
sihri ve Babil’de Harut ile Marut isimli iki Meleğe indirileni
öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek herkese; “Biz ancak imtihan için
gönderildik, sakın yanlış inanıp da kafir olmayınız.” demeden hiç kimseye
(sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekten, karıyla koca arasını
açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, ALLAH (c.c.)’ ın izni
olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar kendilerine fayda vereni değil
de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (Ona inanıp para
verenlerin) ahretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında
kendilerini sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bunu anlasalardı.”
(Bakara: 2/102)
Yukarda geçen ayetlerden İslam alimlerinin
çıkardığı sonuçlar şöyledir:
Ayette geçen iki melek olan, Harut ve Marut, sihri biliyorlardı. Lakin bunu
yapmıyorlardı. Çünkü bu işin haram ya da daha sakat mecralara götüreceği
onlara bildirilmişti. Öğretilenlerin mahiyetine gelince; merhum Elmalılı M.
Hamdi Yazır tefsir kitabında; bunların yaratılış sırlarından bazı harika ve
garip şeylerin olduğunu, bunların esas itibariyle şer olmayıp, şerre de
müsait bulunduklarını, meleklerin, öğrenenlere bu bilgilerin şerde
kullanılmalarının küfür olacağını belirterek, “Sakın şer kullanmayın.”
dediklerini belirtir.
Sihir şeytani bir amel olup, iki farklı
asla dayanmaktadır:
1-) Şeytanın uydurdukları denen hakikatsiz aldatmaca,
2-) Babil’deki gibi, özü ve aslı melek olan bazı hakiki ilimlere ve garip
sanatlara, uğraşlara dayanan harikalardır.
Yine alimler ayetlerle ilgili şöyle demişlerdir; “Bakara suresi 102. Ayette
geçtiği veçhiyle melek, nefsinde batıl olan sihri öğretmez, fakat meleğin
hayır maksadıyla öğrettiği gerçek ilim, kötü niyetli kimseler tarafından (şeytanlar,
cinler...) şerde kullanılabilirler. Ayetteki Harut ve Marut’un öğrettikleri
de böyledir. Aslında onlar gerçek sihri öğretmemişler, sihre alet
edilebilecek gerçek ilim öğretmişlerdir.
İslam
da Büyünün Hükmü ve cezası : İslam alimleri , sihir yapmayı Kuran ve
Sünnet’e dayanarak büyük günahlardan saymışlardır. Hatta yapılan büyünün
küfrü gerektiren cinsten olması halinde yapanın kafir olacağını
söylemişler ve buna göre de çeşitli hükümler ortaya koymuşlardır. Bu
konuda ki ayeti kerimde şöyle buyrulmaktadır : “ Süleyman’ın mülküne dair
Şeytanların uydurup takip ettikleri
şeylerin ardına düştüler. Halbuki Süleyman küfretmedi
Fakat o şeytanlar küfrettiler. İnsanlara
sihir ve Babil ‘de Harut ve Marut adlı melek üzerine indirilen şeyleri
öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi , ‘ biz ancak bir imtihan için
gönderildik. Sakın büyü yapmağa cevaz verip de kafir olma ‘ demedikçe bir
kimseye öğretmezlerdi. Fakat Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye
zarar verebilir durumda değillerdi. İşte bunlardan kişi ile karısının
arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Kendilerine zarar verecek
faydası dokunmayacak bir şeyler öğreniyorlardı. Ant olsun ki onu her kim
satın alırsa ahrette onun bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı.
Fakat canlarını sattıkları o şey ne kötüdür, keşke bunu bilselerdi! “ (
Bakara 2/102)
Peygambere bir adam büyük günahları
sormuştu , şöyle cevap verdiler: “ Onlar dokuzdur” buyurdular ve saydılar
: “ Şirk,sihir,insan öldürmek,faiz yemek , yetim malı yemek, savaştan
kaçmak , namuslu kadınlara iftirada bulunmak, anne ve babaya haksızlık ,
kıbleniz olan Beytu’l
Haram ( da masiyet işlemeyi) sağlığınız
veya ölümünüzde helal addetmek. ( Ebu Davud, Vesaya 10 , (2875)
Cündüb anlatıyor “ Peygamber buyurdular
ki “ sihirbaza tatbik edilecek had cezası kılıçla vurmaktır”( Tirmizi ,
Hüdûd 27 , ( 1460)
Hz Ebu Hüreyre anlatıyor “ Peygamberimiz
buyurdular ki “ kim sihir maksadıyla bir düğüm vurur , sonra da ona
üflerse sihir yapmış olur . kim sihir yaparsa şirke düşer. Kim bir şey
asarsa , o astığı şeye havale edilir” ( Nesâi , Tahrim 19 ( 7,112) )
İslam alimleri yukarıda kaydettiğimiz
ayet ve hadisler ışığında sihrin büyük günah olduğunda ittifak etmişlerdir.
Sihri öğrenmek ve öğretmek te haram
kılınmıştır. . Ancak sihre karşı önlem alınması açısından meseleye bakılırsa
sihri bir ilim olarak öğrenmenin haram olmadığını savunmuşlardır.
Hanefi mezhep alimlerinden bazıları da bu
görüştedirler. İslam kaynaklarında büyücülüğü meslek edinen ve
sihirbazlığı küfre vardıran kimseleri şiddetle cezalandırılması gerektiği
kaydedilmektedir. ( Timizi , Hudud 27 /1460 )
KURANDA BÜYÜ ve BÜYÜCÜLÜK :
Harut ve Marut’a indirilenler Neydi : Kuran da sihir
konusunu ele alırken en çok yararlanılan konu Babil ‘e imtihan için
gönderilen Harut ve Marut isimli iki meleğin hikayesidir. Bu bakara
suresinde 102ci ayet olarak yer almaktadır . Hz Süleymanın da konu
edildiği bu ayeti incelemek ve büyü ve büyücülük konusuna Kuran’da ne
kadar yer verildiğini ele almak yerinde olacaktır.
Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvvet) aleyhinde
şeytanların uyduklarına uydular.(104) Süleyman ise küfretmedi; ancak
şeytanlar küfretti.(104/a) Onlar, insanlara sihiri ve Babil'deki iki meleğe
Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz,
yalnızca bir fitne (denemeden geçiren kimse) yiz, sakın küfretme"
demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi.(105) Fakat onlardan erkekle karısının
arasını açan şeyi öğreniyorlardı.(106) Oysa Allah'ın izni olmadıkça onunla
hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar ise, kendilerine zarar verecek ve
yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın,
ahiretten hiç bir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında
sattıkları şey ne kadar kötü; bir bilselerdi.
Bu
nası-celil sihir öğretmenin ve sihir yapmanın küfr olduğunu
açıklamaktadır.*<Buhari> ve <Müslim> de[Ebu Hüreyre] ayet edilen bir
hadisde de Resulullah efendimiz sihri Allaha eş koşmakla bir arada zikretmiştir.
Harut ve
Marut kıssası hakkında Resullullah sahih veya zayıf hiç bir hadis rivayet
edilmemiştir.Bu babda uydurulan hurafelere itimat olunmamalıdır.İşte sahih
olan Kita bullah dır[
AÇIKLAMA
104. Şeytan'ın çoğulu
olan Şeyatin kelimesi, insanlardan ve cinlerden sapık ve kötü olanlara
delâlet eder. Burada iki anlam da kastedilmektedir. Yahudiler, esaretleri,
cahillikleri, fakirlikleri ve yurtsuz dolaşmaları gibi nedenlerle ahlâken
ve maddî yönden çok bozulup tüm iyi niteliklerini kaybettiklerinde, sihir,
büyü, tılsım ve buna benzer diğer sanatlarla ilgilenmeye başladılar. Hiçbir
çaba sarf etmek sizin bu tür tılsım ve büyülerle kendi geleceklerini
kazanabilecekleri konusunda kendilerini aldatmaya başladılar. Daha sonra
kötülükler onları her taraflarından sardı ve büyücülük ilmini Süleyman
Peygamber'e (a.s.) bağladılar. Süleyman Peygamber'in (a.s.) büyük
saltanatını ve muhteşem güçlerini bu büyülerle elde ettiğini iddia ettiler.
Yahudiler sihir ve büyü gibi bu tür sanatları büyük bir nimet olarak kabul
ettiler; hatta, Yahudi din adamları (haham) bile sihirle uğraşmaya
başladılar. Sonuç olarak, kutsal kitaplara olan tüm ilgilerini kaybettiler
ve kendilerini Allah'ın Hidayet'ine çağıranlara kulak asmadılar
.
104/a. Kur'an burada
sadece Süleyman Peygamber'e (a.s.) atfedilen büyücülük suçunu değil, ona
Kitab-ı Mukaddes'te atfedilen diğer suçları da reddeder. (I Krallar: 11)
Kitab-ı Mukaddes'e göre "Süleyman kadınlardan çok hoşlanırdı;
kadınları, onu başka ilâhlara tapması için kandırdılar. O da Allah katında
kötü olanı yaptı; onların ilâhlarının put ve timsallerini yaptı."
Kur'an bunu reddeder ve şöyle der: "Süleyman hiçbir zaman
küfredenlerden olmadı ve sadece bir kâfir, kadına düşkünlük, putlara tapma
ve Allah katında kötü olan şeyler gibi suçları işleyebilir."
105. Bu ayette
değinilen olay çeşitli şekillerde yorumlanmıştır; fakat benim
anlayabildiğim kadarıyla olay şudur: Hz. Lut'a iki yakışıklı delikanlı
şeklinde iki meleği gönderdiği gibi, İsrailoğulları Babil'de esir iken
Allah onları sınamak için insan kılığında iki melek göndermişti. Bu amaçla
o iki melek insanlara sihir öğretmeye başlamışlardı. Fakat melekler,
"Bu şeyleri sadece sizi sınamak için öğretiyoruz. Bu sanat'tan yardım
ve ümit bekleyerek bu dünya hayatınızı ve ahretinizi mahvetmeyin"
diyerek kendilerine gelenleri uyarıyorlardı. Fakat tüm bu uyarılara rağmen
onlar sihirler, tılsımlar, muskalar için büyük gruplar halinde
geliyorlardı. Meleklerin insan kılığında gelmelerinde garipsenecek bir yön
yoktur. Onlar, Allah'ın vekilleri olarak olağanüstü güçlere sahiptirler.
İnsanlara neden sihri öğrettiklerine gelince, bunu bir örnekle
açıklayabiliriz. Bu, polisin rüşvet alan memurları suçüstü yakalayabilmek
için işaretlenmiş paraları suçlulara teslim etmek gibi mizansenler
hazırlamasına benzemektedir. Nasıl bunda garipsenecek bir şey yoksa,
dejenere olmuş Yahudileri sınamak için meleklerin yaptığı şeyde de bir
tuhaflık yoktur
.
106. Büyü
ilimlerinde en büyük dilek, kadını ayartabilmek için kocasından ayıran bir
muska veya tılsım elde etmek idi. Bu, onların ne kadar bozulduklarını
göstermektedir. Onların en büyük zevki başkalarının kadınlarıyla ilişki
kurmak ve onları kocalarından ayırmaktı. Bu bozulmanın en kötüsü idi. Çünkü
toplumun temel taşını oluşturan ailenin köklerini yıkmak demekti. Eğer karı
ile koca arasındaki ilişki sağlam olursa, toplum da sağlam ve güçlü olur.
Fakat ikisi arasındaki ilişki kötü olursa, bütün toplum bozulur. Bu nedenle
onlar, en büyük kötülüğü yapıyorlardı; çünkü, kendi dayanışmalarının ve tüm
toplumun bağlı olduğu bu önemli ilişkiyi kökünden kesiyorlardı. Bir hadiste
Hz. Peygamber (s.a.) Şeytan'ın dünyanın dört bir tarafına vekilerini
gönderdiğini söyler. Vekiller geri döndüğünde O'na ne yaptıklarını
anlatırlar. Birisi kavga çıkardığını, ötekisi karışıklık ve kargaşa
yarattığını söyler; fakat, Şeytan "Hiçbir şey yapmadınız" der.
Daha sonra biri gelir ve: "Bir adamla karısının arasını ayırdım"
der. Şeytan onu kucaklar ve: "Gerçekten büyük bir iş yaptığını"
söyler. Bu hadisin ışığında, neden iki meleğin İsrailoğulları'na karı ve
kocayı ayıran bilgi ile gittikleri açığa çıkmaktadır. Sadece böyle bir şey,
onların ahlâkî geriliklerini tam anlamıyla ölçebilirdi
.
Bu
yazımızda kullandığımız kaynaklar :
Giovanni
Scognamillo & Arif Arslan : Doğu ve Batı Kaynaklarına göre BÜYÜ
Roderich
Feldes Maji 1992 Cep kitapları
François
Ribadeau histoire de la Magie Paris 1971
Richard
CAVENDİSH TheEncyclopedia of the Uexplained London 1974
Gerin
Ricard Histoire de l’occultisme Paris 1947
Sayın okurlarımız yazımız bu sayımız
için burada son buluyor . Önümüzdeki sayımızda yazımızın devamında sizlere
ilginç bir çok Kara ve Ak büyü olmuş vakası nakledeceğiz dünyadan.
Bizimle bu yazı
hakkında fikrinizi yazmak ve bilgi almak isteseniz lütfen
bilgi@evreninsirlari.net
Mail
gönderebilirsiniz
Bir daha ki sayıda
Nisan sayı 56 buluşmak ümidiyle
Sevgilerimizle
/ 204-204-255 /
|