|
Determinizm ve Kaos
Timur Karaçay
Başkent
Üniversitesi, Ankara
tkaracay@baskent.edu.tr
Özet
Adına Kaos Kuramı denilebilecek bir
kuram oluştu mu? Bu soruya “evet” yanıtını vermek için zamanın henüz
erken olduğunu söylemek yanlış olmayabilir. Çünkü, kaosu açıklayan
matematiksel model(ler) henüz ortada yoktur. Ama, böyle bir kuramın doğuşu
için yeterli nedenlerin ve çabaların ortaya konduğu gerçeği gözardı
edilemez. Bu konuşmada, matematikçi gözüyle determinizmin ve kaosun ne
olduğu açıklanacaktır.
Giriş
İnsanoğlunu tarih boyunca çok uğraştıran
doğa olayları vardır. Hareket ve zaman bunların başında
gelir. Mekaniğin amacı evreni açıklamaktır. Evreni açıklamak demek bir yandan
uzak gök cisimlerinin (güneş sistemleri, galaksiler) hareketini, öte yandan
atom altı parçacıkların hareketini, beri yandan yanıbaşımızdaki cisimlerin
hareketini açıklamak demektir. Hareket’ten söz edince, işin içine
ister istemez zaman kavramı da girecektir. Ne yazık ki, evrendeki
bütün hareketleri açıklayabilen bir (tek) mekanik kuram olmadığı
gibi, herkesin kabul edebileceği bir zaman kavramı da yoktur. Yakın
çevremizdeki hareketleri Newton Mekaniği ile, atom altı
parçacıkların hareketlerini Kuantum Mekaniği ile galaksilerin
hareketini de Görelilik (relativite) Kuramı ile açıklamaya
çalışıyoruz. Bütün bunları açıklayan bir (tek) mekanik kuramın ortaya
konması, her iyi fizikçinin hayallerini süsleyegelmiştir.
Bu gün kaos diye nitelenen
fenomenler hareket kavramıyla doğrudan ilişkilidir. 17.yüzyıldan sonra
gelişen modern bilim, hareketi açıklama yönünde çok yol almıştır. Ama
doğanın bütün gizlerini açıklamaktan çok uzaktayız. Biraz geriye bakarak bu
yolda yürünen büyük mesafeyi görmek, bundan sonra yürünecek yol için umut
ve cesaret verecektir.
MÖ 300 yıllarında Aristoteles (MÖ
384-322), bir çok alanda yaptığı gibi, hareket için de gözlemlerine
dayalı kurallar koymuştur. Konumuzla ilgili olan ikisi şunlardır.
1.
Cisimler ağırlıklarıyla orantılı bir ivmeyle yere düşerler.
2.
Bir cismin hareket etmesi için ona sürekli bir kuvvet etki etmelidir.
Aristoteles’in (yanlış) mekanik kuralları,
bu gün bile fizik bilmeyen her insanın sezgiyle ulaştığı sonuçlardır. El
arabasıyla inşaata malzeme taşıyan işçinin ya da sabanına koşulu öküzlerle
tarlasını süren çiftçinin hareketi başka türlü algılaması zordur.
Aristoteles’in kuralları, günlük yaşama ve algılamalarımıza o kadar
uygundur ki, sokaktaki insan 1800 yıl boyunca ondan şüphe bile etmemiştir.
Ama bilim adamlarının işi şüpheyle, sorgulamayla ve gözlemle başlar. Eğer
bir cismin hareketi için ona sürekli kuvvet uygulamak gerekiyorsa, gök
cisimlerini kim itiyor veya çekiyor? Dalından düşen elmayı yere iten veya
çeken şey nedir? MS 150 yıllarında Claudius Ptolemy (MS 90-168)’nin gök
cisimlerinin hareketi için koyduğu kurallar katolik kilisesinin resmi
görüşüyle uyuşunca 16.yüzyıla kadar yerküremiz evrenin merkezi (geocentric
universe) olma onurunu taşımıştır. Günün birinde Nicolaus
Copernicus (1473-1543) adlı Polonyalı ortaya çıktı ve çıplak gözle yaptığı
uzun
II.Mantık,
Matematik ve Felsefe Sempozyumu. Tema :Kaos. Assos, 21-24 Eylül 2004.
1 Timur Karaçay, Determinizm
ve Kaos
gözlemlerden sonra gerçekle
yüzyüze gelmemizi sağladı. O andan sonra, yerküremiz taşımakta olduğu
payeyi güneşe kaptırdı. Artık, evrenin merkezi dünya değil, güneştir (heliocentric Universe). Bu devrimci düşünce Johann Kepler (1571-1630) tarafından geometrik modeline
oturtulmuştur:
1. Bir
gezegenin yörüngesi, bir odağında güneşin yer aldığı bir elipstir.
2. Gezegeni
güneşe birleştiren doğru eşit zamanlarda eşit alanlar süpürür.
3. Gezegenin
periyodunun karesi güneşe olan ortalama uzaklığının küpü ile orantılıdır.
(Dünya için T2 = R3 .)
Kepler’in, bu gün bile geçerliğini koruyan mükemmel
geometrik modeli, güneş sistemi içindeki gezegenlerin hareketlerini
kusursuz açıklıyordu ama evrendeki bütün hareketleri ve en önemlisi
hareketlerin nedenini açıklamaya yetmiyordu. Dolayısıyla bilim adamlarının
hareketle ilgili daha pek çok soruyu kendi kendilerine sormaları
gerekiyordu. Galileo
Galilei (1564-1642) bu
soruyu kendi kendisine soruyor ve bir yandan teleskopla gök cisimlerini
gözleyip Copernicusu’un güneş merkezli teorisini doğrularken, öte yandan
yerçekimi ile ilgili deneyleri Aristoteles’in 2000 yıllık imparatorluğunu
derinden sarsıyordu:
Bütün cisimler aynı ivmeyle yere düşerler.
Bu kural, ağır cisimlerin de hafif cisimlerle aynı
ivmeyle yere düştüğünü söylüyor ve Aristoteles’in yukarıda anılan ilk
yasasını çürütüyordu. Tarih göstermiştir ki, büyük imparatorluklar derinden
sarsılınca yıkılmaları kaçınılmazdır. Galilei’nin sarstığı Aristoteles’in
imparatorluğuna Isaac
Newton (1642-1727) son
darbeyi indirecektir. Newton Hareket Yasaları denen aşağıdaki
kurallar, Aristoteles’in imparatorluğunu yıkmakla kalmadı, 400 yıl boyunca
fiziksel bilimlerin temeli oldu ve yaşadığımız çağın teknolojisini yarattı:
1. Hareketli
bir cisim dışarıdan bir kuvvetle etkilenmezse düzgün doğrusal hareketini
ilelebet sürdürür.
2. Kütlesi m
olan bir cisme uygulanan F kuvveti ile a ivmesi arasında F=ma bağıntısı
vardır.
3. Her
etkiye karşı ona eşit bir tepki vardır.
Bilgi üretiminde asla tahmin edilemeyecek ilişkiler
ortaya çıkar. Kepler gezegenlerin hareketlerini açıklayan geometrik modeli
yaratmak için Pergeli Apollonius (MÖ 262-190)’un 1800 yıl önce
yazdığı Konikler adlı yapıtına dayanıyordu. Herhalde, Apollonius,
tutkulu bir sanatçı gibi koniklerin gizlerini bulup ortaya dökerken, 18
yüzyıl yıl sonra büyük bir uygarlığa çığır açacağını aklına bile getirmiyordu.
Apollonius olmasa Kepler olmazdı, Kepler olmasa Newton olmazdı.
Newton, Kepler’in mükemmel geometrik modelinin ve
Galilei’nin yerçekimi ile ilgili şaşırtıcı gözleminin gerisinde yatan
gizemi aramaya başladı. Gezegenler neden Kepler’in modeliyle hareket
ederler? Ağır ve hafif cisimler neden aynı ivmeyle yere düşerler? Bu
soruların yanıtlarını veren matematiksel bir formül varolmalıydı. Sonunda
aradığını buldu. Newton’un hareket yasaları, biraz sonra ele alacağımız determinizm
kavramının temelidir. Newton’dan sonra 20.yüzyıl başlayana dek,
hareketle ilgili her şeyin Newton’un hareket yasalarından çıktığına
inanılacaktır.
Dinamik Sistemler
Basit hareketleri temsil eden diferensiyel denklemler
ya da denklem sistemleri genellikle doğrusal (linear) dır. Bunların genel
çözümü, analitik fonksiyonlardan
2
Timur Karaçay, Determinizm
ve Kaos oluşan bir uzaydır. Bu uzaya sistemin
çözüm uzayı diyoruz. Analitik çözümün bulunması demek, ele alınan
fiziksel sistemin tamamen bilinmesi demektir. Bunun nasıl olduğunu biraz
sonra açıklayacağız.
Öte yandan,
fiziksel sistem karmaşıklaştıkça, onu temsil eden diferensiyel
denklemlerdeki değişkenlerin sayıları (boyut) artar; yani sistem çok
değişkenli olur. Ayrıca denklemdeki terimlerin dereceleri yükselir; yani
sistem nonlinear olur. Genellikle, bu tip denklemlerin analitik bir çözüm
uzayı yoktur. Bu olgu, kaos diye adlandırılan fenomenleri alışılmış
matematik diliyle açıklayamayışımızın asıl nedenidir.
Analitik çözümü
bulunamayan fiziksel sistemlerin hareketlerini inceleyebilmek için,
analitik çözümlerde kullandığımız araçların genelleştirilmesi ilk akla
gelmesi gereken iştir. Çözüm uzayı yerine evre uzayını koymak
bu işlerden birisidir.
Fiziksel sistemler
için evre, evre uzayı ve dinamik sistem kavramları, ele
alınan sisteme bağlı olarak farklı tanımlanabilir. Burada daha karmaşık
sistemlere kolayca genelleşebilen basit matematiksel tanımlar vereceğiz.
Evre (phase, state): Birinci basamaktan
n tane denklemden oluşan bir diferensiyel denklem sistemi için evre,
sistemin anlık durumunu belirlemeye yeten serbestlik sayılarıdır. Bu
sayılar
öğelerine karşılık
gelir ve 2n tanedirler. Dolayısıyla bunları 2n-boyutlu uzayda
vektörler olarak düşünebiliriz.
Evre uzayı (phase space,
state space): Yukarıda anılan denklem sistemi için, 2n–boyutlu
uzayda bütün mümkün evrelerin oluşturduğu uzaydır. Bu kümenin öğeleri 2n-boyutlu
vektörlerdir.
Dinamik Bağıntı (dynamical rule): Sistemin bir
evreden bir sonraki evreye geçişini sağlayan bağıntıdır. Bu bağıntı sistemi
hareket ettiren kuraldır ve diferensiyel denklem(ler)le temsil edilir.
Dinamik Sistem: Bir evre uzayı ile
bir dinamik bağıntıdan oluşan matematiksel bir yapıdır. Örneğin, y’ = 2x
, y(0) = 1 ikilisi bir dinamik sistemdir.
Doğrusal olmayan
daha karmaşık sistemler için de benzer tanımlar yapılır. Bir doğa olayını
temsil eden dinamik sistemdeki denklemler, çözümü bulunamayacak kadar
karmaşık olduğunda, evreler ancak gözlem ve ölçümlerle belirlenebilir.
Başlangıç
Koşulları
MS 1500 lü
yıllarda bir doğa olayını (kuralını) açıklamanın tek yolunun onu
belirleyecek ölçümlerin yapılmasıyla mümkün olabileceği görüşü ortaya
çıktı. Bunun anlamı açıktı: Evrenin kuralları sözel ifadeler yerine
rakamlarla açıklanmalıydı. Bu görüş 17.yüzyıldan sonra gelişmeye başlayan
modern bilimin temeli olmuştur. Maddenin ve doğa olaylarının açıklanması
için fiziksel bilimler matematiği asıl araç olarak kullanmıştır. Örneğin,
Newton yasaları sözel olarak ifade edilseler bile, bir fiziksel sistemin
durumunu açıklamak için onun konumunun, hızının, yönünün ve ona etkiyen
kuvvetlerin bilinmesi gerekir. Bu bilgiler sayısaldır ve onun başlangıç
koşulları’dır.
Başlangıç
koşulları deyimi, biraz daha derin anlama sahiptir. O nedenle açıklanmasına
gerek vardır. Bir dinamik sistemin bir andaki konumunu, hızını, yönünü ve
ona
3 Timur Karaçay, Determinizm ve Kaos
etkiyen
kuvvetleri biliyor iken, onun daha sonraki ya da daha önceki bir zamandaki
durumunu da bilmek istiyoruz. Doğrusal bir diferensiyel denklemin ya da
denklem sisteminin çözümü analitik fonksiyonlardan oluşan bir uzaydır,
demiştik. Çözüm uzayından istenen bir fonksiyonu seçmek için onu belirleyen
değerleri kullanırız. Bu değerlere başlangıç koşulları ya da sınır
koşulları diyoruz. Analitik çözüm varolduğunda, iyi tanımlı sınır
koşulları çözüm uzayından bir tek fonksiyon seçer. Eğer denklem sistemimiz
bir hareketi temsil ediyorsa, seçtiğimiz fonksiyon o hareketin
yörüngesidir. Farklı başlangıç noktaları farklı fonksiyonlar seçer; yani
farklı başlangıç noktaları hareketler için farklı yörüngeler belirler. Bu olgunun,
biraz sonra ele alacağımız kelebek etkisi’ yle yakın ilişkisi
vardır.
Analitik çözüm uzayı
varolmadığında, başlangıç koşullarıyla belli bir fonksiyon (yörünge)
seçemediğimiz gibi, başlangıç koşulunu kesinlikle belirleyemeyişimiz
etkisini göstermeye başlar.
Analitik çözüm uzayı
olmayışının üstesinden gelmek için, evre ve evre
uzayı kavramlarını
kullanırız. Evre uzayı, yukarıda da belirttiğimiz gibi, çözüm uzayının
rolünü üstlenecektir. Ama analitik çözüm uzayındaki deterministik sonuçlara
ulaşamayız. Neden böyle olduğunu açıklayabilmek için bir kaç kavrama daha
gereksememiz var. Önce onları ele alalım.
Determinizm
Biraz felsefi açıdan
tanımlarsak, Klasik Mekaniğin (Newton Mekaniği) özü determinizmdir.
Determinizm, “bir fiziksel sistemin şimdiki durumu, önceki durumunun
sonucudur” der. Dolayısıyla her olay ve hareketi önceden belirlemek
mümkündür. Bu görüşü, antik çağın maddeci düşünürlerine kadar geriye
götürebiliriz. Hiç değilse, MS 1500 yıllarında ortaya çıkan nedensellik
(sebep-sonuç) düşüncesinin ağırlık kazanmasından sonra Isaac Newton (1642–1727) ’un ortaya koyduğu hareketin
üç temel yasası modern bilimi bütünüyle determinizme dayalı kılmıştır. Bu
yasalar, determinizmi yalnız ileriye değil, geriye doğru da çalışan sağlam
bir araç olarak görür. Gerçekten, Newton’un hareket yasalarına göre, şu
andaki olay ve hareket önceki olay ve hareketten çıktığı gibi, bundan sonra
olacak olay veya hareket de şu andaki olay veya hareketin sonucu olacaktır.
Klasik fizikçi açısından, Halley kuyruklu yıldızının 2061 yılında yeniden
dünyayı ziyaret edeceğini kesinlikle öngörebilmek ya da gelecek güneş
tutulmasının ne zaman olacağını ve dünyanın neresinden en iyi görüneceğini
şimdiden şaşmaz biçimde hesaplayabilmek, determinizmin yadsınamaz
zaferidir. Modern bilimin dayanağı olan ve 400 yıldır etkisini sürdüren bu
görüş, bugün içinde bulunduğumuz bilimi, teknolojiyi ve uygarlığı
yaratmıştır.
Determinizmin matematiksel
dili çok açıktır. Başlangıç koşullarını bilince, ona uyan biricik analitik
çözümü, çözüm uzayından seçebiliriz, demiştik. Bu çözüme f diyelim.
Herhangi bir t anında sistemin durumunu biliyor isek, f fonksiyonunu
biliyoruz demektir. Artık her a için f(t+a) ve f(t-a) değerlerini
hesaplamak mümkündür. Matematiksel açıdan bakınca çözüm fonksiyonunun
grafiği üstünde gerçekleşen bu olgu, fiziksel açıdan bakınca söz konusu
dinamik sistemin kendi yörüngesi üzerinde belli bir yerden ileriye ya da
geriye doğru hareket ettirilebilmesi demektir.
Öyleyse, determinizmin
uygulanabilmesi için, sistemin analitik çözümüne ve iyi belirlenmiş
başlangıç koşullarına gerekseme vardır. Çok kolaymış gibi görünen bu iş,
gerçekte pek çok sistem için imkansızdır. Bu imkansızlık kaos diye
anılan fenomenleri yaratır.
4 Timur Karaçay, Determinizm ve Kaos
Tanrı
Zar Atar mı?
Newton fiziği dorukta iken,
20.yüzyıl içinde onun eksiğini tamamlamak için yapılan çalışmalarda iki
yeni teori ortaya çıktı: Kuantum Mekaniği ve Görelilik Kuramı. Görelilik
Kuramı, bu yazının kapsamı dışındadır. Kaos’un olasılığa dayalı yanıyla
yakın ilişkisi nedeniyle, Kuantum Mekaniğine bir kaç tümce ayırmakta yarar
vardır Atomun yapısını açıklamak için, atom altı parçacıkların
hareketlerinin belirlenmesi gerekiyordu. Bu parçacıklara determinizm
ilkesini uygulayabilmek için belli bir andaki konumlarının, hızlarının ve
yönlerinin bilinmesi gerekiyordu. Ama aynı anda konumlarını ve hızlarını
ölçebilme olanağı yoktu; hız bilinirse konum bilinmiyor, konum bilinirse
hız bilinmiyordu. Buna çare olarak “olasılık” kuramı kullanıldı.
Parçacıkların hızları ya da konumları belli olasılıklarla belirlendi.
Dönemin en renkli kişilerinden Albert Einstein bu görüşe karşı durup “Tanrının
zar attığına inanamam!” diyecektir. Ama, olayın çok inandırıcı yanı
vardır. Yapılan tahmin bir parçacık için değil, milyonlarcası içindir. Bir
para atıp tura geleceğini tahmin ederseniz, ya yüzde yüz tutturur ya
da yüzde yüz yanılmış olursunuz. Ama 1.000.000 milyon para atıp 500.000
tanesinin tura geleceğini söylerseniz yanılma payınız çok azalır.
Olasılığın kullanılışı, determinizmden bir sapıştır. Ancak, Kuantum
Fiziği’nin görkemli doğuşu bile determinizmin önemini yok edemedi. Ama “Ölçümlemede
belirsizlik” (Uncertainty of Measurements) olgusunu gündemin başına
yerleştirdi.
Bütün bunlardan önce, hemen
20.yüzyıl başlarken Newton Mekaniğine duyulan güveni sarsan görüşlerin
ortaya çıkışını anımsamalıyız. 1898 yılında Fransız matematikçi Jacques
Hadamard başlangıç koşulunda bir hata yapıldığında sistemin uzun
dönemde öngörülemez olacağını belirtti. 1906 yılında Pierre Duhem benzer
yargıya vardı. Ünlü Fransız Matematikçisi ve düşünürü Henri Poincaré 1900
yılında güneş sisteminin kararlı olup olmadığının kanıtlanamayacağını
gösterdi. 1908 yılında Science et Méthode adlı ünlü yapıtında konuyu
ayrıntılarıyla işlemiştir (asıl konumuz olduğundan buna ileride yeniden
değineceğiz).
Ölçümlemede Belirsizlik
Başlangıç koşulları dediğimiz
sayıları nasıl belirleyeceğiz? Deneysel bilimlerde bunun tek yolu
gözlemleme ve ölçümlemedir. Ama gözlemler, deneyler, ölçümler gerçek
sayısal değerleri veremez; onları ancak belli bir yaklaşıklıkla, yani belli
bir hatayla bulabiliriz. Her ölçümlemede kaçınılmaz olan alet ve insan
hatalarını bir yana koysak bile, kuramsal olarak hiç bir alet her zaman
gerçek değerleri veremez. Çünkü gerçel sayıların ondalık temsilleri sonsuz
haneyi gerektirir. Sonsuz haneli bir ölçüm aleti yapılamayacağı gibi,
sonsuz haneli sayılarla işlemler de yapılamaz. İrrasyonel sayı içeren basit
bir toplama işleminde bile, o sayı yerine sonlu haneli yaklaşık bir
değerini (rasyonel sayı) kullanırız. Ölçümlemede Belirsizlik
(Uncertainty of Measurements) dediğimiz bu olgu, bir fiziksel sistemin
başlangıç koşullarının kesin olarak belirlenemeyeceği anlamına gelir. Bu
olgunun determinizm ilkesinde yarattığı olumsuzluğu saptayan ilk kişi Henri Poincaré (1854-1912) ‘dir. Şimdi bunun ilginç
öyküsüne geçebiliriz.
Kelebek Etkisi
Newton yasaları iki gök
cisminin hareketine mükemmel uyum sağlar, ama ikiden çok cisim olduğunda
analitik çözüm elde edilemez. Üç Cisim Problemi diye anılan bu problemin çözümü 20.yüzyıla girerken
astronomide popüler bir konu oldu. Norveç Kralı II.Oscar, güneş sisteminin kararlı olup olmadığını
ispatlayana ödül vereceğini
5 Timur Karaçay, Determinizm ve Kaos
duyurdu.
Henri Poincaré 1900 yılında, güneş sisteminin hareketini belirleyen denklem
sisteminin çözümünün başlangıç koşullarına hassas bağımlı olduğunu, ancak
başlangıç koşullarının asla doğru olarak saptanamayacağını, dolayısıyla
güneş sisteminin kararlı olup olmadığının belirlenemeyeceğini gösterdi. Bu
öngörülemez (unpredictable) durum için “kaos” terimini kullanan ilk kişi de odur. Böylece, Poincaré,
istenen problemi çözmeden ödülün sahibi oldu. Ama unutmamak gerekir ki, bir
problemin çözülemeyeceğini kanıtlamak, bazan problem çözmekten çok daha
zordur.
Şimdi Poincaré’nin büyük bulgusunun
matematiksel açıdan basit açıklamasını yapabiliriz. Dinamik sistemin
analitik çözümü varsa, belli bir başlangıç değeri yakınındaki değerler için
fonksiyon (yörünge) değerleri de birbirine yakındır (süreklilik).
Determinizm asıl gücünü buradan alır. Bu sistemlerde başlangıç koşulları
kesinlikle belirlenemese bile, gerçek başlangıç değerlerine yakın
değerlerin alınması sonuçta önemli farklar yaratmaz.
Analitik çözüm olmadığı zaman,
çözüm yerine yerel noktalarda doğrusal yaklaşımlar kullanılır; onlardan
sayısal çözümler elde edilir. O sayısal çözümler evreleri oluşturur.
Evreler başlangıç koşulları olarak alınır. Bu nedenle, evre uzayı çözüm
uzayı yerine geçer. Doğrusal yaklaşımlar, boyut sayısına göre teğet doğru,
teğet düzlem, hiper düzlem adlarını alırlar. Çözüm analitik olmadığından,
birbirine çok yakın noktalardaki teğetler birbirinden çok uzakta olabilir.
Başka bir deyişle, analitik çözümlerde ortaya çıkan düzgünlük (süreklilik)
koşulları sağlanmadığından, birbirine çok yakın başlangıç noktalarında bile
birbirlerinden çok uzakta değerler alabilirler.
Bu kısa açıklamadan sonra,
konu ile ilgilenen fizikçilerin kaos terimine yükledikleri anlamı
ortaya koyabiliriz: Başlangıç koşullarına hassas bağımlılık. Fizikçilerin
bunu ifade eden güzel bir deyimleri var: “Çin’de bir kelebek kanat
çırparsa Teksas’ta kasırga olabilir”. Bu sözde hiçbir politik ima
olmadığını söylemeye gerek yoktur. Sadece, söylemek istedikleri şey,
balangıç koşullarındaki çok küçük değişim sistemin davranışında çok büyük
fark yaratabilir.
Hoşgeldin Kaos!
Aya insan indiren, Mars’a uydu
gönderen ve bu hareketlerin her saniyesini önceden öngören (predict)
determinizmin büyük gücünü yanımızda hissetmek hepimize huzur veriyor. Ama,
bir bilardo topunun masada nereye çarpacağını hesaplayamamak, üç gün
sonrasının hava durumunu doğru tahmin edememek ya da bir dünya savaşının
sonuçlarını öngörememek gibi olgular, kaygı verici değilse bile,
determinizmin verdiği huzura gölge düşürecek kadar hayal kırıcıdır.
Konuşma diline indirirsek,
davranışı önceden öngörülemeyen (unpredictable) dinamik sistemleri ya da
onların davranışlarını kaos olarak niteliyoruz. Fizikçilerin kaos
terimine yükledikleri bu anlam ile sokaktaki adamın, hele hele
politikacıların kaos terimine yükledikleri anlam çok farklıdır.
Fizikçilerin söylediklerini, matematik diliyle ifade edersek kaosu daha iyi
tanımlamış oluruz.
Nonlinear dinamik sistemlerin
çoğu için öngörü (prediction) yapmaya engel olan üç neden vardır:
1. Sistemin analitik çözümü yoktur.
2. Herhangi bir başlangıç koşulunu kesinlikle
belirleyemeyiz (Ölçümlemede Belirsizlik İlkesi).
3. Başlangıç koşullarında meydana gelen çok küçük
değişim(ler) sonuçta çok büyük farklara neden olabilir (Başlangıç
koşullarına hassas bağımlılık – Kelebek etkisi).
6 Timur Karaçay, Determinizm ve Kaos
Aslında,
bu üç nedeni bir tek nedene, yani birinci nedene indirgeyebiliriz. Çünkü
sistemin çözümü analitik ise kelebek etkisi ortadan kalkar. Kelebek etkisi
ortadan kalkınca ölçmede belirsizliğin etkisi yok olur; yani birbirine
yakın başlangıç koşulları için birbirine yakın fonksiyon değerleri çıkar.
Tersine olarak, sistemin analitik çözümü yoksa, yukarıda açıkladığımız
nedenlerle, son ikisi doğal olarak etkili olmaya başlar.
Garip Çekerler
Poincaré ‘nin 1900 yılında ortaya
koyduğu kaos kavramı, meteorolojist Edward Lorenz’in 1963 yılında meteorolojik
değişimlerin başlangıç koşullarına hassas bağımlılığı diye ifade edilen
gözlemlerine kadar kimsenin ilgisini çekmedi. Çünkü fizikçiler, yirminci
yüzyılın ilk yarısında daha çekici bir konuyla; yani Kuantum Fiziği ile
ilgilenmeye başladılar ve Poincaré ’nin önemli buluşunu ihmal ettiler.
Lorenz, Poincaré ‘nin 63 yıl önceki bulgusunu ondan habersiz olarak yeniden
buldu. Ele aldığı dinamik sistem için başlangıç koşullarında oluşacak küçük
değişimlerin sonuca çok büyük etkiler yaptığını gözlemledi. Böylece, uzun
süreli hava tahminleri yapmanın olanaksız olduğunu ortaya koydu.
Lorenz havanın ısı değişimini
belirlemek için, birinci basamaktan üç tane diferansiyel denklemden oluşan
dx/dt = -a*x + a*y
dy/dt = b*x - y -z*x
dz/dt = -c*z + x*y
sisteminin sayısal çözümü
arıyordu. Sistem doğrusal değildir (nonlinear) ve akışkanlar dinamiğinde
kullanılan sistemlerin basitleştirilmiş bir özel durumudur. Zamanı gösteren
t değişkeni Δt≈dt kadar değiştiğinde, Lorenz, analiz derslerine
yeni başlayan öğrencilerin bile itiraz edebilecekleri şu yaklaşık işlemleri
yaptı:
X= x+Δx ≈ x+dx = x + (-a*x*dt) + (a*y*dt)
Y= y+Δy ≈ y+dy = y + (b*x*dt) - (y*dt) -
(z*x*dt)
Z= z+Δz ≈ z+dz = z + (-c*z*dt) + (x*y*dt)
(Başlangıç değerleri: dt = .02, a = 5, b = 15, c = 1)
t değiştikçe yeni (X,Y,Z) noktasının üç boyutlu uzayda
çizdiği yörüngeyi bilgisayarla çizmeye başladı. Ortaya çıkan grafik, kendi
kendisini hiç kesmiyor ve iki nokta civarına yığılıyordu. Bu yığılma
noktalarına Lorenz
Çekerleri (attractor)
ya da Garip Çekerler2
denir.
Tekrarlar (iterations)
Lorenz kaos’u yeniden
keşfedince, kaos örnekleri arayanlar çoğaldı. Farklı sistemler ve farklı
başlangıç koşulları için Garip Çekerler’i canlandıran bilgisayar
programları yazıldı. Bu toplantı boyunca bunların örneklerini bolca görmüş
olacağız. O nedenle, grafikleri burada tekrarlamayarak yer kazanacağız. Bu
sistemlerin çoğu, matematik diliyle söylersek, tekrarlama (iteration)
yöntemleriyle elde edilir. Bunlar arasında gündemde uzun süre kalan bazı
örnekleri sıralayacağız.
Julia ve Mandelbrot Kümeleri
Gaston Maurice Julia
(1893-1978),
İkinci Dünya Savaşında yüzünden yaralandı. Uzun süre hastanede kaldı. Bu
zamanlarda, babasının kendisine verdiği bir polinom
2 Bu ad ilk kez
Ruelle ve Takens’in bir makalesinde kullanılmıştır.
7 Timur Karaçay, Determinizm ve Kaos
kitabını
okumaya başladı. Rasyonel bir f fonksiyonu için fn(x) = f(f(f(…f(x)…))) değerlerini inceledi. {fn(x): n=0,1,2,3,…}
yörüngesi
sonlu olan noktaları araştırdı ve ilginç özelliklerini buldu. Ancak,
buluşları bir süre sonra unutuldu. 1973 yılında Benoit Mandelbrot (1924-…) ’un işi yeniden ele alıp
karmaşık düzlemde bilgisayarla çizimler yapmasıyla, konu yeniden gündeme
geldi. Julia ve Mandelbrot kümeleri arasındaki farkı, karmaşık düzlemde
yaygın bir örnek olan z → z2 + c dönüşümü üzerinde
açıklayalım:
Dizisel yörüngeleri kolay
göstermek için bu dönüşümü z(n+1) = z(n)*z(n) + c biçiminde yazalım.
Sabit bir c alındığında {z(n)} yörüngesi sonlu olan bütün z
noktalarının karmaşık düzlemde oluşturduğu J(c) kümesine Julian dolgusu (Julian-filled
set), bu kümenin
kenarına da Julian
kümesi denir.
1919 yılında G.Julia ve P.Fatou ikilisi, her dolgu kümesinin ya bağlantılı
(connected) bir küme ya da bir Cantor kümesi olduğunu ispatladı.
Bağlantılı her Julia dolgusu
bir Mandelbrot kümesi’dir. z → z2 + c dönüşümününde
z(0)=0 alınırsa c noktasının yörüngesi bulunur:
z(0) = z,
z(n+1) = z(n)*z(n) + z , n =
0,1,2,3,…
Bu şekilde yörüngesi sonlu
olan c noktalarının oluşturduğu küme, z → z2 + c dönüşümüne
karşılık gelen Mandelbrot kümesidir. Bu küme bağlantılı bir Julian
dolgusudur. Mandelbrot kümeleriyleyle ilgili bazı gerçekler:
• Mandelbrot kümesi bir fraktaldır.
• Mandelbrot kümesinin alanı bilinmiyor.
• Mandelbrot kümesinin kenar uzunluğu sonsuzdur.
• Kümenin kenarına yapışan ve kendisini tekrarlayan
benzer şekiller sonsuz sayıdadır.
• Mandelbrot kümesi bağlantılıdır.
Geometrik Şekiller
Tekrarlamalarla elde edilen
ilginç geometrik şekiller vardır. Sierpinski üçgeni, Menger kümesi, Cantor
tozu, Koch eğrisi vb. Birbirine çok benzer algoritmalar kullanan bilgisayar
grafikleriyle çok ilginç geometrik şekiller elde edilebilmektedir.
Doğanın Sanat Yapıtları
Eğrelti otu, brokoli ve
benzeri bazı bitkilerin büyümeleri tekrarlamalarla (iterasyon)
açıklanmaktadır.
8 Timur Karaçay, Determinizm ve Kaos
Soldan
sağa doğru: Lorenz çekerleri, Julia kümesi (San Marco Ejderhası), Julia
dolgusu, Sierpinski üçgeni, Mandelbrot kümesi, Menger Kümesi, eğrelti otu,
kar taneciği, Koch eğrisi
Kaosla Birlikte Matematiğe
Giren Yeni Kavramlar
İterasyonla yaratılan ve
kaotik sayılan bazı olgular matematiğe yeni ufuklar açtı mı? Buna şimdiden “evet”
demek zordur. Ama kendi kendini tekrarlayan geometrik şekillerden çıkan
fractal geometri ve fractal boyut kavramları alışılmış
matematiğe yeni giren kavramlardır.
Geçen yüzyılın başlarında
ortaya çıkan L-sistem adlı iterasyon yöntemi önceleri ilgi görmedi.
1950 li yıllarda Noam Chomsky doğal dillerin sözdizimine (syntax) uyguladı.
1968 yılında biyolog Aristid Lindenmayer tarafından bitkilerin büyümesini
temsil etmek üzere kullanıldı. Harflerin kısa bir dizimiyle temsil edilen
basit bir nesneden başlayarak çok karmaşık nesneler yaratabilen bir
iterasyon yöntemidir. L-sistem bilgisayar desteği ile başarılı
sonuçlar verebilir mi diye düşünmeye değer.
Bu kavramların matematikte
yeni ufuklar açıp açamayacağını zamanla göreceğiz.
İyi-tanımlılık
Bilgisayarın olmadığı
dönemlerde, iterasyon sonucu oluşan yörüngeleri elle çizmek olanaksızdı.
Dolayısıyla bunların öngörülemeyen dinamik sistemler; yani kaotik sistemler
olduğu sonucuna varmak doğaldı. Ama, artık bu tür iteration yöntemleriyle
elde edilenlerin özelliklerini epeyce biliyoruz ve bilgisayarla
grafiklerini çizebiliyoruz.
Belki, kaosu, sistemin
öngörülemezliği olarak tanımlamak yetersizdir. Çünkü, bu tanıma dayanarak,
geriye dönüp Kepler zamanına kadar güneş sisteminin kaotik bir yapı
oluşturduğunu, ama Keplerden sonra kaotik yapıdan kurtulduğunu mu
söyleyeceğiz? Tanımın yetersizliğinden olsa gerek, bazı sistemlere “deterministik
kaos” gibi garip bir sıfat takılmıştır. Bir dinamik sistemin
davranışını öngörememek başka şeydir, o sistemin davranışının
öngörülemeyeceğini kanıtlamak başka bir şeydir.
Kaotik sistemler için, “efradını
cami, ayarını mani” bir tanıma gerekseme ortaya çıkmış görünüyor.
Matematik Açısından Asıl Sorun
Nedir?
Julia kümeleri, Mandelbrot
kümeleri, Sierpinski üçgeni, Cantor tozu, eğrelti otu, brokoli gibi
örnekleri ister kaotik sistem sayalım, ister saymayalım, asıl sorunumuz
başkadır. Tekrarlamalar (iterations) ile istediğimiz kadar kaotik sistemler
yaratabiliriz. Hatta kendi kendisini tekrar etmesi gerekmeyen sınırsız
sayıda ardışık işlemler yaparak sistemi tamamen içinden çıkılmaz duruma
getirebiliriz. Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz. Elimizde bir y =
f(x) fonksiyonu var olsun. Bunun birinci ve ikinci basamaktan
türevlerini almayı da içeren sonlu sayıda cebirsel işlemden oluşan bir
operatöre, iterasyonun bir adımı gözüyle bakalım. Bu adımları ardışık
olarak uygulayarak çok karmaşık bir diferensiyel denklem üretmek kolaydır.
İşlemlerden sonra ürettiğimiz denklem şöyle olsun:
F(x,y,y’,y”) = 0
Şimdi, yaptığımız işlemleri
unuttuğumuzu varsayalım ve başladığımız fonksiyonu yeniden bulmak
isteyelim. Daha iyisi, yaptığımız işlemlerden habersiz olan birisinden bu
diferensiyel denklemi çözüp yeniden y = f(x) fonksiyonunu bulmasını
isteyelim.
9 Timur Karaçay, Determinizm ve Kaos
Eğer
denklemimiz çözüm yöntemi bilinen bir sınıfa girmiyorsa, hiç kimse aranan
fonksiyonu bulamayacaktır.
Söz gelimi, Sierpinski üçgeni
sonunda düzlemde bir toz halini alacaktır. Olayın geçmişini hiç bilmeyen
birisi, bu tozun bir üçgenden Sierpinski iterasyon kuralı ile elde
edildiğini ispatlayabilir mi?
Bilim kurgusal bir dil
kullanarak konuşalım. Bu gün belli iterasyonlarla “kaotik grafikler” çizen bilgisayarlarımız,
günün birinde başkasının çizdiği “kaotik grafiklere” bakarak iterasyon
kuralını ve kuralın başlangıcını çıkarmaya başlarsa matematikçileri çok
mutlu edeceklerdir.
Dinamik sistemlerde istenen
şey, dinamik kural dediğimiz diferensiyel denklemin (ya da denklem
sisteminin) çözümünü bulmaktır. Buna matematikte tersinme (inverse)
problemi diyoruz. Cebir, analiz ve diferensiyel denklem kuramlarımız
çoğunlukla tersinme problemleriyle uğraşır. Çünkü, determinizmin istediği
şeyleri veren odur. Öte yandan, bütün problemleri çözen bir tersinme kuralı
yoktur. Bu nedenle problemler kendi içlerinde birbirine benzer sınıflara
ayrılıp, her sınıf için ayrı ayrı çözüm yöntemleri geliştirilir. Örneğin,
bütün diferensiyel denklemleri çözen bir tek yöntem yoktur. Bunun yerine,
her diferensiyel denklem sınıfı için ayrı ayrı çözüm yöntemleri aranır.
Kaotik sistemler için de benzer şeyin olması gerekir. “Böl ve yönet” ilkesi
yalnız politikada değil, bilimsel bilgi üretiminde de geçerliği olan bir
altın kuraldır.
Sonuç
Matematikçiler, Çinde kanat
çırpan kelebeğin nasıl olup da Teksas’ta kasırga yaratacağını açıklayan
matematiksel modelden çok, Teksasta olan kasırgayı Çin’de hangi kelebeğin
hangi kanat çırpışıyla yarattığını bilmek isterler. Günün birinde kaos bir bilim
olacaksa, matematikçiler o kelebeği bulmak zorundadır.
Sayın
hocamıza bu güzel yazısı için telekkür ederiz ; Saygılarımızla
Burhan
Zihni SAnus
KAYNAKLAR
1.
Anishchenko, Vadim S. Dynamical Chaos. World Scientific, 1995.
2.
Aristid Lindenmayer. Mathematical models for cellular interaction in
development. J. Theoret. Biology, 18:280--315, 1968.
3.
Baker, Gregory L. and Gollub, Jerry B. Chaotic Dynamics: An
Introduction. Cambridge, England: Cambridge University Press, 1990.
4.
Barry
Cipra. What's
Happening in the Mathematical Sciences. Volumes 1 to 5 on the AMS Bookstore.
5.
Crownover, Richard M. Introduction to Fractals and Chaos. Jones and
Bartlett, 1995.
6.
David
Ruelle. Rastlantı ve Kaos, -Chance and Chaos - , TÜBİTAK Popüler
Bilim Kitapları, Ankara,1990.
7.
Davis, Brian. Exploring Chaos: Theory and Experiment. Perseus Books,
1999.
8.
Gary Mar and Patrick Grim. Semantics of Paradox:Chaotic Liars, Fractals,
and Strange Attractors. Philosophy and Computing.
9.
Hilborn,
Robert C. Chaos and Nonlinear Dynamics. New York: Oxford University
Press, 1994.
10.
Ian Stewart. Does God Play Dice? The Mathematics of Chaos. Basil
Blackwell, 1990.
11.
James Gleick. Kaos, -Chaos -. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları,
Ankara, 1987.
10
|