|
Bu
sayımızda okuyacaklarınız :
Bilgi Celseleri – Ergün Arıkdal – Ruh ve Madde Yayınevi
Sevinç ve Güzellik Alemleri ---Alberth Pauchard--- Ruh ve Madde
Yayınevi
Birinci
cilt
Bilgi Celseleri . Sayın
Ergün Arıkdal – Ruh ve Madde Yayınevi –
Tüm Yönleriyle MEDYOMLUK / Alıntı yapılmış ve derlenmiştir.
Üstat Ergün Arıkdal bir ömür harcadığı
Metapsişik çalışmalarından elde ettiği medyomlukla ilgili teorik ve
pratik bilgilerinin kendi şahsi deneyimlerine dayanmaktadır. Bu birikimden
gerek deneysel gerekse felsefi yönünü İstanbul Meta FM radyosunda
haftalarca süren bir dizi konuşmasıyla dinleyicilerine aktarmıştı. Bu
kitap o radyo konuşmalarından derlenmiştir.
Kendisine hoş görüsü için teşekkür
ederiz.
Burhan zihni Sanus
Psikospirit celseler de denilen bilgi
celseleri , günümüz psikolojisinin yöntemlerine mümkün olduğu kadar bağlı kalarak
, ancak işin daha ötesine geçmek suretiyle yapılan deneysel çalışmalardır.
Bu celselerin amacı bedensiz varlıklarla
ilgili bazı kanıtlar toplamak onları bilgilendirmek , yapılan
çalışmalardan felsefi , ahlaki sonuçlar çıkarmak ve ayrıca zaman zaman
araya doğal olarak giren celsenin asıl bedensiz rehberinin öğütlerini
değerlendirmektir.
Celselerin yorumlanmasında öncelikle etik
konusu çok önemlidir: İnsanların hem bireysel hem de toplumsal bir vicdan
olarak takip etmeleri , uymaları gereken birtakım kurallar , birtakım
metot ve ilkelerini incelenmesi lazımdır. Böyle bir inceleme ile işe
başlandığı vakit , muhakkak ki bu tip konuşmalar insanları . içinde
bulundukları normal hayat standardının daha üst seviyedeki bir
mantaliteye götürecektir. Bir aile toplantısında bile güzel yüksek
düşüncelerle ilgili konuşmalar başladığı vakit insanlar kendilerinde
daha başka türlü değerler
Hissetmeye başlar ve böylece etraflarında
çok yüksek pozitif bir enerji alanı meydana getirirler.
Burada ki bütün mesele celsenin aurasını
, yani insanların zihinsel alanlarının birleşmesinden meydana gelen
büyük zihin alanının geniş , kapsamlı olgun bir hale gelmesi meselesidir.
Celsede bulunan varlıklar spiritüel bir
amaç ve yolda bulundukları için bu konuda kendilerine yardım edecek ,
ruhsal alemdeki her an görüp gözeten yüce varlıklardan celse sırasında
yardım isterler.
Celse operatörünün kendi duyarlılığına
bağlı kalmak şartıyla kendi kelimeleriyle ifade ettiği esirgenme ,
korunma ve yardım isteklerinin tekrar diğer sakinler tarafından da zihnen
tekrar edildiği vakit istenen meydana gelmiş demektir.
Medyom üzerinde çok iyi kontroller
gerekir . Otomatik şuuraltı yazılarının , normal sprit ilişkilerinden
tefrik edilmesi çok gereklidir. Bunlar kasıtlı olmayan bir takım düşünce
akımlarıyla meydana geldiği için burada herhangi bir kötülük aramamak
gerekir . Ama operatörün bütün dikkatiyle bu meseleleri güzelce ayıklayabilecek
bir kültüre de sahip olması lazımdır.
Onun için sorumluluk burada operatördedir,
ne hazirunda ( celsede bulunanlarda ) ne de medyomdadır.
İlk çalışmalar gelişmemiş medyumlarla
yapılabilinir , önceden anlattığımız gibi psikografiyi denedikten sonra
eğer başarılı bir durum elde edilmişse onu 1 – 2 celse sürdürdükten sonra
medyomun yazdığı yazılara paralel olarak zihninde giderek aynı
kelimelerin teşekkül edip etmediğini kontrol etmek gerekir . Mesela
yazısını yazarken “ arkadaşlar “ kelimesinin yankılandığını algılamaya başladığı
vakit bilesiniz ki artık bu medyom , psikografiden hoparlör dediğimiz
konuşucu medyomluğa doğru yavaş yavaş bir kayma göstermeye başlamıştır.
İşte o zaman işler daha kolaylaşır , daha seri daha hızlı hale gelmeye
başlar . Bu durumda medyom elindeki kalemi bırakmalı ve doğrudan doğruya
şahsi konsantrasyon içerisine girerek zihnine gelen bu düşünce
akımlarını hiç durmadan bekletmeden ve yoruma tabi tutmadan ( şöyle mi
desem Böyle mi desem ayıp mı olur olmaz mı doğru mu eğri mi söylüyorum
tarzında en ufak bir sansürü dahi göz önüne almadan ) olduğu gibi bir plak
tarzında bunu ifade etmelidir.
Bütün sözler doğrudan doğruya bant
kayıtlarına kaydedilir.
Tabii şimdi konuşma meselesi ve fikirler
meselesi ortaya çıkınca şu sorulabilir . Acaba konuşmayı kim yapıyor. Medyomun
zihninde çın çın öten bu kelimeler , hiç durmadan akıp giden bu
bilgiler nereden çıkıyor.? Üstelik normal hayatında bu şekilde fikir
beyan edemeyen bir kimsenin celse sözleri , hatta oturup yazdığı şiirleri
göz önüne alırsak o zaman şu soru sorulur * Acaba bunun arkasında ne var
? Bu medyoma ait bir şey midir yoksa medyoma rehberlik yapmak isteyen
bir bedensiz varlığa mı ? Bu operatörün ve etrafında ki araştırıcıların
Bulup tespit etmesi gereken husustur.
Operatör burada önce medyomun rehber
varlığını tespit etmek onunla görüşmek mecburiyetindedir . Birinci
aşama budur, yani herhangi bir tebligata ulaşmadan evvel medyomun
rehberi ile bir kontak kurmak ve onun nasihatlerini , bilgilerini ve
sunabileceği imkanları göz önüne almak mecburiyeti vardır. O rehber varlık
vasıtasıyla artık ruhsal dünyanın çeşitli frekansları arasında irtibat
kurmak gayet kolaylaşır , çünkü orada bir aracı bulmuş oluyoruz. Orada
öyle bir varlıkla temas kurmuş oluyoruz ki çeşitli uyumlar sağlamak
suretiyle medyoma birtakım bilgilerin aktarılmasına sebep olur ve doğru
bir aktarım yapılır.
Bununla medyomun Duru görü olup
olmadığını da kontrol imkanı olabilir Genel olarak medyomlar kendisi ile
irtibatta bulunan varlığın vizyonunu görür. Ona belli bir insan sıfatıyla
insan niteliğiyle gözükürler. Esasında
Spatyoma geçmiş olan bir varlığın artık dünyasal hüviyeti yoktur. Orada
bir insan yüzü tarzında herhangi bir yüz , insan vücudu tarzında herhangi
bir form bulmak mümkün değildir , ama orayla irtibatta bulunan bir kişinin
dünyasal alışkanlıkları ve dünyasal bilgisine uygun olarak , sempati
kanunlarına bağlı kalmak şartıyla ona belli bir form içerisinde belli
bir sima ve yüz ifadesi ile kendisini ortaya koyması da mümkündür. ( Spatyom için
daha fazla bilgi için Bakınız Sayı 3 Ağustos 2005 Metafizik :
Spatyom Öteki Alem
) (Sayı 19 – 20 – 21 Sayfa 06 Bir konu bir
kitap : Spatyom öteki alem mekanı Ruh ve Madde’nin kitabı üç bölüm
olarak yayınlamış 12700 kişi tarafından okunmuştur)
Medyum bu gördükleri şeyleri gayet mükemmel bir
tarzda ifade edebilir, anlatabilir . Kendisinde bir hareket hali meydana
gelir “ Şimdi işte oraya uzanıyorum onu elime alıyorum, bunu görüyorum,
fevkalade güzel renkler , çok güzel bir kokusu var “ gibi . Bunların medyom
tarafından görülebilmesi için onun görücü bir medyom olma niteliğine
bağlıdır. Her medyom bunu görmez görmeyebilir.
Yazıcı medyomluk , konuşucu medyomluğa
oranla elde edilen sonuçlar açısından biraz geri bir seviyeyi gösterir
gibidir. Operatör kendi konuşmaları ile onun seviyesini gittikçe
yükselterek o varlığa da yardım etmiş olur.
Bu işin ciddiyeti nedeniyle insanlar kendilerinde
yüz de yüz güven olmadan , sadece eğlenmek ve gösteriş için başkalarının
ruhsal ve manevi sağlıkları ile uğraşacak şekilde kesinlikle medyumsal
tecrübeler yapmağa kalkışmamalıdırlar .
Diğer bir konu da Ruhların ya da bedensiz
varlıkların kimliğinin kontrolüdür. Bedensiz varlıklar kimliğini kontrol
rölatif bir olaydır. Kendisinin samimiyetine inandığınız bir varlığın
kendisi söylemediği sürece onun gerçek kimliğini tespit etmek mümkün
değildir. Çünkü dünyasal kimliklerin belli bir teşevvüş devresinden sonra
yavaş yavaş o varlıktan uzaklaşır .
O varlığın öz şahsiyeti her halükarda bağlı
olmuş olduğu planın kimliği ile alakalı bir kimliktir.
Yeryüzünde Mehmet veya Ahmet olarak yaşamış
olması hiç mühim değildir, bunlar enkarnasyonların icaplarıdır. Bu o anda
ki bir kişilik meselesidir. O tarzda ki bir kişilikte tezahür etme
mecburiyetinde olduğu için o hüviyeti almıştır. Ama bu onun asıl yaşam
mevkii olan Spatyom da ki kimliğiyle hiçbir ilgisi yoktur.
Ölüm denilen olayla yaşamın , daha doğrusu
etkinliğin sona ermediği anlaşılmıştır. Ölüm sadece bir yerden bir yere
geçiştir. Daha değişik ifadesiyle şuur projeksiyonunun dünya bedeniden
alınıp daha süptil ( uçucu , seyyal) nitelikteki bir beden üzerinde devam
ettirilmesidir. Yaşamların şuurun devamlılığı söz konusudur, hiçbir zaman
kesiklik yoktur .
Ruhsal bir alem mevcuttur ve orası bu
maddesel ortamın devamı niteliğindedir.Spatyom apayrı , sonsuzluklarda bir
yer değildir . Şu anda bulunduğumuz yerle iç içe bulunmaktadır, sadece
boyut ve frekans farkı vardır. Onu normal biyolojik algılama organlarımızla
algılayamıyoruz fakat medyomsal yeteneklerle bunları deneysel olarak
görmek mümkündür.
Ruhsal çalışmaların bize kazandırdığı
başka bir bilgi ise tekamül sürecinin madde ötesinde de devam ettiğidir.
Tekamül hiçbir zaman kesikli değildir, şuur ve tekamül süreci süreklidir.
Çeşitli merhaleler geçilmek suretiyle bu süreç sonsuza kadar devam
etmektedir.
Algıladığımız ve algılama organlarımızın
dışında kalan her şey aslında ruh varlığının değişik şuur düzeylerinde ki
bir tezahüründen başka bir şey değildir.
Görünen ve görünmeyen evrenlerde her
türlü olgu İlahi irade yasaları da dediğimiz kozmik yasalar
çerçevesinde oluşmaktadır. . Tesadüf , rastgelelik ve başı boşluk diye
bir şey asla söz konusu değildir . Hiçbir şey bu yasaların dışında
yapılamaz.
Şuur kesikliği yoktur. En son yapılan
bilimsel çalışmalarda şuur sürekliliği meselesi ayrıntılarıyla ele
alınmıştır, ve çok olumlu sonuçlar elde edilmiştir.
Şuurlu ben ölümden sonrada aynen o benliği
muhafaza eder , devam eder. Ruhun kendi çabasıyla sağladığı aşamalı ve
sürekli bir tekamül vardır. Hiçbir yerde duraksama , durma , bir istasyona
gelip yerleşme veya bir son söz konusu değildir.
Hepimiz , sonsuz olan Yaradan‘ın sonsuz
kainatı içerisinde ancak sonsuz bir şekilde hareket etmek imkanına
sahibiz.
Tüm
yönleriyle Medyomluk Ergün Arıkdal Ruh ve Madde yayınları 1998
Kitabında
alıntı yapılmıştır.
Teşekkür ederiz .
Sevinç ve Güzellik Alemleri
Dr. Karl Nowotny---
BİR DOKTORUN RUHSAL
DÜNYADAN MESAJLARI
(Birinci Cilt) Hepsi üç
cilttir.
RUH VE MADDE
YAYINLARI
Dr. Karl Nowotny, (1895-1965) Viyana
Üniversitesi’nde psikiyatri ve nöroloji dersleri veren bir profesördü.
Birçok bilimsel makale de yayınlayan doktor, ölümünden birkaç ay sonra
medyum Grete kanalıyla bu kitapta okuyacağınız ruhsal mesajları vermeye
başladı. Mesajlarında açık ve basit bir dille öte alem hakkında bilgiler
vermekte, dünyada yaşayanlara sağlıklı bir hayat felsefesi için öğütlerde
bulunmaktadır
.
DÜNYAYLA ÖTE ALEM ARASINDAKİ
İLİŞKİ – RUHSAL VARLIĞIN ROLÜ
Ben sadece can ve ruhtan söz etmek istiyorum, çünkü beden maddedir ve
herhangi bir şekilde öte alemle ilgisi yoktur. Maddi olan her şey gibi
beden de ölümlü ve geçicidir. Ancak bu yargı bile zamana bağlı bir
yorumdur, çünkü gerçeklik açısından hiçbir şey geçici değildir, sadece
zamanın akışı içinde başka bir form kazanmaktadır.
Can ve ruh ölümsüzdür. İnsanlar ölen biri için “ruhunu teslim etti”
dediklerinde, söylemek istedikleri şey artık onun zeka yönünden aktif olma
ve beş duyusunu kullanma yeteneğinin kalmadığıdır. İnsanlar için can ve
ruhu birbirinden ayırmak kolay değildir, çünkü her ikisi de gözle görülemez
ve beden içindeki yerleri hiçbir zaman idrak edilemez.
Bedeni hissetme ve kontrol etme yeteneğinin genellikle beyne ait olduğu
düşünülür. Eğer zekayla insanın düşünebilmesi, çalışabilmesi ve çevreyle
iletişim kurabilmesi kastediliyorsa bu mümkündür. Ama ben bu zekayı
kastetmiyorum, ben her insanda mevcut ruhsal varlıktan söz ediyorum. Bu
yalnız beyinde değil bedenin tümünde yer alır ve beyni sadece aktif
olabilmek, iradesini ifade edebilmek için kullanır
.
Bu ruhsal varlık bedenin uzuvlarıyla doğrudan bağlantılı değildir, canın
içinde yer almıştır. Bir cevizi göz önüne alalım, her şeyden önce cevizin
bir içi vardır. Yaşam, devamlılık, çoğalma ve sürekli evrimi sağlayacak her
ne varsa cevizin içindedir. Bu yumuşak ceviz içi narin bir kılıf olan zarla
kaplanmıştır. Can, tüm bedeni dolduran, ceviz içini saran, onu ceviz
kabuğundan koruyan zara benzetilebilir. Can ruh varlığının evriminde
koruyucu rol oynar, onun özgür olması ve faaliyeti sırasında herhangi bir
engelle karşılaşmaması için gerekli korumayı sağlar. Canı ve ruhu
barındıran cevizin sert kabuğu ise bedene benzetilebilir. Kabuk (beden) her
zaman rahat ve hoş değildir, ama can ve ruhu içinde barındırmak için tüm
normlara ve doğa yasalarına uygun donanıma sahiptir
.
Şimdi ruh ve canın ilişkisini ele alalım. Söylediğim gibi ruh değerli
özdür, can ise onun örtüsü ya da giysisidir. Ruh veya ruhsal varlık bireyin
kişiliğidir, her şeyi o yönetir. Hayatın tezahür etmesi için kişinin
serbest iradesi yoluyla bir kıvılcım tutuşturan aktive edici tesir odur.
Ruhun canla nasıl bağlantı kurduğunu açıklayamıyorum, çünkü beşer lisanında
gerekli kelime dağarcığı bulunmuyor. Ruh maddi açıdan hissedilir bir şey
değildir, ancak aktivitesi yoluyla tanınabilir. İnsanlar, ruhun ortaya
çıkardığı ve beşeri beş duyunun kullanımı altında olan bazı yaşam
belirtilerini ruhla karıştırırlar. Kısaca, ruh varlığıyla ruhsal
aktivitenin aynı şey olmadığını vurgulamak istiyorum. Ruhsal aktivite, daha
çok evrimleşmek isteyen ve evrimleşmesi gereken ruh varlığının ifadesidir
.
Dünya insanı için ruhsal aktivite sona erdiği zaman ruh varlığı yok olmaz.
O tahrip edilemez ve sadece bedeni ilgilendiren ölümle bertaraf edilemez,
aksine yeniden doğar. Ruh varlığı için asıl hayat mezarın ötesindedir.
Dünyaya dönmek, ruh için maddi beden içinde geçirilmesi gereken zindan
hayatı demektir. Ölüm, dünyanın ötesindeki yüksek bir aleme doğuş veya
orada yeniden diriliştir, çünkü hiçbir ruh varlığı evriminde çok geri
kalmadıkça aşağı doğru giden bir evrim yolunu izlemez. Tek bir yol vardır o
da devamlı yükselen yoldur, sonu gelmeyecek kadar uzun ve çetin bir yoldur.
Ama yükselme eğilimi, her ruhu kendisi için belirlenmiş hedefe doğru
gayretle ilerlemeye teşvik eder
.
Şu bir gerçektir ki yeni doğan her çocukta aşağı yukarı olgun bir ruh
enkarne olur. Enkarnasyonun maddi anlamda bir hapishaneye benzediğini
söyleyebilirim, çünkü doğum anında ruhun öte alemle her tür şuurlu
bağlantısı kesilir ve oradaki yaşamıyla ilgili tüm anıları silinir. Ruh
yeniden öğrenip gelişmeye başlar, elbette bir önceki hayatta öğrenilen ve
başarılan şeyler kaybolmamıştır. Bu deneyimlerin yanı sıra, iyi ve değerli
özelliklerle kazanılmış evrim düzeyi de insanın yaşama tarzında açıkça
görülür. Dünya hayatının bitiminde ruh geldiği yere, zirveye giden yokuşlu
yolda daha çok ilerleme gösterebileceği alemlere döner.
Bu yüzden çocukların gelişmesinde benzerlikler görülmez. Ana babaların
çocuklarının gelişimini kendilerininkine benzetme çabaları genellikle
boşuna zaman kaybıdır. Eğer çocuğun büyüklerinin tayin ettiği yolu izlediği
görülürse, bunun sebebi o yolun takdir edilmiş olmasıdır. Çünkü hayat
yolunda hangi temel prensipler ve imkanlarla, hangi güçlüklerle
karşılaşacağı kaderinde planlanmıştır, böylece ruh varlığı geçmiş
hatalarını iyi deneyimler haline getirecektir. (Sayfa: 18-22)
KALITIM VE ENKARNASYON
Ruh anlamında kalıtım söz konusu değildir. Beden annenin bir parçasıdır,
onu geliştiren tohum nedeniyle babanın da bir parçasıdır. Ana babayla
arasında benzerlik bulunması akla yakındır ve doğrulanmıştır. Birçok
organik rahatsızlık doğumla birlikte intikal etmiştir, bilinmese de hiç
şüphesiz bunlar bedende mevcuttur. Ruh başka bir konudur. İlahi yasa
gereğince yaşayan ruh, bedene enkarne olurken tamamıyla yabancı bir unsur
gibi ona girer. Bu olay evrenin sonsuz yasalarına tabidir, en son detayına
kadar tüm olaylar böyle tertiplenmiştir. Ruh, daha fazla evrimleşmesi için
kendine temel gereksinimlerini sağlayacak belirli bir çevreye, bir önceki
ana babasından bağımsız olarak tohumlanır.
Yeni enkarne olmuş bir ruh ana babanın yolunu izlemek zorunda kaldığında,
uygun temel gereksinimler orada mevcut olduğu için özellikle o aileye
doğmuş demektir, çocuk sadece mevcut olan prensipleri izleyecektir. Çoğu
zaman ileri bir ruh mütevazi ve yoksul koşullar içinde dünyaya gelir, amaç
eksik kalan arınmanın deneyimini yaşamak ya da ilerlemiş düzeyiyle ana
babanın evrimine ve gelişimine yardımcı olmaktır. Hiçbir ruh varlığı
diğerlerinden fazlasına katlanmak ya da fazlasını başarmak zorunda
değildir. Ayrıca tüm ruhsal varlıklar aynı hızla evrimleşmezler, çünkü bunu
yapmaya zorlanmazlar. Her varlık istek ve iradesi doğrultusunda kendine
sunulan fırsatlardan yararlanıp yararlanmamakta serbesttir.
Yeri gelmişken şunu da belirtmekte yarar var. Bir ruh dünyadan ayrıldıktan
sonra kayıtları kontrol eden, övgüler yağdıran, cezalandıran ya da intikam
alan bir Tanrı yoktur. Çünkü her eylem ortaya çıkabilecek sonuçları kendi
içinde taşımaktadır. Bir insanın, yaşamı süresince ya da dünyayı terk
ettikten hemen sonra kötü bir eylemin, bir suçun bedelini ödemesi önemli
değildir, çünkü hiç kimse kötü bir eylemin sonuçlarından kaçamaz. Hayatta
dikkat çekmemiş, etkili olmamış gibi görünen iyi eylemler de aynı şekilde
ödüllendirilir. Telafi yasası budur. İnsanlar şunu anlamalıdırlar ki bir
insanın hak etmediği halde daha iyi maddi koşullarda yaşaması, diğerinin
iyilik uğruna sabahtan akşama kadar köleler gibi çalışan bir zavallı olması
adaletsizlik değildir. Fizik dünyada böyle bir yaşamın sebepleri geçmiş
hayatlarda aranmalıdır, çünkü dünyaya geri dönen her ruh varlığı
yaptıklarını kendi iradesiyle yapmakta, yani buna zorlanmamaktadır.
Bu konuları daha üstün bir bakış açısından düşünmek gerekir. Dünya malı
kullanılmak ve rahat etmek için verilmiştir, abartılması yanlıştır, bundan
özenle kaçınmak gerekir. Her şeye sırt çevirip sadece öte alem için
hazırlanmak da aynı derecede yanlıştır. İnsanların sandığı kadar zor
olmayan bir orta yol bulunabilir. (Sayfa: 22-25)
HASTALIĞIN NEDENİ HASTA BİR
CANDIR – ÖZGÜR İRADE VE KİŞİLİK
Tıp kökten değişecektir. Her hastalığa hasta bir canın sebep olduğu kanaati
yerleşince, hastalar artık birer vaka olarak ele alınmayacaklardır. Bunun
yerine kişilik tümüyle incelenecek, tedavi (bedensel hasar dışında) ruh ve
can üzerinde yoğunlaşacaktır. İnsan denen varlığın merkezi çekirdeği
ruhtur. Ruh insanın özgür iradesini, bu yüzden de kişiliğini kendinde
toplamıştır. Tüm davranışların asıl harekete geçiricisi olan irade, ruh
varlığının gelişmişlik ölçüsüdür.
Ruhla can arasında tahrip edilemez bir kordon vasıtasıyla yakın bir ilişki
vardır. Ruh iradesinin her bir tezahürü derhal onun koruyucu örtüsü olan
cana iletilir. Ruhun teşvik ve talimatıyla uygun organların istenen şeyi
yerine getirmesini sağlayan candır. Sağlıklı bir can, iradenin uyarısını onu
yerine getirme fonksiyonuna sahip organa kolayca iletecek durumdadır, hasta
bir can bunu yapamaz. Bir canın ne zaman sağlıklı olduğunu saptamak çok
özel bir iştir, bunun ölçüsü sadece fizik organların iyi durumda olması
değildir, çünkü canın fonksiyonu entelektüel faaliyet denen düşüncelerin
denetimini de kapsamaktadır.
CAN HAYATİYETTİR
Yaşayan her şeyin bir canı olduğu hep söylenmiştir. Doğrudur, can saftır ve
binlerce farklı formda tezahür eden hayatiyetten ibarettir. Beden ve ruhu
ayakta tutar, onları birbirine bağlar. Beşeri can, dünyasal varlıklar
içinde kudret bakımından en evrimleşmiş, en olgunlaşmış, bu yüzden de en
etkili olanıdır. Sonsuz sayıda telleri olan bir enstrüman gibidir, onu
çalabilecek tek varlık ruhtur. Tüm insan canları aynı ölçüde gelişmiş
değildir, bu yüzden insanları ince ruhlu, katı kalpli diye
sınıflandırırlar. Böyle nazik bir enstrümana layık olduğu özeni göstermek
gerekir.
RUHLA BEDENİ BAĞLAYAN UNSUR CAN
- IŞIMA RUH GRUBUNU BELİRLER
Canın
ruhtan gelen irade uyarısını (impuls) organlara naklettiğini söylemiştik.
Bu nakil işlemi, insan bedeninin en mükemmel organı olan sinir sistemi
vasıtasıyla gerçekleşir. Sinir sisteminin merkezi ise beyindedir, her türlü
faaliyet oradan idare edilir. Tıpta bu durum çok iyi bilinmekte, ama beynin
canın yardımı olmaksızın sinir sistemini kullanamayacağı bilinmemektedir.
Ruh, iradesi yoluyla, can da duygusal hayatın ifadesi yoluyla tezahür eder.
His sadece duyarlılık değil genel bir algılamadır. İradenin cana nakli
elektriksel ya da manyetik bir akım gibidir. Aracı rolünü oynamak her zaman
cana aittir, mantal isteğin yerine getirilip getirilmeyeceği, bunun nasıl
yapılacağı onun takdirine bırakılmıştır. Ruh olmasa insan organlarını
çalıştıramaz, çünkü can emir almamaktadır. Aynı şekilde cansız bir beden
hayat belirtisi gösteremez, çünkü ruhla bedeni bağlayan güç eksiktir.
Aslında böyle bir durum söz konusu olamaz, çünkü ruh ve can ayrılmaz bir
şekilde birbirlerine bağlıdır
.
Buna rağmen can ve ruhun farklı evrim yolları izlemiş olmaları mümkündür.
Çok olgun bir ruh varlığının, aynı derecede evrimleşmiş bir canla birlikte
olması şart değildir. Çok sık rastlanan bu farklılıklar insanların tek
yönlü gelişmesine yol açar, ya aşırı duyarlı ya da duygusuz olurlar, oysa
zihni yetenekleri çok gelişmiştir. Gelişimini denetlemek, ruhuyla canını
eşit derecede beslemek her insanın görevidir, ama bu çoğu insanın
başaramadığı zor bir iştir. Eninde sonunda olgunlaşarak Yaradan’ın istediği
gibi dengeli bir kişiliğe, yani ideal forma kavuşacaklardır. Hasta birine yardım
etmek isteyen doktor, ruhla can arasındaki bu dengesizliği fark etmek
zorundadır.
Hiç şüphesiz, ister dünyada isterse öte alemde olsun bir insanı tüm
özellikleriyle tanımak bizim için kolaydır. Burada her ruhun kendi aurası
vardır, auradan hangi evrim düzeyine kadar ilerlediği, hangi ruhsal
varlıklar grubuna ait olduğu kesinlikle bellidir. Bizler dünya insanlarının
auralarını da görebiliriz, dünyada yaşayan bazı kimseler de bu beceriye
sahiptir. Burada hiçbir ruh varlığı dünyada olduğu gibi kendini gizleyemez,
aurasından hemen tanınır. Ruhsal varlık gruplarına örnek olarak sanatçıları
ve bilim adamlarını verebilirim, ama dünyada bilim adamı diye bilinenlerin
hepsi bu gruba dahil değildir. Onların pek çoğu, dünyada kendilerinden çok
geride olan kişilerin burada önlerine geçtiğini görerek hayretler içinde
kalırlar. Hiç şaşmaz bir ölçü bunu belirler, örneğin bilim adamlarının
başlarının çevresinde yeşil bir parıltı vardır, dışa doğru bu renk daha
açık bir hal alarak azalır. Renk açık yeşil ve parlaksa evrim düzeyi yüksek
demektir. Sadece dünya ilmine saplanıp kalmış, gerçeklerden uzak bilim
adamları ise çoğu kere başlarının çevresinde gri renkli bir bulut taşırlar.
Bilinmesi gereken önemli bir nokta da, her insanın dünyaya veda edip bu
aleme geçerken tüm dert ve sıkıntılarını, tüm yanlış düşüncelerini birlikte
getirdiğidir. Bu tür insanların doğruyu bulmaları öte alemdeki tavır ve
inançlarına bağlıdır, bu da biraz zaman alır. İlerlemek ya da yardıma
ihtiyacı olan ruhlara hizmet etmek ruhsal bir güç gerektirir. (Sayfa:
29-32)
CAN, RUH VE BEDENİN İŞBİRLİĞİ
Canın başardığı şey gayet sade bir işlemdir. Canla bağlantı kurulması
birkaç şekilde mümkün olur. Bu ruhun iradesinin ifadesiyle ya da dışarıdan
gelen ve beden aracılığıyla cana yöneltilen bir izlenim yoluyla olabilir.
Ruhta oluşan iradenin ifadesi ortaya çıktığı anda cana tesir eder. Canın ne
durumda olduğu, iradenin ifadesini kısıtlamadan kendine çekerek beyne sevk
edip etmeyeceği son derece önemlidir. Ancak bu yapılabildiği takdirde beyin
uyarıyı, yani canın hayatiyetini kaydeder. Daha sonra eylem beyinde
olgunlaşacak ve işlevi yerine getirecek organa nakledilecektir.
Can çok ince dallara ayrılmış hassas bir sinir sistemi vasıtasıyla
organlarla bağlantı kurar. Bu bağlantının kurulabilmesi için sinir sisteminin
sağlıklı olması gerekir, böylece beden makinesi bir engelle karşılaşmadan
işlevini yürütür. Can sinir sisteminden çok daha hassas bir araçtır, sinir
sistemi o denli cana bağlıdır ki her anormal eğilim ona nakledilir. Eğer
engeller ve anormal eğilimler uzun süreliyse, rahatsızlık veya engelin
türüne ve şiddetine bağlı olarak sinir sisteminin hastalanmasına ve organ fonksiyonlarının
engellenmesine yol açabilir. (Sayfa: 32-35)
CAN ÜZERİNDEKİ DIŞ ETKİLER –
OBSESYON VE TEDAVİSİ
Öte alemden gelen etkiler çok çeşitli olabilir. Şunu unutmayınız ki her
bireyin yanında iyi bir ruhsal rehber vardır. Bu rehber kişinin spiritüel
olgunluğuna uygun bir varlıktır, onun düşüncelerine yön vermeye ve doğru
yolu göstermeye çalışır. Rehberlere dilediğiniz adı verebilirsiniz,
bazıları koruyucu melek der, bazıları vicdan ya da vicdanın sesi der.
Gözeten, koruyan, yol gösteren, nasıl davranacağımız hakkında öğüt veren
her zaman ruhsal rehberdir.
İnsanın yanında sadece ruhsal rehberi bulunmaz, çoğu zaman çevresinde daha
başka ruh varlıkları da vardır. Bunlar şefkat ya da sevgilerinden veya
başka sebepler yüzünden madde dünyasından ayrılmak istemezler. Öte yandan
dünyada var olmanın değerini ya da değersizliğini bilecek kadar
olgunlaşmamış, mutluluğun maddi zevk, seks ve servetten geçtiğine inanmış
pek çok varlık vardır. Ölümlerinden çok sonra bile bu tür insanlar dünyaya
bağlanır, maddi dünyadan ayrıldıklarına inanmak istemezler. Dünyasal
servetlerini elde tutamamaları, kimsenin onlara kulak asmaması, tutkularını
tatmin edememeleri onlara büyük acı verir. Can sağlığı iyi durumda olan
sağlam iradeli varlıklarla pek bağlantı kurmazlar, en fazla onları bir süre
rahatsız eder, ama üzerlerinde hakimiyet kuramazlar. En çok tehlikede
olanlar henüz kendi içinde bütünlük kazanamamış zayıf karakterli
insanlardır. Bu tür insanlar parazit ruhlara direnç göstermekten
uzaktırlar. Aslında bu parazit varlıklar da yardıma muhtaçtır, ama canları
doğruya yönelme gücünden yoksundur.
Parazit ruhlar tarafından taciz edilen zavallı insanları psişik tedaviyle
kurtarmak mümkündür. Ama psişik bilimin genel kabul görmesi için daha
yıllara ihtiyaç var. Zamanı geldiğinde psikolojide müthiş bir devrim
yaşanacak ve insan hayatının hedefi şimdikinden epeyce farklı bir şekilde
ele alınıp incelenecektir. (Sayfa: 44-48)
RUH VARLIĞI VE ÖZGÜR İRADE
İrade her ruh varlığında değişik derecelerde gelişmiş bir fonksiyondur.
Eğer irade bastırılmazsa insan bu hayatında kendisi için hazırlanan
ödevleri yerine getirebilir. Eğer ruh emirlerini gerektiği gibi iletemeyen
hasta bir canın içine gömülmüşse kendisi için tayin edilen hedefe
varamayacaktır. İrade her zaman başarıya yönelmez, sık sık ters
doğrultudaki bir yolu tutması gerekebilir. Böyle bir durumda iradenin
uyarısı yerine gelmiştir. Büyük haz ve mutluluk veren şeylerden uzak durmak
çoğu kere hiç de kolay değildir, bunu yapmak büyük irade ister. Feragat,
kararlı bir insanda çok değerli olabilen hayatın büyük erdemlerinden
biridir.
İnsan için ideal görüşü içeren bir plan bulmak çok zordur. Bir insanın
yapabildiği şey diğerine yasaklanmıştır, hiçbir insan beyni bunun nedenine
inemez. Bir insanı kendine uymayan bir planı uygulamaya zorlamak da mümkün
değildir, ya ondan vazgeçecek ya da mahvolacaktır. Eğer bir insanın öte
aleme çağrılmadan önce programını tamamlaması mümkün olmamışsa, evrimi
üzerinde çalışmaya orada da devam edebilir, etmesi de gerekir. Unutmayınız
ki, insan kendini yargıladığı zaman görevini nerede ve neden yerine
getiremediğinin de farkında olacaktır. Cezasını bizzat kendisi verir,
yapılacak daha ne gibi görevleri varsa kararlaştırır, dünyada hile
yapılabilir, ama burada kimse hile yapamaz! (Sayfa: 52-55)
OBSESYON HAKKINDA
BİLİMSEL GÖRÜŞ – ŞİFA METOTLARI
Eğer insan yaşamında doğru yolu tutmuş ve iyi niyetle hareket etmişse henüz
gelişmemiş bir varlığı cezbetmeyecek, kendinin ve insanlığın yararına olan
görevleri gerçekleştirmesine zemin hazırlayacak uygun bir varlıkla temas
kuracaktır. Eğer tesirler doğrudan doğruya ruh varlığından geliyorsa bu
ayrı bir konudur. Bu tür kötü tesirler karşısında insanlar da doktorlar da
aciz kalırlar. Aslına bakarsanız bunlar tesir değil, varlığın doğasından
gelen iradi hareketlerdir.
Kötülük eğiliminden sadece söz edip geçemeyiz. Bilinmelidir ki kötü bir
kimsenin içinde herkes gibi daha yüksek bir düzeye çıkma eğilimi de vardır.
Ona sevgiyle yol gösterilmesi gerekir, cezalandırılıp aşağılanması değil.
Bir insanın ceza ve yaptırımlardan korktuğu için suç işlemiyor olması
aslında bir gelişme değildir, gerçek gelişme ve değişim ancak mental
düzeyde gerçekleşir.
Akıl hastalıkları ise sıklıkla organların gelişmesi sırasında oluşan bir
hatadan kaynaklanır. Eğer beyin uygun şekilde gelişmemişse, ruh
varlıklarının en sağlıklısı bile iradesini uygulayamaz, çünkü uyarılar
yeterince güçlü bir şekilde cana ulaştırılamaz, can da kusurlu bir beynin
etkisi altındaki organları aktive edemez. Şunu da belirtelim ki hasta
şekilde enkarne olan hiçbir ruh varlığı yoktur. Öte alemde hastalık,
anormallik diye bir şey yoktur, sadece az evrimleşmiş ve çok evrimleşmiş
ruhlar vardır. Demek ki, akıl hastası diye bilinen bir kimsede tamamıyla
sağlıklı ruhsal bir varlık bulunmaktadır
.
Tıbbın akıl hastası olduğunu söylediği kişilerin aslında normal şekilde
gelişmiş bir beyni olabilir. Elbette bu sadece ölümden sonra teşhis
edilebilir. Burada esrarlı bir olayla karşı karşıyayız, ama akıl
hastalıklarının temelinde yabancı tesirlerin bulunabileceğini kabul edecek
cesarete sahip değiliz. (Sayfa: 56-59)
İNSAN GÜCÜNÜN SINIRLARI -
RUHSAL EVRİMDE ZAMAN HESABI
İnsan gücünün sınırlarını tanımaya çalışmak bireysel psikolojide büyük
öneme sahiptir. Bu sınırlar genel kurallara göre belirlenemez, çünkü hepsi
kişiselleşmiştir. Az çok etkisi olan tüm faktörleri göz önüne almak
gerekir. Sonuçlar kuramın ve uygulama yolunun doğruluğunu gösterir, ama
sebep sonuç ilişkisinin yorumlanması farklı bir konudur. Çeşitli
hareketlerimizin sebeplerinin, hatırlamadığımız ve hakkında yargıya varamayacağımız
bir zamandan kaynaklandığına hiçbir bilim adamını inandıramazsınız. Büyük
bilgelikle düzenlenmiş bir sistemdir bu, çünkü bir insanın geçmiş
hayatlarının tümünün incelenmesi onun yararına olmazdı, incelenebilseydi
kafası çok karışırdı. Şimdilik, insanoğlunun dünyaya gelirken belirlenmiş
bir programa uygun yetenekleri beraberinde getirdiğini bilmekle yetinelim.
Ancak bu yeteneklerin hiçbir şekilde atalarından miras kalmadığına da
dikkat çekelim.
Bir iyi insan, bin kötü insandan daha değerlidir. Aslında her insanın
içinde gizli bir iyilik vardır, ama onu uyandırmayı bilmek gerekir. Bu öte
alemde bulunan bizler için çok kolaydır, insanların ışımalarından onların
içsel değerlerini ve ruhsal olgunluklarını tam olarak görürüz. Böylece
uyarıcı gücün tam olarak nereye uygulanacağını da biliriz. Öte alemle
iletişim bilimin bir parçası haline geldiğinde, bu ışımayı kaydedecek
makineler üretmek mümkün olacaktır. O zaman bilim adamları bu kayıtları
inceleyerek doğru değerlendirmeler yapabileceklerdir. Işımanın şiddetine,
belki de rengine göre her bireyin evrimini tamamlaması için neye gereksinim
duyduğu anlaşılacaktır. Öyle bir zaman gelecek ki büyük hatalar, iğrenç
suçlar ta en başından engellenebilecektir. O zaman insanoğlu en yüce
değerleri maddi başarıda aramayacak, barışa ve gerçek özgürlüğe uygun
davranışlarla dünyadaki yaşantısının hakkını verecektir. +++++
Biz öte alemde zaman birimleriyle düşünmeyiz. Burada güneş hiç batmaz,
bizler zaman kavramına sahip değiliz. Tek bildiğimiz bazı ruh varlıklarının
birkaç yüzyıl sonra dünyaya geri döndükleri. Aslında bu aralıklar da
değişkendir, tamamen bireyin iradesine bağlıdır, ne zaman ve niçin dünyaya
döneceğine kendisi karar verir, çünkü seçim özgürlüğüne sahiptir. Bizler
için bir yıl gayet kısa bir andır, çünkü yüksek bir düzeyde sonsuz zamanı
görmekteyiz. Onu dünya zamanıyla ölçemezsiniz, bize göre ruhun ölümsüz
oluşu, zamanın da ölümsüz ve sonsuz oluşunun kanıtıdır. Buna rağmen evrim
yolunda bir hayli ilerlemiş bizler bile bizi bekleyen her şeyi bilemeyiz.
Ruhsal evrimde sadece ileri gidiş olduğunu bilmek çok önemlidir. İnsanoğlu
aslında zavallı, vasat bir varlıktır, ilahi anlamda mükemmelliğe ulaşıncaya
dek daha uzun bir süre öyle kalacaktır! (Sayfa: 59-64)
SAĞLIKLI BİR CAN İÇİN TEMEL
KURALLAR
Organlara dışardan gelen her aşırı yüklemenin canı etkileyeceğini, onu
huzursuz edip zayıflatacağını söylemiştim. Eğer insan canının sağlıklı
kalmasını istiyorsa, ne olursa olsun böyle bir halden sakınmalıdır. Maddi
konularda ılımlı olmak gerekir. Öte yandan aşırı ılımlılığın sizi arzu
ettiğiniz sonuca götürmeyeceğini de bilmelisiniz. Beden az beslendiği
takdirde, can organları harekete geçirmek için gereken gücü üretecek
durumda olmayacaktır, çünkü yorgunluk, açlık, kansızlık gibi haller
organlarımızı huzursuz ettiği zaman ne tür bir mizaca sahip olduğumuzu
biliyorsunuz. Organlar zafiyet ya da aşırı yüklenmeden daima can
aracılığıyla rahatsız olurlar, çünkü can az çok elektrik akımına benzer
şekilde duyguları organlar vasıtasıyla beyne sevkeder ve zihinde idraki
gerçekleştirir. Bu yüzden, bedene ve zihne ulaşan her tesir aynı zamanda
canı veya hayatiyeti de etkiler.
Organlarımız, beynimiz ve sinir sistemimiz için en uygun pasifite
derecesini tespit etmek zorundayız. Uyanıkken beyin her zaman aktiftir, hiç
kimse düşünce mekanizmasını tamamiyle durduramaz, ama hafifletebilir, bir
yarı uyku hali oluşturup güç kazanabilir. Uyku ise bize derin bir pasifite
sağlar, güç kazanmanın en iyi yoludur, deneyimlerimizden böyle olduğunu
biliyoruz. Uyurken ruhumuzun ne yaptığı, nerede faaliyet gösterdiği tıp
için meçhuldür, daha yakından incelenmeye değer bir konudur. Beyin
çalışmadığı zaman ruhun bir meşgalesi kalmaz, bedenden ayrılarak başka
alemlerde araştırma yapmaya başlar, ama hayatiyet sağladığı bedenle
ilişkisini de korur. Ruh tekrar bedene girdiğinde onu uyandırır, ama
insanlar bu gezintiler hakkında hiçbir şey anımsamazlar. (Sayfa: 64-69)
KADER VE HAYATTAKİ GÖRÜNÜMLERİ
Kader her zaman insanlara verebileceğini tam olarak veremeyebilir. Tanrının
koyduğu yasalara göre ya bize iyi ve güzel gelen ya da zor gelen
gerçekleşecektir. Kader, dünya yaşamı için insana bir temel olarak
hazırlanır. İnsan da özgür iradesiyle ya dünya nimetlerinden yararlanmayı
ya da ıstırap çekerek güçlükleri yenip spiritüel yolda olgunlaşmayı seçer.
İnsanın kaderinden kaçamayacağı söylenir, bu çok tekrarlanan bir laftır,
ama boş bir laftır, yanlıştır! Eğer birbirini izleyen enkarnasyonlarda
yaşamın seyrini hiçbir şekilde etkilemeden yaşıyor olsaydık hayatımızın
ilginç bir yanı kalmazdı. Ama kaçınılmaz olanı da ıskalayamazsınız, maddi
değerlere fazla bağlanmış bir insanın başka bir enkarnasyonda gerçek
ihtiyaçlarını öğrenmek için belki de çok yoksul bir hayat yaşaması
gerekecektir. Önceki hayatlardan birinin yoksul koşulları da, zenginlikleri
de kaderde hesaba katılmıştır, bunlar ruh varlığının evrim yolunda üzerinde
çalışacağı temeli belirler.
Bir insan dünya hayatında son derece zengin olabilir, ama servetini uygun
şekilde kullanmayı bilmezse zenginlik ona pek fayda sağlamaz. Çünkü güçlük,
sefalet ve hastalıklarla dolu bir hayatı şükranla demeyelim de asil ve
kişilikli bir şekilde yaşayan kimseye oranla onun evrimi daha yavaş
olacaktır. Pek çok kişi kara bahtından dolayı mutsuzdur, ancak manevi
olgunluğa ulaştıktan sonra yaşadığı güçlüklerin değerini anlar. Ne yazık ki
sadece zenginliğin mutluluk getirdiği kanaati hala yaygın durumdadır.
Varlıklı kişi, maddi değerleri mütevazi imkanlara sahip kişiye oranla daha
çok önemsediği sürece paranın kölesi olmaya devam edecek ve yüce değerlere
sırt çevirecektir.
Dünya hayatındaki şanlar şerefler ve etkileyici mevkiler hiçbir şekilde
ruhsal olgunlukla eşdeğer değildir. Ruhsal evrim düzeyinin dünyadaki
entelektüel düzeyle aynı şey olmadığını da belirtelim. Evrim ruhsal
varlığın olgunlaşmasıdır ve kalıcıdır, her şeyi kucaklayan sevgi ve
bilgiyle aklın uzlaşmasıdır. Büyük bilim adamlarını, sanatçıları ve
politikacıları gözünüzün önüne getirin, olgunluk kriterlerine kaçının sahip
olduğunu düşünün, onlara pek azı sahiptir. Çoğu kendini maddi başarılarla
sınırlamıştır, oysa tek yönlü bir hayat hastalık belirtisidir, günün
birinde canın görevlerini unutmasına sebep olur. Zekanın aşırı gelişmesi,
genellikle canın ihmale uğramasına ve sonunda ortaya bir dengesizlik
çıkmasına yol açar. Çünkü zeka candan daha çabuk gelişir, bu durumdaki bir
insan entelektüel aktivitesini duygusal hayatına uygun hale getirmek
zorundadır. (Sayfa: 165-169)
KENDİNİ EĞİTME VE RUHSAL
REHBERLER
Hayata yanlış bir bakış, hoş olmayan sonuçlar doğurup ilerlemeyi
engelleyebilir. Çoğu kimse ruhsal evrim hakkında düşünmeyi istemez. Bu tür
insanlar dünyada sadece bir kez yaşadıklarına inanmışlardır, öte alemdeki
belirsiz bir hayat hakkında düşünüp tasalanmayı sadece gereksiz değil aynı
zamanda uygunsuz bulur, dünya nimetlerinin tadını çıkarmaya bakarlar.
Bunlar kelimenin tam anlamıyla materyalisttirler, zaten dünyaya var oluşun
doruğu saydıkları için dönmek istemişlerdir.
Evrimi hedef alan bir programla dünyaya gelen, ama materyalist çevreleri
yüzünden doğru yolu bulamayan insanlar için durum farklıdır. Bu çelişkiden dolayı
ıstırap çekerler, hedeflerine erişip erişemeyecekleri iradelerinin gücüne
ve ruh hallerine bağlıdır. İyi niyetlerle ve ruhsal evrim arzusuyla dünyaya
gelen bir varlık, çevresinin kendine empoze ettiği görüşün beklentilerine
uygun düşmediğini hemen keşfedecek ya da şüphe içinde kalacaktır. Maddeyi
her yönden ölçüp biçecek, sonunda birlikte getirdiği hayat planına uygun
bir çıkış yolu arayacaktır. Şunu unutmayınız ki kişinin kendi ruhsal
standardını değerlendirmesine imkan yoktur, ayrıca insanlar aynı evrim
düzeyinde değildir, birbirlerinden çok farklı ruhsal standartlara
sahiptirler.
Öyleyse insan kendi hakkında doğru bir fikir edindiğini, davranışlarını
doğru şekilde yargıladığını nasıl bilecek? Herkesin bir vicdanı vardır,
içindeki o ses güvenebileceği bir yol göstericidir. Bu bilgi her insanın
hayatında giderek büyüyen bir önem kazanmalıdır. “Sakin bir vicdan gök
gürültüsü altında uyur” sözü boş laf değildir. Gerçekten de öyledir,
insanın vicdan dediği rehber ruhsal varlığıdır, yani ruhudur. Herkesin yanı
başında bir rehber varlık bulunur, içtenlik ve iyiniyetle sorulduğunda
daima doğru cevabı verecektir. Öte alemde bu iş daha kolaydır, çünkü varlık
orada rehberlerini ve yardımcılarını görür, ama yine de onlara güvenmek ya
da önerilerini yerine getirmek kendi kararına bırakılmıştır. Kendini
eğitmek demek, pozitif güçlere iman eden, ama negatif olan her şeyi
reddeden sağlam bir irade demektir. (Sayfa: 169-174)
İNSAN DOĞASININ BİLGİSİ VE
UYGULANIŞI
Bir çocuğun, ailesindeki standartlardan farklı yetenek ve özellikler
göstermesinin ne kadar büyük güçlük doğuracağını kolayca tahmin
edebilirsiniz. Çocuk ruhsal gelişmişlik açısından ailesinden daha yüksek
bir potansiyele sahipse çok büyük bir karmaşa ortaya çıkacaktır, çünkü
davranışlarının hiçbir açıklaması bulunamaz. Ayrıca çocuk her şeye rağmen
kardeşlerinin standardına inemeyeceğinden bir hayal kırıklığı da
yaşanacaktır.
Ruhsal özelliklerin kalıtımla geçmediği bir prensip olarak kabul
edilmelidir, yalnız çevreden gelen arızi tesirler vardır, insan bunları
tanıyıp öğrenmek zorundadır. Her şey bu tesirlerle karşı karşıya kalan
canın gücüne bağlıdır, yani tesirleri uzaklaştırmak ya da onları kendine
mal etmek. Psikoloğun bu konuda ne gibi güçlüklerle karşılaşacağı açıktır.
İnsanlar bir kimsede görülen özelliği kendi özelliği sayma eğilimindedir.
Bu özellik ona sonradan aşılanmış olsa da, yani kişiliğin doğasında mevcut
olmasa da durum aynıdır. İkisinin arasındaki farkı görmek, yani neyin
karakteristik bir özellik, neyin sonradan edinilmiş bir özellik olduğuna
karar vermek çok zordur, pek çok durumda imkansızdır.
İnsanlık yeni doğmuş her çocuğun tam bir hayat planıyla donatılmış olarak
geldiğini, ama bunu uygulayıp uygulamamada özgür bırakıldığını kabul edecek
bir düzeye gelince, yetişkinlerin çocuğa üstünlüğü güneş altındaki karlar
gibi eriyip gidecektir. İşte o zaman insan çocuğun beşiğinin yanı başında
bir kaşif gibi onu inceleyecek, hür iradesinin ortaya çıkması için özel bir
çaba harcayacaktır. (Sayfa: 182-189)
ÇAĞRININ İLAHİ ANLAMI
İlahi çağrı, bizim bile göremediğimiz spiritüel yüceliklerden gönderilen
bir lütuftur. Temel özelliği belli bir alanda özel yeteneklerdir, ama tüm
insanlığın hizmetine sunulacak yetenekler. Bunlar hiçbir zaman güç kazanma
tutkusunu körükleyen konuları kapsamaz. İlahi çağrıda yüksek bir olgunluğa
sahip olmak şart değildir, genel akışın üstündeki bir düzeye çıkanlara, ama
hala yolun başında olanlara ihsan edilebilir
.
Tüm büyük keşifler dünya ötesi alemlerden gelmektedir. Hiç kimse kendine
yol gösteren yüce rehberi olmadan yeni bir şey keşfedecek durumda değildir.
Mucitler nadiren şöhret ve servet sahibi olabilmişlerdir. Onlar başarının
sadece kendilerinden gelmediğinin pekala farkındaydılar, yüce hayat
felsefeleri icatlarını bir çıkar aracı haline getirmelerini önlemiştir. İnsanlar
çoğu zaman yoksulluk içinde ölen bu insanlara acıma eğilimindedirler, oysa
durum hiç de öyle değildir, onlar daha yüksek bir düzeye evrimleşmişlerdir.
Büyük inisiyeler ve Mesihler sürekli yeryüzünde kalmazlar. İlahi Takdir’in
doğru zamanın geldiğine karar vermesiyle dünyaya gönderilirler. Büyük
müzisyenlerin seyrek aralıklarla inmeleri ayrı bir lütuftur. Mesihlerin öte
alemin büyük önderleriyle bağlantı kurarak onlardan yardım almaları gibi,
büyük besteciler de evrenin doğaüstü güçleriyle bağlantıdadır, insanlığa
ilettikleri müziği yüce alemlerden alırlar. Bu sanatçılar çok üstün ruh
yüceliklerinden gelen ışınlara uygun alıcılardır, gönderilen ışınların gücü
o harika eserlerin yaratılmasını sağlar. Hepsi de kelimenin tam anlamıyla
birer medyumdur ve ruhlarının evrim derecesine bağlı olarak alemlerin en
güzel ses tonlarını kullanabilirler. İyi müzik dinlediklerinde insanlar
giderek spiritüel olgunluk kazanır, sonsuz gücü olan müziğin alıcısı ve
yaratıcısı olurlar.
Zihni ve ahlaki gelişme, müzikle icra edilen şarkı sanatından ve şiirle
ifade edilen sözlerden doğar. Kalıcı sanat yaratabilen şair çoğu zaman
medyumluğa yönelmiştir. Bu alemdeki şair mizacını daha önceki bir hayattan
getirir, öte alemden de yardım alır. İsteğine ve ruhsal gelişimine göre öte
alemdeki uygun bir düzeyden etkili ışınlar kendisine ulaşır. Artık iyi ve
değerli olan şey hakkında daha yüce bir bakış açısından hüküm verilmelidir.
Az sayıda insanın ilgisini çekip hayranlık uyandıran bir esere oranla, daha
çok kimsenin hoşuna giden bir eser sadece bu nedenle bir sanat eseri
sayılamaz. (Sayfa: 213-221)
DÜNYADA VE ÖTE ALEMDE AKRABALIK
Dünya yaşamında akrabalık fiziksel çoğalmanın sonucudur. Baba ve annenin de
evlenme yoluyla akrabalık kurduğu kabul edilebilir ve uygarlık çerçevesi
içinde bu kesinlikle gereklidir. Ama bu gerçek akrabalık değil evlilik
yoluyla yakınlaşmadır. Sadece dünya yasaları kadın erkek arasında aile
ilişkisi arar, sonsuz hayatı yöneten öte alem yasaları değil. Enkarnasyon
ilahi yasalar uyarınca gerçekleşir, keyfi ya da rastgele bir olay değildir.
Ana babalarla çocuklar arasında benzer zihinsel yeteneklerden, kişilik
benzerliklerinden sıklıkla söz edilir. Buradan çıkan sonuç çocukların
mizacının açıkça irsi olduğu, iyi kötü tüm huylarından ana babaların
sorumlu olduğudur. Bu sonuca varmak belki doğaldır, ama asla doğru
değildir.
Gerçek evlilik, sonsuz yasalara göre zaman içinde bir düalitenin (ikiz
ruhun) birleşmesine izin verildiği ve planlandığı zaman gerçekleşir. Bu tür
birleşmede hiçbir kriter yoktur. Demek ki, birbirinin kaderine yazılmış iki
ruhsal varlık için özel spiritüel bir olgunluk şart değildir. Eğer
böylesine yakın iki ruh dünya yaşamında birbirlerini bulmuşlarsa gerçekten
iyi bir dost, karı koca veya baba oğul şeklinde birleşmeleri mümkündür.
Aralarındaki bağ daima uyumlu olacak, çevrelerindeki insanlar bu uyumu
hissedeceklerdir. Her iki ruh da bunu tam anlamıyla hissetmeyebilir,
dünyadaki yaşamın büyük sırrı işte budur!
İkiz ruhların dünyasal birliğine büyük eprövler de (deneyim) katılmış
olabilir. Biri diğerinin görevini yerine getirmesine ve ruhsal evrimini
gerçekleştirmesine yardım edebilir. Dünyasal anlamda fikir ayrılığı ve eşit
olmayan standartlar bazen gelişmeyi ve huzuru bozuyor gibi görünse de, ikiz
ruhlar hiçbir zaman eşlerinin gelişmesini engellemeyeceklerdir.
Yeryüzündeki kavramlarla öte alemdekileri karşılaştırmak hiç de kolay
değildir. Öte alemdeki her ruhsal varlık ikiz ruhunun nerede bulunduğunu
tespit edecek durumda değildir. Eğer bir kimseye kozmik eşini bulma izni
verilmişse bu özel bir lütuf sayılır. O zaman evrim hızlanır ve birlikte
doğru yolu bulmalarına izin verilen ruhlar iki kat güçlenirler.
İkizlerine kavuşmalarına izin verilen yücelmiş ruhlar inanılmaz derecede
evrimleşirler. Daha az evrimleşmiş canlar ve ruhlar da kendi ikizleriyle
birleşebilirler. Ama bu lutfa layık olmadıklarını gösterecek bir şey
yaptıkları takdirde yeniden ayrılacaklardır. Uyum için iyiniyet olmadığı,
dünya malı edinme hırsı baskın çıktığı takdirde yine ayrılacaklardır. Öte
alemde olacak olan da bunun aynıdır. (Sayfa: 244—248)
DÜNYA İLE ÖTE ALEMİN KIYASI –
ALİMLER HALKASI
Biz öte alemde gelişmemizi sürdürebilmek için dünyadaki gibi yiyip içmeye
ve bakıma ihtiyaç duymayız. Gözle görülüp elle tutulmayan her şeyin sizce
hayal veya gerçek dışı sayılması sağlıksız ve kısıtlayıcı bir tavırdır.
Hayat okulu dünyayı terk etmekle sona ermez, dersler burada da kaldığı
yerden devam eder!
Fizik bedenlerimiz olmasa da ışık bedenimizle tıpkı insanlar gibi
göründüğümüzü söylemeliyim. Bunu kendi başımdan geçenleri anlatarak izah
edeyim. Artık madde dünyasında yaşamadığımı kabullendikten sonra buraya
geldim ve yüce bir varlık olan rehberim tarafından karşılandım. Bu alemde
bedenlerimiz dünyadaki son haliyle değil, yaşlılık belirtileri ortadan
kalktığı için daha genç görünür. Ben hayati enerjime tümüyle sahip olarak
geldim, yani bunu sağlamak için zaman harcamadım. Tek engelim öte alemin
varlığı konusundaki şüphelerimdi, rüya gördüğüme inandığım sürece öte alem
mekanına giremiyordum. İşte o zaman bir alimler halkasına rastladım, dünyadakinin
aksine burada çok içten ve sıcak karşılandım. Benden evvel bu aleme göçmüş
meslektaşlarımı (doktorları) görüyor ve işitiyordum, ama konuşmalara
katılamıyordum. Görme ve işitme derken bir konuşma organına sahip olduğumuz
sanılmasın, biz konuşmaz ama düşünceleri okuruz. Bir süre sonra ben de
tartışmalara katılmaya başladım.
Burdaki ve dünyadaki toplumsal çalışma arasındaki fark şu. Burada
bencillikten uzak gerçek ekip çalışması yapılıyor, dünyada ise başkalarına
üstünlük sağlama dürtüsü ağır basıyor. Elbette bu evrime zarar veriyor ve
nice yeteneklerin, nice dehaların insanlık adına büyük kazançlar elde
etmesini engelliyor. Burada her şey kesin kurallara göre düzenlenmiş,
örneğin zamanı gelmeden dünyaya bilgi aktarmaya izin verilmiyor. İnsan dünyada
ne kadar evrimleşmişse, burada gireceği halkanın düzeyi de o kadar yüksek
oluyor. Bilgi ve eğitimin burada bir rolü yok. Halkanın düzeyini kişiliğin
gelişme derecesi ve tezahürü belirliyor. İnsanın dünyada nerede hizmet
gördüğü de bir önem taşımıyor, çünkü burada ruhsal evrim için hazırlanan
görevler karşısına çıkıyor. (Sayfa: 248-
255)
Cilt I ‘in sonu
Bu
yazının ikinci ve üçüncü bölümlerini gelecek sayımızda sizlere yayınlayacağız.
BİR
DOKTORUN RUHSAL DÜNYADAN MESAJLARI
Cilt II ve III sayı 56 da okuyabilirsiniz
Bizimle
burada yayınlanmış yazılar hakkında soru sormak veya fikrinizi bildirmek
isterseniz
Lütfen
bilgi@evreninsirlari.net
adresine mail gönderin
Gelecek
ay Sayı 56 Nisan da buluşmak ümidiyle
/232
– 224 – 232/
|