Sayı: 55    Mart 2010
Ana SayfaSon Sayı:61Eski SayılarZiyaretçi DefteriDergimiz Hakkında
Bilinmeyenin Sınırları

 

1.3.2010 Sayı 55  Sayfa 05

Dizi III

 

   Tercüme  eden ve derleyen : burhan zihni Sanus

 

Sayın okuyucularımız  sizlere dizimizin üçüncü bölümünde  Tanınmış  Falcıların, Büyücülerin, Din Adamlarının ve bilim adamlarının  ve kutsal Din kitaplarında  MAJİ – BÜYÜ – SİHİR- WOODOO  hakkında düşündükleri hakkında bilgi vermeğe devam edeceğiz

 

 

Bu sayımızda :

 

İslam da Sihir  - Büyü

Sihir – büyü nedir?

Sihir veya büyünün çeşitleri

Büyünün Tesir gücü nedir

İslam da  büyünün  Hükmü ve Cezası

Kuranda  Büyü ve Büyücülük

Harut ve Marut’a indirilenler neydi ?

 

 

 

Sihir – Büyü  ve Büyücülük :

 

Sihir Arapça bir kelimedir ve Türkçe’deki  karşılığı  “büyü “ Büyü halk arasında  yaygın olarak bilinen şekliyle  , bir takım dualar  ve efsunlarla , yapan  ve yaptıran  kişilerin  niyetlerine  göre gerçekleşen , büyücülerin  yazdıkları anlaşılmaz  yazılar  ve çizgilerle  yapılan kötülükler  ve pek çok  konuda iyi veya kötü  ruhların  tesiriyle yapar hale gelmeleri  ve bu konuda  zorlanmalarıdır.

Büyü yapanların büyüye alet edilen bilgiye sahip olmaları  yeterlidir.  Alim ve hoca olması , Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi  olması  veya herhangi  bir dine mensup  olup olmaması  bir şey değiştirmez. Büyücülüğün  din ile  veya dindarlıkla alakası  yoktur.  Her türlü  ilim büyücülüğün  din ile veya  dindarlıkla alakası yoktur.  Her türlü ilim büyücülüğe alet edilebilir.. İyi yönde kullanırsan müspet neticeler  alabildiğin  gibi menfi olarak  kötü yönde kullandığın  zaman  da kötü  neticeler de alabilirsin . Bıçakla ekmek kesmek  de mümkün  adam kesmekte .

Ateşle ev yakmak da mümkün yemek yapmak ta…..

Çin’de  veya Hindistan’da yaygın olan büyüleri yapanların hiç şüphesiz  Müslüman ,Budist veya Brahmanist olmalar gerekmez.  Büyü yapmak isteyen  kişinin büyücülük  ilmini bilmesi yeterlidir.  Sihir  yada büyü  aynıdır. Büyücülük  konusunda  geniş açıklamalar da buluna  Hamdi Yazar  tefsirinde şu açıklamalara yer vermektedir : Lügat anlamıyla sihir, her ne olursa olsun , sebebi gizli olan ince şey demektir. Nitekim fecir vaktinin başlangıcına  da ufuk  çizgisinin  inceliğinden dolayı “ sin” fethi ile “ sehar “ denilir . Bu anlamda , yani sebebi gizli olan ince şeyleri bilmek  ve tanımak  anlamında  sihrin  küfür olmayacağı açıktır.  Ancak dini  geleneklerdeki  anlamıyla  sihir sadece bu demek değildir. Sebebi  gizli  olmakla beraber , gerçeğin  aksine  tahayyül olunan  yıldızcılık , şarlatanlık hilekarlık yolunda cereyan eden herhangi bir şey  demektir.  Halk dilinde de bu anlamda kullanılır, yani sihir  denildiği  zaman bu anlaşılır ve bu da çirkin bir şeydir. . Çünkü  bunda esrarengiz  bir şekilde  hakkı batıl , batılı hak , hakikati  hayal , hayali hakikat olarak göstermek vardır.  Nitekim “ insanların gözlerini büyülediler “ (A’raf  7/116) “ sihirleri sayesinde ipleri  ve sopaları onun hayalini büyüledi, çünkü  onlar gerçekten yürüyor gibiydiler “ ( Taha 20/66 ) buyrulmaktadır . Bununla beraber  özel olarak bazı övgüye değer şeyler ve gerçekler  için iyi manada kullanıldığı da olur .

Mesela ;  “ Muhakkak ki bazı güzel sözle sihirdir “  hadisi şerifinde  dile geldiği gibi ki buna “ helal sihir “ de denilir, üstelik caiz sayılır . Demek  ki esrarengiz , gizli  sebep ve incelik , dış görünüşü  itibariyle  çelicilik  ve bir de kötü maksat  sihrin niteliğini belirler . Şu halde sihir, her şeyden önce  kendi özünde bir harika değildir. Yani değişik şart ve sebeplere bağlı olarak alışılmışın tersine  bizzat ilahi iradeyle  ortaya çıkan olaylardan değildir. Onun  her halde  teşebbüs  olunacak  bir özel sebebi vardır . Şu  kadar ki  o sebep herkes için bilinmediğinden , olay bir harika gibi  tahayyül  olunmaktadır.  Bunun  içindir ki  sebebi herkes için kullanıldığı  zaman bir anlamda sihir olur. Bu sebebin  nazari  olarak açıklanabilir bir halde bulunması da şart  da değildir.  Az çok taklit ile meydana getirilebilmesi  de kafidir. Yaratılışta  sebebi  bilimsel  olarak  açıklanmayan  alışılmış   veya alışılmamış  olağanüstü olaylar  ve garip buluşlar  ortaya koymak mutlak anlamıyla sihir olmaz . Fakat insanları  aldatmak  için bunlardan istifade etmeye  kalkışıldığı  ve bu suretle  duygu  ve düşüncelere  etki edip  dolandırıcılık  yapılmaya çalışıldığı  zaman, bunlar da sihir özelliği kazanırlar. Bunun için imansızlık , ahlaksızlık ve aldatmak  sihrin  köküdür. Sihirbazlar  ilimlerden ,edebiyattan ,felsefeden  teknolojiden  hatta tabiattaki garip ve acayip  yaratılışlardan istismarlar yaparak  yararlanmasını bilirler . Bu suretle  gerçekleri  gizlemek için yazılmış  nice felsefeler romanlar , nice tarih  kılıklı hezeyanlar  vardır. Vaktiyle  hikmet ehli kimselerin “ sakın  domuzların boynuna inci gerdanlıklar takmayın “ şeklindeki  nasihatleri , ilmi gerçekleri  ve yüksek hakikatleri , bu gibilerin istismarından korunmak içindi “  Hak Dini I.  366-367)

 

Sihir ve Büyünün Çeşitleri :

Sizlere geçen sayımızda  büyünün çeşitleri üzerine bilgi vermiştik, burada sadece bu çeşitler üzerine kısa açıklamalar yapıp büyünü tesir gücüne geçeceğiz.

 

Sihir çeşitlerini belirlemek kolay değildir. Bununla beraber  Fahreddin Razi  tefsirinde sihrin sekiz  çeşidini saymıştır.Bazı açıklalar ile orada ki bilgilerin özeti  şöyledir.

1 -  Keldani  ( Bail ) sihri  ki  semavi kuvvetlerle yeryüzüne ait güçlerin karışımı yoluyla  meydana getirildiği  söylenen  ve tılsım  adı verilen şeylerdir. Keldaniler eski bir kavim  olup yıldızlara  taparlar  ve bu yıldızların  kainatta  olayları yönetip  yönlendirdiğine  , hayır ve şerrin , mutluluk  ile  bedbahtlığın  bunlardan  kaynaklandığına inanırlardı.  Bunların tılsım adı verilen bazı acayip  şeyler yaptıkları söylenmektedir. İbrahim Peygamber  bunların bu batıl inançlarını düzeltmek için  gönderilmişti  ki bunlar başlıca tüm tabaka idiler .

Bir kısım kainatın ve yıldızların  kadim ( öncesiz) olduğuna  ve kendiliğinden var olmuş bulunduğuna  kani idiler.  Bunlar bilhassa  “ sabie “  adıyla tanınmış idiler.  Anlaşıldığına  göre gök  ve tabiat  bilimlerinde  bir hayli ileri gitmişler ve bazı sanayi  gariplikleri meydana getirebilmişlerdi. Hz. Peygamber  yıldızlarla ilgili  olarak öğrenilen sihir yapımında kullanılmasını yasaklamıştır  ( Ebu Davud , Tıb, 22/ 3905 ; İbn  Mace , edeb. 28/37/26 ;)

 

Diğer bir kısmı  feleklerin uluhiyetine nil olmuşlar ve her bir felek  için  bir heykel  yapmışlar ve bunlara  tapmışlardır.

 

Üçüncü bir kısmı  da feleklerin ve yıldızların üstünde ve ötesinde her şeyi yaratan , istediğini  yapabilen bir yüce  yaratıcının varlığını kabul ederler. Fakat o yüce  yaratıcının  o yıldızlara bu alemde etkileyici  bir kuvvet bahşetmiş  ve kainatın yönetimi için  onları görevlendirmiş  bulunduğuna  inanırlardı. Bu inanç  şekli  de çoğunlukla  Tabiiyyun  mezhebine ( naturalizm )  benzemektedir.

2 – Evham sahiplerinin ve kuvvetli  kişilerin sihirleridir. Bunlar öyle sanırlar ki  insan ruhu  terbiye ve tasfiye ile kuvvetlenir  ve tesir gücünü artırır  İdraki  gizli kapalı  şeyler algılayacak  derecede gelişir, iradesi de kendi dışında bir takım olayları  etkileyecek derecede gelişir.  O zaman istediği bir çok şeyi yapma gücüne erişir, eşyada, canlılarda ve diğer inanlarda  kendi bedenindeki gibi tasarruf eder.  Gerçekten de beden terbiyesi gibi ruh terbiyesinin  de bir çok faydası olduğu  inkar edilmez.  Fakat ruhun bu derece güç kazanması bir ilahi ihsan olmadan  yalnızca çalışmayla  elde edilebilir  bir şey olduğunu  farz etmek  evhamdan öte bir şey değildir.

3- Cinlerden ve kötü ruhlardan yardım görme yoluyla yapılan sihirdir ki  azim ve cincilik  dedikleri  şey budur.

Mutezile  ve son devir filozoflarından bazıları cinleri  inkar etmişlerse de  bunlar kısa görüşlü ve inkarda aceleci kimselerdir .  Sanki  kainatta  ruhani  ve cismani hiçbir  gizli  kuvvet kalmamış  da hepsi keşfedilmiş  ve sınırları belirlenmiş  gibi cinlerin aslı yoktur  diye inkar bastırmak ilmi bir davranış olmaz.

Bunun için filozofların  büyükleri cinleri  inkar etmemiş ve “ ervah-ı ardiye” adıyla anmışlardır.

 

Sihirlerin en mühimleri yukarıda saydığımız üç Tanesidir , diğer 5 tanesi  pek anılmaya değmeyen  sihir ve büyülerdir.

 

Tarih boyunca büyü ve büyücüler hep olmuştur ve olmaya da devam etmeleri mümkündür. Bunlar  genellikle  Allah’ın emirlerine ve Ona  itaat yerine yasakladığı  bir takım fiilleri işleyerek

Cinlere , ve şeytanlara  yaklaşmak istemişlerdir. Yine bu tür kimseler  tarih boyunca  yıldızlara taparak  Allah’a şirk  koşarak , şeytanı överek  ve ona taparak  yardımını temin etmeye çalışmışlardır.

 

Büyünün Tesir Gücü Nedir :  Sihir ya da büyünün  var olduğu bir gerçektir ve bu dünyada binlerce  misal ile ispatlanmış ve ispatlanmaktadır.

Büyücülerin çeşitli  maksatlarla yaptıkları büyüler  ve kendilerini  güç sahibi sayıp büyüklenmeleri  elde ettikleri  sonuçlarla çıkar sağlamaları , insanlar ve eşya  üzerinde  değişiklik yapmaları  tartışma konusu olmuştur. Kim sihri toptan red ettiği için büyüye de tesirine de inanmamaktadır. Kime ayet  ve hadislerden  insanların yaşadığı   olaylardan  tedavi edilemeyen bir kısım hastalıklardan  dolayı  büyünün bir kısmının  gerçekleştiğine inanmışlardır.  Bunlara göre büyücüler , kötü ruhlar ve cinlerin kötüleriyle  şeytanlarla işbirliği yaparak  riyazet yapıp ruhi fonksiyonları  geliştirerek  başkalarına tesir edebilir, çeşitli hastalıklar ve ya istenmeyen şeyler yaptırabilirler .

İçlerinde ehli sünnet alimlerin bulunduğu bir kısım  kimseler  de büyünün etkisine inanmayıp , Allah’ın izin vermediği  hiçbir şey gerçekleşmez diyerek ,  Mütezile’ye uygun bir görüşle                ” Allah’ın böyle şeylere izin vermez “  demişlerdir.  Ancak bu görüş isabetli olmasa gerekir . Çünkü dünya bir imtihan  yurdudur . Burada  her şey  sebepler dairesinde  cereyan eder. İnsan  ister iyiyi isterse  kötüyü tercih edip  istesin  Allah o fili yaratır . Elbette her şeyi yaratan  Allah’tır . “ Allah kötü şey yaratmaz “  demek  güya kötülüklerden Allah’ı tenzih etmek anlamına geliyor  gibi görünüyor . Ancak o zaman  var olan kötülüklere baka bir fail ve yaratıcı aramak akla  geliyor ki bu Allah’a  şirke giden   yolu açıyor. Bunun doğrusu şudur  Her şeyi yaratan Allah’tır . Kul ister  Allah yaratır . Bunun hayır  ve ya şer  olması fark etmez. Ama şer olarak yaratılması istenen  olayların da kul zamanı gelince Allah’a hesabını vermek zorunda kalır.

 

Öyleyse  yukarıdaki soruyu özet olarak şöyle cevaplandıra biliriz “Genel olarak Allah tarafından, büyü , sihir , falcılık ve benzeri şeyler yasaklanmış olmasına karşın böyle şeylerle uğraşmakta  direnenler kendilerini kötü ruhların ve şeytanın kucağına atmış olurlar bunun la alakalı Kuranda şöyle denilmektedir :

“ Şeytan onalar söz verir  ve onları ümitlendirir, halbuki  Şeytan ‘ın onlara söz vermesi  aldatmacadan  başka bir şey değildir “ (nisa 4/120 )

“ Gerçek şu ki  . iman edp de yalnız Rab’lerine  tevekkül edenler üzerinde Şeytanın  bir hakimiyeti yoktur. Onun hakimiyeti ancak onu dost  edinenlere ve onu Allah’a ortak koşanlaradır “  ( Nahl, !6/99-100 )

“ Şurası muhakkak ki benim ihlaslı kullarım üzerinde hiçbir ağırlığın  olmayacaktır , Onların koruyucu olarak  Rab’in yeter.Allah Buyurdu : git ! onlardan kim sana uyarsa iyi bilin ki hepinizin cezası cehennemdir . Tam bir ceza ! onlardan gücünün yettiği kimseler davetinle şaşırt , süvarilerinle  yayalarınla  onarlı yaygaraya boğ ; mallarına , evlatlarına  ortak ol, kendilerine  vaatlerde bulun. Şeytan , insanlara , aldatmadan  başka bir şey vaat etmez. “( İsra , 17/63 -65 )

“ İblis dedi ki : Rabb’im ! beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara ( günahlıları) süsleyeceğim ve onların hepsini  mutlaka azdıracağım ! Ancak onlardan ihlaslı  kulların müstesna . Şüphesiz  kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur , ancak  azgınlardan sana uyanlar müstesna “  ( hicr 15/39  -42 )

 

Yukarıda ki Kuran ayetlerinden de anlaşıldığına göre  Allah ile İblis ( şeytan )arasında geçen konuşmalara  göre  Şeytanın  sadece ona inanan insanlar üzerine bir tesiri olduğu anlaşılıyor.

Buna göre de Allah tarafından  Büyü , sihir , falcılık  ve benzerleri yasaklanmış ve çok büyük cezası olduğuna göre  gerek  bu işleri yapan medyum ve hoca lakaplı piyasada bulunanlar  Tanrı tarafından lanetlenmiş insanlar olmakta ve yine onlara baş vurup büyü , fal gibi  şeylerden istifade etmek isteyenlerde  aynı guruba dahil olup ilerde bunların çok  yüksek cezalarını  ödemek durumunda kalacaklardır.

Büyünün hakikat olduğu kabul edilince herkese tesir etmesi de tartışılmaz .Ancak  daha fazla tesir  ettiği kimseler de mevcuttur.  Bunlar da Şeytanın vesvese  ve evhamlarına önem  veren ve bu tür şeylere açık olan kimselerdir .

Böyle kimseler  daha çok  kendi kendilerini kurup hasta  ederler.Çünkü şeytan insana sadece  vesvese verir ve yanlış doğru olarak göstermek ister . Aslında  hiç de önemli  olmayan ses veya görüntülerini kendince  değişik şekillere diye seslere benzeten  evhamlı, itikadı  zayıf  ve ibadeti , zikri  olmayan , Allah2a olan görevleri konusunda  gevşek davranan  ibadetlerini ihmal eden kimseledir.

Hamdi Yazar Hocanın  aşağıda ki açıklamaları  gerek konuyu daha iyi anlamak  ve gerekse  sihrin tesiri konusunda  tatmin edici  bilgi sahibi  olmak için  önemlidir.

 

“ Allah‘ın kitabını arkalarına atıp , Süleyman’a karşı o şeytanların  takip ettikleri  şeylere uyan  ehl-i kitabın  bu fıkrası , bu Yahudi zümresi , o kafir  şeytanların  izlediği ve öğrettiği bu iki çeşit sihir kitaplarından karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlar .(Bakara 2 / 102 )

Bu konuda yine, merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır kitabında şöyle söylemektedir; “...karı ile kocanın arasını ayıranlar, bu kadar kuvvetli bir rabıta-yi ictimaiyeyi kuranlar, bir heyet-i ictimaiyyeye neler yapmazlar.? Efrad-ı Milleti birbirine mi düşürmez, hükümet ile tebaasının arasını açmaz, ihtilaller mi çıkarmazlar? Ayet bu noktada bize gösteriyor ki; sihrin en büyük tesiri ruhlar üzerindedir. Fikirleri bozar, kafaları çalar, ahlakı berbat, cemiyetleri perişan eder. Binaenaleyh; sihrin aslı yoktur diye aldanmamalıdır. Ve böyle sihirlerden sakınmalıdır.”

 

 

 

SİHRİN VARLIĞI İLE İLGİLİ DELİLLER


Sihrin varlığına delalet eden ayet ve hadisler çokçadır. Bunlar hakkındaki ayetlerden birkaç tanesine bakacak olursak:


Yüce ALLAH (c.c.) şöyle buyuruyor:

 
“Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki; Bu çok bilgili bir sihirbazdır. Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz? Dediler ki; Onu da kardeşini de (Harun) beklet; şehirlere toplayıcılar (memurlar) yolla. Tüm bilgili sihirbazları sana getirsinler. Sihirbazlar Firavun’a geldi ve Eğer üstün gelen biz olursak bize kesin bir mükafat var mı? dediler. Firavun; Evet hem de sizler mutlaka yakınlarımdan olacaksınız” dedi.


(Sihirbazlar);“Ey Musa! Sen mi (önce) atacaksın yoksa atanlar biz mi olalım?” dediler.
“Siz atın” dedi. Onlar atınca insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük sihir gösterdiler.1 Biz de Musa’ya “Asanı at” diye vahiy ettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti. İşte Firavun ve kavmi orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.”                             

 (A’raf: 7/109-120)

Yine başka bir ayette buyruluyor ki:

 
“Onlar (iplerini) atınca Musa dedi ki: “Sizin getirdiğiniz sihirdir. ALLAH (c.c.) onu boşa çıkaracaktır. 2 Çünkü ALLAH (c.c.) bozguncuların işini düzeltmez.”

 (Yunus: 10/81)

(1) Sihirbazlar ip ve odun parçalarını ortaya attılar, fakat halkın gözlerini büyüledikleri için onlara bunlar, yılan gibi görünüverdi


(2) Ayette geçtiği üzere sihir yapmanın hile olduğu ve batıl olduğu belirtiliyor.
Sihrin varlığına delalet eden başka bir ayet de şöyledir:

 
“Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: “Ben size izin vermeden Ona iman  ettiniz ha! Demek ki size sihri öğreten büyüğünüzmüş O! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz. Andolsun; ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım.”  (fiuara: 26/49)

Bir başka ayette ise:

 “Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve; “eskiden beri devam ede gelen bir sihirdir” derler.”

 (Kamer: 54/2

Yine Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Harut ve Marut adlı iki meleğin sihir öğretme olayı da sihir varlığının mevcudiyetini göstermektedir;

“Süleyman hükümranlığı hakkında onlar şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Halbuki Süleyman, büyü (sihir) yapıp kafir olmadı. Lakin şeytanlar kafir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Harut ile Marut isimli iki Meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek herkese; “Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kafir olmayınız.” demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekten, karıyla koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, ALLAH (c.c.)’ ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (Ona inanıp para verenlerin) ahretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bunu anlasalardı.”      (Bakara: 2/102)

Yukarda geçen ayetlerden İslam alimlerinin çıkardığı sonuçlar şöyledir:
Ayette geçen iki melek olan, Harut ve Marut, sihri biliyorlardı. Lakin bunu yapmıyorlardı. Çünkü bu işin haram ya da daha sakat mecralara götüreceği onlara bildirilmişti. Öğretilenlerin mahiyetine gelince; merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır tefsir kitabında; bunların yaratılış sırlarından bazı harika ve garip şeylerin olduğunu, bunların esas itibariyle şer olmayıp, şerre de müsait bulunduklarını, meleklerin, öğrenenlere bu bilgilerin şerde kullanılmalarının küfür olacağını belirterek, “Sakın şer kullanmayın.” dediklerini belirtir.

Sihir şeytani bir amel olup, iki farklı asla dayanmaktadır:


1-) Şeytanın uydurdukları denen hakikatsiz aldatmaca,


2-) Babil’deki gibi, özü ve aslı melek olan bazı hakiki ilimlere ve garip sanatlara, uğraşlara dayanan harikalardır.


Yine alimler ayetlerle ilgili şöyle demişlerdir; “Bakara suresi 102. Ayette geçtiği veçhiyle melek, nefsinde batıl olan sihri öğretmez, fakat meleğin hayır maksadıyla öğrettiği gerçek ilim, kötü niyetli kimseler tarafından (şeytanlar, cinler...) şerde kullanılabilirler. Ayetteki Harut ve Marut’un öğrettikleri de böyledir. Aslında onlar gerçek sihri öğretmemişler, sihre alet edilebilecek gerçek ilim öğretmişlerdir.


İslam da Büyünün Hükmü ve cezası :  İslam alimleri , sihir yapmayı  Kuran ve Sünnet’e dayanarak  büyük günahlardan saymışlardır. Hatta yapılan büyünün küfrü gerektiren cinsten olması halinde yapanın  kafir olacağını söylemişler  ve buna göre de çeşitli  hükümler ortaya koymuşlardır. Bu konuda ki ayeti kerimde şöyle buyrulmaktadır : “ Süleyman’ın mülküne dair

Şeytanların uydurup takip ettikleri şeylerin  ardına düştüler. Halbuki Süleyman küfretmedi

Fakat o şeytanlar küfrettiler. İnsanlara sihir ve Babil ‘de Harut ve Marut adlı melek üzerine indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki  o ikisi , ‘ biz ancak  bir imtihan için gönderildik. Sakın  büyü yapmağa cevaz verip de kafir olma ‘ demedikçe  bir kimseye  öğretmezlerdi.  Fakat Allah’ın  izni olmadıkça  bununla  kimseye zarar verebilir  durumda değillerdi. İşte bunlardan kişi ile karısının  arasını ayıracak  şeyler öğreniyorlardı.  Kendilerine  zarar verecek faydası dokunmayacak bir şeyler öğreniyorlardı.  Ant olsun ki onu her kim satın alırsa ahrette  onun bir nasibi olmadığını  gayet iyi biliyorlardı. Fakat canlarını sattıkları o şey ne kötüdür, keşke  bunu bilselerdi! “ ( Bakara 2/102)

Peygambere bir adam büyük günahları sormuştu , şöyle cevap verdiler:  “ Onlar dokuzdur” buyurdular ve saydılar : “ Şirk,sihir,insan öldürmek,faiz yemek , yetim malı  yemek, savaştan kaçmak , namuslu kadınlara  iftirada bulunmak, anne ve babaya  haksızlık  , kıbleniz olan Beytu’l

Haram ( da masiyet işlemeyi)  sağlığınız  veya ölümünüzde  helal addetmek. ( Ebu Davud, Vesaya 10 , (2875)

Cündüb anlatıyor  “ Peygamber  buyurdular ki “ sihirbaza tatbik edilecek had cezası  kılıçla vurmaktır”( Tirmizi , Hüdûd  27 , ( 1460)

Hz Ebu Hüreyre anlatıyor “ Peygamberimiz buyurdular ki “  kim sihir maksadıyla  bir düğüm vurur , sonra da ona üflerse  sihir yapmış olur . kim sihir yaparsa  şirke  düşer. Kim bir şey asarsa , o astığı şeye havale edilir” ( Nesâi , Tahrim  19 ( 7,112) )

 

İslam alimleri  yukarıda kaydettiğimiz ayet ve hadisler ışığında sihrin büyük günah olduğunda ittifak etmişlerdir.

Sihri öğrenmek ve öğretmek te haram kılınmıştır. . Ancak sihre karşı önlem  alınması açısından meseleye bakılırsa sihri bir ilim olarak öğrenmenin haram olmadığını savunmuşlardır.

Hanefi mezhep  alimlerinden bazıları da bu görüştedirler.  İslam kaynaklarında büyücülüğü  meslek edinen  ve sihirbazlığı küfre vardıran kimseleri şiddetle cezalandırılması gerektiği kaydedilmektedir. ( Timizi , Hudud  27 /1460 )

 

KURANDA BÜYÜ ve BÜYÜCÜLÜK :

 

Harut ve Marut’a indirilenler Neydi :  Kuran da sihir konusunu ele alırken  en çok yararlanılan konu  Babil ‘e imtihan için gönderilen  Harut ve Marut isimli  iki meleğin hikayesidir.  Bu bakara suresinde 102ci  ayet  olarak yer almaktadır . Hz Süleymanın da  konu edildiği bu ayeti incelemek  ve büyü ve büyücülük  konusuna  Kuran’da ne kadar yer verildiğini ele almak  yerinde olacaktır. 

 

Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvvet) aleyhinde şeytanların uyduklarına uydular.(104) Süleyman ise küfretmedi; ancak şeytanlar küfretti.(104/a) Onlar, insanlara sihiri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitne (denemeden geçiren kimse) yiz, sakın küfretme" demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi.(105) Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı.(106) Oysa Allah'ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar ise, kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiç bir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kadar kötü; bir bilselerdi.



Bu nası-celil sihir öğretmenin ve sihir yapmanın küfr olduğunu açıklamaktadır.*<Buhari> ve <Müslim> de[Ebu Hüreyre] ayet edilen bir hadisde de Resulullah efendimiz sihri Allaha eş koşmakla bir arada zikretmiştir.


Harut ve Marut kıssası hakkında Resullullah sahih veya zayıf hiç bir hadis rivayet edilmemiştir.Bu babda uydurulan hurafelere itimat olunmamalıdır.İşte sahih olan Kita bullah dır[



AÇIKLAMA

104. Şeytan'ın çoğulu olan Şeyatin kelimesi, insanlardan ve cinlerden sapık ve kötü olanlara delâlet eder. Burada iki anlam da kastedilmektedir. Yahudiler, esaretleri, cahillikleri, fakirlikleri ve yurtsuz dolaşmaları gibi nedenlerle ahlâken ve maddî yönden çok bozulup tüm iyi niteliklerini kaybettiklerinde, sihir, büyü, tılsım ve buna benzer diğer sanatlarla ilgilenmeye başladılar. Hiçbir çaba sarf etmek sizin bu tür tılsım ve büyülerle kendi geleceklerini kazanabilecekleri konusunda kendilerini aldatmaya başladılar. Daha sonra kötülükler onları her taraflarından sardı ve büyücülük ilmini Süleyman Peygamber'e (a.s.) bağladılar. Süleyman Peygamber'in (a.s.) büyük saltanatını ve muhteşem güçlerini bu büyülerle elde ettiğini iddia ettiler. Yahudiler sihir ve büyü gibi bu tür sanatları büyük bir nimet olarak kabul ettiler; hatta, Yahudi din adamları (haham) bile sihirle uğraşmaya başladılar. Sonuç olarak, kutsal kitaplara olan tüm ilgilerini kaybettiler ve kendilerini Allah'ın Hidayet'ine çağıranlara kulak asmadılar

.

104/a. Kur'an burada sadece Süleyman Peygamber'e (a.s.) atfedilen büyücülük suçunu değil, ona Kitab-ı Mukaddes'te atfedilen diğer suçları da reddeder. (I Krallar: 11) Kitab-ı Mukaddes'e göre "Süleyman kadınlardan çok hoşlanırdı; kadınları, onu başka ilâhlara tapması için kandırdılar. O da Allah katında kötü olanı yaptı; onların ilâhlarının put ve timsallerini yaptı." Kur'an bunu reddeder ve şöyle der: "Süleyman hiçbir zaman küfredenlerden olmadı ve sadece bir kâfir, kadına düşkünlük, putlara tapma ve Allah katında kötü olan şeyler gibi suçları işleyebilir."

105. Bu ayette değinilen olay çeşitli şekillerde yorumlanmıştır; fakat benim anlayabildiğim kadarıyla olay şudur: Hz. Lut'a iki yakışıklı delikanlı şeklinde iki meleği gönderdiği gibi, İsrailoğulları Babil'de esir iken Allah onları sınamak için insan kılığında iki melek göndermişti. Bu amaçla o iki melek insanlara sihir öğretmeye başlamışlardı. Fakat melekler, "Bu şeyleri sadece sizi sınamak için öğretiyoruz. Bu sanat'tan yardım ve ümit bekleyerek bu dünya hayatınızı ve ahretinizi mahvetmeyin" diyerek kendilerine gelenleri uyarıyorlardı. Fakat tüm bu uyarılara rağmen onlar sihirler, tılsımlar, muskalar için büyük gruplar halinde geliyorlardı. Meleklerin insan kılığında gelmelerinde garipsenecek bir yön yoktur. Onlar, Allah'ın vekilleri olarak olağanüstü güçlere sahiptirler. İnsanlara neden sihri öğrettiklerine gelince, bunu bir örnekle açıklayabiliriz. Bu, polisin rüşvet alan memurları suçüstü yakalayabilmek için işaretlenmiş paraları suçlulara teslim etmek gibi mizansenler hazırlamasına benzemektedir. Nasıl bunda garipsenecek bir şey yoksa, dejenere olmuş Yahudileri sınamak için meleklerin yaptığı şeyde de bir tuhaflık yoktur

.

106. Büyü ilimlerinde en büyük dilek, kadını ayartabilmek için kocasından ayıran bir muska veya tılsım elde etmek idi. Bu, onların ne kadar bozulduklarını göstermektedir. Onların en büyük zevki başkalarının kadınlarıyla ilişki kurmak ve onları kocalarından ayırmaktı. Bu bozulmanın en kötüsü idi. Çünkü toplumun temel taşını oluşturan ailenin köklerini yıkmak demekti. Eğer karı ile koca arasındaki ilişki sağlam olursa, toplum da sağlam ve güçlü olur. Fakat ikisi arasındaki ilişki kötü olursa, bütün toplum bozulur. Bu nedenle onlar, en büyük kötülüğü yapıyorlardı; çünkü, kendi dayanışmalarının ve tüm toplumun bağlı olduğu bu önemli ilişkiyi kökünden kesiyorlardı. Bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.) Şeytan'ın dünyanın dört bir tarafına vekilerini gönderdiğini söyler. Vekiller geri döndüğünde O'na ne yaptıklarını anlatırlar. Birisi kavga çıkardığını, ötekisi karışıklık ve kargaşa yarattığını söyler; fakat, Şeytan "Hiçbir şey yapmadınız" der. Daha sonra biri gelir ve: "Bir adamla karısının arasını ayırdım" der. Şeytan onu kucaklar ve: "Gerçekten büyük bir iş yaptığını" söyler. Bu hadisin ışığında, neden iki meleğin İsrailoğulları'na karı ve kocayı ayıran bilgi ile gittikleri açığa çıkmaktadır. Sadece böyle bir şey, onların ahlâkî geriliklerini tam anlamıyla ölçebilirdi

.

Bu yazımızda kullandığımız kaynaklar :

 

Giovanni Scognamillo & Arif Arslan  : Doğu ve Batı Kaynaklarına göre  BÜYÜ

Roderich Feldes  Maji 1992 Cep kitapları

François Ribadeau  histoire de la Magie   Paris 1971

Richard  CAVENDİSH   TheEncyclopedia of the Uexplained  London 1974

Gerin Ricard   Histoire de l’occultisme  Paris 1947

 

Sayın okurlarımız  yazımız  bu sayımız için burada son buluyor . Önümüzdeki sayımızda yazımızın devamında sizlere  ilginç bir çok     Kara ve Ak  büyü  olmuş vakası nakledeceğiz dünyadan.

 

Bizimle  bu yazı hakkında  fikrinizi yazmak ve bilgi almak isteseniz lütfen

bilgi@evreninsirlari.net

Mail gönderebilirsiniz

Bir daha ki sayıda Nisan sayı 56 buluşmak ümidiyle

Sevgilerimizle

                                                                                                                                                    / 204-204-255 /

 

Evrenin Sırları ©® Sayı 55   Bilinmeyenin  Sınırları :  Maji- Büyü – Sihir – Wodoo  Sayfa  05  /189-180-200/

 




Ana Sayfa'ya Dön