Pdf

Hac ve Umre nasıl yapılır.pdf
Umre rehberi.pdf
Kurban Sorular.pdf
Umre Rehber Kitabı.pdf
Kurban Bayramı.pdf
Hacer ul esved nedir.pdf
Hacer ül Esved Taşı.pdf

 

Video

Hac ve umre nasıl yapılır
Umre nasıl yapılır
Hac Eğitim Semineri
Hacerül Esved Talı
İslam Dinine Göre Kurban Bayramı

 

Yayın Tarihi: 01.08.2019

 

HAC NEDİR ?  HAC NASIL YAPILIR  ?

 

İslam Dini , insanlık için gönderilen son dindir. İslam, insanların refah ve mutluluk içinde yaşabilmeleri  için,  Allah’ın (C.C) emrettiği farzlar ile donatılmıştır. Bu yazımızda, İslam’ın farzlarından biri olan” Hac ” ibadeti konusunu ele alacağız. Hac nedir ?  Hac nasıl yapılır ?  sorularının cevabını yazımızın devamında bulabilirsiniz.

 

Hac nedir ?

İslami bir terim olan “ Hac ” kelimesi , diilimize Arapça’dan geçmiştir. Terimsel olarak Hac, islam’ın emrettiği, Müslüman olanların Zilhicce ayında Mekke’de Kabe’yi ziyaret ve tavaf  ederek yaptıkları bir ibadettir. Hac kelime olarak ; bir şeye kastetmek, bir yeri ziyaret etmek anlamlarına gelmektedir. Ancak  zaman içerisinde ” Hac “ kelimesi istilahi bir anlam kazanmıştır. İstilahi anlam olarak Hac , Kabe’yi  ziyaret etmek,  kasıtlı olarak Kabe’de  sünnet ve farz olan menasıkleri,   yani vecibe ve görevleri yerine getirmektir.

 

İslam’ın beş esasından biri olan Hac, Kabe’yi ve etrafında kutsal olarak kabul edilen mekanları, Hac mevsimi olan Zilhicce ayında , şartlara uygun olarak ziyaret etmektir.

 Hac mevsiminde, usulüne uygun olarak bu ibadeti yerine getiren  kişilere  “ Hacı “ denir.

 

Genel anlamda  Hac nedir ?Hac nasıl yapılır? sorusunu değerlendirdiğimizde ; Hac , müslümanların hem bedenleriyle hem de paralarıyla yaptıkları bir ibadettir.

Dolayısıyla müslüman olan bir kişiye Haccın farz olması için,  bazı şartlara ulaşılmış olması gerekmektedir.

Bu şartlar şunlardır:

 

Ergenlik yaşına girmiş ve akıl sıhhatinin yerinde olması

Özgür, hür iradeli olması

Hac için gereken maddi imkana sahip olması

Hac ibadetine engel olacak,  ciddi bir sağlık probleminin olmaması

Hacca gidebilecek güvenli bir yol güzergahının (Kara, deniz, hava ) olması

 

 

Hac nedir ? Hac nasıl yapılır ? Konu başlıklı yazımızın ikinci kısmında ise,  Hac nasıl yapılır ? Sorusunu cevaplamaya çalışacağız.

 

Hac nasıl yapılır ?

 

Hac ibadetini yerine getirmek isteyen bir Müslüman, öncelikli olarak elde etmiş olduğu helal kazancı ile borçlarını öder , yakın çevresi ve hak sahipleri ile helalleşir.

 

Geçmişte yaptıkları kusur ve günahların bağışlanması için tevbe eder, Allah’tan bağışlanma talep eder. Eğer mümkünse,  kazaya kalmış olan namazlarını eda etmeye çalışır. Vakit geldiğinde, yola çıkmadan önce,  Allah rızası için iki rekat namaz kılar. Aile fertleri ve yakın dostları ile vedalaşarak hem herkese hakkını helal eder,  hem de herkesten helallik isteyerek, bu kutsal yolculuğa başlar.

 

Hac nasıl yapılır ?

Mikat denilen yerde ihramlar giyilerek,  ihrama niyet edilir.

Mekke’ye ulaşıldığında,  Kabe tavaf edilir.

Safa ile Merve arasında Sa’y yapılır.

Arefe günü Arafat’a gidilir ve Arafat vakfesi yapılır.

Akşam Müzdelife’de konaklayarak, Müzdelife vakfesi yapılır. Ardından “Camaratta”  şeytan taşlamak için gerekli olan taşlar toplanır.

Kurban Bayramı olan ilk gün (Zilhicce’nin 10. Günü )Mina bölgesine geçilerek,  Camarat denen mekanda şeytan taşlanır. (Bayramın ilk üç günü şeytan taşlamaya devam edilir)

Kurban kestikten sonra, tıraş olunur ve ihramdan çıkılır.

Tekrar Kabe’ye gidilerek yapılması farz olan Ziyaret tavafı yapılır.

Son olarak Mekke’den ayrılmadan önce Veda tavafını yaparak hac ibadetini tamamlamış olursunuz. Bundan sonra çevreniz size “ Hacı “ demeye başlayacaktır. Allah kabul etsin.

 

Sizlere faydalı olması ümidiyle kaleme aldığımız Hac nedir ? Hac nasıl Yapılır ? Konusu hakkında, katkı ve görüşlerinizi ya da sorularınızı, yorum bölümünde bildirirseniz memnun oluruz.

 

UMRE NEDİR ? UMRE NASIL YAPILIR ?

.  Bu makalemizde  ise maddi imkanlardan dolayı Hac yapma imkanı olmayanların, daha uygun bir fiyatla kutsal mekanlarda yapabilecekleri bir ibadetten bahsedeceğiz. Umre nedir ? Umre nasıl yapılır ? Sorularının cevaplarını  en sade ve anlaşılır şekilde sizler için derledik, detayları makalemizin devamında bulabilirsiniz.

 

Umre nedir ?

Umre, Zihicce ayında Hac için tahsis edilmiş olan beş gün dışındaki tüm günlerde, ihrama girilerek ; tavaf (Kabe’nin etrafında 7 defa dönmek) ve sa’y  (Safa ve Merve arasında 7 defa gidip gelmek ) yaptıktan sonra saçları kısaltarak ya da kazıtarak tamamlanan bir ibadettir.  Umre ; kelime olarak,  ziyaret etmek anlamına  gelmektedir.

Sadece müslüman olanların, Kabe’yi ziyeret etmelerine Umre denir.

 

Umrenin ibadetinin farzı ikidir.

1-İhrama girmek

2- Kabe’yi tavaf yapmak

İhram Umre ibadetinin  şartıdır. Kabe’yi tavaf yapmak ise rüknüdür. Safa ve Merve arasında Sa’y yapmak, ardından da  tıraş olmak ise,  vaciptir.

İmkanı olana hiç olmaz ise,  ömründe bir defa umre yapması tavsiye edilmektedir.  Hanefi ve Maliki mezheblerine göre,  ömürde bir defa umre yapmak sünnet ;  Şafii ve Hanbeli mezheblerine göre ise farzdır.

 

Umre yapmak çok faziletli bir ibadettir.Özellikle  Ramazan’da yapılan umrenin sevabı daha da çoktur. Hz. Peygamberimiz (S.A.V)  umre ibadeti  ile ilgili şunları buyurmaktadır : "Umre, diğer bir umre ile arasındaki günahları siler" ( İbn-i Mace, Menasik, 3. ) "Ramazanda yapılan umrenin sevabı bir haccın sevabına denktir."

 

Umre nasıl yapılır ?

Mekke dışında gelen bir Müslüman,  Mikat yerlerinde; Mekke’de mukim olan Müslüman ise , Harem dışında ihrama girer. İhrama girmeden önce sünnet olduğu için,  Gusül abdesti alır ve güzel kokular sürer.  Ardından sırasıyla şunları yapar:

 

Niyet eder:  “Allah’ım ben senin rızan için umre yapmak istiyorum, bunu bana kolaylaştır ve bunu benden kabul et. “

Telbiye , Tekbir, Salavat-ı Şerife ve Tehlil getirir.

Harem-i Şerife geldiğinde Kabe’nin Hacer-ül Esved  köşesini selamlama ile , 7 defa dolaşarak tavaf yapar. İlk  üç şaftta biraz hızlı, çalımlı yürür,  her dolanışta Hacer-ül Esved Taşı selamlanır. Erkekler sağ omuzlarını açarlar.

Tavaf bittikten sonra, iki rekat namaz kılınır ve dua edilir.

Safa tepesinden başlayarak , 7 defa Safa- Merve tepesi arasında Say yapılır.

Saçlar kısaltılarak ya da kazıtılarak ihramdan çıkılır.

Böylelikle bir Müslüman,  Umre ibadetini tamamlamış olur.

 

Tarihsel açıdan Mekke için İ.Ö. 1892 yılı işaret edilir. Başka bir deyişle, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail'in “Kabe'nin temellerini yükselttiklerinden söz eden Kur'an,

“ Kabe'yi insanlar için yeryüzünde ilk kurulan beyt (ev)” olarak betimler. Yine Mescid-i Haram Halife Ömer zamanında 639'da ilk inşa edilen mescittir.

 

Kabe ne zaman inşa edildi?

Kâbe'nin ne zaman inşa edildiğine dair net bir tarih vermek olası değildir. Ancak Kâbe'nin Hz. Adem tarafından inşa edildiği kabul edilir. Bu, Kuran'da Al-i İmran Suresi'nin 96. ayetinde belirtilir. Ayette, Kâbe'nin yeryüzünde inşa edilen ilk ev olduğu söylenir. Hz. Adem, Hz. Havva ile de bugün Arafat bölgesi olarak adlandırılan bölgede bir araya gelmiştir. Hz. Adem'in kabrinin de bugün Ebu Kubeys Tepesi olarak adlandırılan yerde olduğu rivayet edilmektedir.

Hz. Adem'den sonraki uzun dönemde Kâbe'nin duvarları yıkılmış ve yapı kaybolmuştur. Ancak sonra Allah'ın vahyettiği emir üzerine Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail Kâbe'ye Hz. Adem'in attığı temeller üzerine yeniden inşa etmeye başlamıştır. Elbette Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in inşa ettiği yapı bugünkü gibi 15 metre yüksekliğinde duvarlara sahip değildi. O zaman Kâbe'nin duvarları yaklaşık 4,5 metre yüksekliğindeydi.

Kâbe Hz. Adem'den başlayarak 19 kez yeniden inşa edilmiştir. Çünkü, Kâbe bir vadinin ortasında yer alır ve bu vadi akıp giden uzun zaman içinde büyük sellere maruz kalmıştır. Bu seller de Kâbe'ye zarar verdiği için yapı defaten inşa edilmek zorunda kalınmıştır. En son olarak 4. Murat döneminde meydana gelen bir selde Kâbe'nin 3 duvarı yıkılmıştır ve bu yıkılan duvarlar Osmanlı Padişayı 4. Murat tarafından yeniden yaptırılmıştır. Kâbe'de yapılan son tamirat ve inşaat çalışması budur.  tüm bu onarım ve yeniden inşa faaliyetleri sırasında Kâbe'nin yeri hiç değişmemiştir.

 

 

 

 

Müslümanların en büyük bayramı olan kurban bayramı, Arap aylarında Zilhiccenin 10-13 günleri arası olmak üzere, 4 gün kutlanır. Müslümanların kullandığı Hicri takvim Ay esasına dayandığı için bir yıl 355 gündü. Günümüzde güneş yılı esas olarak bakıldığı için bir yıl 365 gün kabul edilir. Bunun için Kurban Bayramı her yıl 10 günlük değişiklik gösterir. Bu diğer dini bayramlarımız ve günlerimiz için de geçerlidir.

Kurban Bayramı, Allah için yapılan bir ibadet olan kurban kesimi ile birlikte kutlanmaktadır. Bu sorunun cevabını verirken, “Kurban bayramı Allah için kutlanır” diyebilirizama bu cevap çok genel bir anlam içerecektir.

 

Bizler bu yazımızda Kurban kesiminin ve kurban bayramının neden kutlandığını sizlere biraz detay açık şekilde aktaracağız. Sözlükte yaklaşmak, Allâh’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban, dinî bir terim olarak, ibâdet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı, kurban bayramı günlerinde usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.

Kurban kelimesi dilimize Farsçadan geçmiştir ve anlam olarak “Allah’a yaklaşmak ve Allah rızasına ermek niyetiyle kesilen, kurban edilen, hayvan demektir.” Kur’an’da geçen İbrahim peygamber ve oğlu İsmail ile ilgili kıssadan yola çıkarak, kurban kavramı, çok daha genel bir adanmışlığı, Allah için bireyin her şeyini feda edebilecek olmasını, Allah’a teslimiyeti ve ona karşı şükür içinde olmayı ifade etmektedir.

 

Kurban Bayramı Neden Kutlanır ve Tarihçesi

Hz. İbrahim’in Eşi Sare’den bir çocuğu olmuyordu (bazı rivayetlere göre 125 yıl). Allah’a yalvarır, dua eder. Kendisinin ve eşinin yaşlı olduğu bir zamanda mucizevi bir şekilde oğlu olur. Çocuk biraz büyüdüğünde, Hz. İbrahim peygamber rüyasında onu kurban etmesi gerektiğini görür. Oğluna “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” der. Peygamberlerin rüyaları normal

insanların rüyalarından farklı olduğundan bu bir emir olarak kabul edilmiş ve Hz. İbrahim peygamber oğlunu kurban etmeye götürmüştür. Ancak Allah’ın emriyle bıçak çocuğu kesmez. Bu esnada Cebrail kucağında bir koç ile gelir. Bu imtihan başarı ile geçildikten sonra tüm İbrahimi dinlerde Zilhicce ayının 10. günü aynı şekilde kurban kesilerek kutlanan bayram olmuştur. İslam peygamberi, Hac gibi terk edilen İbrahim geleneği, tekrar hayata geçirmiştir.

 

Kimler Kurban Kesmelidir?

Kurban vaciptir. Durumu yeten kadın ya da erkek fark etmeksizin herkes kurban kesebilir.

Parası olmayan borç para alarak kurban kesemez.

 

Kişinin durumu iyi olmalı ve kestiği kurbanı fakirlere dağıtmalıdır. Kurban bayramında her fakirin evine belki de yılda bir defa da olsa et girebilmektedir. Kestiğiniz kurbanın hayrını almak istiyorsanız gönül ferahlığıyla fakir insanlara dağıtmalısınız, dolapta saklayarak kurbanın sevabını azaltmayın.

 

Kurban; dinimizin bir buyruğudur. İlkel zamanlardan beri kurban geleneği söz konusuydu. O çağlarda isteklerini yerine getirmek için adak kurbanı adarlar ve bu uğurda hayvanları, hatta çocuklarını keserlerdi. Hz. İbrahim’de oğlu İshak’ı kurban olarak adamış, bu girişimde bulunurken o sırada bir koyun inmiş, böylelikle insan kanı dökmek sona ermiştir. Artık insan yerine koyun ve danalar kurban edilmeye başlanmıştır. Tavuk gibi küçük baş hayvanlar kurban kategorisinde yer almaz.

 

HACERÜLESVED

الحجر الأسود

Kâbe’nin güneydoğu köşesine tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirilen taş.

 

el-Hacerü’l-esved terkibi Arapça’da “siyah taş” anlamına gelir. Yerden 1,5 m. kadar yükseklikte bulunan, yaklaşık 30 cm. çapında ve yumurta biçimindeki bu taşın siyaha yakın koyu kırmızı renkte olması sebebiyle böyle adlandırıldığı anlaşılmaktadır.

 

Kaynaklar, Hacerülesved’in Hz. İbrâhim tarafından Kâbe’nin inşası esnasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirildiği konusunda ittifak etmekle birlikte bu taşın menşei, tarihçesi ve mahiyeti hakkında, birçoğu zayıf isnatlara dayanan, bazıları aynı zamanda sembolik bir anlam taşıyan çeşitli rivayetler nakledilmiştir

 (Ezrakī, I, 62-66, 322-329; Fâkihî, I, 81-97; Süheylî, II, 270-275). Bu rivayetlerde umumiyetle Hacerülesved’in cennetten indirildiği, Nûh tûfanı sırasında Ebû Kubeys dağında korunduğu ve Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşası esnasında oradan getirilerek yerine konulduğu ifade edilmektedir.

 

İslâmiyet’ten önce Araplar’ın Hacerülesved’e ayrı bir önem ve kutsiyet atfetmeleri ve onu âdeta Kâbe’nin kutsiyetinin sembolü saymaları, bu taşın Hz. İbrâhim’den itibaren devam edegelen hac ve tavaf ibadetinin önemli bir öğesi olmasının yanı sıra bu dönemde Araplar arasında özellikle taşlara ve bu taşlardan yapılmış putlara tapınma âdetiyle de bağlantılı olmalıdır. Nitekim bu husus bir kısım Batılı araştırmacıyı, Hacerülesved’in Araplar’ın eski bir putundan arta kalan bir parça olabileceği tarzında yanlış bir kanaate sevketmiştir (Cevâd Ali, VI, 436-437).

 

Kâbe’nin zaman içinde sel ve yangın gibi çeşitli âfetlere, ayrıca insanların saldırılarına mâruz kalmasının sonucunda Hacerülesved’de bazı hasarlar ve parçalanmalar meydana gelmiş, ancak her defasında bu parçalar büyük bir titizlikle yerlerine yapıştırılarak korunmaya çalışılmıştır. İslâm’dan önceki dönemde Huzâalılar tarafından Mekke’den çıkarılan Cürhümlüler’in sakladığı Hacerülesved, uzun süren aramalardan sonra bulunarak tekrar yerine konmuştur. Hz. Muhammed henüz otuz beş yaşında iken Kâbe’nin Kureyşliler tarafından yeniden inşası sırasında Hacerülesved’in yerine yerleştirilmesi hususunda kabileler arasında anlaşmazlık çıkmış, bu şerefli görevi hiçbir kabile diğerine bırakmak istememişti. Bunun üzerine Kureyşliler’in en yaşlısı Ebû Ümeyye b. Mugīre’nin teklifiyle belirlenen bir yöntem sonunda hakem kabul edilen Hz. Muhammed, Hacerülesved’i bir örtü içine koyarak bütün kabile reislerinin iştirakiyle kaldırmış, yerleştirileceği yerin hizasına gelince de bizzat kendisi bu görevi yerine getirmişti. Abdullah b. Zübeyr döneminde (683-692) çıkan bir yangında üç parçaya ayrılan Hacerülesved, parçaları birbirine yapıştırılarak gümüş bir mahfaza içine alınmış, daha sonra yıpranan bu mahfaza 189 (805) yılında Hârûnürreşîd tarafından takviye ettirilmiştir. 317’de (930) Karmatî lideri Ebû Tâhir el-Cennâbî Mekke’de yaptığı katliam ve yağma sırasında Hacerülesved’i yerinden sökerek Hecer’e götürmüştür. Böylece Kâbe uzun bir süre Hacerülesved’siz kalmış, ancak hacılar tavaf esnasında Hacerülesved mevcutmuş gibi bulunduğu yeri istilâm ederek (aş.bk.) tavaflarını yapmışlardır. Nihayet bir rivayete göre Fâtımî Halifesi Mansûr-Billâh’ın emriyle, diğer bir rivayete göre ise Abbâsî Halifesi Mutî‘-Lillâh’ın 30.000 dinar fidye ödemesi üzerine Hacerülesved Mekke’ye getirilerek (339/950-51) yerine yerleştirilmiş ve gümüş mahfazası tamir edilerek yenilenmiştir. Daha sonra Hacerülesved’i çalma veya ondan bir parça koparma yönünde birçok teşebbüs olmuşsa da bunlar engellenmiş veya koparılan parçalar özenle yerine monte edilmiştir. Bu taşa ait küçük bir parça Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bir hadım ağası tarafından İstanbul’a getirilmiş ve türbe kapısının üst tarafına konulmuştur (Mahmud Esad, s. 326). İbrâhim Rifat Paşa’nın naklettiğine göre Hacerülesved 1290’da (1873), ortasında 27 cm.

çapında yuvarlak bir açıklığın bulunduğu gümüş bir mahfaza içine alınmış olup (Mirʾâtü’l-Ḥaremeyn, I, 264) bu açıklık sayesinde taşa dokunulmasına imkân sağlanmıştır.

1932 yılında bir Afganlı Hacerülesved’den bir parça koparmış, ancak yakalanarak idam edilmiştir.

 

Hanefî mezhebine ve İmam Mâlik’e göre tavafa Hacerülesved’den başlanması sünnet, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleriyle Hanefî fakihi Muhammed b. Hasan’a göre ise şarttır. Birinci grup, Kur’ânKerîm’de hac ve tavaftan söz eden âyetlerde (meselâ bk. el-Bakara 2/125, 158; el-Hac 22/29) bu yönde bir hükmün bulunmayışından hareket ederken ikinci gruptaki fakihler bu konuda, Hz. Peygamber’in hac ibadetinin kendisinin yaptığı gibi yapılması yönündeki genel emrini (Müsned, III, 318;

Müslim, “Ḥac”, 310) esas alırlar.

 

Fakihler, Resûl-i Ekrem ve ashaptan rivayet edilen uygulamalara dayanarak (Buhârî, “Ḥac”, 60; Müslim, “Ḥac”, 249-250; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 46) tavaf sırasında Hacerülesved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm) ona el ile dokunup öpmekle gerçekleştiği konusunda görüş birliği içindedir. Hacerülesved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile (Buhârî, “Ḥac”, 62) müstehap sayılmıştır. Fakihlerin çoğunluğuna göre, tavafın her şavtında yapılan istilâm esnasında tekbir getirilirken eller havaya kaldırılır, Mâlikî mezhebine göre ise bu gerekli değildir. Öpme veya el ile dokunma suretiyle istilâm etme imkânı bulunamadığı veya bunun zor olduğu durumlarda uzaktan işaret ederek istilâm yapılabilir. Bunu yaparken avuç içleri Hacerülesved’e doğru kaldırılır ve sanki taşa dokunuyormuş gibi

hafifçe hareket ettirilir. Bu hareketin ardından tekbir getirilerek avuç içi öpülür.

 

Tavafta izdiham olduğu zaman Hacerülesved’in öpülmesi veya ona dokunulması için başkalarına eziyet edilmemesi gerekir. Bu durumda uzaktan işaretle istilâm etmek daha uygundur. Çünkü Hacerülesved’e dokunmak sünnet, başkalarına zarar vermekten kaçınmak ise vâciptir. Nitekim Hz. Peygamber, Vedâ haccının tavafında Hacerülesved’i elindeki değnekle işaret ederek istilâm ettiği gibi (Buhârî, “Ḥac”, 58; Müslim, “Ḥac”, 254) Hz. Ömer’i de insanlara eziyetten sakınarak uzaktan istilâm konusunda uyarmıştır (Müsned, I, 28).

 

Tavaf eden kişi Hacerülesved’i istilâm sırasında herhangi bir dua okuyabilir. Ancak Resûl-i Ekrem’den ve ashaptan gelen bazı rivayetlere (bk. Fâkihî, I, 97-110; Beyhakī, V, 79; Heysemî, III, 239-240) dayanan fakihlerin çoğunluğuna göre şu duanın okunması müstehaptır (Mv.F, XVII, 107): Bismillâhi vallāhü ekber. Allâhümme îmânen bike ve tasdîkan bi-kitâbike ve vefâen bi-ahdike ve’ttibâan li-sünneti nebiyyike Muhammedin sallallāhu aleyhi ve sellem

 (بسم الله والله أكبر. اللهم إيمانًا بك وتصديقًا بكتابك ووفاءً بعهدك واتباعًا لسنّة نبيك محمّدٍ صلى الله عليه وسلّم “Allah’ın adıyla. Allah en büyüktür. Allahım! Sana inanmamın, kitabını tasdik etmemin, ahdine vefa göstermemin ve peygamberin Muhammed’in sünnetine uymamın bir işareti olarak [Hacerülesved’i istilâm ediyorum]”).

 

Tavafta başlama noktasını gösterme şeklindeki pratik faydası yanında Hacerülesved’in bir de sembolik anlamı olup kaynaklarda bununla ilgili birçok rivayete yer verilir.

Hz. Ali’den nakledildiğine göre Hacerülesved, bezm-i elestte Allah’ın bütün insanlardan kendisini rab olarak tanımaları yönünde aldığı sözü (bk. el-A‘râf 7/172) içinde taşımakta olup ondan, bu ahde vefa gösterenler lehinde kıyamet günü şahitlikte bulunması istenecektir (Ezrakī, I, 324; Süheylî, II, 273). İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste, Allah’ın kıyamet günü Hacerülesved’i getireceği ve onun da hak üzere kendisini istilâm edenlere şahitlikte bulunacağı belirtilmiştir (İbn Mâce, “Menâsik”, 27; Tirmizî, “Ḥac”, 113). Diğer bir hadiste de, “Hacerülesved’e dokunan kimse rahmanın eline dokunmuş gibidir” denilmiştir (İbn Mâce, “Menâsik”, 32; Müttakī el-Hindî, XII, 219). Kütüb-i Sitte dışındaki bazı hadis kitaplarında Hacerülesved’in yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu, onun vasıtasıyla kulları ile musâfaha ettiği, Hacerülesved’e dokunanın Allah’la biat etmiş olacağı (Heysemî, III, 242; Müttakī el-Hindî, XII, 215, 217), Hacerülesved ve Rüknülyemânî’nin ahde vefa üzere kendilerini istilâm edenlere

 kıyamet günü şahitlik edeceği (Heysemî, III, 242; Müttakī el-Hindî, XII, 219) şeklinde birtakım rivayetler yer almaktadır. Bir kısmı zayıf senedlere dayanan (Fâkihî, I, 81-97, nâşirin notları) bu rivayetlerin genelde hac, umre ve tavaf ibadetlerinin önemini, bu arada Hacerülesved’in temsilî anlamını vurgulamaya yönelik ifadeler olarak yorumlanması daha isabetli görülmektedir. Hacerülesved istilâm edilirken okunan duada da onun bu sembolik anlamına işaret vardır (Fâkihî, I, 85; Süheylî, II, 273). Süheylî, aslında beyaz olan Hacerülesved’in işlenen günahlar yüzünden karardığına dair hadisi (Müsned, I, 307, 329, 373; Tirmizî, “Ḥac”, 49) yorumlarken Hacerülesved’de saklı ahdin insanın tevhide dayanan aslî fıtratı olduğunu, her insanın bu ahd ve fıtrat üzere doğduğunu belirtir ve Hacerülesved’in kararması ile, ahde ve fıtrata aykırı davrananların bu ahdin mahalli olan kalplerinin kararması arasındaki benzerliğe dikkat çeker (er-Ravżü’l-ünüf, II, 275). Hacerülesved’in Kâbe’de meydana gelen yangınlar (Ezrakī, I, 65) veya Câhiliye devrinde müşriklerin sürdükleri kan sebebiyle (Fâkihî, I, 92; Fâsî, I, 315) karardığına dair görüşler de bulunmaktadır.

 

Abdullah b. Ömer’in naklettiğine göre Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerülesved’in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Ömer’in de ağladığını görünce şöyle demiştir: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür” (İbn Mâce, “Menâsik”, 27). Hz. Ömer’in de Hacerülesved’le ilgili olarak, “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim” dediği bilinmektedir

(Buhârî, “Ḥac”, 57; Müslim, “Ḥac”, 249-250). Diğer bir rivayette ise Hz. Ömer’in Hacerülesved’i öptüğü ve, “Resûlullah’ı seni öperken görmeseydim seni öpmezdim” dediği kaydedilmektedir (Buhârî, “Ḥac”, 60). Hz. Ömer bu sözü, insanların putlara tapmaktan yeni kurtuldukları bir dönemde Hacerülesved’i istilâmı putperestlikle karıştırmalarını önlemek ve bu iki davranışın mahiyet ve gaye bakımından birbirinden farklı olduğunu anlatmak için söylemiş olmalıdır (Muhibbüddin et-Taberî, s. 281).

Tavaf esnasında Hacerülesved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivayetlerden, bu taşın kutsallığı veya Kâbe’nin kutsiyetini temsil ettiği şeklinde bir sonuç çıkarmak ve bu uygulamayı bizzat Hacerülesved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir. Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrâhim’in ve Resûl-i Ekrem’in hâtırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî halleri zâhirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir.