Pdf

Hz Adem ve ilk insan neslinin devamı.pdf
Kuran'a göre Ademin Devamı.pdf
Kuran'da ilk insanın yaratılışı.pdf

 

Video

Cro Mangon İnsanı Belgesel
Tarih Öncesi İnsanlar Neanderthal
Homo Sapien 1 Türkçe atyazılı
Homo Florensis Hobit

 

Yayın Tarihi: 01.08.2019

 

                        Geçmişten Günümüze İnsanlığın Tarihi  1 Bölüm 
   TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR

 

 

Size bu sayımızda    bugün dünyanın yavaş yavaş yönlediği bir kargaşa ve sona gidişin

İlk belirtilerinden bahis etmek istiyorum. Biliyorsunuz Hıristiyan dinine göre Dünya İSA nın  ölümünden  belli bir zaman sonra bir kaos içine girecek ve orta doğuda İslam ve Hıristiyan ülkeler bir birbirleriyle çok büyük savaşlara girişecekler  ve bunu gören İSA dünya yüzüne gelip ( Mesih’in Gelişi ) dünyayı tekrar ve bu  defa sonsuza kadar Tanrının koyduğu kaideler içinde ve onun idaresinde mutlu olarak bir yaşam sürecektir.

Buna  Apocalypse  veya Amagedon  denmektedir.

 

Sizlere bu  olayı iyice anlatabilmek için ilk defa insanın nasıl oluştuğunu gerek bilimsel olarak  540 milyon sene evvel  Saccorhytus   milimetrik bir balığın  gelişmesinden ve muhtelif Homonid evreler geçirerek bu günkü hale gelmesini  aşağıda geniş bir şekilde anlatacağız ,

 

1- Geçmişten Günümüze İnsanlığın Tarihi 1. Bölüm: Tarih Öncesi Çağlar

    Mustafa İzzet    Onedio Üyesi

2-Tanrı tarafından İncilde – Başlangıçta izah edildiği gibi ( aşağıda okuyunuz )

 

1Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.

2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu.

3 Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu.

4 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.

5 Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.

 6 Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu.

 7 Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.

 8 Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.

 9 Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu.

10 Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

11 Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu.

12 Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

13 Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.

14-15 Tanrı şöyle buyurdu: “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu.

16 Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.

17-18 Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

19 Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu.

20 Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu.

21 Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.

22 Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı.

23 Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu.

24 Tanrı, “Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen türetsin” diye buyurdu. Ve öyle oldu.

25 Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.

26 Tanrı, “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.”

27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı.

28 Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun.

29 İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak.

30 Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu.

31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.

          

3- Tanrı tarafından  Müslümanlar için  Hz Muhammed tarafından  Vahiyv olarak KURANI  indirerek

Mü’minun  23/12 – 14

"Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık.

Sonra onu (Hz. Âdem'in nesli olan) insanı sarp ve metin bir

 karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka

 (yapışan şey) hâline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et)

 yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et

(kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik,

 konuşma verdik)..." (Mü'minun, 23/12-14)."

 

 

Geçmişten Günümüze İnsanlığın Tarihi 1. Bölüm: Tarih Öncesi Çağlar

Mustafa İzzet

Onedio Üyesi

https://onedio.com/kurumsal/hakkimizda

 

Hayat sürprizlerle dolu, hele bizim gibi renkli bir ülkede... Bu içerikte hepimizin konuyu çok iyi bildiği ama detayları fark etmediği şeylerden bahsedeceğiz.

Hepsi de çok ilginç ve çok şaşırtıcı. İçerik bittiğinde kocaman bir "Vay be!" diyeceğinizden çok eminiz.

 

Hepimiz şu anda modern dünyada yaşıyoruz, istediğimiz yere çok kısa bir süre içinde varıyoruz, bir kıtadan başka kıtaya birkaç gün içerisinde seyahat edebiliyoruz, yemek istediğimizde marketten alabiliyoruz, kışın sıcak, yazın serin evlerde oturuyor, sağlık problemimiz oluştuğunda en yakın sağlık yerine gidebiliyor, bu sayede uzun yıllar boyunca yaşayabiliyoruz. Bilim ve teknolojide çok hızlı ilerliyoruz, ayrıca birçok ülke arasında barış sağlandı.

 

Bizler bu saydığım şeyleri insanlık tarihi boyunca yapabilen sadece %1'lik bir kesimi oluşturuyoruz. Peki insanlık bu gelişmişliğe nasıl geldi? Bizden önceki toplumların torunları, daha iyi, daha güvenilir bir yerde yaşaması için neler yaptı? İnsanlar hangi inançlara ve kişilere inandı? Kimler insanlık yaranına çalıştı

kimler kendi gibi düşünmeyen insanları yok etmek istedi?

 

Bu serimizde bunları öğreneceğiz... İnsanların ilk ortaya çıkışından günümüze kadar olan serüvenini anlatacağız.

İlk Homo canlılar ve biz İlk homo cinsi canlılar günümüzden yaklaşık 2.8 milyon yıl önce Afrika'da ortaya çıktı. Homo, bizlerin yani modern insanın ve benzer türlerin geneline (hominid) verilen isimdir.

 

Homo cinsi canlıların kafatasları primatlara göre daha geniştir. Kol ve bacakları dik durmaya uygundur. İlk olarak Afrika'da Homo gautengensis adlı canlı grupları varlığını gösterdi sonra genellikle ilk homo türü olarak kabul edilen Homo habilis oluştu daha sonra Homo erectus, Homo neanderthalensis, Homo  floresiensis, Homo sapiens, Homo sapiens idaltu ve son olarak biz, yani Homo sapiens sapiens'ler oluştu.

Homo Erectus ile ilgili görsel sonucu

Homo erectus

Günümüzden yaklaşık 1.8 milyon yıl önce dik duran Homo Erectus türü ortaya çıkmıştır. Bir bataklıkta yüz üstü halde bulunan Turkana Boy ismi verilen Homo  erectus iskeleti, günümüze kadar mükemmel bir şekilde korunarak ulaştığı için Homo erectus ile ilgili birçok bilgiyi öğrenmemizi sağlamıştır.

 

Yapılan araştırmalara göre Homo erectus'lar iri vücutlu bir yapıdadır, avcılık ve leş yiyicilikle yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Yaklaşık 400.000 yıl önce yok oldular.

Yaşadıkları süre zarfı modern insan Homo Sapiens Sapiens'in var olduğu süreye göre 10 kat daha fazladır.

 

 

 

Homo neanderthalensi

Yaklaşık 350 bin yıl önce varlıklarını göstermişlerdir. Uzun bir süre dünyada kalmışlardır. Bazı arkeolojik bulgular Neandertallerin, Homo sapiens'ler ile birlikte yaşadığını göstermiştir.

 

Fosiller üzerinde yapılan çalışmalarda parmakları kalın ve hantaldır, topluluk halinde yaşayan canlılardır. Hasta ve yaralılara baktıkları, ölülerini gömdükleri düşünülmektedir. Modern insan kadar ince el işlerini yapamıyorlardı. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre Neanderteller ve anatomik modern insanın gen alış verişi yaptığı gözlenmektedir.

 

Hemen hemen Afrika kıtası hariç bütün modern insanların %1'i ile %4'ü Neandertal geni taşımaktadır. Neandertal insan ile Sapiens insanı yaklaşık 10.000 yıl önce Avrupa kıtasında birlikte yaşamış olabilir.

 

 

                                           

 

Homo floresiensis

Popüler ismi ''hobit'' dir. Çünkü boyu 1 metre uzunluğundadır. Bu türün temsilcileri 100.000 ile 12.000 yıl arasında Endonezya'da yaşamaktaydılar. Bu türe ait ilk bulgular Endonezya'nın Flores Adasında fotoğrafta gördüğünüz 30 yaşında ki türe ait bir iskelettir.

 

Yapılan araştırmalar sonucunda bu türün bizlerle ortak atası bulunmuş lakin bu türün bağımsız bir tür olup olamadığı tartışılmaktadır. Bazı bilim adamları ise bu türün cücelik sendromuna yakalanmış bir Homo sapiens olduğu görüşü savunmaktadır ama kafatası hariç el bileğindeki kemiklerin formu, diz ve ayak kemiklerinin şekli, omuz yapısının şekli bu hipotezi açıklamakta yeterli değildir.

 

                                                      Homo Sapiens  - Homo Sapiens Sapiens – Modern İnsan

Homo sapiens

Homo sapiens Latince'de ''akıllı bilge'' anlamına gelir. Günümüzden yaklaşık 250.000 yıl önce ortaya çıkmış ve hala yaşamını sürdürmektedir. Genetik olarak homojen bir yapıya sahiptir. Ayrıca bireylerin sahip olduğu DNA'lar diğer canlı türlerinde olduğundan daha çok benzerlik göstermektedir.

 

El becerisi konusunda gelişmiş bir türdür. Çevreye uyum sağlama, farklı deri rengi, burun yapısı ve şekli gibi dış özellikleri ve denizden yükseğe çıktıkça daha verimli nefes alma gibi iç özellikler görülür. Alt sınıfları; Homo Sapiens İdaltu ve Homo Sapiens Sapiens'tir.

 

Homo sapiens sapiens yani modern insan. Homo sapiens'in soyu tükenmemiş tek alt türüdür. Günümüzden yaklaşık 50.000 yıl önce görülmüştür. Kelime anlamı olarak ''düşündüğünün üstüne düşünebilen insan'' demektir. İlk olarak Rene Descartes bu düşünceyi söylemiştir.

 

 

 

 

İnsanlık tarihinde önemli bir değişim

2.8 milyon yıl öncesine, insanlığın başlangıcına geri dönelim. 2.8 milyon yıl öncesine kadar insanlar avlanmak veya toplayıcılık yapmak için aletler kullandı. Ama yaklaşık 2 milyon yıl boyunca pek bir gelişme gösteremediler. Neden mi? Çünkü çok önemli bir şeyi keşfetmemişlerdi. O şey hala uygarlığımızda önemli bir yer tutar.

 

O şey ateştir.

 

Ateşin keşfedilmesi bizlere resmen çağ atlattı. Çünkü ateş demek yemekleri pişirmek demek bu da daha besleyici yemek demekti. Bu sayede beynimizin gelişmesine katkı sağladı. Ayrıca ateş insanları bir arada tutarak hem ilişkileri güçlendirdi hem de insanları soğuktan ve yırtıcı hayvanlardan korudu.

Uzun yıllar boyunca insanlar benzer yaşamlar sürdüler.

Zamanla daha gelişmiş silahlar yaptılar, ev aletleri ve giysiler diktiler. Basit ve az karmaşık dillerde konuşmaya başladılar. İlk kültürler oluşmaya ve bir şeylere inanma istediği doğmaya başladı. Bu şekilde ortalama 40.000 yıl devam etti.

 

İlk inançlar ve dinler

Tarihçiler ve arkeologlar birkaç yıl öncesine kadar insanlığın avcılık ve toplayıcılıktan tarıma geçtiğini sonra da dine ve ibadetlere geçtiğini biliyordu ama 2011 yılında bu değişti. Şanlıurfa'nın Haliliye ilçesinde Göbekli Tepe kalıntılarının bulunması insanlara farklı kapılar araladı. Araştırmalara göre tarım günümüzden 12.000 yıl önce bulundu. Göbekli Tepe ise tarımın keşfinden daha eski. Yani bu demek oluyor ki insanlar yerleşik hayata tarım için değil ibadet için geçmiştir.

                                                                                   

Göbekli Tepe hakkında daha fazla bilgi

Göbekli Tepe Şanlıurfa'nın Örencik köyü yakınlarında 1.derecede arkeolojik sit alanıdır. Bu yapıların ortak özelliği; T biçimde 12 tane dikili taş yuvarlak biçimde yerleştirilmiş ve taş duvarla örtülmüştür. Yapının merkezine iki büyük dikili taş karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Taşlarda genel olarak insan, hayvan ve soyut figürler çizilmiş. El işleri, kabartma ve oyma ile betimlemeler yapılmıştır. Bunlar göz önüne alındığında yapının Çanak Çömleksiz Neolitik A evresinde yapıldığı düşünülmektedir. UNESCO tarafından Dünya Miraslarına aday gösterilmiştir.

İnsanlık tarihindeki bir diğer büyük gelişme: Tarım

Tarımın keşfedilmesi insanların yaşamında önemli değişimlere yol açtı. Eskiden insanların beslenmek ve hayatta kalmak için hem fiziksel hem de zihinsel anlamda gelişmiş olması gerekiyordu ama tarımın bulunmasından sonra insanlar hayatta kalmak için başka bir insana bel bağlamaya başladı. Bu sayede

insanlar istedikleri alanda kendilerini geliştirmeye başladı. Örneğin: Bir kişi daha sağlam alet yaparken başkası daha çok buğday elde etmeyi öğrendi bu arada bir başkası daha çok meyve sebze toplayabildi.

 

Tarımın gelişmesi ile birlikte insanlar daha da bir arada oldu.

 

Bu birliktelik zamanla toplulukları, daha sonra küçük şehirleri meydana getirdi. Şehirlerin oluşması ile savunmalar, ordular ve ticaret oluştu. Artık dünyada ilk devletler oluşmaya başlayacaktır...

 

Geçmişten bu güne bilinen en eski hominid’ler Afrika’da yaşamış olan ve 6 milyonyıl öncesine tarihlendirilen Orrorin tugenensis, 6-7 milyon yıl öncesine tarihlendirilen Sahelanthropus çadensis ve 4.4 milyon yıl öncesine tarihlendirilen Ardipithecus ramidus'tur.Bu örneklerde hem Afrika’lı pongid’lerin hem de hominid’lerin özelliklerinin görülmesi bu fosillerin hominid yönünde evrimleşmenin ilk örnekleri olabileceğini desteklemektedir.

Daha sonraki aşamada Australopithecus genusu ile karşılaşmaktayız. Bu canlıların tıpkı günümüz pongid’leri gibi küçük gruplar halinde yaşamış oldukları ve meyve, yenilebilir türden bitkileri toplayarak, kök sökerek veya küçük sürüngenleri yiyerek ve yabanıl hayvanların leşlerine ortak olarak beslendikleri ileri sürülmektedir. Dişiler ve erkekler arasında bir tür iş bölümünün de olduğu varsayılabilir. Bazı araştırıcılara göre çok küçük çapta alet yaptıkları söylenmektedir. Fakat bu görüş kesin olarak kanıtlanmamıştır. Beyin hacimleri 440-530 cm3 arasındadır. Ateşi kontrol altına almadıkları ve Afrika savanlarında yaşadıkları bilinmektedir.

 Plio-Pleistosen hominid’lerinin demografik yapıları hakkında bilgi kaynağı maalesef çok azdır. Güney Afrika Australopithecine'leri ya çok genç, ya da yaşlıdır. Bu da bize normal ölümden ziyade etçillerin faaliyetini düşündürmektedir. Australopithecus'ların dişlerin çıkışına, çıkan dişlerin de aşınma derecelerine dayanılarak ve vücut kemiklerinden yapılan yaş tahminleri şimdiye kadar ele geçen hiç bir Australopithecus fosillerinin 40 yaşına ulaşmamış olduğunu göstermektedir. Bu konuda yapılan çalışmalar bu genusun ortalama ölüm yaşının 20 dolayında olduğunu ve öldükleri zaman 30 yaşını geçmiş olan örneklerin sayısının çok az olduğunu göstermektedir. Australopithecus'lardan Australopithecus robustus türü yaklaşık 1 milyon yıl öncelerine kadar çağdaş insan ailesinin biyolojik evrimine bir katkısı olmaksızın yaşamını sürdürmüş ve bu tarihlerde kökü kuruyarak yok olmuştur( White2000 ).

 Australopithecus africanus ve onun atası olduğu genelde kabul gören Australopithecus afarensis'in ise homo genusunun oluşumunda görev aldığı almış olmaları günümüzde destek gören bir görüştür.Son yıllarda Afrika’da bulunmuş olan fosil kalıntılar insan ailesinin filogenetik ilişkisine yeni yorumlar getirmiştir.Tim White’a göre afarensis iki kola ayrılmış,bir kol 3 ila 2 milyon yıl arasında Homo genusuna doğru evrimleşirken diğer kol kaba ve narin hominid’lere doğru gelişmiştir. Diğer Bahar-2010 C.9 S.32 (341-349) ISSN:1304-0278 Spring-2010 V.9 Is.32

343 bir görüş ise, narin yapılılardan bir kol Homo genusunun atası olmuştur.Kimi araştırıcılar da Orrorin tugenensis’in insanın atası olduğunu ileri sürmektedir( Wolpoff 1980 ).

 2.2 milyon yıl öncesine tarihlendirilen ve Afrika’da yaşamış olan Homo habilis ve Homo rudolfensis adıyla bilinen fosil hominid’lerin ise en önemli özeliği Homo genusunun doğrudan atası oluşudur. Bu iki tür insan ailesinin biyokültürel evrim tarihinde bilinen ilk örnek türlerdir.Birlikte yaşadıkları belirlenen bu iki tür bazı anatomik özellikleriyle birbirlerinden ayrılmaktadır. Rudolfensi’ler daha iri yapılı,daha modern anatomik özellikler

göstermektedir. Habilis’ler ise daha narin,anatomik olarak daha az insan özellikleri ne sahiptirler.Bu iki türden hangisinin sonraki insan formlarına doğru evrimleştiği bilinmemektedir( Özbek 2007 ).

 Homo genusunun evrimsel oluşumunda çevre koşullarının önemli bir etken olduğu ileri sürülmektedir. Gerçekten de Afrika'da 2.5-2 milyon yıl önceleri önemli iklimsel değişimlerin yer almış olduğuna dair kanıtlar vardır.İklimsel değişmelere bağlı olarak hominid’lerin yaşam alanlarındaki değişiklikler insan ailesinin evrimini dolaylı olarak etkilemiştir.

 

 

 

 

 

Homo Habilis

 Homo genusunun bugün için bilinen bu en eski örneklerinden olan Homo habilisin ismi "becerikli insan" anlamına gelmektedir. Bu adın verilmesinin asıl nedeni ilk aleti Australopithecus’ların aksine Homo habilis’in yaptığının kesinleşmiş olmasıdır. Bu insanların beyin hacimleri 700cm3 üzerindedir, yüzleri kafataslarına göre Australopithecus’lara kıyasla daha küçüktür. Kafatasları daha yüksek ve yuvarlaktır. Boyları 120-130 cm, ağırlıkları ise 40 kg civarındadır.

 

 

Australopithecus Lucy                                          

 Eldeki fosil belgelerin ele geçtiği ekolojik ortamların değerlendirilmesi sonucunda Homo habilisin ormanlık bölgelerin dışında fakat yakınında ve daima bir su kaynağına yürüyüş mesafesinde yaşamış oldukları anlaşılmıştır. Sosyal varlıklar oldukları için küçük gruplar halinde yaşamış olmaları gerekir. Böcekleri, sürüngenler, küçük hayvanlar, bitki, meyve ve ölmüş hayvanların leşlerinden oluşan hepçil bir gıda rejimiyle beslendikleri belirlenmiştir. İklimin ise günümüzden çok farklı olduğu, yörede geniş otlaklarla küçük ağaçların egemen olduğu saptanmıştır. Bazı araştırıcılara göre Homo habilisin ateşi kontrol altına aldığı ve ilk barınakları oluşturduğu sanılmaktadır.

 Homo habilis ve rudolfensis 2.2-1.8 milyon yıllarında yaşamış ve bu dönemde dünya nüfusunun yaklaşık 125 bin civarında olduğu ileri sürülmüştür. Yaşadıkları ekolojik şartlar gereği doğum ve ölüm hızları birbirine yakın olmuş ve bu da nüfus atışının yavaş olmasına  Bahar-2010 C.9 S.32 (341-349) ISSN:1304-0278 Spring-2010 V.9 Is.32344 neden olmuştur. Yaşam beklentileri ise 21. yıl olarak belirlenmiştir. Homo hobilis ve rudolfensis günümüzden yaklaşık 1.8-1.6 milyon yıl önceleri yerini Homo erectus adı verilen yeni bir türe terk ederek yok olmuştur (Özbek 2007 ).

 Bu gün için eldeki veriler Homo erectusun, Homo habilis ya da Homo rudolfensis’den türemek suretiyle ilk defa Afrika ortaya çıktığı ve daha sonra diğer kıtalara yayıldığını göstermektedir. Bu insan ailesinin türüne ait kalıntılar Afrika ve Asya'dan bulunmuştur.

Avrupa'da erectus çağdaşı taş aletler bulunmasına karşın tereddütsüz bu türe konacak fosil buluntu yoktur. Homo genusunun, Homo erectus olarak yaşamını sürdürmesinde; Homo erectusun belli bir düzeye ulaşmış dili sayesinde deneyim ve bilgilerini aktarmış olmasının, değişen çevre koşullarına insancıl özellikleriyle uyum sayesinde sağlamasının etkili olmuş olduğu sanılmaktadır( Kottak 1997 ).

 İnsanlığın Homo erectus aşamasında daha önceki dönemlerde rastlanılmayan bazı

ilklerle karşılaşılmaktadır. Bunlar; bilinçli avcılığın yapılması, kontrollü ateşin kullanılması,ilk olarak Afrika kıtasının dışına çıkılması, eski dünyanın başka yerlerinde de yaşam sürdürülmesi ve her bakımdan bütünüyle "standart" taş aletler geliştirilmesi olarak sıralanabilir.

 

Homo erectus

 Homo erectusun beyin hacmi 775-1300 cm3 arasındadır. Gelişmiş kaş kemerlerivardır. Kafatasının arkasında occipital çıkıntı oldukça gelişmiştir. Modern insanda rastlanan çene çıkıntısı (menton) Homo erectusda görülmez yüz geniş olup, yüzün ait tarafı prognatik (öne fırlak) bir yapıya sahiptir. Dişler ana hatlarıyla daha sonraki insan türlerin benzemektedirler. Ateşin kontrol altına alınmasıyla birlikte besin maddeleri pişirilerek yenilmeye başlanmıştır. Bu durum hem beslenme rejiminin dolayısıyla da yaşam koşulların değişmesine neden olmuştur.

 Homo erectus türü insanlarına yaklaşık 1.5 milyon yıl öncelerinden itibaren dünyanın değişik yerlerinde çok geniş bir alanda farklı ortamlarda rastlanıldığı için bu fosil insan türünün kendi içinde bazı bölgesel farklar göstermesi doğaldır. Bu fosillerin aralarında morfolojik nitelikle büyük ayrımlar olmamasına karşın Pithecanthropus erectus, Meganthropus paleojavanicus, Sinanthropus pekinensis, Archanthropus vb. şeklinde adlandırılmıştır. 1960'lı yıllardan bu yana bütün bu fosil buluntuları bilimsel bir kargaşa çıkarmaması amacıyla Homo erectus adı altında toplama eğilimi gelişmiştir.

 Bunlardan Sinanthropus ve Solo Adamı'na ait az sayıda da olsa iskelet kalıntılar incelenmiş ve aşağıdaki demografik sonuçlar elde edilmiştir(Acsadi ve Nemeskeri 1970).

Bahar-2010 C.9 S.32 (341-349) ISSN:1304-0278 Spring-2010 V.9 Is.32

 

345Sinanthropus Solo Adamı       Yaş     Sayı                        Yüzde%

                                                  0-14 15   68.2   Çocuk            1.  9.1

                                                     15-30   313.6 Adölesan       3 27.3

                                                     30-50   313.6 Genç              1  9.1

                                                     50-60   14.6   Genç yetişkin 2 18.2

                                                                           Yetişkin           4 36.3

                                                                           Toplam           11

Görüldüğü üzere Sinantropus serisinden bir birey Solo Adamı serisinden dört birey ileri yaşlara kadar yaşam olanağı bulmuşlardır. Sinanthropus’da doğumda yaşam beklentisi 14-15 yıl, 20 yaşında ise 23 yıl olarak belirlenmiştir. Çin ve Java'da çıkan bu erectus’ler çok düşük yaşam beklentisi çağrıştırırlar. Bazı erişkinler extrem yaş da gösterebilirler.

 

Neanderthal'lerin Demografik Yapısı

 Eski dünyada Neanderthal'lere Rus-Würm Buzul arası ile Würm Buzulu'nun ilk yarısı arasındaki dönemde rastlanır (150.000-35.000 yıl). Klasik Neanderthal’lere ise yalnızca Güneybatı Avrupa'da Würm Buzulu'nun ilk yarısı başlangıcında rastlanmaktadır. Bu grubun orta kuvaternerde lokal olarak Avrupa'daki Arkaik Homo sapiensler’den türediği görüşü yaygınlık kazanmıştır.

 Neanderthal'lerde alın kısmı alçak ve geriye doğru basıktır. Beyin kapasitesi 1460cm3 civarındadır. 3üyük bir kafatasının yanı sıra geniş kaslı, tıknaz vücutlu bir yapısı olduğu tahmin edilmektedir. Oldukça iri bir burun yapısına sahiptir. Bazı araştırmacılar bu yapının soğuk bir iklime son derece iyi bir uyum gösterdiğini ileri sürmektedir. Geniş burun açıklığı daha çok hava soluyarak ciğerlere gitmeden önce bu havayı ısıtabilmekte ve bu ılık hava vücutta daha uzun süre dolaşabilmektedir. ön dişleri oldukça iridir ve dişlerini alet olarak kullanmıştır. Bu gelenek günümüz Eskimolarında deri yapımında da devam etmektedir.

Doğum kanalı modem insandan daha geniştir. Bu da Neanderthal kadınlarının büyük bir kafaya sahip çocukları doğurabilecek yapıda olduğunu ve bunun yanı sıra daha uzun bir gebelik dönemine sahip olabileceğini akla getirmektedir.

 Neanderthal’ler taş aletler kullanıyorlardı, bunun yanı sıra ölü gömme adetleri vardı.

Sosyal dayanışmaları mevcuttu. Daha önceleri Homo neanderthalensis adı ile başlı başına bir

Bahar-2010 C.9 S.32 (341-349) ISSN:1304-0278 Spring-2010 V.9 Is.32

346 insan türü olarak kabul edilen Neanderthal’ler günümüzde Homo Sapiens'in bir alt türü olarak

ele alınmakta Homo sapiens neanderthalensis olarak adlandırılmaktadır.

 Avrupa ele geçmiş Orta Paleolitik Neanderthal, Üst Paleolitik ve Mezolitik insanlarına

ait fosillerin incelenmesiyle aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir(Acsadi ve Nemeskeri 1970).

Neanderthal Üst Paleolitik; Mezolitik Nean.

Üst

Paleolitik Mezolitik

                                                          10-11 15 29 21 38.5 38.2 29.5

                                                          12-20 4 12 6 10.3 15.8 8.5

                                                           21-30 6 15 35 15.4 19.7 49.3

                                                           31-40 10 11 6 25.6 14.5 8.5

                                                           41-50 3 7 1 7.7 9.2 1.4

                                                           51-60 1 2 2 2.5 2.6 2.8

                                              Toplam 39 76 71 100 100 100,

 

 Neanderthaller küçük topluluklar halinde birbirlerinden uzak yaşamışlardır.Dünyaları aslında çok tenha bir dünyaydı.En yoğun oldukları Fransa’da bile yaklaşık 20 bin Neandertalin yaşadığı düşünülmektedir.Buzulların yarattığı olumsuz iklim koşulları fazla yer değiştirmelerine imkan vermiyordu.Ayrıca soğuk ve nemli bir iklimde yaşadıkları için sık sık romatizmal hastalıklarla karşı karşıya kaldıkları ele geçen fosil bulgulardan anlaşılmaktadır.

Bireylerin yarısı 20 yaşında ölmüştür. Ancak çok azı 40 yaşlarına ulaşabilmiştir. Ortalama yaşam uzunluğu ise 29.4 yıldır.

Neandethal’lerin doğumda yaşam beklentisi 22 yıl, Avrupa Üst Paleolitik ve Mezolitik insanın ise 20 yıl olarak belirlenmiştir. 20 yaş için yaşam beklentisi Neanderthal için 15-16 yıl, Üst paleolitik insanları için 14 yıl olarak saptanmıştır. Tabii bütün bu sonuçlar değerlendirilirken birey sayısının azlığını göz ardı etmemek gerekmektedir. Paleolitik insanlarının yaşadıkları ekolojik ortam gereği doğum ve ölüm hızları birbirine yakın olmuş ve

nüfus artışı yavaş olmuştur.

Neanderthal’ler 35-40 bin yıl kadar öncesinde kökleri kuruyarak ortadan kayboldular.

Modern insanın ise yaklaşık 100 bin yıl öncesinde Afrika'da ortaya çıktığı (günümüz bilgilerine göre) ve çevreye uyumu, kültür birikimi dolayısıyla üstün teknolojisi ve sosyal Bahar-2010 C.9 S.32 (341-349) ISSN:1304-0278 Spring-2010 V.9 Is.32347organizasyonlarıyla yakın Doğu'ya oradan tüm dünyaya yayılarak Neanderthal ve günümüzün insan gruplarına benzemeyen öteki toplulukların yerini aldığı kabul edilmektedir.

Avrupa'da Neanderthal ve modern insanına ait iskelet kalıntılarının bir arada bulunması bu iki grubun bir süre bir arada yaşadığını ortaya koymaktadır. Buradan yola çıkarak Neanderthal’lerin belki de tarihte ilk soy kırımına uğradığını ya da asimilasyon ile modem insan gruplarının içinde eridiğini söyleyebiliriz. Bugün hala Neanderthal özelliklerini genlerimizde taşıyor olabiliriz (Klein 1989).

 

Üst Paleolitik Ġnsanlarının Demografik Yapısı

 Fosillerde yapılan yaş tayinlerinde kemik olgunlaşması zamanı çok iyi bilinmemektedir. Bu durumun paleodemografik çalışmalarda göz önüne alınması gerekir.

Günümüzden 10.000 yıl önce Afrika'nın Kuzeybatısında yan göçebe toplumlar yaşıyordu ve Antropologlar küçük ve geometrik aletlerinden dolayı oluşturdukları kültüre "Epipaleolitik" adını vermişlerdir. Bu döneme ait en büyük seri Kuzey Afrika'da Taforalt (187 birey) ve Afalou (43 birey) Mağaralarında ele geçirilmiştir. Bunlarda yaşam beklentisi 25 yılın altındadır. Yapılan analizler sonucu oldukça yüksek bir ölüm oranı, yetersiz sağlık koşulları

ve buna bağlı olarak yüksek oranda çocuk ve genç ölümleri olduğu belirlenmiştir.

 Taforalt populasyonu 0-5 yaş arası ölümlerde % 44.6'lık bir oranla karakteristik bir dağılım göstermiştir. 0-5 yaş diliminden sonra ölüm sayısı göreceli olarak azalırken 20-35 yaşlan arasında tekrar bir artış gözlenmektedir. 35 yaşından sonra tekrar azalarak devam etmiştir. Populasyonun doğumda yaşam beklentisi 21.4 yıl, 20 yaşında da 23.9 yıl olarak belirlenmiştir. En yaşlı birey ise 70-75 yaş aralığında bulunmuştur( Acsadi ve Nemeskeri ).

 Afalou populasyonu ise 43 bireyden olmuştur. Çocuk iskeletleri kayıp ve ele geçirilenler ise çok kötü korunmuş olduğundan demografik değerlendirmeye alınmamıştır.

20-25 ile 30-35 yaş dilimleri arasında oldukça yüksek ölüm oranı göze çarpmakla birlikte en yüksek değer 45-50 yaş diliminde karşımıza çıkmaktadır. Afalou populasyonunun 20 yaşında yaşam beklentisi 21.9 yıl olarak belirlenmiştir. En yaşlı birey 60 yaş civarı olarak saptanmıştır (Acsadi ve Nemeskeri 1970).

 

Mezolitik Dönem insanlarının Demografik Yapısı

 

Modern İnsan Cro-magnon

 Mezolitik döneme ait demografik analizi yapılabilen Kuzey Afrika Vassilievka buluntuları 35 bireyden oluşmaktadır. Bu fosiller Cro-magnon adamına ait örneklerdir.

Sadece 6-7 ve 13-16 yaşlarında belirlenen iki çocuk iskeleti ele geçtiğinden çocuk ölümleri hakkında çok fazla bilgi elde edinilememiştir. En yüksek ölüm oranı 25-30 yaşları arasında  Bahar-2010 C.9 S.32 (341-349) ISSN:1304-0278 Spring-2010 V.9 Is.32 348 görülmektedir. 45 yaşına kadar azalarak devam eden ölüm oranı 45-50 yaş civarında tekrar artmaktadır, en yaşlı bireyler 68-71 yaş aralığında belirlenmiştir. Doğumda yaşam beklentisi

39.8 yıl, 20 yaşında ise 22.8 yıl olarak belirlenmiştir.

Yine bir mezolitik populasyonu olan ve Sibirya'da bulunan Fofonova serisi 17 bireyden oluşmaktadır. Bu serinin önemli bir özelliği bu populasyonda Protomongoloid, Cromagnon ve Protoaustraioid karakterlerinin gözlenmesidir. Fofonova ve Vassilievka populasyonlan Homo sapiens’in ırksal farklılaşmaya başlama aşaması açısından oldukça

önemli buluntulardır. Fofonova serisinde en yüksek ölüm oranı 50-54 yaş aralığında gerçekleşmiş, bunu 55-59 ve 20-24 yaş aralıkları izlemektedir. Populasyonun 20 yaşında yaşam beklentisi 28.9 yıl olarak saptanmıştır( Acsadi ve Nemeskeri 1970 ).

 Anadolu'da Paleolitik ve Mezolitik Döneme ilişkin demografik analiz yapacak kadar fosil buluntu ele geçmemiştir. Ancak demografik analizleri yapılacak kadar olmamakla birlikte Anadolu'da Paleolitik insanına ait bir kaç kafatası parçası ve diş örnekleri ele geçen buluntu yerleri mevcuttur. Bunlar Dülük, Karain, Yarımburgaz gibi önemli buluntu alanlarıdır.

 

 Değerlendirme

 Görüldüğü üzere Paleolitik dönemdenden başlayarak biyolojik yaşam uzunlunda bir artış söz konusudur. Australopithecus'larda 20 yıl civarında olan ortalama yaşam uzunluğu,Neanderthaller'de 29.4, Cro-magnon'iarda 32.4 olmuştur. Paleolitik insanlarının yaşadıkları ekolojik şartlar gereği doğum ve ölüm hızlarının birbirine yakın olmasından dolayı bu dönemde yavaş olan nüfus artış hızı, insanın geliştirdiği kültür ve buna bağlı olarak gelişen teknolojisi sayesinde yaşadığı çevreyi kontrol altına alması, çevre koşullarının olumsuz etkilerini azaltması sonucu giderek artmaya başlamıştır.

 Neolitik dönemde ise insanın yerleşik hayata geçmesi ve tarımın başlamasıyla birlikte düzenli bir yaşama geçilerek beslenme sisteminde düzelmeler görülmeye başlamıştır. Bu düzelmelere bağlı olarak ölümler biraz daha azalırken, artan doğumlarla nüfus artışı hızlanmaya başlamıştır. Tarım kültürü başlamadan önce dünya nüfusunda bir yüzyılda sadece % 0.01'lik bir artış görülürken, Neolitik'le birlikte nüfus artış hızı binde 2.6, M.S. 16.yüz yılda 12.7, 19.yüzyılda %42.5'lik bir artışla hızlı bir nüfus patlaması olmuştur (Sevim 1993).

 İlk nüfus patlaması Neolitik dönemden başlayarak günümüze kadar genel olarak nüfus artış hızı, yaşam beklentisi ve ölüm yaşı ortalamasında artış, bebek ve çocuk ölümlerinde azalma olmuştur. Bunun yanı sıra yerleşik hayatla birlikte çeşitli dönemlerde savaş, göç, Bahar-2010 C.9 S.32 (341-349) ISSN:1304-0278 Spring-2010 V.9 Is.32349 bulaşıcı hastalıklar da yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu etkenler de nüfusun ve yaşa süresinin özellikle sözü edilen etkenlerin olduğu dönemlerde nüfus artış hızının düşmesine, bebek ve çocuk ölümlerinin artmasına neden olmuştur.

Homind iskelet kalıntıları arkeolojik ve antropolojik kazılardan her ne kadar tam parça

olarak ele geçmese de, paleopopulasyonların demografik yapısı hakkında bilgi edinmemizi sağlamaktadır.

KAYNAKÇA

Acsadi. G.Y ve Nemeskeri. J. (1970), Hıstory of Human Life Span and Mortaiıty, Budapeşt:

Academic Kiado Press.

Alpagut, B. ve ark. (1996), ”A new specimen of Ankarapithecus Meteai from the Sinap

Formation of Central Anatolia”, Nature, s.382.

Arman, O. (1998), ”Aşvankale İskeletlerinin Paleodemografik Analizi”, Antropoloji Dergisi,

Sayı:13.

Angel, J.I. (1969), “Paleodemography and Evolution”, American Journal of physical

Anthropology, n 30.

Arsebük, G. (1990), İnsan ve Evrim, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.

Bostancı, E. (1969), ”Sardes Kazılarından Çıkan Kafataslarının incelenmesi ve Eski Anadoiu

Halklarıyla olan Münasebeti”, Ankara Üniversitesi DTCF Yayını, No: 185.

Howell, F.C. (1966), Early Man., Time-Life International, (Nederland).

Klein, R.G. (1989), Humarı Career, Chicago and London: The University of Chicago Press.

Kottak, C.P. (1997), Antropology,The exploration of the human diversity, McGraw-Hill,İnc.

Leakey, L.S.B. (1988), İnsanın Ataları, (çev.Güven Arsebük), Türk Tarih Kurumu Yayınları,

 

 

Bölüm  2

Yeni bir insan türü bulundu: Homo Naledi  insan 3

© REUTERS / SİPHİWE SİBEKO

Güney Afrika’da yeni bir insan türü bulundu: Homo Naledi

Bilim insanları insanlığın bilinen ilk atasını buldu. 540 milyon yıl önce yaşadığı belirtilen bu mikroskobik deniz canlısı elips biçiminde bir vücuda ve büyük bir ağıza sahip.

İngiltere, Çin ve Almanya’dan bilim insanlarının oluşturduğu araştırma ekibi Çin’in Shanxi eyaletinden elde edilen milimetrik fosillerde Saccorhytus isimli mikroskobik bir canlı türü keşfetti. Elektron mikroskopu ve CT tarama ile incelemeler gerçekleştiren bilim insanları, araştırmanın sonuçlarını Nature dergisinde yayınladı.

 

 

Saccorhytus

Makalede, 540 milyon yıl önce yaşayan Saccorhytus’un, balıktan insanlığa uzanan evrim sürecinden önceki döneme dair insanoğlunun bilinen en eski atası olduğu belirtildi. Keşfin insanlığın evrim sürecine dair bilinenler konusunda büyük bir boşluğu doldurması bekleniyor.

KUM TANELERİ ARASINDA YAŞIYOR

 

Bilim insanlarına göre, elips biçiminde bir vücudun yanı sıra büyük bir ağıza da sahip olan Saccorhytus deniz dibinde kum taneleri arasında yaşıyordu ve yiyecek parçaları ya da diğer canlıları bütün olarak yutarak besleniyordu.

Yalnızca bir milimetre kadar bir boyuta sahip Saccorhytus’un ayrıca bir anüse sahip olduğuna dair de bir kanıt bulunamadı. Bu nedenle canlının beslenme ve vücuttan atılım alanının aynı olabileceği düşünülüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                   

 

 

 

 

 

Bölüm 3

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 

Tanrı İnsanları Neden Yarattı?

 

1. Tanrı insanları neden yarattı?

 

TANRI insanları harika bir hayat için yarattı. Onlar için hastalık, yaşlılık ve ölümün olmadığı kusursuz bir hayat amaçladı. İlk erkek ve kadın olan Âdem ve Havva’yı çok güzel bir bahçeye yerleştirdi. * Tanrı’nın amacı onların çocuk sahibi olmaları, cennet bahçesini tüm dünyayı kapsayacak şekilde büyütmeleri ve hayvanlara bakmalarıydı (Başlangıç 1:28; 2:8, 9, 15; Açıklama 6’ya bakın).

 

2. (a) Tanrı’nın amacını kesinlikle yerine getireceğinden nasıl emin olabiliriz? (b) Kutsal Kitap yeryüzünde nasıl insanların yaşayacağını söyler? Onlar ne kadar uzun yaşayacak?

 

2 Sizce bir gün cennette yaşayabilecek miyiz? Yehova şu sözü veriyor: “Ben söyledim, Ben yerine getireceğim” (İşaya 46:9-11; 55:11). Evet, O amacını kesinlikle yerine getirecektir, hiçbir şey O’na engel olamaz. Yehova yeryüzünü bir amaçla yarattığını, ‘onu boş yere yaratmadığını’ söyledi (İşaya 45:18). Yehova Tanrı yeryüzünün her yerinde insanların yaşamasını istiyor. Peki onlar nasıl insanlar olacak? Ve ne kadar uzun yaşayacaklar? Kutsal Kitap şöyle der: “Doğrular [itaatli insanlar] yeryüzünü mülk edinir, orada sonsuza dek otururlar” (Mezmur 37:29; Vahiy 21:3, 4).

 

3. İnsanlar hastalanıp öldüğüne göre hangi soru doğuyor?

 

 3 Fakat bugün insanlar hastalanıyor ve ölüyor. Birçok yerde birbiriyle savaşıyor, birbirini öldürüyorlar. Elbette Tanrı’nın amacı bu değildi. Peki neden bu hale geldik? Bunun cevabını sadece Kutsal Kitap verebilir.

TANRI’NIN DÜŞMANI

4, 5. (a) Aden bahçesinde bir yılanı kullanarak Havva’yla konuşan kimdi? (b) Dürüst bir insan nasıl sonradan hırsız olabilir?

 

4 Kutsal Kitap Tanrı’nın bir düşmanı olduğunu anlatır. O İblis Şeytan diye bilinir. Şeytan, Aden bahçesinde Havva’yla konuşmak için bir yılan kullandı (Vahiy 12:9; Başlangıç 3:1). Yılanı konuşuyormuş gibi gösterdi. (Açıklama 7’ye bakın.)

 

5 Peki İblis Şeytan nasıl var oldu? Tanrı onu kötü bir varlık olarak mı yarattı? Hayır! O iyi bir melek olarak yaratılmıştı ama sonradan değişti. Tanrı Âdem ve Havva için dünyayı hazırlarken o gökteydi (Eyüp 38:4, 7). Peki bir melek nasıl Şeytan oldu? Dürüst birinin sonradan nasıl hırsız olabileceğini düşünelim. Tabii ki bu kişi hırsız olarak doğmamıştır. Ancak bir gün kendisine ait olmayan bir şeye sahip olmayı arzu eder. Sürekli onu düşünürse bu arzusu daha da güçlenir. Sonra bir fırsat çıktığında onu çalar. Artık o bir hırsız olmuştur (Yakup 1:13-15’i okuyun; Açıklama 8’e bakın).

 

6. Bir melek nasıl Tanrı’nın düşmanı haline geldi?

 

6 Bu melek de aynı şekilde değişti. Yehova, Âdem ile Havva’yı yarattıktan sonra onlara çocuk sahibi olmalarını ve ‘yeryüzünü doldurmalarını’ söylemişti (Başlangıç 1:27, 28). Bu melek şöyle düşünmüş olabilir: “Tüm insanlar Yehova yerine bana itaat edebilir!” Bunu düşünmeye devam ettikçe Yehova’ya ait olan şeyi daha çok arzu etmeye başladı. İnsanların kendisine tapınmasını  istedi. Bunun için yalan söyleyerek Havva’yı aldattı (Başlangıç 3:1-5’i okuyun). Bunu yapmakla İblis Şeytan haline geldi ve Tanrı’nın düşmanı oldu.

 

7. (a) Âdem ve Havva neden öldü? (b) Biz neden yaşlanıp ölüyoruz?

 

7 Âdem ile Havva Tanrı’ya itaatsizlik etti ve meyveden yedi (Başlangıç 2:17; 3:6). Onlar Yehova’ya karşı günah işlediler. Ve Yehova’nın önceden söylediği gibi sonunda öldüler (Başlangıç 3:17-19). Âdem ve Havva’nın çocukları da günahkâr durumdaydı, bu nedenle onlar da öldü (Romalılar 5:12’yi okuyun). Onların neden günahkâr durumda olduğunu bir örnekle anlayabiliriz. Kenarı eğrilmiş bir kek kalıbı kullandığınızı hayal edin. Kalıptan çıkan kek de aynı şekilde eğri olur. Âdem, Tanrı’ya itaatsizlik ettiğinde günahkâr duruma geldi. Âdem’in çocukları olduğumuz için hepimiz onun gibi kusurlu, yani günahkâr olarak doğuyoruz. Günahkâr olduğumuz için de yaşlanıyor ve ölüyoruz (Romalılar 3:23; Açıklama 9’a bakın).

 

8, 9. (a) Şeytan, Âdem ve Havva’yı neye inandırmak istedi? (b) Yehova isyan edenleri neden hemen öldürmedi?

 

8 Şeytan, Tanrı’ya itaatsizlik etmeleri için Âdem ve Havva’yı etkiledi ve bir isyan başlattı. Âdem ve Havva’yı kandırıp Yehova’nın hem yalancı, hem de onların iyiliğini istemeyen kötü bir hükümdar olduğuna inandırmak istedi. Şeytan şunu iddia ediyordu: “İnsanlara ne yapacaklarını Tanrı’nın söylemesine gerek yok. Âdem ve Havva neyin doğru, neyin yanlış olduğuna kendileri karar verebilir.” Bu iddia karşısında Yehova ne yapacaktı? İsyancıları yok edip bu isyanı bastırabilirdi. Ancak böyle yaparak Şeytan’ın bir yalancı olduğunu ispat etmiş olur muydu? Hayır olmazdı.

 

9 Bu nedenle Yehova isyankârları hemen öldürmedi. Bunun yerine insanlara kendi kendilerini yönetmeleri  için zaman tanıdı. Böylece Şeytan’ın yalan söylediği ve Yehova’nın insanlar için en iyisini bildiği ortaya çıkacaktı. Bununla ilgili 11. bölümde daha çok şey öğreneceğiz. Siz Âdem ve Havva’nın kararı hakkında ne düşünüyorsunuz? Şeytan’a inanıp Tanrı’ya itaatsizlik etmeleri doğru oldu mu? Âdem ve Havva’nın sahip olduğu her şeyi  Yehova vermişti. Onlara kusursuz bir hayat, yaşamaları için çok güzel bir yer ve zevkli bir iş vermişti. Öte yandan Şeytan onlara hiçbir iyilik yapmamıştı. Siz onların yerinde olsaydınız ne yapardınız?

 

10. Her birimiz hangi önemli konuda bir karar vermeliyiz?

 

10 Bugün her birimiz hayati bir karar vermeliyiz. Egemenimiz olarak Tanrımız Yehova’yı seçip O’na mı itaat edeceğiz? Yoksa Şeytan’ın yönetimini mi seçeceğiz? Yehova’ya itaat edersek, Şeytan’ın yalancı olduğunun kanıtlanmasında payımız olur (Mezmur 73:28; Özdeyişler 27:11’i okuyun). Bu dünyada çok az kişi Tanrı’ya itaat ediyor. Aslında Kutsal Kitap dünyanın yöneticisinin Tanrı olmadığını gösteriyor. Peki Tanrı değilse, kimdir?

 

DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR?

Şeytan, tüm dünya krallıklarını ve yönetimlerini İsa’ya teklif ediyor

Dünyadaki tüm krallıklar Şeytan’a ait olmasaydı onları İsa’ya sunabilir miydi?

 

11, 12. (a) Şeytan’ın İsa’ya teklifinden ne öğreniyoruz? (b) Hangi ayetler dünyayı Şeytan’ın yönettiğini gösteriyor?

 

11 Bir keresinde Şeytan İsa’ya “dünyanın bütün krallıklarını ve onların ihtişamını göstererek şöyle dedi: ‘Eğer yere kapanıp önümde bir tapınma hareketi yaparsan bütün bunları sana vereceğim’ ” (Matta 4:8, 9; Luka 4:5, 6). Sizce bu krallıklar Şeytan’a ait olmasaydı onları İsa’ya sunabilir miydi? Tabii ki hayır. O halde dünyadaki tüm yönetimlerin Şeytan’a ait olduğu sonucuna varabiliriz.

 

12 Evreni yaratanın Mutlak Güce Sahip Tanrımız Yehova olduğunu düşündüğümüzde bu şaşırtıcı gelebilir (Vahiy 4:11). Fakat İsa da Şeytan’ın “bu dünyanın hükümdarı” olduğunu söylemişti (Yuhanna 12:31; 14:30; 16:11). Elçi Pavlus da İblis Şeytan’ı “bu ortamın tanrısı” olarak adlandırdı (2. Korintoslular 4:3, 4). Ayrıca elçi Yuhanna “bütün dünya kötü olanın elinde bulunuyor” diye yazdı (1. Yuhanna 5:19).

 

 ŞEYTAN’IN DÜNYASI NASIL YOK EDİLECEK?

13. Neden dünyadaki ortamın değişmesine ihtiyacımız var?

 

13 Bu dünya gitgide daha tehlikeli bir hale geliyor. Her yerde savaşlar, şiddet, yolsuzluk ve ikiyüzlülük var. İnsanlar ne kadar çabalasa da bu sorunları ortadan kaldıramıyor. Fakat Tanrı yakında Kendi savaşı olan Armagedon’da tüm bu kötü ortamı yok edecek ve onun yerini adil yeni bir dünya alacak (Vahiy 16:14-16; Açıklama 10’a bakın).

 

14. Tanrı, gökte kurduğu yönetimin başına kral olarak kimi seçti? Kutsal Kitap İsa hakkında önceden neyi bildirdi?

 

14 Dünyadaki bu değişim nasıl olacak? Yehova, gökte kurduğu yönetim aracılığıyla bunu yapacak. Bu yönetim Kutsal Kitapta Tanrı’nın Krallığı olarak adlandırılır. Tanrı bu krallığın başına kral olarak İsa Mesih’i seçti. Binlerce yıl önce Kutsal Kitapta İsa’nın “Barış Hükümdarı” olarak hüküm süreceği ve yönetiminin hiç bitmeyeceği yazıldı (İşaya 9:6, 7). İsa takipçilerine bu yönetim hakkında şöyle dua etmelerini öğretti: “Krallığın gelsin. Gökte olduğu gibi yerde de Senin isteğin gerçekleşsin” (Matta 6:10). 8. bölümde Tanrı’nın Krallığının tüm dünya üzerinde nasıl tek yönetim olacağını öğreneceğiz (Daniel 2:44’ü okuyun). Tanrı’nın Krallığı yeryüzünü harika bir cennete dönüştürecek. (Açıklama 11’e bakın.)

 

YENİ BİR DÜNYA YAKIN!

Yeni dünyada şarkı söyleyen, müzik çalan ve yaşamın tadını çıkaran insanlar

15. ‘Yeni yer’ nedir?

 

15 Kutsal Kitap şöyle der: “Yeni gökler ve yeni bir yer bekliyoruz; onlar doğruluğun barınağı olacaktır” (2. Petrus 3:13; İşaya 65:17). Kutsal Kitap bazen “yer” veya “yeryüzü” derken dünyadaki insanları kasteder (Başlangıç 11:1). Dolayısıyla, doğruluğun hâkim olacağı “yeni bir yer” ifadesi, Tanrı’ya itaat eden ve O’ndan nimetler gören tüm insanları anlatır.

 

16. (a) Tanrı yeni dünyada yaşayacak olanlara hangi armağanı verecek? (b) Bu armağanı almak için ne yapmalıyız?

 

 16 İsa, Tanrı’nın kuracağı yeni dünyada yaşayacak kişilerin “sonsuz yaşam” armağanı alacağını vaat etti (Markos 10:30). Biz bu armağanı almak için ne yapmalıyız? Lütfen cevabı bulmak için Yuhanna 3:16 ve 17:3 ayetlerini okuyun. Şimdi cennet yeryüzünde hayatın nasıl olacağını Kutsal Kitaptan görelim.

 

17, 18. Kutsal Kitaptaki hangi sözler dünyanın her yerinde barış ve güvenlik olacağını gösterir?

 

17 Kötülük, savaşlar, suç ve şiddet ortadan kalkacak. Dünyada artık kötü insanlar olmayacak (Mezmur 37:10, 11). Tanrı ‘yerin bir ucundan öbür ucuna savaşları bitirecek’ (Mezmur 46:9; İşaya 2:4). Tüm dünya Tanrı’yı seven ve O’na itaat eden insanlarla dolacak. Barış sonsuza dek sürecek (Mezmur 72:7).

 

18 Yehova’ya tapınanlar kendilerini güvende hissedecekler. Kutsal Kitabın yazıldığı zamanlarda, İsrailoğulları Tanrı’ya itaat ettikleri sürece güvenlik içinde yaşadılar, çünkü Tanrı onları koruyordu (Levioğulları 25:18, 19). Cennette kimseden ya da hiçbir şeyden korkumuz olmayacak. Kendimizi her zaman güvende hissedeceğiz (İşaya 32:18 ve Mika 4:4’ü okuyun).

 

19. Kutsal Kitap yeni dünyada bol bol yiyecek olacağını nasıl gösterir?

 

19 Bol bol yiyecek olacak. “Yeryüzünde tahıl bolluğu olacak, dağların tepesi ekinlerle dolup taşacak” (Mezmur 72:16). “Tanrımız nimetler verecek” ve “yeryüzü ürününü esirgemeyecek” (Mezmur 67:6).

 

20. Kutsal Kitaptaki hangi sözler yeryüzünün cennet olacağını gösterir?

 

20 Tüm dünya cennet olacak. İnsanların çok güzel evleri ve bahçeleri olacak (İşaya 65:21-24 ve Vahiy  11:18’i okuyun). Dünyamız Aden bahçesi gibi güzel olacak. Yehova ihtiyacımız olan her şeyi karşılayacak. Kutsal Kitap O’nun hakkında şöyle der: “Elini açarsın, ve her canlıyı arzusuna göre doyurursun” (Mezmur 145:16).

 

21. Kutsal Kitap insanlarla hayvanların barış içinde yaşayacağını nasıl gösterir?

 

21 İnsanlarla hayvanlar arasında barış olacak. Hayvanlar insanlara artık zarar vermeyecek. Küçük çocuklar bile, bugün tehlikeli olan hayvanların yanında güvende olacak (İşaya 11:6-9; 65:25’i okuyun).

 

22. Hastalar için hangi ümit var?

 

22 Kimse hasta olmayacak. İsa yeryüzündeyken birçok kişiyi iyileştirmişti (Matta 9:35; Markos 1:40-42; Yuhanna 5:5-9). Gökteki Krallığın Kralı olan İsa gelecekte tüm insanları iyileştirecek. Artık hiç kimse “Hastayım” demeyecek (İşaya 33:24; 35:5, 6).

 

23. Tanrı ölen insanlar için ne yapacak?

 

23 Ölmüş kişiler tekrar yaşayacak. Tanrı ölmüş olan milyarlarca insanı tekrar hayata döndüreceğine söz veriyor. “Doğru olanlar da olmayanlar da diriltilecek” (Yuhanna 5:28, 29’u okuyun; Elçiler 24:15).

 

24. Cennette yaşamayı istiyor musunuz?

 

24 Hepimiz için bir seçim söz konusu: Yehova hakkında bilgi alarak O’na hizmet etmeyi seçebilir ya da O’nun isteğini dikkate almadan yaşayabiliriz. Eğer Yehova’ya hizmet etmeyi seçersek, harika bir gelecek bizi bekliyor. Bir adam, öldükten sonra onu hatırlamasını istediğinde İsa şöyle cevap verdi: “Sen benimle birlikte Cennette olacaksın” (Luka 23:43).

 

ÖZET

1. GERÇEK: TANRI BİZİ BİR AMAÇLA YARATTI

“Doğrular yeryüzünü mülk edinir, orada sonsuza dek otururlar” (Mezmur 37:29)

Tanrı’nın insanlarla ilgili amacı nedir?

Başlangıç 1:28Tanrı insanlardan dünyayı bir cennete çevirmesini ve hayvanlara bakmasını istedi.

İşaya 46:9-11; 55:11Tanrı amacını kesinlikle yerine getirecek, hiçbir şey O’na engel olamaz.

2. GERÇEK: SIKINTILARIN SEBEBİ ŞEYTAN’DIR

“Bütün dünya kötü olanın elinde bulunuyor” (1. Yuhanna 5:19)

Dünyayı kim yönetiyor?

Yuhanna 12:31 İsa, Şeytan’dan “dünyanın hükümdarı” olarak söz etti.

Yakup 1:13-15 Şeytan kendisine ait olmayan bir şeye sahip olmak istedi.

Başlangıç 2:17; 3:1-6 Şeytan Havva’yı aldattı, Âdem ve Havva Tanrı’ya itaatsizlik ettiler ve sonunda öldüler.

Romalılar 3:23; 5:12 Âdem’in çocukları olduğumuz için hepimiz kusurlu ve günahkâr doğuyoruz. Bu yüzden ölüyoruz.. Korintoslular 4:3,

4 Şeytan insanları aldatıyor.

3. GERÇEK: TANRI’NIN KRALLIĞI TÜM SORUNLARI ÇÖZECEK“Krallığın gelsin . . . . yerde de Senin isteğin gerçekleşsin” (Matta 6:10)

Yehova ne yapacak?

Daniel 2:44 Tanrı’nın yönetimi dünyadaki bütün yönetimlerin yerini alacak.

Vahiy 16:14-16 Tanrı Armagedon savaşında bu kötü ortamı yok edecek.

İşaya 9:6, 7 Yehova gökte kurduğu yönetimin başına kral olarak İsa’yı seçmiştir. İsa dünya üzerinde hüküm sürecek.

4. GERÇEK: TANRI’NIN KRALLIĞI DÜNYAYI CENNETE ÇEVİRECEK“Elini açarsın, ve her canlıyı arzusuna göre doyurursun” (Mezmur 145:16)

Tanrı’nın Krallığının yönetimi altında dünya nasıl olacak?

Mezmur 46:9  Savaşlar, suçlar ve şiddet ortadan kalkacak.

İşaya 32:18; 65:21-24  Yeni dünyada herkesin çok güzel evleri ve bahçeleri olacak, herkes barış içinde yaşayacak. Mezmur 72:16  Bol bol yiyecek olacak.

İşaya 11:6-9  İnsanlarla hayvanlar arasında barış olacak.

İşaya 33:24; Elçiler 24:15  Kimse hasta olmayacak ve ölmüş kişiler tekrar yaşayacak.

 

 

Yukarıda  Hz İbrahimden  itibaren Tanrının (Yehova ) dünyaya yolladığı kitabı olan ve olmayan 12  Peygamber tarafından yayılması istenen Eski ve Yeni Ahide göre  İnsan neye ve nasıl yaratıldığı ve Dünyadaki vazifeleri kısa ve öz olarak izah edilmiştir.

ÂDEM VE HAVVA’NIN KİTABI: ESKİ AHİT APOKRİFASINDA ÂDEM VE HAVVA’NIN HAYATI Cengiz BATUK *

 

Özet Bu çalışmada öncelikle Eski Ahitte Âdem’in yaratılışı ve hayatına dair anlatılara temas ettikten sonra, apokrif Âdem ve Havva’nın Hayatı adlı metnin Vita ve Apocalypse versiyonları kritik edilecek ve her iki metnin çevirileri verilecektir. Metinlerdeki öykünün İslâmî kaynaklarda yer alan Âdem ve Havva’nın hayatına dair anlatılarla yakınlığı dikkat çekici olmakla birlikte Yahudi - Hıristiyan apokrifası arasında yer alan bu metinlerin mukayeseli dinler tarihi çalışmalarına katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Giriş Dinler açısından yeryüzünde yaşamın nasıl başladığı kadar ilk insanın ya da ilk insan çiftinin bu dünyaya nasıl geldiği ve net tür bir hayat yaşadığı da önemlidir.

Bu nedenle de ilk insanların yaşamlarını ve yeryüzüne nasıl geldiklerini anlatan metinler, kutsal metinler arasında önemli bir yere sahiptirler. Bu metinlerin bir kısmı o dinin kutsal kitabı içinde yer alırken diğer bir kısmı da apokrif kabul edilen kutsal metinler arasında yer alır. Apokrif metinler çoğu zaman hem ana kutsal kitabın da önüne

geçerek halk nezdinde çok daha fazla değer bulurlar hem de ana kitapta ayrıntılı olarak yer almayan konuları işlerler. Bu ise, apokrif metinlerin önemini bir kat daha artırır.

 Örneğin Eski Ahitte ilk insanın hayatına dair anlatılara sadece Tekvin bölümünde ve çok sınırlı yer verilirken, Yeni Ahitte Pavlus’un bir iki özel atfının (Romalılar 5:12-14 gibi)

 dışında hemen hemen hiç rastlanmaz. Oysa gerek Yahudi ve gerekse Hıristiyanlıkta ilk insan çiftinin hayatı ya da başlangıçta nelerin olduğu son derece önemlidir.

Başlangıca dair inanç ve anlatılar doğrudan bugünü belirler. Dietrich Bonhoeffer’e göre Mesih’in Kilisesi bütün her şeyin sonuna şahitlik eder ve aynı zamanda sondan beslenir. Kilise sonu yaşar, sonu düşünür, sondan hareket eder ve mesajı sonun ilanıdır. Nitekim İşaya, bu durumu “Olup bitenler üzerinde durmayın, düşünmeyin eski

olayları. Bakın yeni bir şey yapıyorum!”1 şeklinde ifade etmiştir. Ona göre yeni gerçek, eskinin gerçek sonudur ve yeni Mesih’tir. Bu yüzden de Kilise eskiyi değil, yeniyi yani Mesih’i ve sonu anlatır. Ancak Bonhoeffer, sonu iyi bilen Kilisenin aynı zamanda başlangıcı da çok iyi bildiğini/bilmesi gerektiğini ifade eder. Ona göre şimdi,

 geçmişle geleceğin arasında uzanır ve geçmiş ya da eski yeniyi bir şekilde biçimlendirir: ölüm hayatı, eski yeniyi ve düşüş yükselişi. Bu yüzden Mesih’i anlamak için başlangıcı yani Âdem’i bilmek gerekmektedir. Bu çalışmada öncelikle Eski Ahitte Âdem’in yaratılışı ve hayatına dair anlatılara temas ettikten sonra, apokrif Âdem ve

Havva’nın Hayatı adlı metnin Vita ve Apocalypse versiyonları kritik edilecek ve her iki metnin çevirileri verilecektir. Metinlerdeki öykünün İslâmî kaynaklarda yer alan Âdem ve Havva’nın hayatına dair anlatılarla yakınlığı dikkat çekici olmakla birlikte Yahudi - Hıristiyan apokrifası arasında yer alan bu metinlerin mukayeseli dinler tarihi

çalışmalarına katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.          

 

 

Ancak Tanrı  insanının maalesef istediği şekilde bir hayat yaşamadığını görünce son bir şans tanımak için Hz. Muhammedi İslam dinini kurandaki izahlara ve şartlara uygun olarak   anlatması için İslam dininin Peygamberi olarak seçmiş ve ona  KURAN ‘ı vahiy şeklinde indirmiştir .

 

Sevgili okurlarım sizlere dergimizin son 6 sayısında TANRI olarak humanoid - insansı dediğimiz canlının yani atamızın var oluşundan Beri muhtelif formlar  şeklinde değişik inanışlarda içinde tarif etmeğe çalıştığı üstün varlık ve kuvveti BENDE  kendi Görüşüme göre size izah edip tanımlamaya çalışacağım

 

                     TANRI : Bir  Tanım mı ? :     

                     Bölüm  I   

 

        İnsanın yaratıldığından beri Tanrı diye adlandırdığı fakat Maddi bir kisvesi olmayan sadece Metafizik bir inanışa dayanan ve  peygamber veya dini bakımından yüksek kişiler tarafından  Görülüp, temasa geçilmiş yerine göre  Elohim, Yaheh , Allah , God , Dieu ve daha bir çok isimle adlandırılan  Sonsuz gücü olan bir VARLIKTIR.

 

       Tanrı Kelimesi her  insan için ayrı bir mana ifade eder. Bir TAOİST ve bir BUDDHİST ‘in dini sözlüğünde böyle bir kelime yoktur. Bu kelimenin bir Hıristiyan’a ve bir Yahudi ye ifade ettiği mana ile bir Müslüman a ifade ettiği mana değişiktir.

      Başlıca dinlerde  TANRI kelimesi ile ne ifade edildiğini inceleyip genel bir anlam bulmağa çalışalım.

     Taoism :  Evrenin anlatılamaz tanımlanmasını açılamak imkansızdır.Kelimeler tarafından ifade edile bilinen sadece aklın yaratığı bir kavramın açıklayıp şekillenmesidir. Evrenin tanımlanması tasvire sığmaz.  /  Tao Teh Ching – Begining of Chapter 1 /

 Kainatın Öz Etherik  yapısı kaygan ve ifade edilemez bir şekildedir.

Bu bütün yaradılışın başlangıcı  gibidir.  O daha evvel de vardı her şey var olmadan her şeyin

Başı olarak O vardı. Her şey onun varlığının  içindedir. /Tao Teh Ching – Portion of Chapter 21/

 

    Buddhism :  “ Burada  dır Ey monks / inananlar – rahipler /

                            Bir doğmamış, yaratılmamış,var olmamış , şekillenmemiş.

                            Nerede; O yoksa , ey rahipler

                            Bu doğmamış, yaratılmamış, var olmamış, şekillenmemiş

                            Oradan , doğmuşların, yaratılmışların, var olmuşları ,şekillenmişlerin Dünyasına kaçış  

                            imkansızdır.

                            Ne zamanki ; Ey Rahipler

                            bir , doğmamış, yaratılmamış ,var olmamış, şekillenmemiş

                            var oldu; O zaman bir kaçış vardır , doğmuşların,

                            yaratılmışların, var olmuşların, şekillenmişlerin,arasından. “

 

                            Buddha ‘nın  söylemi   /  Bambu Tarlasında Rjagaha ‘daki  Vaazın’da

 

     Hinduism :    Ne bir Tanrı kalabalığı nede En büyük bilgeler benim nereden  geldiğimi Bilebilirler,

                           Zira ben  bütün Tanrı ve Bilgelerin kaynağı, aslıyım.

                           Bir ölümlü ki; beni yaratılmamış , başlangıçsız ,  sonsuz ve ölümsüz Dünyanın büyük

                           Tanrısı olarak tanıyacak ve tapacak; o bütün üzüntü ve Şeytanların kötülüklerinden

                           uzakta olacaktır.   / The Bhagavad - Gita / The Tenth Teaching verses  2& 3 /

 

     Sihkhism :   Sadece bir ve tek  üstün ( Supreme Being) Üstün Varlık vardır. Sonsuz hakikat ,Bütün

                          görülen ve görülmeyenin yaratanı , korkusuz , kin ve nefreti olmayan, sonsuz varlık ,

                          yaratılmamış, ölümsüz ve Guru’ nun izniyle meydana gelmiş. Guru  eşsiz ve kusursuz

                          sahip.    / Guru Granth Sahib Page 1 /

 

     Yahudilik:   Başlangıçta Tanrı, Cennetti ve Dünyayı yarattı. / Genesis 1:1 /

 

                         Sizler için  Ölümsüz Tanrı; cennetti ve Dünyayı şekillendirdi ve kurdu ve onu yaşanır hale

                         getirdi . Ben sonsuz varoluşum ve başka kimse yok. / İsaiah 45 :18

 

   Hıristiyanlık:Başlangıçta The Word / Söz , vardı, O Tanrı ile beraberdi, ve Word / Söz Tanrının kendisi

                        idi . . O Tanrı ile beraber bulunuyordu . Her şey onun varlığı ve vasıtasıyla meydana

                        gelmiştir, Onsuz hiç bir şey  var olmadı gelmedi .  / Gospel of John 1:1-3 /  John’un duası /

 

    Sufism :     Sen Mutlak Varoluş sun ve bizim varlığımızın oluşmasını sen yaratıyorsun. / Mesnavi –

                       Book 1 – Creator and Creation /

 

    İslam :       “DE ki : Gökten ve yerden size kim rızk veriyor ?Yahut işitme ve görme melekeleri  kimindir

                      ? Ölüden diriyi , diriden ölüyü kim çıkarıyor?

                      Yaratma işini kim Düzenliyor ? Derhal ALLAH diyecekler  . O halde İşte gerçek Rabbiniz

                      Allah budur.

 

              Şimdi yukarıdaki değerlendirmeler neticesinde  TANRI ya müşterek bir Tanım vermeğe çalışalım.

               “  TANRI  , tanımlanamaz, kendinden var olmuş, yaratılmamış, ölümsüz ve her hakikatin bilgi kaynağıdır.

              Hindu’lar asırlardır Evreni  Tanrının bir rüyası olarak  tanımlamışlardır, Bu aynı Zamanda Tao dininin her şeyin tekilliği kuralına da çok iyi uymaktadır. Kabbalah öğretisi ise Bize Kainatın  Tanrı tarafından  yaratılan bir ışın kudreti olduğunu söyler.  İslam , Hıristiyanlık ve Sikhism  ise Tanrının kadir ve her zaman her yerde var olan bir varlık olduğunu öğretir.  Bu Tanrı ‘ya atfedilen özellikler  İnsanın dünya yüzünde ilk varoluşundan beri kendisine adlandırılmakta ve kendisi bu sıfatlardaki değerlerle

anılmakta ve tapılmaktadır.

 

               TANRI  (  Modern  Bir Değerlendirme ):

 

                Bu modern çağda şimdi değişik bir görüş açımız var.  Tanrıyı  Bilimsel bir değerlendirme dahilinde inceleyelim.  Modeling / biçimlendirme/  diye adlandırılan bir teknik kullanalım.Bilimde biz modelleme yaparken / yani örnek yaratırken /  Meydana getirilecek olan süjenin;Basit özelliklerini taşıyan kavramlardan bir set yaparız ; o zaman örneğin de özellikleri ve Tanımı daha anlaşılır ve net bir şekilde ortaya çıkar.

 

                Biz de aşağıda  Tanrı / Allah / Brahma  diye adlandırdığımız Kutsal Değeri / varlığı/

 

Daha iyi tanıyabilmek için ona atfedilen değerleri tek tek   inceleyip her birini Bilimsel olarak analiz edelim.

                Örneğimizi tanımlamak için bazı parametre ve faraziyelere ihtiyacımız vardır. İlk olarak Tanrı ile ilgili olarak Dinler tarafından ileri sürülmüş bazı kavramlar  üzerinde duralım.:

 

Omnipotence - / Kadiri mutlak / : Sonsuz ve sınırsızlık her şey üzerinde kontrola sahip

                                ( İnfinite ) Sonsuzluk – sınırsızlık .

 

Omniscience: / Her şeyi bilme / :  Her şey üzerinde tartışmasız tam bilgiye sahip olma.

                             ( Awareness ) Bilge olmak - .

 

Omnipresent :/ Her yerde hazır ve nazır /: aynı zamanda her yerde hazır bulunuş.

                             ( Etenity )  ubiquitous . her yerde sonsuz varoluş.

 

          Tanrının bir çok Dinde daha bir çok özellikleri var olarak temsil ve kabul edilir ancak biz incelememizde yukarıdaki üç önemli kavramı esas alacağız.

 

           Şimdi kendi kendimize bir beyin jimnastiği yapalım, bugünkü teknoloji ile veya Kısa bir zaman sonra gelecek teknoloji ile yukarıda  ileri sürdüğümüz  özelliklere sahip bir Super Computer yapıla bilinir mi ? Öyle bir kompüter ki  kendisi kendi kendini idare etsin Bizimkine benzer bir kainatı meydana getirebilecek bir programı işletebilsin hatta kendi Kendine bu programda değişikler yapsın ve son derece geniş bir hafızaya sahip olup devamlı kendi kendine bilgi yenileyip bunları depolaya bilsin.  Yani yukarıda Tanrıya Atfettiğimiz  özeliklerin üçüne de sahip olsun  . Olabilir mi ? Farz edin ki olabilsin ne de Olsa dediğimiz gibi fikir jimnastiği yapıyoruz. Peki bütün bunları yapacak bir kompüter Olduğuna göre acaba hala Tanrı mefhumuna ihtiyacımız kalacak mı .? Yani bizler acaba Böyle bir kompüterin idare ettiği bir Evrende yaşıyor olamaz mıyız? Saf düşünce olarak elle alınınca bilhassa Materyalist ve Athée  yani Maddeci ve Dinsiz düşünceye sahip insanlar tarafından çok güzel kabul görebilir . Ancak burada çok küçük bir husus gözden kaçmaktadır.  Dünyamız da bugün kullandığımız bu harika makineler olan Bilgisayarlar kendi kendilerine mi meydana geldi yoksa insanların senelerce süren buluşları ile mi ? Evreni yaratıp  işletecek kadar muazzam bir programı çalıştıracak bir makineyi meydana Getirecek bir  akıl , bilgi ve tecrübe lazımdır; bunun öyle kudretli özeliklere sahip olması lazımdır ki :   Hem Kadiri mutlak yani sonsuz ve sınırsız bir güç sahibi , hem her şeyi bilmesi yani yine sonsuz bir bilgeliye sahip olması gerekiyor ve de hem her yer de hazır ve nazır olması yani her yerde sonsuz  varoluş özelliklerine sahip olması gerekiyor ve bu Evrenin dışında ya başka bir mahalde veya boyutta  ikamet etmesi gerekiyor ki yukarıda özelikleri  belirtilen şekilde kompüteri ve sistemi icat edip kursun.  İşte bu kuvvet ve ya Ne olduğunu açıklayamadığımız  ve göremediğimiz ancak yaptığı şeylerle varlığını kabul ettiğimiz yüce varlığa TANRI  demekteyiz.  Ne kadar tuhaftır ki bugün Evrenimizin ve Dünyamızın   meydana gelişini  Big Bang teorisine bağlayan ve bunu da gayet güzel bize ispat eden Bilim adamları bile bir yere kadar geldikten sonra zorlanıyorlar.  Evrenin ilk patlama anına kadar geri gidiyorlar ancak bir noktada duruyorlar buda patlamanın  10  -(43)  yani ilk patlamadan  saniyenin  10, – 43 adet sıfır kadar sonra gibi küçük bir zaman dan evvele  yani patlama zamanına daha yakına yaklaşamıyorlar  buna Planck Era  deniyor Quantum fiziğine ve Genel İzafiyet Teorisine göre ve bugünkü bilim görüşüne göre Planck Era denen bu noktadan evvel ne ortada bir madde nede zaman vardı yani ilk patlamanın 10-43 sıfır kadar bir zamanın dan önce ortada sade tam bir boşluk ve yokluk vardı. İşte bu noktada bilim adamları çıkmaz bir noktaya geliyorlar zira bizlere gayet güzel  doğruluğunu ispat ettikleri Kainatın başlangıcını meydana getiren BİG BANG patlamasından daha evvel tam bir boşluk ve yokluk olduğuna göre hatta zaman da daha başlamadığına göre ( bunlar doğru şeyler Quantum fiziğine ve A.Einstein ‘in İzafiyet Teorisine göre )  bu patlama nasıl meydana geldi Evrenin  ( evren olmadığına göre ) haricinde bulunan hangi kuvvetin etkisiyle ve iradesiyle bu  kadar büyük patlama meydana geldi.İşte burada en büyük bilim adamları  Heinz Pagel , David  Atkatz Rockfeller Univ. Stefan Hawkings  Hayvard Univ.   Theodore Kaluza, Oskar Klein  R. Brout , P. Englert , E. Gunzig  gibi ve daha niceleri bu bilinmeyene bir çok cevaplar aramışlar fakat hiç biri çıkış için Yeterli olmayınca sonunda  “ Evren böyle anlaşılmaz şeylerin arada bir olduğu bir yerdir “ deyip geçiştirmeğe büyük bir kısmı ise  Hawkings gibi “ bunun sebebi; ispat edilemeyen bilinmez bir iradenin isteği ile olmuştur demektedirler.

 

 Eğer biz varsak bu varoluşumuzun sadece iki sebebi olabilir . Bizim ya bir başlangıcımız vardır veya yoktur. Din kitapları “ Başlangıçta Tanrı cenneti ve dünyayı yaratı “ demekte Tanrıya inanmayanlar ise bir başlangıcın olmadığını her zaman müdafaa etmişlerdir. Onların inanışına göre madde her zaman gerek enerji gerek Madde  şeklinde bulunmakta idi ve bütün bu değişiklikler sadece enerji halindeki kuvvetin şekil değiştirip madde haline gelmesine dayanmaktadır.  “Humanist Manifesto / İnsanlık Bildirisi” derki : Madde daima  Var olmuştur ve yaratılmamıştır. Burada kimin haklı olduğunu tespit edebilmek için Bilimin bu hususta ne gibi keşiflerde bulunduğuna bakmamız gerekir. Çok uzun zamandan beri yapılan araştırmalara  göre Evrendeki yıldız kümelerinin gözlemlerinde bunların birbirlerinden gittikçe uzaklaştıkları tespit edilmiştir.  1929 senesinde Meşhur Amerikalı Astronom Edwin Hubble yıldızların gerek dünyamızdan gerekse birbirlerinden uzaklaştığını tespit ederek Evrenin devamlı bir genişleme içinde olduğunu ispat etti. Bu Astronomi için en büyük buluşlardan biri oldu zira evren genişlediğine göre bunun geriye Doğru gittiğimizde bir daralma periyodu olması gerekmektedir. Buna göre Evren geriye Doğru gittikçe küçülen ve ilk anında sıfır noktasına kadar gelen bir kütle olmalıydı. Buda onun bir başlangıcı olduğunu ortaya koyuyordu. Bu Kant gibi Materyalist / Maddeci düşünce sahipleri için çok büyük bir darbe olmuştu.

 

 

 

        BÖLÜM II

 

İkinci bilimsel bir kanıt ise  Evrenin enerji kaynaklarının incelenmesinde ortaya çıkmaktadır . Bütün yıldızlar gibi bizim Güneşimizde kendi enerjisini meydana termonükleer fusion vasıtasıyla yaratır.  Her geçen saniye Güneş 564 milyon ton Hidrojeni  560 milyon ton Helyum halinde sıkıştırır  ve neticede 4 milyon ton madde Enerji olarak ortaya çıkar. Bu Muazzam Hidrojen kullanımına karşılık güneş sadece Kendindeki Hidrojen stokunu % 2 sini tüketmiş durumdadır Evrenin meydana geldiği 14 milyar senede. Bütün Evrendeki yıldızlarda Güneş’in yaptığı gibi enerjilerini üretmektedir.

 

Evrende 25  quintillion   (  25. 000.000.000.000.000.000. yani 25 x18 sıfır) na yakın yıldız vardır. Buna göre   her saniye 560 milyon ton hidrojen tüketen bir yıldızı  25 x18 sıfırla Çarpacağız bu bütün yıldızların bir saniyede yaktığı Hidrojen miktarıdır bunu 14 milyar senede yakılanı Bulmak için nasıl bir hesap yapmanın ve çıkacak rakamın  ancak çok büyük bir bilgisayara sığabileceğini  düşünün . Ve bu rakamın Evrendeki yıldızların Hidrojen stokunun sadece % 2 sini teşkil ettiğini düşünün . Peki ama bu kadar Hidrojen tüketimine göre eğer Evren  başlangıcı olmayan sonsuz dan sonsuza uzanan bir sistem olsa Bu yanma her zaman süreceğine göre bu kadar Hidrojen nereye depo olarak sığardı.

 

Üçüncü olarak ileri sürebileceğimiz Bilimsel kanıt  ise:  Termodinamik kanunlarının İkinci maddesi : kapalı bir sistemde ( kapalıdan burada değişime uğramayan hep aynı sonsuza kadar devam eden manasındadır)  Şeylerin zamanla bozulmağa yüz tutuğudur  Yani ilahinaye bir şey ( bu bir aletten tutunda bir sisteme kadar değişebilir) tamir veya update – görmeden aynı düzgünlükte  devam edemez.  Eğer gerçekten Evren Dr. Carl Sagan’ın dediği gibi “ Ebediyen olan her şey ebediyen kalacaktır“ ise o zaman  bu Evrende Bozulan düzeni düzeltebilmek için hiçbir şey ilave edilemez veya çıkarılamaz bu da gittikçe işlemez hale gelmesine sebep olur.  Görülüyor ki basit bir araştırma neticesinde bile Evrenin hareket halinde olduğu ortaya çıkıyor. Buda yaradılışın bir başlangıcı olduğunu ortaya koymaktadır.  Başlangıç olduğu kabul edildiği takdirde ortaya iki yeni soru çıkmaktadır.

 

 

 

Bu yaradılışın başlangıcı belli bir sebebe mi  dayanıyor veya sebepsiz  olarak mı olmuştur.

 

 

 

Dini kitaplarda  “ Başlangıçta Cenneti ve Dünyayı Tanrı yaratmıştır “ denmektedir. Böylece Dini kitaplar sadece bir başlangıç olduğunu değil fakat ayrıca bu yaratılışın Sebebinin de Tanrı olduğunu ileri sürmektedir.  Özdekçi / Materyalist  / münkir ler“ madde kendinden var olmuş ve yaratılmamış” olduğunu iddia etmektedirler.

 

Eğer iddia edildiği gibi madde yukarıda ifade edildiği gibi kendinden var olmuş ise o Zaman bugün Evrende geçerli olan bütün bilimsel kanunların ( kimya – fizik- Elektrik-Vs ) yanlış ve geçersiz olması gerekmektedir. Zira bugün kabul edilen ana kanunlardan birisi  “ hiçbir şey yoktan var olmaz ve hiçbir şey yok olmazdır “  maddenin ortada sadece bir boşluk varken hiçbir enerji , ışık hatta zaman bile yokken kendiliğinden ve sebepsiz olarak meydana gelmiş olması lazımdır . Buda çözülmesi imkansız olan bir karışıklık yaratmaktadır.

 

 O takdirde ikinci şık  yaradılışın bir başlangıcı ve sebebi var  olan ortaya gelmektedir. Şimdi bu yaradılışın sebebini inceleyip cevaplandırmaya çalışalım   :

 

Dini kitaplara göre Yaradılışın ve başlangıcın sebebi Tanrı dır ve Tanrı bunu belli bir Plan ve  mantık dahilinde yapmıştır.

 

Romans 1:20 derki “ Tanrı yaptığı işler vasıtasıyla tanıyabilirsiniz “

Buna karşın  Tanrı karşıtı olan  Julian Huxley  şöyle demektedir :

“ bizler öyle bir kör talihin ürünüyüz ki  Evrenden düşen küçük bir taşın dünyaya çarpması kadar bir ihtimal dahilindeki bir çok lehimize işleyen müspet kazaların arka arkaya dizilişi sonunda meydana gelmişiz  “

 

Buna karşın  Paul Davies ve Frederic Hoyle gibi günümüzün  modern bilim adamları

 

Bizim meydana gelişimizin bir şans unsuru olmadığını 1980 senesinde  kabul edilen bir modern bilim prensibi olan “ the anthropic principle “ / göre “ şans atomların hayatını izah için geçerli bir varsayım değildir. Bu açıklanamayan bazı kanunların ve olguların neticesinde vuku bulmuştur, denmektedir.

 

Yukarıdaki satırlarda Tanrı diye adlandırabileceğimiz bir  varlığın Tanımını ortaya koymuş ve bu Evrenin kurulması ve böyle düzgünce işleyebilmesi bu Tanıma ihtiyaç olduğu görülmektedir.

 

 

 

Şimdide Bu Tanımın kendisi ile ilgili soruları cevaplamağa çalışalım.

 

Tanrı nereden gelmiştir ?

 

Tanrı bizi niye yarattı ?

 

Tanrı bizi nasıl yarattı?

 

                                                                         

 

1-    Tanrı nereden gelmiştir : Evrenimizi yaratanın Tanrı olduğunu kabul ettikten sonra cevaplandırılması gereken ikinci mühim soru Tanrının kimliği olmaktadır. Evrenimizi yaratan Tanrı diye adlandırdığımız  Tanımın  menşei nedir yani nasıl var olmuştur. Tanrıya atfedilen sıfatlar arasında  yaratılmamışlık  yani her zaman varoluş bulunduğuna göre bunu biraz daha ileri götürerek  onu yaratığını ileri sürdüğümüz maddenin devamlı Var olmuş olduğunu kabul etsek ne olur. Carl Sagan derki “ Tanrının devamlı varlığını kabul edebildiğimize göre bir adım daha atıp Evrenin ve Maddenin de devamlı varoluşunu kabul etsek ne olur ? “  ( cosmos sayfa: 257)

 

Buna verilecek cevap yukarıda ilmen izah ettiğimiz Evrenin büyümesi ve  yakıtının  Sonsuz oluşunun ortaya çıkardığı çözümsüz problemlerdir.  Buna karşın biz Tanrının Evreni Yaratan olduğunu ve devamlı var olduğunun otomatik bir şekilde kabul edilmesi gerekir diye bir iddiada bulunmamaktayız . Bizim üzerinde durduğumuz asıl mesele insanların Tanrının kavramı hakkında yanlış bir fikre kapılmalarından ileri gelmektedir. Büyük bir insan kütlesi Tanrıya fiziksel ve anthropomorphic  ( insan benzeri)Bir kimlik tanımaktadırlar ve buda Tanrının menşei devamlılığı problemini ortaya koymaktadır.

 

            Buna karşın muhtelif Dini kitaplar ve Tarihte yaşamış Din Alimleri Tanrı için ileri Sürdükleri  isim ve sıfat ve özellikler şöyledir :

 

            İncil / John 24 İsa Babası Tanrıyı Samiriyeli kadına anlatırken “ Tanrı bir ruh / madde dışı varlıktır “ der

           Çölde Sayım  / eski Antlaşma 23 :19 :

             Tanrı insan değil ki ,    Yalan söylesin; İnsan soyundan değil ki   Düşüncesini değiştirsin.

 

Yukarıda görüldüğü gibi bu iki yazıtta da Tanrıya Ruhsal bir Varlık Tanımı verilmiştir

 

O bizim yaşadığımız 3 boyutlu fiziksel alemin ve evrenin dışında bulunmaktadır.,

 

Yeremya 24: 23-24 / Eski antlaşma : “ Ben yalnız yakındaki Tanrı mıyım?

 

                                                             Uzaktaki Tanrıda değil miyim .”

 

                                                           “ Kim gizli yere saklanır da onu görmem ?

 

                                                            Yeri göğü doldurmuyor muyum ? “ diyor RAB

 

 

 

Tanrı bu sözleriyle Omniseance yani her yerde her zaman bulunduğunu ifade etmekte

 

             Mezmurlar  90: 4 Tanrı Adamı Musanın duası “

                                         Çünkü senin gözünde bin yıl

                                         Geçmiş bir gün,dün gibi

                                         Bir gece nöbeti gibidir.

 

Yukarıdaki  tarifler çerçevesinde böyle özelikleri olan bir varlığın kimin tarafından Yaratılmış olduğu ve nereden geldiğini araştırmak bence önemini kaybetmektedir

 

 Zira bunun izahını yapabilmek için insan idraki ve bilgisi yetersiz kalmakta ancak yine yaşadığımız  Evren de geçerli olan bilgiler kullanılacak bununda yeteri olmayacaktır.

Zaten Tanrı da kendisini anlatırken Dini kitaplarda şu kelimeleri  Kullanmaktadır.

 

 Eski Antlaşma / yaradılış : “ Ben Alpha ve Omegayım , Başlangıç ve sonum , birinci ve sonuncuyum “  Bununla kendisinin her şeyin dışında ve üstünde olduğunu buna karşı zaman dahil her şeyin yaratıcısı da kendisinin olduğunu onun için onu anlamaya çalışırken başka bir şeyle mukayese edersek yanılgıya düşeriz  demektedir.. Onun Tâbi olduğu kanun ve şartlar bizim yaşadığımız 3 boyutlu Evrene uymamakta ve onun tahmin edemeyeceğimiz kadar ötesindedir.            

 

 Zamanın ve her şeyin başının sonunun kendisi olduğunu ifade etmesi de gayet açık bir şekilde kendisinin bizim Evrenin zamanını başlattığı gibi bir zaman gelip de  sonlandırınca Zamanın bitmesi ile her şeyin sonu gelecek ve gene başlangıçtan evvelki ortama dönülecektir.  Bu kadar büyük özeliklere sahip bir varlığın kavramını  tartışmak ta Abesle iştigalden başka bir şey OLMAMAKTADIR

 

 

 

               Tanrıyı herkesin kendi özgün düşünce – bilgi ve duyguları içinde bir TANIM koyarak İster varlığını kabul etmesi ister ret etmesi gerekir

                                                                       BENCE:

                                                         Onun için soruyorum : TANRI

 

Yaşadığımız dünyada ( az bir farklılıkla)  yaşayan insanların  6 milyarın dan  5 milyarının kabul ettiği gibi

                                                               tasvir edilen bir TANRI’mı

 

Yoksa

 

 BENİM DÜŞÜMDÜĞÜM GİBİ   Bizim dünyevi bilgilerimizle tasvir edemeyeceğimiz tarifsiz bir kuvvet

                                                                   varlık ve TANIM ‘mı

 

Veya

 

TANRI  bazılarının ileri sürdüğü gibi bir efsane mi ve dünya sadece MADDE ve  ENERJİ mi

 

 

Sevgili okurlarım insanlar çoğu zaman eski zamandaki Cahiliye devrinde  öğrendikleri  Musevi -Hıristiyan ve onların  devamı olan Tanrı Tarafından vahiy yoluyla indirilmiş  İSLAMI dininin çağımızda daha fazla kabul etmiş ve inanmıştır.

Bana kalırsa Evreni ve içindekileri yaratan TANRI  Tevrat’da  Meleklerine izah ettiği gibi kendisine hizmet etmesi için adem oğlunu yaratmıştır ve ona şöyle bir şart koşmuştur.

Sana yarattığım dünyada gelip yaşamakta ve yaşamamakta serbestsin ama eğer yaşayacaksan senle yaptığım anlaşmaya (Tanrı İnsanla Ademle başlayan ve sonrasında  7 anlaşma yapmıştır ve maalesef her seferinde insan oğlu bu anlaşmaların şartlarını yerine getirmeyip bozmuştur )  harfiyen riayet etmen gerekir o zaman belli bir zaman bu dünyada gayet güzel bir hayatın olur , ve sonrada yine Cennette dönersin ve orada sonsuza kadar  içinde şelaleler  olan ve güzel ırmaklar akan bir çok saf temiz Ahu kızlarının sana hizmet ettiği bir hayatın  olur.

Ama buna karşın eğer dünyadaki hayatında sana peygamberler tarafından bildirdiğim kurallara uymazsan  ve Bana  karşı gelirsen  seni Cehennem  de sonsuz bir ateşin içinde  yakarım

Bunu bilerek kararını var .

İşte bizim bu dünyada bulunuşumuz ve vazifemiz Tanrının bizi yaratmasın da ki sebebe uygun olarak ve koyduğu kurallara uyarak  yaptığımız anlaşmaya göre yaşamamızdır .Biz anlaşmaya uyduğumuz müddetçe çok güzel bir hayatımız olur ama muhtelif sebeplerle eğer anlaşmayı uymazsak o  zamanda

Kendimizi Cehennemin azgın ateşlerinde   bir daha çıkmamak için buluruz.

Eğer  Yahudilik – Hıristiyanlık ve İslam dinlerine ve TANRI  - İnsan  Anlaşmalarını inanıyorsanız izler bu Dünyada bekleyen hayat yukarıda  Tevrat da İncilde ve daha TAFSİLATLI OLARAK Kur’anda izah edildiği yukarıda açıkladığım şekilde olacaktır

,İNSAN yazı Dizimiz burada sona ermektedir –

 

Her okurum kendi Dini İnançları  ( Yahudi – Hıristiyan ve İslam )  Athee  ( Dinsiz – Materyalist / Deist ) ve

Dünya görüşü yaşam biçimini sentezden geçirip  analiz ederek  kendisine göre en doğru kararını verebilecektir.

Saygılarımızla

Burhan Zihni Sanus