Bu sayımızda size

İncilin Son bölümü olan Yuhanna (Aziz Jean ) ın Revelation – Görünmeler veya VAHİY

Adlı bildirisinin bütün sırları ve gizlediği metaforlarıyla açıklamasını

Yayınlıyacağız..

 

 

Pdf

Tarının Vahiy.pdf
Tanrinin son vahyi.pdf
Kant'ın vahiy anlayışı.pdf

 

 

Video

4. Yuhanna İncili (Türkçe olarak ses incil)
Tanrı'nın tarihi belgesel
Morgan Freeman ile inancın hikayesi - Tanrı'nın ıspatı

 

      Yayın Tarihi: 01.07.2018

 

Revelations - Vahiy 

                          AZİZ YUHANNA - İNCİL

 

 

İncil’in Vahiy Bölümü’nün Yorumlarından Biri

Ramazan Arıkan –

 

Ramazan Arkan Antalya İncil Kilisesi Pastörü Yaklaşık altı ay önce hizmete açılan Antalya İncil Kilisesi’nin Lara’daki binası, 5 Mayıs 2017’de resmi bir açılış yaptı. Açılışa, Muratpaşa Belediyesi Başkan Yardımcısı Hasan Kaçmaz , Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Antalya İl Başkanı İhsan Nergiz katıldı. İhsan Özbek ve Soner Tufan ile eşi Rabia Tufan da açılıştaydı

E-Mail: aik@antalyaincilkilisesi.com

 

 

 

              Yazan: Ramazan Arkan

GİRİŞ:

İncil de en zor anlaşılan bölümle karşı karşıyayız. Bu bölümü ilk okuduğumuzda bir anlam çıkaramayabiliriz. Ve de bizi farklı yerlere sürükleyebilir. Şimdi birlikte bu bölümü çalışacağız. Size biraz bu bölümü açmaya çalışacağım, fakat her konu ve her ayet üzerinde durmayacağım. Çünkü bu hepimiz için zor olurdu. Bazı ipuçları vermekle yetineceğim. İnanıyorum ki bu ipuçları vahiy bölümünü okudukça her konuyu ve her ayeti daha iyi anlamanızı sağlayacak ve de size yardımcı olacak.

 

Bir şey daha söylemem gerekiyor; vahiy bölümü gibi bir bölümü çalışırken alçak gönüllü olmak zorundayız. Benim burada sunduğum yorumların tek doğru olduğunu ve bunun dışında ki yorumların yanlış olduğunu söyleyemem. Ama sizinle üzerinde düşüneceğimiz yorum sayesinde Tanrının tasarısının nasıl yerine oturduğunu ve bu mesajını verdiğini göreceğiz. Bu dersimizde Vahiy bölümün konusunu, içeriğinin açıklamasını yaparak ve ana hatlarına biraz bakarak bir giriş yapacağız.

 

Vahiy bölümü, biz imanlıları Mesih’in zaferine ortak etmek için esinlendirilmiş kutsal bir yazıdır. Vahiy bölümü gerek zulümlerden, gerekse dünyanın çekiciliğinden ötürü cesaretini yitiren kardeşlere yazılmıştır. Asıl amacı kötülüğün güçlerine karşı savaş veren Kiliseyi yüreklendirmektir. Konusu ise Tanrının taht üzerindeki egemenliği ve zaferidir. Yani İsa Mesih, ölümü, ölüler diyarını, cehennemi ve Vahiy bölümünde geçen ejderhayı, canavarı, sahte peygamberleri ve de canavara tapanları kesin kes yeniyor. Zafer hem Onun hem de bizimdir. Öyle ki kutsalların duaları tarihin akışını sağlayan ve de sırlarını açan anahtardır. İmanlılar bazen yenilmiş görünse de aslında egemenlik sürmekteler. Örnek: Video kaseti.

 

Vahiy bölümü elçi Yuhanna’nın görünümlerinden oluşuyor. Yuhanna Rab’den bu görümleri aldığı sırada Yunanistan’da ki Patmos Adası’nda esirdi. Görümlere baktığımız zaman vahiy bölümünün imanlıların baskı altında olduğu bir dönemde, yani imparator Neron’un son zamanlarında ya da Domityan’ın zamanında yazıldığını İ.S. 95-96 yılları olduğunu görüyoruz. Domityan’ın dönemlerinde imanlılar imparatorun heykeline tapınmayı reddettikleri için baskılara maruz kaldılar.

 

Vahiy bölümü Kutsal Kitap’ın son bölümüdür; son bölüm olduğu için özellikle iki şeyi anlamamızı sağlar

1. Başka vahiy yoktur; tanrısal vahiy bitmiştir.

2. Günahın araya girmesinden dolayı yaratılışta yarım kalan birçok konu burada sonuca bağlanmakta ve tamamlanmaktadır.

 

Bu yüzden Kutsal Kitap’ımızdaki Yaratılış bölümünde gördüğümüz birçok simgeyi ve olguyu Vahiy bölümünde de tekrar görebiliyoruz. Örnek: Yaratılış 2. bölümdeki “Yaşam ağacı”na Vahiy 20 ve 21. bölümlerde tekrar rastlıyoruz. Yaratılışta ne olmuştu? Günah araya girdiğinde yaşam ağacının meyvesinden alamaz olduk. Vahiy’e geldiğimizde bütün uluslar yaşam ağacından yiyebilmektedir artık her türlü lanet, bela günahın getirdiği yozlaşma, ceza, hastalık ve ölüm ortadan kalkmıştır. Yaratılışta cennet ortadan kayboluyor vahiy de cennete yeniden kavuşuyoruz Kutsal Kitap’taki bu iki bölüm Kutsal Kitap’ın kapaklarını oluşturmaktadır. Baş ve son; bir kitaba ne zaman kapak konur? Tamamlandığı zaman, bizimde elimizdeki bu Kutsal Kitap tamamlanmıştır.

Vahiy kitabı Apokaliptik bir yazıdır. Grekçe bir kelimedir, kelime anlamı perde arkasında gizli kalan sırların perdenin açılışı ile gün ışığına çıkması demektir. Apokaliptik yazıların özelliği nelerdir? Bir yazının Apokaliptik bir yazı olması için:

1. Son günler ile ilgili haber vermesi gerekli

2. Acı çeken imanlılara hitap etmesi gerekli

3. Mecazi bir dil kullanılması gerekli (Örneğin benzetmeler ve görümler),

4. Yazarı sürgünde olması da diğer bir özelliğidir apokaliptik yazıların (Kutsal Kitaptaki apokaliptik diğer yazılar Hezekiel, Daniel ve Zekeriya’dır. Vahiy bölümündeki birçok mecaz ve mesaj bu kitaplardan alınmadır.).

Vahiy kitabının ana dersi: Rab dualarımızı işitir. Bizim aracılığımızla zafer kazanır ve imanlı hayatının sonu olmayan bir kutlama olduğunu gösterir. Yani ana dersi “Güven”dir. Buradan çıkarmamız gereken derslerden birisiyse dua hayatımızın yoğunlaşması gerekliliğidir. Rab’bin egemenliği uğruna fedakarlık, O’nun zaferi uğruna gerekirse hayatımızı bile verebilmek, sıkıntı ve zorluk içinde bile kutlama ve sevincin bilincine varabilmek ve bu kitapta Rab’bin zaferini görmeye çalışmaktır. Eğer bu mutluluğun kaynağını öğrenip hayatımıza geçirebiliyorsak ne mutlu bize (Vahiy 1:3).

 

Vahiy bölümünde anlatılan ana olaylar yani son günler Rab’bin ikinci gelişi, yargı, Mesih karşıtı, büyük sıkıntı dönemi, Kiliseye uyarılar, bütün bu olaylar bu kitabın kabuğudur. Yani meyvenin kabuğu gibi, önemli olan ana derstir yani meyvenin etidir. Tabi ki ete ulaşmak içinde kabuğu soymalıyız ama bizim için önemli olan bu kitabın etidir.

Vahiy bölümü ile ilgili 4 tane yorum vardır :

 

1. Geçmişçi

2. Tarihçi

3. Gelecekçi

4. Mecazcı

 

1. Geçmişçi Yorum:

 

Vahiy bölümü aslında yazıldığı dönemde olup bitenleri anlatır. Yuhanna simgesel bir dil kullanarak seslendiği kiliselere, kendilerini ilgilendiren konuları yazıyordu. Dünyanın sonunu anlatmıyordu. 1.yy imanlılarına seslenir. Bu yoruma göre vahiy kitabının genel amacı o dönemde baskı çeken imanlıları, “Size zulmeden Roma İmparatorluğu’nun çöküşü kesindir, siz zafer kazanacaksınız.” Mesajıyla yüreklendirmektir. Bu yoruma göre canavar, İmparator Neron oluyor. Babil ise Roma’dır. Mesih’in 1000 yıllık krallığı ise 4.yy.dan sonra resmi kilisenin güç kazandığı dönem olarak yorumlanıyor. Katolik Kilisesi Vahiy bölümünü bu yoruma göre değerlendirmektedir.

 

2. Tarihçi Yorum:

 

Vahiy bölümü tarihi belirleyen ana gelişmeleri simgeliyor. Örneğin Hun istilası, Hitler’in ortaya çıkması, İslamiyet’in doğuşu, Roma’nın yıkımı vb. gibi olayları simgeliyor.

 

3. Gelecekçi Yorum:

 

Vahiy bölümünde geçen bütün olayların ve bütün simgelerin yalnız ve yalnız dünyanın sonu geldiğinde cereyan edecek gerçekleşecek olan olayları anlattığını ileri sürer. Bu yoruma göre Vahiy kitabı dünyanın sonunda olacakları bilmek ve buna hazırlanmak dışında güncel yaşamımızı ilgilendiren bir mesaj taşımadığını ileri sürmektedir.

 

4. Mecazcı Yorum:

 

Vahiy bölümünün geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki belirli olaylardan veya kişilerinden söz ettiğini kabul etmez. Bu yoruma göre semboller imanlılara yalnız cesaret veren ruhsal ilkeleri anlatıyor kitabın konusu iyiliğin kötülük üzerindeki zaferidir.

Peki biz hangi yorumu savunuyoruz? Aslında hepsini; neden hepsini savunuyoruz? Çünkü Kutsal Kitap bunu gösteriyor; bu konudaki anahtar ayetimiz hangisidir? Vahiy 1:19 Burada Rab Yuhanna’dan Kilise’nin ilk günleri ile ilgili, sürmekte olan tarih ile ilgili ve son olaylarla ilgili olarak yazmasını istemiştir. Gördüğü şeyler: Yuhanna’nın geçmişte tanık olduğu şeylerdir. Nedir tanık olduğu şeyler? Mesih inancının tarihsel temeli, çarmıh ve diriliş. Şimdi olan şeyler: Tarihsel gelişmeler, kiliselere yazılan olaylar ve o dönemde ki Kilise’nin durumu. Bundan sonra olacak şeyler: Dünyanın sonuna doğru gerçekleşecek olaylardır ki Vahiy kitabında en çok son günler anlatılmaktadır.

 

 

Okurken ve yorum yaparken dikkat etmemiz gereken ve kendimize sormamız gereken soru: “Bu üç şıktan hangisi söz konusu ve buna paralel Kutsal Kitap’tan hangi ayetler bulunmakta.” Örneğin Vahiy 12:5’de geçen “doğan çocuk” Mesih’in göğe alınışı ve “demir çomak” ikinci gelişini anlatmaktadır. Bu yüzden bu ayetin yorumu geçmişçi yorumdur.

 

Evet birinci anahtarımız Vahiy 1:19 dedik. Okurken anlamamızı sağlayacak ikinci anahtarımız ise Vahiy bölümünde sürekli tekrarlanan bir rakamdır, hiç dikkat ettiniz mi? Kaç kiliseye mektup gönderiliyor? 7 kiliseye. Kaç mühür açılıyor? 7 mühür. Kaç bela gönderiliyor? 7 bela. Ve daha çoğaltmak mümkün 7 tane gazap tası, 7 tane borazan, Tanrı’nın 7 ruhundan söz edilmekte yani vahiy bölümünde 7’ler sürekli tekrarlanmakta hatta bütün kitap 7’nin üzerine tasarlanmıştır diyebiliriz. 7 rakamı rasgele bir sayı değildir. Tanrının tasarısının sayısı olduğu için önemlidir. Bunun bir anlamı vardır: Tanrı’nın tasarısının mükemmel olduğunu her şeyin Tanrı’nın planına göre ilerlediğini gösterir; hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ama her şeyin Tanrı’nın kontrolünde olduğunu gösterir. 7 rakamı Tanrı’nın zaferini anlatmaktadır hatta kendi Tanrı’lığını da anlatır.

 

6 rakamı ise insanı simgeler insan 6.günde yaratıldı, 6 mükemmele ulaşamayan ve Şeytan tarafından körüklenen insan çabaları ve dünyanın sistemidir. 6, Tanrı’ya ulaşmak isteyen 7 ‘ye yaklaşan ama 7 olamayan rakamdır. Yani 6 rakamı Şeytan’ın kullandığı, O’nun yalanlarına uyan doğal benliğin durumunu simgeler. Vahiy bölümünde peş peşe sıralanan 6’lar ise Şeytan’ı simgelemekte. Vahiy 13:18’de geçen 666 sayısı Şeytan, Mesih karşıtı ve sahte peygamberin üçlü birliğinin gizli şifresidir.

 

Kardeşler Vahiy kitabının 7 rakamı üzerine düzenlenmiş olması bize nasıl bir mesaj vermektedir? Tanrı olup bitenleri kontrol etmektedir. Siz acı çekiyor olabilirsiniz veya kilise olarak çok zor bir durumdan geçiyor olabiliriz ya da ileride başınıza gelecek olaylar son derece korkunç olabilir ama bilin ki Tanrı hepsinin üzerinde egemendir. Hepsini O kontrol etmektedir ve her türlü haksızlığı yargılayacaktır.

 

Böylece Vahiy kitabımızın 22 bölümünü de 7 ana kısma ayırarak inceleyeceğiz:

 

1. 7 Kandil (bölüm 1-3)

 

2. 7 Mühür (bölüm 4-7)

 

3. 7 Borazan (bölüm 8-11)

 

4. 7 Alamet (bölüm 12-14)

 

5. 7 Gazap Tası (bölüm 15-16)

 

6. 7 “Vay!” (bölüm 17-19)

 

7. 7 Yenilik (bölüm 20-22)

 

 

 

Vahiy bölümünü yorumlamamızı sağlayacak diğer bir yardımcı anahtar ise “Paralellik İlkesi”dir (1.Anahtarımız Vahiy 1:19, 2.Anahtarımız 7 rakamı dedik ve son anahtarımız ise “Paralellik İlkesi”dir.).

 

Paralellik İlkesi : Kitap boyunca aynı olayların farklı bakış açılarından anlatımıdır. Vahiy kitabında her kısım, her bölüm birbirine paralel gider. Bu olay bir maçı 7 ayrı kameradan aynı anda izlemek gibidir. Yani Vahiy kitabında geçen olayların paralel olarak diğer kısımlarda da anlatılmasıdır. 7 kısım aynı anda meydana gelmektedir. Örneğin, Rab’bin gelişi iki üç kısımda gösteriliyor ama Rab üç kere gelmiyor bir kere geliyor. Birinci kısımda anlatılan olaylar üçüncü ve dördüncü kısımlara da paralel gittiği için aynıdır, yani bir tek gelişi vardır. Bunu da bir golü 7 kameradan farklı açılarla görmek olarak anlatabiliriz, ama gol 7 değil 1 tanedir.

 

Şimdi Vahiy bölümünün genelinde simgelenen büyük olayların kendi aralarındaki ve tarihsel akış içerisinde ki bağlantılarını anlamaya ve bunları elimizdeki çizelge şeklinde düzene oturtmaya çalışalım. Elimizdeki bu çizelge Vahiy kitabının özetlenmiş resmidir. Vahiyde anlatılan olaylar, kitabın 7 ana bölümüne uygun olarak bant şeklindeki 7 yatay hanede dizilmiştir. Bu bantlar içerisinde resimlenen olayların vahiy bölümünün hangi bölümlerinde geçtiği solda gösterilmektedir.

 

Çizelgemizde zaman kavramı soldan sağa doğru ilerlemektedir. Bantlar içinde, geçmişte yaşanan olayları solda, günümüzde yakın tarihte yaşananlar ortada, ve dünyanın sonuna yakın olaylar sağda bulunmaktadır. Dikey olarak aynı hizada bulunan simgeler aynı olayları ya da zaman içinde paralel olarak cereyan eden olayları tasvir etmektedir. Örneğin, 4. ile 7. bölümlerin bandında “Boğazlanmış Kuzu”yu, 12. ve 14. bölümler için ayrılan bantta ise “Mesih’in Doğumu”nu görmekteyiz. Bu iki simge Vahiy 5:6 ile Vahiy 12:4’ü tasvir eder. Vahiy kitabının sıralanmasında Mesih’in ölümünü anlatan boğazlanmış kuzu, doğumu anlatan kadının çocuğundan daha önce karşımıza çıkar. Ama tarihin akışı içerisinde birbiriyle yakın iki olay olduğundan çizelgede aynı dikey hizada dizilmiştir.

 

Sağda dikey kutu içerisindeki çizimler ise Mesih tekrar gelmeden önceki son 7 yılda Daniel 9:24-27’de söylenen olayları simgeler, kutu noktalı çizgi ile iki tane üç buçuk yıllık yarıya bölünmüştür. Daniel’in bu 70 hafta peygamberliğine daha sonra bakacağız.

 

 

 

Buna göre Vahiy’in konularını şöyle toplaya biliriz:

 

1. Mesih ile kilisesi arasında tarih boyunca süren ilişki gönderilen 7 mektupla özetlenir (Rab 7 şamdan ortasında). Bu dönem kilisenin bulutlara, Rab’bin yanına alınmasıyla sonuçlanmaktadır (Bölüm 1-3).

 

2. Göksel taht ve tapınma. Tanrı’nın devletler üstü yönetimini simgeleyen 7 mühür, kuzunun kanı sayesinde açılmıştır. Bunlar hem tarihin akışını, hem de son olayları belirler. Rab zafer kazanmıştır (Bölüm 4-7)

 

3. Yedinci mühür açılınca 7 borazan çalınır. Sonun belirtilerini ve Tanrı’nın göndereceği yargı belalarını önceden haber veren yeni bir peygamberlik dönemini simgelemektedir (Bölüm 8-11).

 

4. Bu bantta çocuk doğuran İsrail olarak simgelenen İsrail ile Şeytan arasındaki çatışma ve Şeytan’ın (ejderha) beden alıp bir insan olarak (canavar) kurduğu dünyasal yönetim konu edilmektedir (Bölüm 12-14).

 

5. Gazap Taslarından borazanların önceden haber verdikleri felaketler, canavarın peşinden giden dünya üzerine dökülmektedir. Kutsallara yapılan kötülüklerin hesaplaşma günü gelmiştir (Bölüm 15-16).

 

6. Sonunda fahişe (sapkın dinler) ve Babil (puta tapar dünyasal sistem) Mesih’in gelişiyle yenilirler. İşte o zaman Mesih’in 1000 yıl süren doğruluk krallığı yeryüzünde kurulacaktır (Bölüm 17-19).

 

7. Şeytanın son bir isyanından sonra son yargı günü gelir ve sonsuz yaşama kavuşanlar, yeni gök ve yeni yerde (cennette) Rab ile birlikte sonsuza dek süren bir mutluluğa kavuşurlar (Bölüm 20-22).

 

Ayrıca çizelgede göğe yükselen eller vahiy kitabı boyunca göksel tapınmayı ve sallanan bayraklar ise zafer sahnelerini simgeliyor. Vahiy bölümündeki kutsalların Rab’be en derin tapınmasını gösterirken bize de Mesih’in zaferine ortak olma sevincini yaşatıyor ve gerçek tapınmayı bize öğretiyor.

 

Şu ana kadar geçen konuların kısa tekrarı ve anahtarlar :

 

1. Vahiy 1:19

 

2. 7 Rakamı

 

3. Paralellik İlkesi

 

Sizlere ilk olarak birinci kısma bakmadan önce Kutsal Kitap’ta ki Apokaliptik bir yazı olan Daniel Peygamberin kitabında ki Vahiy Bölümü ile ilişkili 70 haftalık peygamberliği incelemek istiyorum. İlk önce bu konuyla ilgili ayetleri okuyalım:

Daniel 9:24-27

 

 

 

a. 24. ayete baktığımız da İsrail’in geleceğine ilişkin 70 haftalık bir süre saptanmaktadır. Bu süre üçe bölünüyor:

 

1. Fars kralının verdiği fermandan Kudüs inşaatının bitimine kadar 7 hafta geçer.

 

2. Mesih’in ölümüne kadar 62 hafta daha geçer (toplam 69 hafta).

 

3. Son olarak İsrail tarihine ait ve ikiye bölünen son 1 haftadan söz edilmektedir (ayet27).

 

 

b. İbranice’de hafta kelimesi yedilik demektir. Yedi gün de olabilir, yedi yıl da olabilir. Eğer bir hafta yedi yıl ise:

 

Birinci Süre : (7 hafta x 7 yıl = 49 yıl yapar) ve tarih göstermektedir ki Tapınak 49 yılda yeniden inşa edildi.

 

İkinci Süre : İlk 7 hafta ve 62 hafta boyunca devam eder (toplam 69 hafta x 7 yıl) yani

 

483 yıl Kudüs’ün inşasına izin veren ferman İ.Ö. 450 yıllarında çıktı bu tarihten itibaren 483 yıl saymaya başlarsak çıkan tarih İ.S. 33’dür. Yani hesap İsa Mesih’in ölümüne denk geliyor. Daniel 9:26’da 69. haftadan sonra Mesih’in yaşamı alınacak diyor.

 

a. Bundan sonra Kudüs şehrinin yok edilmesinden söz edilmektedir. Geriye son 1 hafta kaldı. Bu hafta ikiye bölünüyor ( yani 3,5 yıllık iki yarıya ). Bu Peygamberlik Tanrı’nın İsrail’i ile ilgili bir Peygamberliktir. Ama İsrail, İsa’yı çarmıha gerdikten sonra İsrail olmaktan yani Tanrı’nın özel halkı olmaktan çıktı. İsrail ne zaman yeniden Tanrı halkı konumuna gelirse işte bu bir haftalık son süre o zaman işlemeye başlayacak.

 

b. Bu Peygamberlik 70 haneye bölünmüş bir saate benzemektedir. Saatin ibresi döndü, döndü, döndü ve sona bir hafta kala durdu. İsrail yeniden seçilmeli ki bu son hafta yani son 7 yıllık dönem devreye girsin. Bu hafta iki yarıya bölünmüştür.

 

c. 7 yıllık dönemin bölünmesi ile ortaya çıkan bu 3,5 yıllık dönemler büyük sıkıntı dönemleri oluyor. Bu dönemde Mesih Karşıtı İsrail ile yaptığı anlaşmasını bozacak Tapınağın en kutsal yerine geçerek kendisini Tanrı ilan edecek (2.Selanikliler 2:1-8).

 

Bu yasa tanımaz adam ile ilgili tarihte değişik yorumlar oldu. İ.Ö. 200 yılında Antiyak Epifaros Kudüs’te ki Tapınağın en kutsal yerine domuz oturturdu ve ondan sonra ki yıllarda İ.S. 70 yılında Titus Tapınağı yıktı ve Yahudi olmayanlar Tapınağa girerek en kutsal yerdeki eşyaları yağmaladılar. Katolik Kilisesi bir dönem Martin Luther’i Mesih karşıtı ilan ederken aynı zamanda başka bir grup Mesih İmanlısı, Papayı Mesih karşıtı ilan etti.

 

Bütün bu ayetlere baktığımızda Peygamberlik Sözleri’nin nasıl gerçekleştiğini, gerçekleşiyor olmasını ve gerçekleşeceğini görebiliyoruz. Tıpkı bir doğum sancısı gibi önceleri yavaş yavaş sonra şiddetli oluyor.

 

Bütün bunları değerlendirdiğimiz de Vahiy kitabı düzensiz bir kaosa değil, mükemmel bir matematik formülüne benzemektedir. Formülü çözdükçe anlamak daha kolay oluyor. Formülü biraz olsun çözdüğümüze göre birinci kısma yani 1’den 3. bölüme kadar olan zamanı inceleyebiliriz.

7 KİLİSE ( 1.BANT 1.VE 3. BÖLÜMLER

GİRİŞ:

Vahiy Kitabı’nın ilk ayetlerine baktığımızda Yuhanna hemen ilgimizi Vahiy bölümünün İsa Mesih’in vahiysi olduğuna dikkat çekiyor. Daha önceki derste Vahiy kitabının 1 ve 3. bölümlerini Mesih ile kilisesi arasında ki ilişkinin bir özeti olduğunu söylemiştik. Bu sözler bizim için de geçerlidir. Çünkü hala biz “Kilise Dönemi”nde yaşıyoruz.

Giriş bölümünde ki 4 ve 6. ayetlere baktığımızda 7 kiliseye selam gönderiliyor, ayetin sonun da “Lütuf ve esenlik sizin olsun” diyor. İncil’e baktığımızda İsa Mesih dirildikten sonra öğrencilerine “Korkmayın, sizlere esenlik olsun” ve Yuhanna 14. bölüme baktığımızda “Sizlere esenliğimi bırakıyorum” diyor.

Romalılar bölümüne baktığımızda imanla aklanıp tam bir esenliğe kavuştuğumuzu öğreniyoruz. Çünkü Tanrı ile barıştık. Esenliğimiz neye bağlıdır? Yaşadığımız durumlara mı? Yoksa esenliği verene mi? Rab esenliğini sıkıntı da olan imanlılara daima veriyor. O’na daima sıkı bir şekilde bağlanmamız gerekiyor. O zaman Homeros’un Odessia adlı destanında ki Ulyses gibi olacağız.

Bu eserde, deniz kızları yaşadıkları adanın yakınlarından geçen denizcileri tatlı şarkılarıyla kıyıya çekmektedirler. Bu tatlı çağrılara karşı koyamayan denizciler tekneleri ile kayalıklara çarparak parçalanmaktadırlar. Ulyses’in de bu sınavdan geçmesi gerekir. Mürettebatın kulaklarını pamukla iyice tıkayıp kendini de geminin direğine bağlatır. Böylece kulakları açık olduğu halde eli kolu bağlıyken tuzağa karşı koymuş olur ve bu denenmeden başarıyla çıkar

Rab’bin esenliği O’na bağlı kaldığımızda bütün sıkıntılara karşı koyabildiğimiz sarsılmaz bir direk gibidir. Esenlik, imanlının yüreğinden yansıyan Tanrı’nın gülümsemesidir. Lütuf ve esenlik Baba aracılığıyla sağlanır, Kutsal Ruh aracılığıyla dağıtılır ve Oğul aracılığıyla tarafımızdan hak edilmiş olunur.

Böylece Vahiy’de ki selam Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan gelir. Varolan, varolmuş ve varolacak olan ifadesi ezeli ve ebedi olan değişmeyen Tanrı demektir. Yani burada Tanrı “Ben Yahveyim, varolanım” diyor. İbranice’de “eşher” kelimesi sürekli varolmaktayım demektir. Dikkat ederseniz önce “varolmuş” değil “varolan” diyor. Rab geçmişi ve geleceği bitmeyen zamanın üstünde yaşıyor.

Yuhanna bu kitabı yazdığı dönemlerde Asya ilinde bulunan kiliselere hizmet ediyordu. Rab Yuhanna’ya bu kiliseler için bir mesaj veriyor. O dönemde 7 kilise mi vardı? Hayır. Ne demiştik, Vahiy bölümünü çalışırken anahtarlarımızı kullanacağız. Bunlardan birisi neydi? “7 rakamı”

O dönemde 7 kilise yoktu çok kilise vardı. Burada ki 7 kilise ile Kilise’nin bütünlüğü yani tamlığı simgelenmektedir. Rab bu mektuplar aracılığıyla 7 kiliseye seslenmektedir. Adı geçen bu kiliseler bize değişik konularda örnek olarak gösterilmektedirler.

Her mektup aslında gerçek bir kilise cemaatinin gereksinmelerini dile getirmekle birlikte tarih boyunca Kilise’nin yaşadığı önemli durumları ve sorunları dile getiriyor. Vahiy’de adı geçen bu 7 mektup Kilise’nin tüm tarihine seslenmektedir.

İNSANOĞLU

Yuhanna kendisini sesleneni görmek için baktığında İnsanoğlu’na benzer birini gördüm diyor. İnsanoğlu Mesih ile ilgili bir ünvandır ve İsa’nın Tanrılığını açıklayan İncil’de ki en güçlü ifadelerden birisidir. Neden en güçlü ifade diyoruz? Çünkü Daniel 7:9-13 ve 10:5-6 ayetlerine baktığımızda İnsanoğlu deyimi Baba Tanrı için kullanılıyor, Vahiy Bölümü’nde aynı yüceliği İsa’da görüyoruz. İsa Tanrı’nın yüceliğine Yehova Şahitleri’nin dediği gibi sonradan ortak olmamıştır. Önceden aynı yüceliği paylaşıyordu.

Ve Yuhanna görümünde İnsanoğlu’nun yani İsa’nın 7 kandil arasında, yani 7 kilisenin ortasında olduğunu ifade ediyor. Bu bize İsa’nın mesajını gösteriyor. O dönemde bazıları 2.Petrus 3:3-4’ten anlaşılacağı gibi Rab’bin gelişini neden geciktirdiğini anlamayıp umutsuzluğa düşmeye başlamışlardı. Rab’bin gelişini geciktirmesi yetmiyormuş gibi dev düşmanlar imanlıları ezmeye başlamışlardı. Rab bu olaylara sanki seyirci kalıyormuş gibiydi.

Ama buna karşılık Yuhanna’nın görümünde İsa’nın 7 kandillik ortasında olması “Ben sizin aranızdayım, bunu bilin, dokunun, hissedin, kabul edin.” Diyor. Ayrıca “Sınırsız tanrılığım, gücüm ve görkemimle aranızdayım, size yapılan her haksızlığın hesabını tutuyorum. Çünkü onlar size değil bana yapılmıştır.” ( Örnek: İsa’nın Şam yolunda Pavlus’a söylediği söz ). İsa Mesih aramızdadır ama bu bir mecaz değildir. “Atam senin izindeyiz” diyoruz, bu sadece gönülde canlanan güzel bir duygudur. Halbuki Mesih Ruh’ta ve gerçekte aramızda olup bizlere sesleniyor.

Esinleme 1:11-20’de geçen 7 kandil yani 7 kilise Kilise’nin bütünlüğünü anlatıyor dedik. Yani Mesih’le bütün kiliseler arasındaki ilişkiyi anlatmaktadır. Ve birinci bandın sonunda yani Vahiy 3.bölümden sonra “kilise” kelimesine bir daha rastlamıyoruz. Neden? Çünkü Kilise göğe alındı (1.Selanikliler 4:13-18). Diğer bir yorum ise Kilise var ama simgesel olarak anlatılıyor ( 144.000 kişi gibi ).

7 KİLİSE :

İsa her kilisede Leodikya hariç övülmeye layık gelişmeler bulmaktadır. Bu kiliselerin beşinde eleştirilecek yönler vardı, diğer ikisinde ise Filedelfiya ve İzmir örnek kiliselerdir. Şimdi bu kiliselere kısaca bakalım.

1. EFES KİLİSESİ : Efes, o dönemde Asya ilinin yani bugünkü Ege bölgesinin başkentiydi. Bu kent inançları ve büyücülüğü ile ünlüydü. Zengin bir ticaret merkezi olup tanrıça Diyana (Artemis) ibadetin merkeziydi

O dönemde Efes Kilisesi, çok yoğun baskılar görüp yoğun bir ruhsal savaş yaşayan bir kiliseydi. İmanlılar arasında farklı öğretiler yayan Nikolas yanlılarına karşı çıktılar. Çünkü onlar ruhsal özgürlüğü ileri sürerek imanlılara putlara kesilen kurbanları yediriyor ve ahlaksızlıklara izin veriyorlardı.

Efes Kilisesi’nin başarısı gayretiydi, yanlışı ise ilk sevgiyi yitirmekti. Biz de Rab’de ki ilk sevgimizi yitiriyor muyuz? Rab ile olan ilişkimiz, şekilselliğe ve rutinleşmeye mi yoksa sevgide büyümeye mi gidiyor

2. İZMİR KİLİSESİ : İzmir Kilisesi, üçüncü müjdeleme gezisi sırasında Pavlus tarafında kuruldu (İ.S.53-56) Orada 1.yy.ın ilk yarısında kilisenin önderi Polikarp yakılarak şehit edilmişti ( İ.S. 155 ). Sezarı Rab olarak tanıması için O’nu zorlayan cellada Polikarp şunu söyledi, “Sen beni ancak bir saat süreyle yanıp sonra sönecek olan ateşle tehdit ediyorsun fakat kötüler üzerine gelecek olan yargı ateşinden ve sonsuz cezadan habersizsin. Ne duruyorsun, ne yapacaksan yap.”

Bu kiliseye yapılan baskılar devlet yetkililerinin inisiyatifiyle değil Yahudilerin körüklemesiyle yapılmıştır (Vahiy 2:9). Rab yine de kendini Kilise’nin gereksinimini karşılayan niteliklerde tanıtıyor. Onlara sizleri tehlikeden koruyacağım demiyor, “Ölmüş ve yaşama dönmüş, ilk ve son benim. Siz benim uğruma ölseniz de benimle yaşayacaksınız” demek istiyor.

Rab’den gelen teselli, bizi bilmesinden ve “Sonsuz Yaşam”ı vaat etmesinden kaynaklanır. Rab durumumuzu biliyor (Mezmur 56:8 ve Vahiy 2:9) ve her şeyi görüyor.

Sıkıntıda olan kilise Rab’den azar görmeyen kilisedir. Baktığımızda bu kilisenin başarısızlığı ve yanlışı yoktu. Sıkıntılar bizi kamçılar, olgunlaştırır ve Rab’be bağlar. Sıkıntılardan geçeceğimizi ilk duyduğumuz zaman yüreğimizi korku sarar. Ama Kilise tarihinde yaşanmış bazı derin fedakarlık örneklerini öğrendiğimizde yüreğimiz alevlenir ve aynı ruhsal hararetle yanmak isteriz. Filipeliler 4:3’de adı geçen Klement 2.yy.ın başlarında Korint’te bulunan kiliseye yazdığı bir mektupta, yakalanan evli imanlıların aslanlara atılmaması için bazı bekar imanlıların gönüllü olarak onlarla yer değiştirdiğini yazıyor

Böyle bir adanmışlığa erişemesek de karşısına çıktığımızda Rab bizi aynı şekilde sevecektir. Ama O’nu tam olarak hoşnut etmiş olmanın mutluluğundan yoksun kalacağız. İzmir Kilisesi’nin en büyük başarısı sadık kalmaktır. Çünkü sadık kalmak en büyük zenginliğimizdir. Bu kilisenin başarısızlığı yoktu.

3. BERGAMA KİLİSESİ : Bergama, İ.Ö. 133 yılında kurulan bir şehir ve İ.S. 29 yılında Asya’nın başkenti durumundaydı. Bergama, ekonomik yönden Efes ve İzmir kadar önemli değildi ama kültürel yönden çok büyük ve çok önemli oldu. O dönemde İskenderiye’den sonra en büyük kütüphaneye sahipti ve bir çok sanatçı ve şair barındırıyordu. Ruhsal açıdan Bergama’da ki kilisenin Rab’bin gözünde önemli bir yeri vardı. Aynı İzmir’de ki imanlılar gibi Sezara tapınmayı kabul etmedikleri için Bergama topluluğu da aynı İzmir gibi çok acı çekti. Ve Rab Kilise’ye seslenirken “Şeytan’ın tahtı oradadır.” Diyor. Rab bunu söylerken yılan simgesinin altında şifa tanrısı olarak tapınılan Evskulapyus’u kastediyor. Bergama topluluğu, Rab’bi inkar etmeyi reddetmişti ama başka bir şeyi ihmal etmişti: Kilise’nin disiplininin

Aralarında Efeslilerin taviz vermedikleri Nikolas yanlılarının bulunmasına izin veriyorlardı. Ve bu Nikolas yanlıları, öğretileriyle topluluğu saptırıyor ve ayartıyordu. Ve Rab onları ikaz ediyor, “Ya onlar kilisenin bu tümörünü kesip atarlar, ya da Rab onları kesip atacaktır.” Günümüzde de buna benzer sapmalar oluyor. Kiliseler kendi içlerinde başka öğretileri hoş gördükçe ne oluyor? Bunlar büyüyerek topluluk bedeni içerisinde bir virüs gibi yayılıyor. Tarih boyunca Hıristiyan toplulukları içine sızan birçok batıl inançlar olmuştur. Ve daha sonraları bu inançlar şekilselliği ve putlaşmayı getirmiştir

İşte bu yüzden Rab Bergama topluluğu aracılığıyla böyle durumda olan kiliseleri uyarıyor, tövbeye çağırıyor ve yanlış öğretilerin uzaklaştırılmasını istiyor. Ve Rab sadece kendisine bakarak yürümemizi istiyor. O zaman bize ödül olarak saklı mandan vereceğini söylüyor. Man, yaşam sözüdür. Yani Mesih’in doluluğudur. İsa diyor, “Ben yaşam ekmeğiyim”, ayrıca “Ona beyaz taş ve bu taşın üzerinde yazılı olan yeni bir ad; alandan başka kimsenin bilmediği bir ad vereceğim” diyor. İsa’nın verdiği bu taş, ruhsal vatandaşlık ve kalıcı olan kimliğimizi simgeliyor. Hepimizin kendimizi tanıtan bir kimliği var, Orada da kimliklerimiz olacak. Başka hiç kimsenin bilmediği ad ise Rab’bimiz İsa ile olan kimsenin karışmadığı ve yok edemeyeceği o müthiş ruhsal ilişkiyi simgeliyor. Özetleyecek olursak, Rab bize “Sadık kalın, putlara yönelmeyin, imanla galip gelin. İşte o zaman her birinizle özel bir ilişki kuracağım” diyor.

4. TİYATİRA KİLİSESİ : Akhisar adıyla anılan Tiyatira, İzmir-Bursa Karayolu üzerinde kurulu bir kenttir. İ.Ö. son yy.larda kurulmuştur. Dini yönden önemi yoktu, sadece bir zamanlar Apollon Tyrimnos burada yüceltilmişti. Bir de falcılık yapanlar vardı. Onun dışında başka ilahlara veya Roma İmparatoru’na adanmış önemli bir tapınak yoktu.

Vahiy bölümünde ki kiliselere yazılan mektupların en uzunu bu topluluğa yazılıyor. Bu topluluğun başarısı, sabrıydı. Rab’bin gözünde topluluğun sabrı çok iyi ve Rab topluluğun bu sabrını övüyor fakat topluluk içinde İzebel olarak adlandırılan bir kadın peygamber var. Bu kadın yaptığı peygamberlikler ile insanları saptırıyor. O dönemde topluluk içinde çevredeki diğer inançları hoş görmeyi hatta onların ibadetlerine ve törenlerine katılmakla imanlıların kirlenmeyeceklerini öğretiyordu. İzebel bir zamanlar İsrail’i ahlaksızlığa ve putperestliğe sürükleyen Fenikeli bir kraliçeydi (1.Krallar 16:31).

Bizler de, topluluk olarak peygamberlik veya esin iddiasıyla gelen öğretilerin ve sözlerin neyi teşvik ettiğini sınamamız gerekir. Kilise içinde Rab’be sadık kalan bir grup bulunuyordu. Anlaşılan güçlü bir kesim değildi. O zaman Rab’bin yüreğine ve ahlakına uymayan öğretilere karşı imanlının silahı nedir? “Sizde olana sımsıkı sarılın” ayetidir. Nedir hem onlarda hem de biz de olan şey? Filipeliler 2:14-15 Her öğretinin ve uygulamanın kıstası olan Tanrı sözü, doğruluğun tek kılavuzudur.

Galip gelene yani Rab’bin işlerini sonuna kadar sürdürene ulusların üzerinde yetki vereceğim diyor Rab 26. ayette. Bu ayet bize şunu gösteriyor ki, dünyayı Rab’bin tasarladığı hedefe yönelten şey Kilise’nin imanı, bağlılığı ve duasıdır. Ayrıca sabah yıldızı vaat ediliyor. Sabah Yıldızı, nasıl gökyüzüne hükmedercesine sabahları aydınlatan tek yıldız ise Rab’bin gelişi de öyle olacak. Bu unvan Krallık yetkisinin bir simgesidir. Yetkiyi gösteriyor ve İsa’nın kendiside diyor ki, “Bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin ve bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin.” (Matta 28:18-19).

5. SART KİLİSESİ : Sart, Filedelfiya ve Tiyatira arsında Bozdağ’ın bir uzantısında 500m yükseklikte kurulu bir şehirdir. Fethedilmez unvanı vardır. Bu mektup yazılmadan 700 yıl önce Sart, dünyanın en önemli bölgelerinden birisiydi. Buradaki topluluğu ruhuyla güçlendirmek, dolu bir yaşama yönlendirmek isteyen İsa Mesih maalesef toplulukta övülecek pek bir şey bulamıyor

Nasrettin Hoca, belediye başkanıyla kavgalıydı. O yüzden başkan Nasrettin Hocanın sözünü hiç dinlemedi. Kısa süre sonra başkan öldü ve çevresinde ki insanlar Hocaya gelerek, “Hocam, başkan için dua edip bir şeyler söyler misin?” dediler. Nasrettin Hoca, bu teklifi reddederek şöyle dedi: “Beni yaşarken dinlemedi ki ölüyken dinlesin.

Ölüler dinlemez. Sart topluluğunun sorunu buydu. Orada ki imanlıların çoğu ruhsal çöküntüye uğramıştı. Bu yüzden Rab kendini topluluğa Tanrı’nın yedi ruhuna sahip olan kişi olarak tanıtarak ruhsal yaşamın kaynağının kendinde olduğunu gösteriyor

Kilise kendi ruhsal gereksinimini fark etmiyor. “Yaşayan topluluk olarak ad yapmışsın ama ölüsün, uyan” diyor Rab. Ama Sartlı imanlılar, gayet rahat ve durgundurlar bir mezarlık gibi. Rab uyarıyor “Tövbe et. Eğer uyanmazsan bilmediğin saatte sana hırsız gibi geleceğim.”

Sart şehri, geçmişte iki defa gece saldırısına uğramıştı ve hazırlıksız yakalanmıştı. Kresus zamanında (İ.Ö.549) ve Büyük Antiyukus zamanında (İ.Ö.218). Bu yüzden uyarının ne anlama geldiğini çok iyi anlayacak durumdaydı. Peki bizler kendimizin de yenilmez olduğunu düşünüyor muyuz? Eğer böyle görüyorsak, tehlike her an yanı başımızda kendini gösterebilir

6. FİLEDELFİYA KİLİSESİ : Alaşehir Vadisi’nin ortasında bulunan Filedelfiya, kardeşlik sevgisi anlamına gelen ismini II.Atolus zamanında O’ndan almıştır. Lidya ve Firigya illerinin kültür merkezi olması düşüncesiyle kurulan şehir 4 yol vazifesi görüp önemli Yahudi kolonilerini barındırmış ve Anadolu’da Müjde’nin yayılmasında da büyük etkisi olmuştur. “Sözüme uydun ve adımı inkar etmedin.” Sözüyle kilisenin sıkıntılardan geçtiği anlaşılıyor. Ama yine de sabırla dayanıyor ve Rab’den övgüler alıyor. Müjdeci olan bu kiliseye tıpkı İzmir Kilisesi gibi hiçbir sitem yok. Filedelfiya, hepimize Rab’bin sevgisini kabul etme ve böylece İsa ile müjdeyi yayma konusunda eşsiz bir örnek ve teşvik vermektedir.

7. LEODİKYA KİLİSESİ : Pamukkale’nin hemen yanı başındaki Hiyerapolis yakınlarında bulunan bu şehir, termal sulara sahipti. Ve parlak ticaret merkezi olarak ün kazanmıştı. Asya ilinin en önemli ticaret yolu buradan geçiyordu. Burada önemli bir tıp okulu vardı. Aynı zamanda göz hastalıkları için merhem üretiliyordu ve zengin bir giyim sanayisi vardı.

Buradaki imanlılar buranın maddi zenginliklerinden yararlanırken bu bolluğu Rab’bin özel bir bereketi olarak yorumlarken gerçek ruhsal değerleri göz ardı ediyorlardı. Ama bunun en acı tarafı ise kendilerinin ruhsal olarak da zengin olduklarını düşünmeleriydi. Bu yüzden ruhsal disiplin konusunda gevşektiler. İmanlı olup ruhsal mücadeleye aldırmayan kardeşler, ne sıcak ne de soğuk, ılıktılar. Ilık termal suları nasıl mide bulandırır, kusturursa Rab’de böylelerini ağzından kusacağını söylüyor.

Leodikya topluluğu, kendisini üstün görüyordu. Bu yüzden üstünlük duygusu veren her türlü ruhsal anlayış Rab’bin gerçek bereket sofrasından bizi uzaklaştıran ruhsal bir tokluktur. Yalnız ruhta yoksul (aç) olanlar göklerin egemenliğini miras alacaklar. Bizler Rab’de dimdik ayakta kalabiliyorsak yine de bu bizim gücümüzle değil ama O’nun lutfu sayesindedir. Bu yüzden Rab’bin zavallı, acınacak durumda, yoksul, kör ve çıplak olarak değerlendirdiği bu topluluğa kendisinden lutuf almasını salık veriyor.

Vahiy 3:18

Arıtılmış altın : Denenmiş imandır (1.Petrus 1:7)

Beyaz giysiler : Mesih’ten gelen doğruluk (Romalılar 13:14)

Gözler için merhem : Yüreği aydınlatan Kutsal Ruh’un işleyişidir (Efesliler 1:17-20)

İltihaplı yarayı temizlemek ve dağlamak canı yaktığı halde nasıl şifa getirirse Rab’bin sert uyarıları ve imanlılara verdiği cezaları da sevgisinin derinliklerinden kaynaklanan ruhsal iyileştirme sağlar. Rab, “Sevdiklerimi azarlayıp terbiye ederim.” Diyor.

Genellikle müjdeyi duyurmak için kullandığımız “İşte kapı da durmuş kapıyı çalıyorum…” ayeti (Vahiy 3:20) aslında kiliselere yönelik bir çağrıdır. Gerçek, zengin yaşama ve ruhsal uyanışa bir davettir. “İşte kapıdayım” ifadesinin anlamı Mesih için yeryüzüne ikinci gelişini haber vermektedir. “Eğer biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa” sözünden bunun imanlıya kişisel bir çağrı olduğu; “Akşam yemeği” ifadesinden ise toplu ilişkilere çağrı olduğu anlaşılmaktadır. Akşam yemeği, ailenin bir araya gelip her şeyini (üzüntüsünü, neşesini, yoksulluğunu, bolluğunu…) paylaştığı zaman ve ortamdır. Burada ki akşam yemeği, hem özel ilişkide hem Rab’bin sofrası da hem de kuzunun düğün şöleninde bulunmaktır.

7 MÜHÜR ( 2.BANT 4. VE 7. BÖLÜMLER

 

GİRİŞ:

 

Yedi kiliseye gönderilen mektuplardan sonra Vahiy kitabı’nın geri kalan 19 bölümü boyunca Kilise’den bir daha söz edilmiyor; uluslardan ve İsrail’den, Babil’den ve canavarlardan söz edilmekte ama Kilise’den söz edilmemektedir. Bunun iki açıklaması olabilir:

a. Kilise’den simgesel olarak söz ediliyor

b. Kilse dönemi geri de bırakılıp yeni bir dönem anlatıldığı için.

Bu yüzden bir açıklama yapmak gerekir. İncil Yahudileri, diğer ulusları, Kiliseyi oluşturan imanlıları birbirinden ayrı insan grupları olarak adlandırır (1.Korintliler 10:32). Vahiy Kitabı’nda da hem dünya tarihinden hem Kilise tarihinden, hem de Tanrı’nın tasarısında tekrar yer alan yeni bir İsrail ‘den söz ediyor (Bu İsrail’i bugünkü İsrail ile karıştırmayalım).

İncil’in müjdesi diğer uluslara açıklandığında henüz Eski Antlaşma’da gerçekleşmemiş İsrail’e yönelik birçok peygamberlik devam etmektedir. Ama İsrail reddedilmiş, yerine Kilise seçilmiştir. Ne oldu? Tanrı kendi sözünü yerine getirmiyor mu yoksa? Verdiği vaatleri unuttu mu ya da iptal mi etti? “Tanrı insan değil ki yalan söylesin, insan soyundan değil ki düşüncesini değiştirsin, O söylerde yapmaz mı? Ya da söz verir de yerine getirmez mi?

Bazı yorumcuların yaptığı gibi İsrail ile ilgili vaatler Kilise döneminde ruhsal olarak gerçekleşti deyip de es geçemeyiz, kesip atamayız. Mesih inancının sırf İncil’e değil Eski Antlaşma dahil bütün Kutsal Kitap’a dayandığını ve bütün yazıların aynı derecede Tanrı esini olduğunu unutamayız.

Diğer ulusların elçisi olup aynı zamanda Yahudi olan Pavlus Kilise ve İsrail ile ilgili bu bilmeceyi çözmek istedi ve Kutsal Ruh O’na cevap verdi.

Romalılar 11:25-26

Bu ayette üç halk grubu göze çarpıyor:

1. Şimdiki dönemde diğer uluslardan kurtulanlar Tanrı halkını oluşturur.

2. Bu dönemde iman eden Yahudiler de bu kapsama girer.

3. Diğer uluslardan iman edenlerin sayısı dolduğunda İsrail yine bir bütün olarak Tanrı Halkı konumuna ve kurtuluşa kavuşacaktır.

Vahiy’de ki Kilise ile Yeni İsrail’i, Tanrı Halkı başlığı adı altında toplayabiliriz. İmanlıyı imanlı olarak gösteren şey Tanrı’ya olan bağlılığıdır. Ne Kilise’yi batıyla, ne de yeni İsrail’i Siyonist hareketlerle karşılaştırmamak gerek. Gerçek iman soydan gelmiyor. Uyruğuna bakmaksızın doğrudan Tanrı’dan kişiye geliyor (Yuhanna 1:12-13).

Eski Antlaşma’da Tanrı Halkı İsrail idi. Buna İbrani inancını kabul edip İsrail vatandaşlığına geçenlerde dahildi. Yeni Antlaşma’da ise Tanrı Halkı Kilise’dir. Buna Mesih inancına bağlanan Yahudiler de dahil. Ama son günlerde, 7 yıllık sıkıntı döneminde sırf Kilise diyemeyeceğimiz, sırf İsrail diyemeyeceğimiz yeni bir Tanrı Halkı olacak. Ve yeni İsrail eski vaatleri miras alarak Daniel’in bahsettiği son hafta devreye girecek

Vahiy Kitabı’nda böyle bir yorumu neye dayanarak yapıyoruz? Tabi ki peygamberlik sözlerine dayalı olarak. Henüz bu peygamberlikler gerçekleşmediği için bunları anlamakta çok zorluk çekebiliriz. Kendi kendimize böyle bir şeyin olması mantıklı mı, mümkün mü? Diye sorabiliriz. Ama Kutsal Kitap diyor ki, “Tanrı için imkansız olan hiçbir şey yok ve Tanrı’nın düşüncesi insanınkinden üstündür.”

Tarih boyunca Tanrı’nın Halkı da peygamberlikler yerine gelmeden onları yorumlamakta ve anlamakta zorluk çekip durmuştur. Eğer İbrahim’in zamanında yaşasaydınız Tanrı’nın İbrahim’e vermiş olduğu vaadi nasıl yerine getireceğini tahmin edebilir miydiniz?

En büyük örnek İsa Mesih’tir. İsa Mesih’e dair birçok peygamberlik vardı Eski Antlaşma’da. Yahudiler bu peygamberlikleri çok iyi biliyorlardı, hatta ezberden söyleyebilirlerdi ama İsa’yı Mesih olarak tanıyan Yahudiler çok azdı. Henüz yerine getirilmemiş peygamberlikle karşılaştığımız zaman alçakgönüllü olmamız çok önemlidir. Tanrı ile karşılaştırıldığımız zaman ne kadar küçük olduğumuzu ve Tanrı’nın vaat ettiklerini nasıl yerine getireceğini kavrayamayacağımızı itiraf etmeliyiz.

İsrail ile ilgili henüz gerçekleşmemiş bu peygamberliklere baktığımız da bize mantıksız veya imkansız gelebilir ama Tanrı için öyle değildir. Tanrı İsrail’e ve bize verdiği tüm sözlerini ve vaatlerini gerçekleştirecektir. Ama ne zaman olacağını biz bilemeyiz.

Öğrencileri İsa’ya gelip son günler ne zaman olacak diye sorduklarında İsa onlara zamanı söylemedi ama dedi ki: “Göksel egemenliğin bu müjdesi tüm uluslara bir tanıklık olmak üzere bütün dünyada duyurulacak ve o zaman son gelecektir”(Matta 24:3,14). Ve yine Elçilerin İşleri 1:6-8’de öğrenciler İsa’ya şunu sordular: “Rab İsrail’e egemenliğini şimdi mi geri vereceksin?” İsa şu cevabı verdi: “Baba’nın kendi yetkisiyle belirlemiş olduğu zamanları ve tarihleri sizin bilmenize izin yoktur. Ama Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız, Yeruşalim’de, tüm Yahudiye’de ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız.

İsrail ile ilgili henüz gerçekleşmemiş peygamberlikler

Amos 9:11-15

Hoşeya 3:4-5

        Yeşaya 2:1-2 ve 11:9-1

  Yeremya 31:31-34

  Mika 4:1-2

Peygamberliklerin Kilise’den değil de ulus olan İsrail’den bahsettiğine dikkatinizi çekmek isterim. Pavlus’da Rab’bin İsrail’i tekrar kullanacağını İncil’de Romalılar 11:25-26’da söylüyor.

Geçen dersimizde çizelgemizin ilk bandını yani kiliselerle ilgili bölümüne bakarak Rab’bin hem o dönemde ki hem de şimdi bizim gibi topluluklara vermek istediği mesajlara kısaca değindik. Ve ikinci banda bir giriş yaptık ve bu banda giriş yaparken artık Kilisenin yeryüzünde olmadığını ve Selanikliler Mektubu’nda yazıldığı gibi göğe alındığını ifade ettik ve bundan sonra Tanrı’nın Kiliseyi değil ama yeni bir İsrail’i kullanacağını söyledik. Kutsal Kitap’a baktığımızda bunun olması gerektiğini görebiliyoruz. Çünkü henüz İsrail’le ilgili Kutsal Kitap’da ve Tanrı’nın verdiği vaatler arasında gerçekleşmemiş birçok peygamberlikler var ve Tanrı sözlerini ve vaatlerini gerçekleştiren bir Tanrı olduğu için bunları da gerçekleştirecektir, dedik ve şimdi ikinci bandımızı çalışmaya devam edelim.

Vahiy bölümünün yazılmasında ki amaç neydi? Dünya üzerine gelecek son felaketleri anlatmak mı? Hayır tarih boyunca imanlılar zaten bir çok sıkıntı yaşamış ve hala yaşamaktalar. Birçokları imanı uğruna canını bile vermiştir. Vahiy bölümü hesap gününü anlatır. Ama kitap boyunca en önemli konu asıl zaferimizin gökte olduğu gösterilmektedir. 4. ve 5. bölümler tarihi bir kenara bırakıp göksel tahtı gösteriyor. Yaşanan bunca acılara rağmen Taht etrafındaki imanlıların sürekli tapınma yaşamına girdiklerini görüyoruz. Yuhanna “Gökte açık bir kapı gördüm ve ruhun beni yönetimine almasıyla” diyerek göklere çağırıldığını söylüyor.

Esinleme bölümüne baktığımızda Yuhanna Ruh’un denetiminde göğe çıktığı zaman müthiş görkemli bir taht görüyor. Ve bu tahtta oturan yüceler yücesi Tanrı’yı görüyor. Hamdolsun Tanrımız “Taht”tadır. Güçlü bir Kral olarak duruyor. Dünyadaki yönetim sistemlerine baktığımızda devlet başkanları, başbakanlar, yöneticiler sık sık değişiyor. Tarihe baktığımızda da krallıkların sık sık değiştiğini görebilmekteyiz. Birisi tahttan iniyor hiç zaman kaybetmeden başka birisi geçiyor ve daima farklı kişiler yönetiyor. Ama hamdolsun sevinebiliriz çünkü göklerin egemenliği yani Tanrı’nın Krallığı böyle değildir. O daima güçlü bir Kral olarak tahttadır ve sonsuzluklar boyunca orada olacaktır. O’nun Krallığı geçici değildir sonsuza dek kalıcıdır. Her şeye egemendir ve tahtta oturur.

Amerika’ya yapılan saldırı herkes için büyük bir sürpriz oldu. Yaşanan şeyler CIA için FBI için MİT için sürpriz olabilir ama Tanrı’ya sürpriz olmaz. Tanrı’nın bilmediği hiçbir şey yoktur. O her şeyi bilir neler olup bittiğini ve neler olacağını bilir, geçmişi de geleceği de görür, sadece yaşanan olayları değil belirli planları değil her şeyi bilir, seni de beni de içten bilir.

Vahiy 4:1

İsa’nın öğrencisi Yuhanna buradan uzak olmayan Patmos Adası’ndaydı. Kendi ülkesi Filistin’den sürgündeydi. Yeni bir kültür, yeni bir halk, yeni bir dil… Her şey yeniydi onun için. Eve geri dönüş yolu tamamen kapalıydı. Belki de hayatı boyunca orada kalacaktı ama sonradan Efes’e gittiğini biliyoruz ve bu sürgün yerinde geçirecekti bundan sonraki hayatını. Ailesini, arkadaşlarını, akrabalarını getirecek yol tamamen kapalıydı. Sanki bütün yer kapılarını ona kapatmıştı. Ve bundan sonra diyor ki: “Bundan sonra gökte açık duran bir kapı gördüm.” Şükrediyorum yeryüzü bizlere kapılarını kapattığı zaman, insanlar bizlere kapılarını kapattığı zaman gökyüzünde bizim için açık olan bir kapı var.

Eğer hayatında, yeryüzünün kapılarının birçok noktada sana kapalı olduğunu hissediyorsan bunu hatırlatırım sana, İsa Mesih’in vasıtasıyla kapıdan giren herkes için gökteki kapı açık. Daha önce duymadığı bir ses olan bu ses için “İşittiğim ses.” Diyor Yuhanna. Aynı şekilde bu günde dünyada birçok ses var. Bize verilen birçok öğütler var bugün. Ama İsa Mesih dedi: “Ben koyunlarımı tanırım, koyunlarım da benim sesimi tanırlar.” Özellikle bu zaman da, bugün de herkesin söyleyeceği bir şeyleri var. Fakat duyalım, işitmeye çalışalım Tanrı ne diyor? Bu günlerde Rab İsa’nın sözü ne diyor? Duymamız gereken söz budur. Ve insanların duyması gereken söz de budur. O ses ne diyor? “Gel diyor yakında olacak şeyleri sana göstereyim.

Bugün dünyada neler oluyorsa olsun unutmayın ki Mesih’in Krallığının sonu olmayacak Rab’bimizin Krallığı sonsuzluklar boyuncadır ve Rab İsa her zaman Oradan yönetecek. Çünkü İsa her şeye egemen Rab’dir. İsa Mesih’i tanıyanlar, yaşamlarını ona verenler onunla birlikte sonsuzluk boyunca egemenlik sürecekler. Daha çok yukarıya çıkmamız gerekiyor, Tanrı ile daha çok zaman geçirmemiz lazım. İnsanların sesini duymaktansa Tanrının sesini duymaya ihtiyacımız var. “Gel çık yukarıya” ilginç olan şu ki Rab Yuhanna’ya çık buraya deyince Yuhanna diyor ki: “Aniden ruhta oldum.” Eğer Rab senden bir şey isterse Kutsal Ruh vasıtasıyla o şeyi yapman için sana güçte verecektir. Bu kitap hayatımızı Tanrı’ya adayınca Tanrı’nın bizim aracılığımızla neler yapacağını gösterir. Bu kitap her, “Ya Rab isteğin olsun.” Dediğimizde bize bu gücü sağlayacaktır. Evet Rab seni daha çok tanımak istiyorum

4. ve 5. bölümlerde “Taht” kelimesi 17 defa geçmektedir. Burası “Göksel Tapınak”ın en kutsal yeridir. Öyle ki Vahiy, tarihin yönlendirdiği doruğu, Eski Antlaşma’da ki tapınağın avlusundan en kutsal yere kadar uzanan bir yol olarak gösterir.Yani dünya sahnesinden cennete kadar uzanmaktadır

Dünya bize haksızlık edebilir ama gün gelecek ki Rab bunların hesabını soracak. Rab bizleri hiçbir zaman unutmaz. Bu yüzden göklerde görkemli bir tapınma görebiliriz. Bizim yaşadığımız değişken olaylara bağlı değildir. Üç ana temele bağlıdır ve bu bize günlük kişisel tapınmamızın ya da Kilise’nin toplu tapınmasının ne gibi temellere bağlı olması gerektiğini göstermektedir. Bu üç ana temele bakmadan 4. bölümdeki göksel sahneyi biraz inceleyelim.

Taht : Tahtın Tanrı’nın olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Bu tahtın görünüşü nasıl? “Tahtta oturanın yeşim ve kırmızı akik taşına benzer bir görünüşü vardı.” Eski Antlaşma’da ki kahinler tapınağın en kutsal yerine giderken böyle değerli taşlardan oluşan bir göğüslük takarlardı. Bunlar Rab’bin kutsallığını, paklığını ve görkemini simgelemekteydi. Buradaki taşlardan birisi billur gibi diğeri ise kırmızıdır. Bir taraftan Rab’bin kutsallığı diğer taraftan da O’nun günah üzerindeki gazabı ve yargısı simgelenmektedir.

Taht bir yargı kürsüsüdür. Ama bu tahtın etrafında onu çevreleyen bir gökkuşağı var. Gökkuşağı Kutsal Kitabımızın başka neresinde görebiliyoruz, hatırlıyor musunuz? Nuh tufanında. Tanrı tufanla insanları yargıladı ama Nuh ve ailesiyle bir antlaşma yaptı. Bir daha dünyayı böyle bir tufanla yok etmeyeceğine söz verdi ve bu antlaşmaya sadık kalacağına dair işaret olarak gökkuşağını gösterdi. Burada aslında Rab ne anlatıyor? “Ben vaatlerime sadık kalırım.” Demek istiyor. Yönetimi simgeleyen taht etrafında önce onun sadakatini görüyoruz.

Tahtın Etrafındaki 24 Ayrı Taht : Bu tahtların üzerinde oturan 24 ihtiyar İsrail’in 12 oymağı ve Kilise’nin temeli olan 12 elçisidir. Böylece bütün çağlardan Tanrı halkının temsilcileri sürekli tahtın önünde durmaktadırlar. Onlar bir şekilde Göksel Tahtın yetkisine paydaştırlar. Bu 24 ihtiyar, beyaz giysilerle, Tanrı’nın bizlere Mesih göğe alındıktan sonra Kutsal Ruh’u aracılığıyla verdiği doğruluk yaşamının simgesidir. Bu doğruluğu biz kendimiz bulamayız. Mesih’i giyinmekle kazanabiliriz. Galatyalılar 3:25-28.

Şimşekler, Uğultular ve Gök Gürlemeleri : Vahiy kitabı boyunca sık sık karşınıza çıkar (8:5, 10:3, 11:19, 16:18) ve bu olaylar son fırtınanın yaklaştığını haber verirler. Ve bunlar tahttan çıkıyorlar. Hatırlarsanız Vahiyde video bandı başa sarılıp olaylar farklı açılardan birkaç defa gösterilir demiştik. Ama her seferinde bakış açısı değişir, derinlik artar ve olaylar daha büyük şiddet kazanır. Tıpkı doğum sancılarında olduğu gibi giderek sıklaşır ve acısı artar. Zaten bunu İsa Mesih’in kendisi de öğrencilerine söylemişti. Matta 24:3-8. Savaşlar, afetler, salgın hastalıklar, depremler sıklaşır ve şiddet kazanır. İşte bu şimşekler, uğultular ve gök gürlemeleri video bandının tekrar başa sarıldığını gösterir.

Cam Deniz : Buradaki cam denizinin vahiy 15:2’ye baktığınızda zafer kazanan imanlılar olduğunu görüyoruz. Özellikle bu müjde uğruna ölüp zafer kazananları simgeliyor. Doğan güneşin bütün görkemini yansıtan deniz gibi taht üzerindekinin görkemini yansıtanlarda öyledir. Çünkü Mesih imanlıları, geçirdikleri durumlar her ne olursa olsun, yaşayışlarında ayna gibi Tanrı’nın görkemini yansıtmaya çağırıldılar

Yaratıklar : Tahtın önünde, Daniel peygamberinde görümünde olduğu gibi burada da değişik hayvanlara benzeyen yaratıklar görüyoruz. Bu benzetmelerin hepsinin bir anlamı vardır. Aslan, yetkiyi; dana, gücü; kartal, yüceliği; insan yüzü ise aklı simgeliyor. Ve bu yaratıkların keruvlar olduğunu söylüyor

Ruhsal dünyada melekler arasında bir rütbe, bir farklılık olduğunu daha önce söylemiştik ve hepsinin farklı hizmetleri olduğunu da dile getirmiştik. İşte bu keruvlar tahtın ve yasanın bekçiliğini, serraflar Rab’bin görkemi ve kutsallığının bekçiliğini yaparken diğer melekler ise hem bize hem de bütün yaratılışa hizmet etmek için görevli melekler oluyor. Tabi ki bütün bu melekleri yönlendirmek ve yönetmek için ise baş melekler var. Bunlardan sadece iki tanesini Kutsal Kitap bize söylüyor. Birisi Mikail diğeri ise İsrail’in meleği. Ve bütün Kutsal Kitaba baktığımızda bir de Cebrail meleğinin ismini görüyoruz. Başka bir melek ismini görmüyoruz. Neden görmüyoruz? Çünkü Tanrı ilgimizi meleklere değil, kendisine çekmemizi istiyor.

Ama çevremizde o kadar insan var ki ilgisini bu alana yönlendirmiş, hep yeni yeni şeyler ortaya çıkartarak insanları yoldan saptırıp ayartıyorlar. Ayrıca çevremizdeki inançlara da baktığımızda farklı farklı melek isimleri görmekte mümkün oluyor. İslam inancında Azrail, İsrafil, Münkar ve Nakir adlı meleklerden bahsederken Mormonlar ise Moroni meleğinden bahsediyorlar. Ama bunlar bizim Kutsal Kitabımızla hiç uyuşmayan öğretişler ve melek isimleridir. İnsanlar bu yeni çağda reenkarnasyona doğru yönelirken yeni yenide melek isimleri ortaya çıkarıyorlar ( vurail meleği örneği ).

Konumuz değil ama yinede kısaca bahsetmek istiyorum, bizler ruhsal alemi bilmediğimiz için bazen yanlış düşüncelere kapılıyoruz ve ruhsal yaratıkları aşırı yüceltiyoruz ve onları yanlış tanıyoruz. Ama şunu bilmeliyiz ki onların yetkileri sınırlıdır yetkilerinin dışına çıkamazlar; çıktıkları zaman aynı Lusifer gibi ve diğer düşmüş melekler gibi düşerek cezalandırılırlar. Melekler geleceği bilmez, hatta biz bir şey söylemedikçe veya dudaklarımızı kıpırdatmadıkça onlar bizim ne düşündüğümüzü anlayamazlar bile.

Vahiy bölümüne baktığımızda canavarlarla karşılaşıyoruz bunlar kötülüğü yani şeytanı ve düşmüş melekleri temsil ediyor ve bu canavarlarla Tanrının melekleri daima savaş halindeler. Nasıl savaşırlar? Tahtın etrafında tapınarak Rab’bin görkemini korur ve karanlığın güçlerine karşı zafer kazanırlar. Rab’bin sadakatine tanıklık ederler ve onun halkına hizmet edip onları korurlar. Tanrının yasalarını bildirip kararlarını da uygularlar. Dualara verilen cevapları imanlılara ulaştırırlar ve onları güçlendirirler. En önemlisi ise Rab’be tapınırlar.

Vahiy 4:8-11 bütün yaratıklar Rab’bin önünde ona tapınıyorlar. Göklerdeki tapınma üç temele dayanıyor. 4. bölümün son ayetlerinde ilk ikisini görebiliyoruz. 5. bölümde ise üçüncüsünü görebiliyoruz ve bu bizim yeryüzündeki tapınmalarımızda göksel tapınmanın bir yansıması olmalıdır. İbadetlerimiz, tapınmalarımız göksel aslına ne kadar benziyor? Bizim tapınmalarımız da bu üç ana temele dayanmalıdır. Nedir bu temeller?

1. Kutsal Kutsal Kutsaldır : Sözleri ile başlayan tapınmaya “Var olmuş, var olan ve var olacak olan gücü her şeye yeten Rab Tanrı” sözleri ekleniliyor. Rab’be her şeyden önce niçin tapınmalıyız? O’nun kutsallığı ve varlığı için yani karakterleri ve yetkileri için. O kutsal ve güçlüdür, bunun için ona tapınmalıyız. O adildir, sevgidir, merhametlidir aynı zamanda da öç alandır. Ne yazık ki bazen biz imanlıların tapınışı çoğu zaman şu bereket için sana teşekkür ederim sözlerine indirgenir. Halbuki Tanrı’nın özü, varlığı, nitelikleri, güvenilirliği ve tüm erdemleri için tapınmamız gerekir.

Bu göksel tapınmaya baktığımız zaman kutsalların ve ihtiyarların tapınmada taçlarını çıkararak Tanrı’nın önüne attıkları görüyoruz. Taçlar imanlıların aldıkları ödülleri ve yetkileri simgeler. Sahip olduğumuz her şeyi Tanrı’dan aldık. Bu yüzden ondan hiçbir şey almamış, kendimiz kazanmışız gibi övünemeyiz. Ödüllerin en büyüğü ve yetkilerin en güçlüsü bunların hepsini Rab’be geri vermektir. Bunları tahtın önüne sermektir. “Rab bunları ben değil sen yaptın, hepsi senin gücünle oldu, bu yüzden bu taçlara ben değil sen layıksın, çünkü kazanan sensin demeliyiz.” Bundan daha büyük bir mutluluk ne olabilir ki? Her şeyi Rab yapar, O’nun gücü yapar. Bu yüzden O’na alçakgönüllülükle tapınmamız gereklidir. İşte tapınmanın alçakgönüllülükle sunulan gerçek kimliği budur. Çünkü Rab içimizde, aramızda ve üzerimizde güçlü olur.

2. Tapınmamızın İkinci Temeli : “Rab’bimiz ve Tanrımız, yüceliği, saygıyı ve gücü almaya layıksın.” Rab bu övgüleri kimsenin ağzından zorla alamaz. Gönüllü övgülerimizle O’nun haklarını tanımamızı bekler. Nitekim kendisi buna layıktır. Gerçekten de bu nitelikleri hak eder çünkü hiç kimse, hiçbir şey kendisinden üstün değildir. Övgülerimiz, bereketleri karşısında Rab’bin bizden beklediği tek karşılıktır

24 ihtiyar ne diyor; çünkü her şeyi sen yarattın hepsi senin isteğinle yaratılıp var oldu diyorlar. Yani Rab’bi, yarattıkları ve yaptıkları için överiz. Dünyayı ve bizleri yarattı. O’nun bir tasarısı bir planı var. Bunun için de ona övgüler sunarız.

Sonuç olarak tapınmamızın iki temel odağını gördük:

 1. Rab’bi O’nun karakterleri ve yetkilerinden ötürü;

2. Yaratıcılığı ve sonsuz tasarısından dolayı övmek

Tapınmamızın üçüncü bir temeli daha var ki bunu 5. bölümde göreceğiz.

Geçen dersimizde Vahiy 4. bölüme baktık. Yuhanna’nın yeryüzündeki sahneden alınarak gökyüzünde tanık olduğu olayları biraz inceleyerek bazı simgeleri açıklamaya çalıştık. Geçen dersimizin en önemli konusunun “Taht” olduğunu gördük ve tahtta “Kuzu”nun, yani Tanrımız İsa Mesih’in oturduğunu ve herkesin O’na tapınarak yücelik sunduğunu gördük. Önemli olarak Tanrı’ya olan tapınmalarımızın üç ana temele dayandığından bahsettik. Bunlardan birincisi, kutsallığı ve karakterlerinden dolayı dedik, göklerde bütün varlıkların Tanrı’yı bu şekilde övdüğünü söyledik ama bir şey daha eklemek istiyorum bu göksel tapınmaya baktığımız zaman kutsalların ve ihtiyarların tapınmada taçlarını çıkararak Tanrı’nın önüne attıkları görüyoruz. Taçlar imanlıların aldıkları ödülleri ve yetkileri simgeler. Sahip olduğumuz her şeyi Tanrı’dan aldık. Bu yüzden O’ndan hiçbir şey almamış gibi övünemeyiz. Ödüllerin en büyüğü ve yetkilerin en güçlüsü bunların hepsini Rab’be geri vermektir. Bunları tahtın önüne sermektir. “Rab bunları ben değil sen yaptın, hepsi senin gücünle oldu. Bu yüzden bu taçlara ben değil sen layıksın, çünkü kazanan sensin.” Demeliyiz. Bundan daha büyük bir mutluluk ne olabilir ki? İşte tapınmanın alçakgönüllülükle sunulanı ve gerçek tapınmanın kimliği budur. Her şeyi Rab yapar, O’nun gücü yapar. Bu yüzden O’na alçakgönüllülükle tapınmamız gereklidir. Böylece Rab içimizde, aramızda ve üzerimizde güçlü olur. İkincisi, tapınmamızın yaratılışın işlerinden dolayı olduğunu dile getirdik. Bugün Vahiy 5. bölümde de Rab’be tapınmamızın üçüncü nedenini göreceğiz.

Vahiy 5. bölüme baktığımızda bütün ilgi tahtta oturanın sağ elindeki “Tomar”ın üzerine odaklanır. Tomar, Tanrı’nın sağ elindedir. Tanrı’nın sağ eli gücünün ve yetkisinin simgesidir. 6. bölümde mühürlerin açılışına tanık olacağız. Mühürler açılınca tarihi belirleyen bazı olayların cereyan ettiğini görüyoruz. Buna göre iki tarafı da yazılmış ve 7 mühürle mühürlenmiş tomar neyi simgeliyor?

Mühürlere niçin kullanılır? Bir yere, bir mala, bir mektuba mühür vurulduğu zaman yetkili kişiden ve makamdan başkası onu açamaz. Mühür söz konusu malın ve belgenin mührün sahibine ait olduğunu vurgular. Eski zamanlarda kral bir fermana mühür bastığında fermanın kimse tarafından değiştirilmemesi, mutlaka emrin yerine gelmesi şarttır. Burada ki mühürü Tanrı’dan başkası açamaz.

Burada ve özellikle 6. bölümde göreceğimiz gibi Tanrı, mühürler simgesi ile karşımıza tarihin sahibi olarak çıkmaktadır. Yuhanna’nın burada bahsettiği tomarlar Yaşam Kitabı’nı simgeliyor. Tomarın açılması, boğazlanmış kuzunun ölümü ve dirilişine bağladır. İsa’nın ölümü iki yönden bir etki yaratır. İman edenleri kurtarır, iman etmeyenleri ve reddedenleri de Mesih’in ölümünden suçlu bulup yargılar.

Çizelgemize baktığımızda kuzu yani İsa Mesih’in ölümü ve dirilişinin ardından ne oluyor? Mühürler açılmaya başlıyor ve tarihte ki olaylar gerçekleşiyor. Çizelgemizin de gösterdiği gibi 7 yıllık sıkıntı dönemine girer girmez yani Kilise göğe alındığında 5. mühürün açıldığını görüyoruz.

Bütün yaratışta tomarı açıp içine bakabilecek kimse yoktu. Çünkü buna layık olmak gerekmektedir. Ama ne gökte yani melekler arasında ne de yeryüzünde insanlar arasında ne de yeraltında ölüler arasında buna layık kimse yoktur. Yaratılanlar arasında bunu yapabilen birinin olması için Tanrı kadar kutsal olması gerekirdi. Kutsal Kitap diyor ki: “Doğru olan kimse yok, bir kişi bile yoktur. İyilik eden de yok, bir kişi bile yoktur.” (Romalılar 3:10-12)

Bunu anladığımızda insanların kendi çabalarıyla, kendi gayretleriyle, dini etkinlikleriyle veya iyi işlerle yani sevaplarıyla cenneti hak edebileceklerini düşünmeleri ne kadar garip kaçıyor, değil mi? “Çünkü başka hiç kimse de kurtuluş yoktur. Bu göğün altında, insanlara bağışlanmış bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.” (Elçilerin İşleri 4:12). Hiç kimsenin Tanrı katında dini gereklerini yerine getirerek aklanamayacağını başka hiçbir ifade Vahiy’in şu sözü kadar net bir dille ortaya koymamıştır.

Vahiy 5:3-4.

İlkin Yuhanna’ya baktığımızda tomarları açmaya layık biri ortaya çıkmayınca Yuhanna ağladığını söylüyor ama daha sonra Kuzu’nun layık olduğunu görüyoruz. Kuzunun tomarı açıp içine bakabilmesi son derece önemli bir mesaj vermektedir. Mesih İsa’nın çarmıhta ölmesi insanlara sunulan bir alternatif yol değildir, tek yoldur. Kan dökülmeksizin günah için bağışlanma olmaz ve bu kan kutsal birinden olmadan bütün insanlar için evrensel bir kurtuluş asla söz konusu olamaz.

İsa çarmıhta ölmesiydi kurtuluş, Tanrısal plan, sonsuz yaşam, cennet diye bir şey olmayacaktı ve tarih diye de bir şey olmayacaktı. İlk günahın işlendiği anda Tanrı’nın adil yargısıyla Evrende ve Dünyada bütün yaşayanlar yok olacaktı. Böyle bir düşünce karşısında kim ağlamaz. Ne var ki Kuzu, dünyanın kuruluşundan beri galip gelmiştir. Boğazlanmış kuzu tarihe varlık veren anahtardır. Kuzu boğazlandığı için tarih vardır. Bir sayfanın ortadan ikiye katlanması gibi İsa’dan önce ve İsa’dan sonra diye tarih çarmıhta ikiye bölünüyor.Daha önce tapınmamızın iki temeli olduğunu söylemiştik şimdi üçüncü temele geldik.

3. Tapınmamızın Üçüncü Temeli : Üçüncü temel, Vahiy 5:10 ayetine baktığımızda Kuzu’nun kazandığı zaferden dolayı yani Tanrı’nın sağladığı kurtarış yüzünden O’nu övmeliyiz. Biz sonsuzluklar boyunca bütün melekler ve kutsal varlıklarla birlikte gece gündüz Tanrı’ya ve Kuzu’ya bu sağladığı kurtuluş için tapınacağız. Halimiz orada yani cennette mükemmelken bile kurtuluş için şükretmeye ihtiyacımız varsa bu dünyada ne kadar daha çok şükretmeliyiz. Şükretmek dünyada kaldığımız sürece bütün dertlerimize ilaç, bütün ihtiyaçlarımıza kaynak ve bütün ruhsal yaşamımıza güç katacaktır

6. BÖLÜM :

6. bölüme baktığımızda artık mühürler açılıyor. Vahiy’in dramatik bölümü burada başlıyor. Mühürlerden ilk dördü dünya tarihinde yer alan doğal olayları anlatır, son üçü son günler ile ilgili bazı alametleri ve yargıları sahneye getirir. İlk dördünde olaylar yeryüzünde geçer, son üçünde ise göklerde geçer.

İlk dört mühür açılınca değişik renklerde atlara binmiş dört atlı çıkıyor. Atlar tarihte etkin birer dünyasal gücü simgelemektedir. Her dünyasal gücün arkasında duran kötülüğün ruhsal güçleri onu etkisi altına almaya çalışır. Bunu anlatan ayetlere derinlemesine baktığımızda bütün bu ruhsal güçleri denetleyen güç keruvlar aracılığıyla Kuzu’nu kendisidir. Böylece bir kes daha kötülüğün orduları olsun dünyasal iktidarlar olsun yönetimleri denetleyen ve onlar karşılık veren birer Tanrı yetkilisi olduğunu görüyoruz.

Vahiy 6: 1-8 ayetleri arasında dört tane at görüyoruz:

Birinci At : Yeryüzündeki imparatorluk, krallık ve egemenlikleri simgeliyor. Geçen dersimizde yeryüzündeki krallıkların geçici olduğunu söylemiştik. Biri kuruluyor biri yıkılıyor. Zaten tarihe baktığımızda bunu bir çok örneklerini görebiliyoruz. Babil İmparatorluğu vardı, Farslar gelip onu yendi. Daha sonra Roma bunları ele geçirdi. Ondan sonra Hunlar, Bizanslılar, Osmanlılar, İngilizler hep aynı çizgiyi izlediler. Bir imparatorluk kurdular sonunda başka biri tarafında alt edildiler. Çünkü bu imparatorluklar neyin gücüyle ayakta duruyorlar, güzelliğin, sevginin ve adaletiyle mi ayakta duruyorlar? Hayır, silahla, kılıçla ayakta duruyorlar. Zaten bu yüzden yıkılıyorlar. Çünkü İsa, Matta 26:52’de şöyle diyor: “Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek.” O zaman Mesih’in yeryüzünde kurmak istediği egemenlik nasıl olacaktır? Yeşaya 2:4-5. Bu yüzden Yahudiler Mesih’i anlamadılar. Onlar dünyasal bir krallık beklediler ve bu yüzden kabul etmediler.

İkinci At : İkinci atın rengi kızıl renktir yani savaş rengi. “Barışı kaldırma yetkisi ona verildi.” Diyor ayet. Her ne kadar bu savaşlarda imanlılar acı çekse de ne var ki bu bile Tanrı’nın tasarısı dahilindedir. Kızıl atlının yetkisi kendisinden gelmiyor, kendisi de elinde tutamıyor. Yetkisi, Platus’a “Sana gökten verilmemiş olsaydı, hiçbir yetkin olmazdı.” Diyen aynı kişiden geliyor (Yuhanna 19:11) yani İsa Mesih’ten.

Üçüncü At : Bütün bu yaşanan savaşlar ve olayların sonunda ortaya çıkan kıtlık ve açlığı simgeliyor.

Dördüncü At : Dördüncü at ölümün renginde olup ilk üçünün özeti ve toplamıdır. Bütün bu savaşlara ve kıtlıklara bir de veba, AIDS, ebola gibi hastalıklarda ekleniyor ve bunlar Tanrı’nın yargısıdır. İsa bu yargıyı anlatırken neler söyledi? Matta 24.7-8. Vahiy kitabı’nda doğum sancılarından sürekli bahsediyor. Daha önce söylediğimiz gibi bu doğum sancılarının özelliği neydi? Sancı devamlı sürmeyen bir ağrıdır. Aralıklarla gelir, zaman geçtikçe sıklaşır, yoğunlaşarak artar. Hem daha kısa aralıklarla hem de daha şiddetli bir acıyla gelir korkulacak derecede

Baktığımızda tarihe dünya kendi kendini yönetirken her şey daha iyiye gideceğine daha kötüye gidiyor. Örnek: 17.yy.da, Orta Avrupa’nın yüzyıllık savaşında toplam 1.000.000 insan ölmüştür, Hiroşima ve Nagazaki’de bir günde 45.000’e yakın insan öldü

Tanrı’nın kontrolünde gelişen bütün bu savaşlar ve egemenlikler ve sıkıntılar içersinde tarih boyunca imanlıların durumu nasıldı? Buna 5.mühür açıldığında cevap buluyoruz. Vahiy 6:9-11. 5. mühür açıldığında inançları uğruna ölen imanlıları görüyoruz. Bunlar sunağın altındadırlar. Eski Ahitteki kurban sisteminde kan sunağın ayağına dökülürdü (Levililer 4:7). Böylece bunların bir kurban niteliğinde olduklarını görebiliyoruz. Bunlara birer beyaz kaftan veriliyor; kaftan, İsa’nın kutsallığı ve doğruluğudur. Bu kutsallar Tanrı’ya dua ederek “Ne zaman dökülen kanın intikamını alıp, adaleti sağlayacaksın.” Diyorlar. Onlarda biliyorlar ki her şey Tanrı’nın elinde.

Altıncı Mühür : Böylece 6. mühüre geldik. İlk dört mühür tarihi anlattı; 5. mühür, bizi ölmüş olup Tanrı’nın adil yargısını bekleyen imanlılara götürdü. Şimdiyse 6. mühür de gelecek olan olaylar anlatılmaya başlıyor. Çizelgede de gördüğümüz gibi 6. mühür büyük sıkıntı dönemine açılış yapıyor ve imanlıların cennette teselli edilecekleri sona kadar uzanıyor. Böylece ilk dört mühür günümüz dahil şimdiki çağı anlatıyor. 5.’de bir an için tarih sahnesinden çekiliriz, 6.’da ise son günler başlar. Son günler nasıl olacak? Bunu Yoel peygamber net bir görüntü ile çiziyor. Yoel 2:28-32. Yoel: “Kızlarınız, oğullarınız…” derken kime sesleniyor? İsrailoğullarına. Bu ayetler yeni İsrail’i gündeme getiriyor. Tanrı, İsrail üzerine ruhunu yeniden dökecek, ondan sonra bu göksel belirtiler meydana gelecek.

Dünya üzerine evrensel bir yargı geliyor. Daha önceleri Nuh’un günlerinde de bu böyle olmuştu. Ama şimdi gökler eriyip yok olacak. 2.Petrus 3:10-13. Dünyayı ve insan tarihini bekleyen son budur. Öyle ki Tanrı Adaleti’nin barınacağı yeni gökler ve yeni yeryüzü yaratılsın.

Dünya şiddetini imanlılara gösterirse dünyanın Kuzu’dan göreceği gazap hiç de aşağı kalmaz bu yüzden ümitsizliğe kapılmayalım. Biz kendimiz hiçbir durumda öç almayalım. Dünya, imanlıları hep ezmiştir. İmanlılar, mağaralarda ve dağların kayaları arasında çok kes saklanmıştır, Kapadokya buna iyi bir tanıktır. Şimdiyse dünya büyüklerinin mağara ve dağların kayaları arasında saklanacakları gün yaklaştı. Şimdi dünyanın güçleri ezilecek ve dünya, imanlıların aslında Tanrı’nın gücü olduklarını anlayacak. Çünkü onlar dualarıyla dünyanın yargısını belirliyorlar.

7. BÖLÜM :

 

7.bölüme baktığımızda 7.mühür açılmadan önce birkaç konu işleniyor, İsrail’den 144.000 kişinin mühürlenmesi ve göklerde tapınan sayısız kalabalık. Vahiy 7. bölüm 1:8’e kadar anlatılan ayetlere kadar anlatılan 144.000 kişi daha öncede söylediğimiz gibi 7 yıllık büyük sıkıntı dönemi içersinde Rab’bin müjdesini dünyanın dört bir yanına duyurmak için görevlendirilmiş kişilerdir. Bunların mühürlendiğini görüyoruz. Mühür, Kutsal Ruh’tur.

Yuhanna 144.000’yi gördükten sonra ve onların ne yaptıklarını anlattıktan sonra ne görüyor? Vahiy 7:9-12. Birden 9.ayette sahne değişiyor ve tahttın önünde Tanrı’ya tapınan imanlıları ve melekleri anlatıyor ve hepsi Tanrı’ya tapınıyorlar. Yuhanna dikkatimizi burada başka önemli bir şeye daha çekiyor. Kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir topluluğun Tanrı’ya tapındığını söylüyor. Burada cennetin çok kalabalık olduğunu görüyoruz. Bazı inançlara göre cehennem insanlarla dolsun diye yaratılmıştır. Bizim inancımız da ise tam tersi… Cennet insanlarla dolsun diye yaratılmıştır. Cehennem bir kere insan için değil Şeytan ve yardakçıları için düzenlenmiştir. Ama onun peşinden gidenler İblis ile aynı sonu paylaşacaklardır. Ama Vahiy’in buradaki haberi bambaşkadır. Burada inanılmaz bir güzel haber görüyoruz, kurtulanların sayısı kimsenin saymayacağı kadar büyüktür.

Tarihte açılan her yeni aşama için göksel sahnede yapılan hazırlıklar veya verilen tepkiler nedir? Tapınma, tapınma, tapınma! Bizler de Vahiy’in vermek istediği bu ders doğrultusunda her durumda ve her koşulda tapınmayı öğreniyoruz

Rab’bin yanına gittiğimizde en heyecanlı görevimiz, uğraşımız ve eğlencemiz O’na tapınmak olacaktır. Ve şimdiden burada topluluk olarak bunun tadını almaya başlıyoruz. Bu yüzden kilseler olarak tapınıyoruz ve Rab’bi yüceltiyoruz

7 BOROZAN ( 3.BANT 8 VE 11. BÖLÜMLER )

GİRİŞ :

 

En son yaptığımız Vahiy dersimizde çizelgemizde bulunan ikinci bandımızı bitirmiştik. Bu ikinci bantta kısaca neler gördüğümüzün bir özetini yapmak istiyorum. İkinci bandımız Vahiy kitabındaki 4.ve 7. bölümler arasında geçen mühürlerden bahsediyor demiştik. Hatırlarsanız bu mühürlerin hepsi bize bazı olayları simgesel olarak gösteriyordu. Şemada da gördüğümüz gibi mühürler İsa Mesih’in çarmıha gerilmesiyle açılmaya başladı.

Şimdiye kadar kaç tane mühür açıldı tam olarak bilinmiyor ama bildiğimiz bir şey varsa oda İsa Mesih’in gelip Kiliseyi yani kendine ait olanları göğe alacağı döneme kadar geçen zaman içerisinde beş tane mühür açılmış olacak. Bu mühürlerin her biri bir şeyi simgeliyor dedik. 1.mühür, Fatihleri; 2.mühür, savaşları; 3.mühür, kıtlıkları; 4.mühür, ölümü ve 5.mühürde, şehitlerin zaferini yani İsa’nın Kiliseyi yanına almasını simgeliyor dedik. 6.mühür ise yani henüz açılmamış olan mühür yedi yıllık büyük sıkıntı dönemine geçişi gösteriyor. Bu dönem içerisinde Kilise’nin Rab’bin yanında olduğunu, yeryüzünde ise 144 bin kişinin Rab’bin müjdesini duyurmak için görevlendirildiğini söyledik ve orada noktayı koymuştuk ve bu dersimizde kaldığımız yerden devam edeceğiz ve üçüncü bandımıza giriş yapacağız. Üçüncü bandımız Vahiy 8 ve 11. bölümler arasında geçen olayları bize anlatıyor. Nedir bu olaylar ? Şimdi bunlara bir bakalım.

Şemada da gördüğümüz gibi yedinci mühür henüz açılmamıştı. Daha önceki bant İsa’nın ölümüyle birinci mühürün açılışı ile başlıyor ve sıkıntı dönemindeki altıncı mühürle sona eriyor. Bu banda baktığımızda Yuhanna, anlatımı yeniden topluyor yani video bandımız başa sarılıyor ve yedinci mühürün açılışı ile birlikte sırayla çaldığını görüyoruz.

Mühürler bizi biraz tarih içinde, birazda büyük sıkıntı dönemi içerisinde gezdirse de borazanlar tamamen son günlere ait olayları sahneye koyar. Böylece mühürler doğumun ilk sancısı oluyorsa borazanlar da doğumun gelişini çabuklaştıran son sancılardır. Önümüzdeki bölümlerde de göreceğimiz gibi borazanlar afetlerle geliyor ve bize Tanrı’nın yargı belalarını anlatıyor. Bu kısımda göksel uyarılar başlığı altında çalınan borazanlara tanık olurken 8 ve 9. bölümlerde dünyayı sarsan felaketleri, 10 ve 11. bölümlerde de dünyayı uyaran iki peygamberi göreceğiz.

İncil’in Vahiy Bölümü’nün Yorumlarından Biri

Ramazan Arıkan

Pastör

Bölüm II

Borazanlar ve Yargı Belaları ( Vahiy 8. Bölüm )

8. bölümün birinci ayetini okuduğumuzda 7. mühürün açılmasıyla büyük bir sessizlik olduğunu söylüyor. Hiç ses yok, en ufak bir fısıltı bile yok. Onca olayların gerçekleşip önceki mühürler açıldığı zaman heyecanla Mesih’in gelişini haber veren bir ses duymayı umuyorduk.

Bazen göksel taht bize fazla sessiz gelebilir. Tanrı’nın planını bilmediğimiz için Tanrı bir kurtarış hazırladığı zaman biz sabırsız insanlara hep bir gecikme varmış gibi gelir. Bazıları ise alay ederler “Ne oldu Rab’biniz nerede? Niye sessiz, niye hiçbir şey olmuyor ve ne oldu hani Rab’biniz gelecekti?” der. Böyle insanlara İncil hemen cevap veriyor. 2.Petrus 3:8-10.

Aslında hepimiz Rab’bin harekete geçmesini istiyoruz O’nun hemen bir şeyler yapmasını bekliyoruz ama O acele etmiyor. Önce insanlara bir fırsat daha tanıyacak. O halde bu sessizlik orkestra müzisyenlerinin çalgılarını deneyerek gereken ayarları yaptıkları, konserden birkaç dakika önceki sessizlik gibidir.

Vahiy 8:1-5

Bu ayetlerde ki buhurun kutsalların duaları olduğunu görüyoruz. Tarihin sonuçlanması için en önemli hazırlık kutsalların dualarıdır. Tarihte böylesine önemli bir rol alabiliriz çünkü borazanlar dualarımıza cevaben çalınacaktır. Hatta Rab bize Petrus mektubunda 2.Petrus 3:12’de adanmışlık ve duayla gelişini bile çabuklaştıracağımızı söylüyor. O halde buradan çıkaracağımız ders daima dua etmek. Selanikliler mektubunda da durmadan dua etmemizi söylüyor.

Rab’bin bir nevi arşivi var cennette. Gelen dua dilekçeleri ve dualara verilen cevaplar dosyalanır. Cennete varınca gidip bakacağız 12 Ağustosta şu duayı yapmıştık diye. Ve bütün duaların birikimi ile Rab’bin evreni nasıl yönettiğini o zaman anlayacağız. Tek başına veya toplu halde olsun dua etmek için her fırsatı değerlendirmiyorsak cennetteki arşivimiz boş duracak.

Dua bir nevi büyü ya da sihir değildir dua bir mektup gibidir. Önemli olan onu doğru adrese göndermektir. Rab onu kabul edince esas güç o zaman başlıyor ve dualarımız o zaman etkin oluyor. Dualarımızı etkin kılan iki yardımcı vardır. Birincisi her duamızı adrese doğru ve uygun şekilde ulaştıran Kutsal Ruh’tur yeter ki bizler gerçekte ve ruhta dua edelim. İkincisi ise meleklerin hizmetidir çünkü onlar bize ve tüm yaratılışa hizmet etmek için yaratılmış hizmetçi ruhlardır.

8.Bölümün 5. ayetine baktığımızda bir paralellik ilkesi görüyoruz. Gök gürlemeleri, şimşekler ve depremler neyi gösteriyordu bize “kasetin tekrar başa gelmesi” yani olayları gerekli bir açıdan tekrar izleyeceğiz anlamında.

(8:6-13)’e kadar baktığımızda Borazanlar çalmaya başlıyor. Borazanların işi nedir? Uyarmak, haber vermek, dikkat çekmek ve savaşa hazırlamaktır. Tanrı dünyaya sanki bir uyarı gönderiyor. Tanrı’nın uyarısı olan borazanlar hem doğal afetler hem de peygamberlik sözleridir. Bu uyarılara cevap gelmediği takdirde ilerleyen derslerimizde 5. bantta da gördüğümüz gazap tasları yeryüzüne dökülecek. 3.bantta gördüğümüz borazanların çalınmasıyla gelen belalar henüz evrensel bir ceza niteliğinde değildir. Yalnız dünyanın ve insanların üçte biri zarar görüyor. Çünkü borazanların amacı insanları yok etmek değil onları tövbeye getirmektir

Buradan da görebiliyoruz ki gerçekten Rab’bimiz çok adaletli, merhametli ve sabırlı bir Rab’dir. Rab büyük bir sabır göstererek yargısını göndermeden önce insanlara fazlasıyla fırsatlar veriyor. Kutsal Kitap’ta da bunun bir çok örneklerini görebiliyoruz.

Rab Nuh’un zamanında 120 yıl bekledi. Bu süre boyunca Nuh tufan geliyor diye uyarıda bulundu, insanlar ne yaptı? Boş verdiler, hatta Nuh’la çölün ortasında bir gemi yaptığı için alay ettiler, ama sonunda ne oldu? Nuh’un uyarısı gerçekleşti ve yok oldular. Sebebi: Nuh’un tövbe çağrısına kulak asmadılar. Ama diğer taraftan bu uyarılara kulak asanların örneği de Kutsal Kitap’ta var. Örneğin Ninova halkı. Yunus Tanrı’nın yargısını haber vermek için onlara geldiğinde Ninova halkı korktu ve hemen tövbe ettiler.

Bazı yorumcular borazanlar ile anlatılan olayların yazıldığı gibi gerçekleşeceğini söylüyordu, bazıları ise bunların birer simge olduğu düşüncesini savunuyorlar. Bize göre aslında her ikisi de haklı çünkü bu bölümlerde sürekli “gibi” kelimesi kullanılıyor. Demek ki anlatım simgelerle yapılmakta ya da gerçekleşen olayları anlatmak için kelimeler yetmediğinden benzetmelere başvuruluyor

Örnek: 3. borazanın çalınmasıyla düşen yıldız ırmakları pelin kadar acılaştırıp zehirler. Bu sulardan içen pek çok kişi de ölür. Bundan 12 yıl kadar önce batıda ki gazeteler şu manşeti atıyorlardı; “Vahiy kitabı haklı çıktı”. Rusya’da ki Çernobil patlamasıyla ortalığa yayılan nükleer sızıntılar suya ve havaya karışınca birçok kişinin ölümüne yol açtığı gibi doğan çocukların özürlü olmasına da sebep olmuştur. Çernobil Rusça’da Pelin demektir. Böyle olaylar tarihte birçok kez kullanılarak bazı yanlış yorumlara sebep olmuştur. Oysa ki Vahiy’de anlatılan bu olay daha büyük bir sancıdır. Çernobil gibi olan olaylar ancak bunun gölgesi olabilir.

Serbest Bırakılan Şeytan ve Güçleri ( Vahiy 9. Bölüm )

Kitabımızın 9.bölümüne baktığımızda olayların daha da büyüdüğünü ve sıkıntıların arttığını görüyoruz. Bu bölümde de Yuhanna bize borazanları gösteriyor. Ama aynı zamanda şemamızın 6.bandında adı geçen yani kitabın 18.bölümünde daha çok açıklanan 7 “vay”la da bir paralellik ilkesi olduğunu görüyoruz yani bu vayların ilki 5.borazanda başlıyor.

Bu bölümde şeytana ve onun güçlerine bir serbestlik tanınıyor. Rab’bin bazı olayların gerçekleşmesi için onlara izin verdiğini görüyoruz. Örnek: “Dipsiz derinliklerin anahtarı” şeytana veriliyor (Vahiy 9:1). Yani Cehennemin güçleri salıverilip dünyada ki kötülüklerin artmasına izin veriliyor.

Yani bu durum Rab’bin denetiminden ayrı değil, kendisi tarafından izin verilen bir durumdur. Böylece görüyoruz ki, Tanrı Şeytan’ın etkilerini insanlara ceza ya da terbiye vermek için dahi kullanabilir. Tanrı’nın bunu kullanmasındaki amacı insanların kötülükten tiksinip tövbeyle kendisine dönmelerini sağlamaktır. Şeytana izin verilen bu son etkinlik 2.Selanikliler mektubunda “yasa tanımazlığın gizli gücü” olarak tanımlanıyor. Ama günümüzde bu gücü engelleyen bir şey var. 2.Selanikliler 2:6-7. Nedir bu güç? Bu güç Kilisedir yani inanlılar topluluğudur

Bu bölümde simgesel olarak gösterilen aslanlar ve çekirgeler Şeytanın güçlerini temsil ediyorlar. Yıldız ise şeytanın kendisi oluyor.

6.borazanın çalınmasıyla tabi ki bu yine kutsalların dualarıyla oluyor. Dört düşmüş, yani kötü melek bazı yetkilerle dünyayı cezalandırıyorlar ve insanların ölümüne sebep oluyorlar.

Günümüzde tıp ilerliyor, günah daha da ilerliyor. Tıp ömrümüzü uzatıyor ama bazı bozukluklar ortaya çıkıyor. Gerçekten de bilim adamlarının ölüme sebep olan geni bulduklarını ve ileride bu geni değiştirip ölümsüzlüğü sağlayacaklarını okumuştum. Ama günah sorunu halledilmeden insana sonsuz yaşam verilmesi olanaksızdır. Diğer bir taraftan tarihin saatinin son dakikalarına yaklaştıkça dünyamız insan hakları adı altında kimi şiddet günahlarından kurtulsalar bile cinsel ahlaksızlıkla ilgili günahlar diz boyu olmuştur. Üstelik bunlar yasallaşmaktadır. Günümüzde kimi ülkelerde erkeklerle erkekler, kadınlarla kadınların evlilikleri yasal sayılıyor. Dünyamız nereye doğru gidiyor? Felakete ve yıkıma. Vahiy 9.bölümün sonunda bunca uyarıya karşın insanlar aynı şekilde davranıyor.

Vahiy 9:20-21.

İncil bir sevgi haberidir kimseyi reddetmeden günahlarından dönmesi için fırsat tanır. Tanrı eşcinselliğe düşenleri de seviyor ama bu günahtan kurtulmalarını istiyor. Onlar da diğer herkes gibi Tanrı’nın uzattığı eli reddederek kendi kaderlerini belirlemiş oluyorlar.

Vahiy bölümünün ortaya çıkardığı tablo çok üzücüdür. Çünkü isyankar ve asi insanoğulları Tanrı’nın on emir levhalarından birinci levhayı ve ikincisini çiğnemeye devam ediyorlar

Rab’bin Vaatleri ( Vahiy 10. Bölüm )

10.bölüme baktığımızda Dünya üzerine hızla gelmekte olan felaketleri öğrendikçe ürkmemek elde değil fakat Vahiy kitabının mesajı karamsar ve iç karartıcı değildir. Bir terazi gibidir, yalnız hangi kefede daha fazla ağırlığın olduğunu gösterir. Dünyanın içine düştüğü isyan ve günah durumu gittikçe ağırlaşıyorsa da Tanrı’nın sadakati ve güvenilirliği daha da büyük bir yücelikle parlıyor. Bu bantta gördüğümüz 8 ve 9. bölümlerde çalınan borazanların uyarıları doğanın ve toplumun çektiği sancılardır. 10 ve 11.bölümdeki uyarıları ise Tanrı Sözü olarak gelecektir. Bunların 10.bölümde Yuhanna’ya teslim edilen tomar ve 11.bölümde ise dünyaya gönderilecek son “iki peygamber” olduğunu göreceğiz.

10.bölümde 11.ayete kadar olan yerde anlatılan ayetlerin ana mesajı şöyledir: Tanrı sadıktır ve sözünden dönmez, tasarısı da saat gibi işlemektedir. Birlikte Vahiy 10:8-11 ayetlerine bakalım. İncil Mesih’in kendisi ve getirdiği kurtuluş mesajıdır. Ama bu mesajı İsa kendisi yazmadı ve Yahudiye dışında kendisi yaymadı. Bu mesajı yani tomarı elçilere yedirdi ve onlar İncil’i dünyaya duyurdu. Tanrı’nın elçilerine, peygamberlerine ve temsilcilerine “al bunu ye” dediğini görüyoruz

Tomar tatlıdır çünkü biz imanlılar acı çeksek de onu okuduğumuzda Tanrı’nın görkemini, sevgisini ve mükemmel yönetimini görürüz ve Mezmur 119:103’de Davut’un dediği gibi “Sözlerin damağımda ne tatlıdır. Ağzımda baldan tatlıdır.” Tanrı Sözü ruhumuzu güçlendiren besindir. Ama Vahiyde ki tomar önceleri tatlı gelse de sonraları acılık verir. Ayet 10’da böyle diyor. Neden? Çünkü İncil’in son olaylarla ilgili peygamberliklerini içeren bu tomar birçok halklar, uluslar ve insanlar üzerine gelecek yargıyı haber veriyor.

İmanlılar kendilerini ne olursa olsun Tanrı’nın esenliğine ve yüceliğine erişeceklerini biliyorlar ama, bu mutluluğa kavuşmamış bunca insana ne olacak… İşte bu Tanrı’nın sevgisiyle sarılmış her yüreğe acılık verir. Çünkü Tanrı’nın yüreğine de acılık verir. Bu yüzden bizlerde Yuhanna ile birlikte bu müjdeyi yaymaya devam etmek için bu ayetlerden büyük cesaret bulmalıyız

Müjdeyi yayarken sevgi mesajından ödün vermeden yaymalıyız ama aynı zamanda adil yargı mesajından da ödün vermemeliyiz. Böylece İncil’in haberi hem tatlı hem de acıdır. Yani bizler için; kurtulanlar için tatlı, imanlı olmayanlar için ve onlar için kaygılanan bizlere acı gelir.

İki Tanık ve Mesih Karşıtı ( Vahiy 11. Bölüm )

7. Borazan çalınmak üzeredir. Tanrı insanların günahlarını görmesi için son bir fırsat tanımaktadır. Bu, dünyaya duyurduğu son mesajdır ve bu mesaj iki peygamber aracılığıyla iletilmektedir. Bu peygamberler Eski Antlaşma’nın peygamberlik vasfını tekrar canlandırıp tamamlayacaklardır. İlk önce Vahiy 11:1-3 okuyalım.

42 ay nedir? 1260 gün ne kadarlık bir süredir? Yahudi takvimi bizimki gibi 365 gün değil 360 gündür. Böylece gerek 42 ay gerekse 1260 gün tam tamına 3,5 yıl yapar. Bu 3,5 yıl son yedi yıllık sıkıntı dönemini anlatan süredir ve bu süre boyunca ayetler Tanrı’nın iki tanığı olacağından bahsetmektedir. Bu iki tanık ne yapacaklar? Borazanlarla simgelenen ve dünya üzerine gelen felaketlerin gerçek anlamını açıklayacaklardır. Anlamı nedir? Anlamı Tanrı’nın gazabının ve son yargısının yaklaştığıdır.

Burada Tanrı Yuhanna’dan tapınağın yerini ölçmesini istiyor ve görüyoruz ki Tanrı’nın tekrar kullanacağı İsrail’le birlikte tapınakta tekrar inşa ediliyor. Ayetlerin devamına baktığımızda 4.ayette Rab’bin önünde duran “iki zeytin ağacı” ve “iki kandillik”ten söz ediyor.

Bu simgeler Zekeriya peygamberin kitabından alınıyor. Bu iki kandil Kiliseyi simgeleyen 7 kandil değildir. Aynı zamanda Zekeriya’daki tek kandil olan İsrail’de değildir. İki kandil bizlere Tanrı’nın iki topluluktan bir ulus yapacağını gösteriyor. Tapınağın tekrar inşa edileceğini söylüyor. Fakat tapınak gerek bu yeni İsrail gerekse ordular arcılığıyla değil Kutsal Ruh sayesinde olacaktır. Tanrı Zekeriya’ya bunu söylüyor diyor ki Zekeriya 4:6

Okuduğumuz ayetlerde gelecek olan bu iki peygamberlerle ilgili anlatılan özellikler onlarında kim olacağını ve kimliklerini bize açıklıyor. Bu peygamberlerden birinin 6.ayette de söylediği gibi yağmur yağmasın diye göğü kapatmaya yetkisi vardır. Diğerinin ise suları kana dönüştürme ve yer yüzünü kaç kez isterse her türlü bela ile vurma yetkisine sahiptir. Bu özellikler size bunların kim olacağına dair bir ipucu veriyor mu? Kim bunlar?

Bu özellikler ister istemez aklımıza İlyas ve Musa’yı getiriyor değil mi? İlyas 3,5 yıl boyunca yağmur yağmasını engelledi, Musa’da Mısır’ı birçok belalarla vurdu. Şimdi birlikte Tanrının tasarısında Musa ve İlyas’ın yerine kısaca değinmemiz iyi olur. Musa, İlyas ve İsa Mesih 3 ayrı dönemi temsil ediyorlar. Musa, yasa dönemini; İlyas, peygamberlik dönemini ve İsa Mesih ise lütuf dönemini temsil ediyor. Bu üç dönemin Kutsal Kitap’a baktığımızda mucizelerle açıldığını görüyoruz. Şimdide dördüncü dönemi bekliyoruz; dördüncü dönem krallık dönemi olacak. Bu dönemde son kez peygamberlik ve mucizelerle gerçekleşecek. Bu peygamberlerin yapacakları Kutsal Kitap’a herhangi bir şey eklemeyecek. Çünkü artık Kutsal Kitap mühürlendi, peygamberlik sözleri bitti. Zaten bu gelen peygamberler de Kutsal Kitap’taki peygamberlikleri yerine getirecekler ve söyleyecekler.

Bu dönemde hizmet eden iki peygamber İlyas’ın ve Musa’nın çok önemli özelliklerini taşıyorlar ya onların hizmetini ve yetkilerini devralan yeni peygamberlerdir ki ben bunu düşünmüyorum ya da Musa ve İlyas’ın ta kendileridir. Neden Musa ve İlyas oluyor bakalım: Malaki 4:5. Gördüğümüz gibi Eski Antlaşma’nın peygamberliklerine göre Mesih gelmeden İlyas gelecekti; İsa’nın iki gelişi var. Bunlardan ilki İsa’nın beden alıp gelişi ondan önce vaftizci Yahya’nın onun yolunu hazırlamak için ortaya çıktığını görüyoruz. Ama Yahya, İlyas değildi. Luka 1:17’ye baktığımızda İlyas’ın ruhuna ve gücüne yani O’nun görevine sahip olduğunu görüyoruz çünkü Yuhanna 1:21’de Yahya’nın kendisi İlyas olmadığını dile getiriyor. Ama İsa’nın ikinci gelişinde onun yolunu hazırlamak için İlyas’ın geleceğini biraz önce Malaki’de okuduk. Bu yüzden diyebiliyoruz ki Vahiy 11.bölümdeki söz edilen Peygamberlerden birisi kesinlikle İlyas’tır.

Yahuda 9. ayete baktığımızda Mikail’in Musa’nın cesedi için İblisle çekiştiğini görüyoruz. Bu konuda Musa’nın bedeninin ibadet hedefi yapılmaması için Tanrı’nın cesedi göğe aldırttığı düşünülüyor. Zaten Musa öldüğünde de cesedi bulunamamıştı ve mezarının da nerede olduğu bilinmemektedir. Tanrı insanların Musa’nın cesedini ibadet hedefi yapmalarını istemediği için cesedi göğe aldı ( Konya’daki Mevlana örneği).

İlyas’a gelince o zaten ölümü tatmadan göğe alındı (2.Krallar 2:1-11). Ayrıca Rab İsa dağa çıktığında Petrus, Yakup ve Yuhanna’da onlarla birlikteydi. İsa’nın dağdaki görünümü değiştiğinde birden ortada belirip İsa ile konuşanlar kimlerdir? Musa ve İlyas (Matta 17:3, Markos 9:4). Ne konuştular? Rabbin kurtuluş tasarısını Luka 9:30-31. Dolayısıyla Musa ve İlyas dünyanın sonunda olacaklarla doğrudan ilgiliydiler.

Vahiy’in bu ayetlerinde geçen bu tanıklar Rab’bin önünde duran iki meshedilmiş kişidir. İşte burada her şeyin tamamlanacağı zamana dek Musa ve İlyas İsrail’e tekrar ruhsal soluk vermek için bekliyorlar. Zamanı gelince bu iki tanık insanları uyaracaklar yani borazan sesleri onlar olacaklar 11. bölümün 8. ayetine baktığımız zaman Rab’bin çarmıha gerildiği kentten, yani kutsal kentten Sodom ve Mısır olarak söz ediliyor. Çünkü kölelikten kurtulduktan sonra İsrail hep Mısır’a dönmek istedi. Çöl yaşamından daima şikayet ettiler. Yani İsrailoğulları Mısıra dönmek istemekle aslında dünyasal kolaylıklara dönmek istediler. Vahiy’deki olaylar içinde bu tanıkların öldürüleceği de 11.bölümdeki ayetlerde gösteriliyor. İlyas ölümü hiç tatmamıştı ama burada onunla ölümü tadacağını görüyoruz.

Şimdiye kadar baktığımız zaman içinde 7 yıllık sıkıntı döneminin ilk 3,5 yılını gördük bundan sonraki 3,5 yıllık dönemde sancılar ve olaylar daha da büyüyor ve 7 “vay” dediğimiz ayrı bir sıkıntı zamanı başlıyor.

Burada Vahiy kitabının ilk yarısının sonuna geldik bu yüzden gökteki tapınak açıldı ve O’nun yani Tanrı’nın “Antlaşma Sandığı” göründü (11:19). Bunun görünmesinin nedeniyse bundan sonra gerçekleşecek olan korkunç ve ruhsal felaketler karşısında Tanrı her zaman antlaşmasının ve kendisinin ne kadar güvenilir olduğunu bize göstermek istiyor ve ardından şimşekler, uğultular ve depremler görmekle de filmin yani kasetin yine başa sarıldığını anlayabiliyoruz.

7 ALAMET (4. BANT 12 VE 14. BÖLÜMLER)

GİRİŞ

Bu banttaki gerçekleşen olaylarla Vahiy kitabının ikinci yarısının başladığını görüyoruz. Bu kısmı oluşturan 12 ve 14. bölümlerde insanlık tarihi boyunca devam eden kadının soyu ile yılan arasındaki savaş anlatılmaktadır. Kadının soyu yaratılış bölümünde (3:15) haber verilen Mesih’in geleceği imanlı soy, yılan ise açıkça ifade edildiği gibi Şeytan diye adlandırılan ve tüm dünyayı saptıran o eski yılandır (12:9)

Yılan Tanrı’nın insanlar üzerindeki egemenliğini etkisiz kılma çabası içinde bir saldırı hazırlar; bunu gerçekleştirebilmek için de bu dünyanın egemeni olan kendisi (Yuhanna 14:30) İnsan bedeni alıp, yasa tanımız adam olarak yeryüzüne gelir. Vahiy kitabında söz edilen canavar budur. İnsanları saptıracak.

Ama kadının soyu son saat gelmeden önce son bir fırsatı değerlendirerek dünyaya müjdeyi yaymaya devam eder. Kendi canı pahasına da olsa bu şekilde yılanın kendi peşinden sürüklediği bütün meleklere ve insanlara rağmen kadının soyu onu yener ve Tanrı’nın haklı yargısının gelmesini sağlar. Bundan sonra da isyankarların haline yalnız “vay” demek kalır.

İşte bu çerçevede çağın sonuna ilişkin en belirgin 7 alamet gösterilmektedir. Alamet ne demek? Bir olayın gerçekleşmesini önceden haber veren belirtidir. Kitabımızın 12 ve 14. bölümlerindeki alametler nelerdir? Bunlara kısaca bakalım:

Birinci Alamet : (12:1) Tanrının seçtiği ulus; yani İsrail’in görümü kadın olarak temsil ediliyor.

 

İkinci Alamet : (12:2) Bakire kızın gebeliği, kadından doğan çocuk; yani Mesih’in ta kendisi

 

Üçüncü Alamet : Ejderha; Şeytan’ın kendisidir.

 

Dördüncü Alamet : (13:1-3) Birinci canavar; yani Deccal Mesih karşıtı olarak karşımıza çıkacak.

 

Beşinci Alamet : (13:11-13) İkinci canavar; bu din adamıdır öyle ki bütün dünyayı birinci canavara tapmaya yönlendirir ve kendisi sahte peygamberdir.

 

Altıncı Alamet : (13:18) 666; bir insanı simgeler bu simge canavarın ismi ve Mesih karşıtının sayısı olacak yani bir ekonomik sistem.

 

Yedinci Alamet : Rab’bin 2. gelişi; Tanrı’nın dünya üzerine göndereceği yargı ve gazap demektir.

 

Kadının Soyu ve Şeytan Arasındaki Savaş ( Vahiy 12. Bölüm )

 

 

 

Kadın ve yılan konusu kurtuluş tarihinde en önemli olaydır. Bu konu Yaratılış bölümünde ortaya çıkıyor. Tanrı’nın verdiği ilk kurtuluş vaadiyle bağlantılıdır. Yaratılış 3:15 burada Tanrı ilk günahın etkisini yok edecek, kadının soyundan gelecek bir kurtarıcıyı vaat ediyor. Ama bu yılanın soyu yani imansızlar ile kadının soyu yani imanlılar arasında bir düşmanlılığa yol açar. Buradaki kadının kimliğini biraz açıklayalım.

12:1’e baktığımızda orada güneşe sarılmış bir kadın, ay ve yıldızlar görüyoruz. Kimileri burada Meryem Ana’yı görmek istiyor ama Eski Antlaşmadan gelen bütün bu simgeler bize net bir mesaj iletmektedir. Yaratılış 37:9-11’e baktığımızda Yusuf’un bir rüyada güneş, ay ve on bir yıldızın önünde eğildiğini görür. O halde bu ayetlere baktığımızda kadının soyu burada İbrahim’in torunu Yakup aracılığıyla Mesih’in ataları olarak gösteriliyor.

Vahiy 12. bölüme baktığımız zaman burada ruhsal bir savaştan söz ediliyor. Bu savaş Şeytan’ın ilk isyanından beri devam eden bir savaştır. 10 ayetten 18.ayete kadar baktığımızda bu ruhsal savaşın iki cephesi olduğunu görüyoruz. Gökyüzünde yani gözlerimizle görmediğimiz ruhsal alemde birde yeryüzünde imanlıların hizmetleri arasındaki cephelerdir. Bu savaş içinde Meleklere yani ruhsal varlıklara düşen görev farklıdır, imanlılara düşen görev farklıdır.

Mikail ve melekleri, Şeytan ve ordularıyla direk savaşa giriyor. Bu tam olarak nasıl bir savaş bilemeyiz. Bildiğimiz kanlı bıçaklı savaş değil. Gökteki zaferler Tanrı’nın zaferidir ama yeryüzünde olanlarda dua ve tapınmalarıyla bu zaferi etkiliyor. Çünkü Şeyta’nın ele geçirmeye çalıştığı yer dünyamızdır ve dünya üzerinde Tanrı’dan asıl yetkiyi alanlar ise biz Mesih imanlılarıyız.

İmanlılar ejderha ile yani Şeytan ile direk savaşa girmezler bu meleklerin işidir (12:7-9). Meleklerin bile bu savaşı yaparken bir yetki sınırları olduğunu görüyoruz. Bizlerde buna dikkat etmeliyiz. Bazen yaşadığımız olaylardan dolayı Şeytan’a kızarak yetkimizi aşan şekilde davranıyoruz. Şeytanı lanetliyor ona bağırıp küfrediyoruz. Bizim böyle bir şeye yetkimiz yoktur. Baş melek Mikail bile Şeytan’la olan tartışmasında ona küfredip kötü bir şey söylemedi sadece “Seni Rab azarlasın” dedi. Bu çok önemli ve bizde buna çok dikkat etmeliyiz

İmanlılar olarak bizler bir savaş içerisindeyiz. Savaşımız Efesliler 6.bölümde de belirtildiği gibi kötülüğün göksel yerdeki ruhsal ordularına karşıdır. Bu savaşta akıllıca hareket etmek gereklidir. Bu yüzden kuşanmamız gereken ruhsal silahlar vardır. Bu silahlar Vahiy’de de gösterilen saldırı silahlarıdır. Nedir bunlar? Tanrı sözü, Müjdeyi yaymak ve dua etmek. Dua: İmanlıların güçlenmesi ve müjde kapılarının açılmasını diledikçe Tanrının egemenliği yüreklere dolar. Tanrı’nın sözü ve Müjdeyi yaymak: Tanrı’nın gerçeği yayılıp İncil’in haberine insanlar inandıkça Şeytan gücünü yitirir.

12. bölümdeki ayetlere baktığımızda ejderhanın yani Şeytan’ın çocuğu yani İsa Mesih’i öldüremediğini, Çocuğun onu yendiğini görüyoruz. Bu da Mesih’in çarmıhtaki zaferidir. Mesih çarmıhta ne yaptı? Şeytan’ın başını ezdi. Bu yüzden Şeytan ölümcül bir yara almış bir yılan gibi kuyruğunu sağa sola sallayıp kadına yani iman soyuna ve bizlere saldırmaya devam ediyor. Gücünü yitirdi ama hala kuyruğuyla bizi korkutuyor (Fikret Ağabey’in örneği).

Mesih Karşıtı ve Sahte Peygamber ( Vahiy 13. Bölüm )

 

 

 

Vahiy bölümünün en önemli konularından birisidir. Buna geçmeden önce sizinle Vahiy bölümünde adları geçen imanlıların düşmanlarına bir göz atalım:

Ejderha : Baş düşman, suçlayıcı, katil ve yalanın babası olan Şeytanın ta kendisidir ve görevi sapkın öğretiler yayarak insanları ayartmak.

Birinci Canavar : Mesih karşıtıdır

İkinci Canavar : Sahte Peygamberdir. Yanıltıcı mucizeler yapar.

Kötü Ruhlar : Acı veren ruhlardır.

Fahişe : Sahte dini simgeliyor.

Babil : Dünyasal sistemi baskı ve çekiciliği simgeliyor.

İzebel : Putperestlik ve ahlaksızlığı simgeliyor.

Balam : Ücret uğruna hizmet edenleri simgeliyor

Mesih Karşıtı ( Birinci Canavar ) :

 

İnsan kılığına girerek dünyaya gelen önceleri kendini iyi biri olarak gösterip daha sonra maskesini çıkartan güçlü ve kötü bir ruhtur. Zulmeden ve Tanrı’ya karşı isyankar olan bu Mesih karşıtını dünya bir kurtarıcı olarak görecektir. Bu yüzden birinci canavarın yani Deccal’in asıl kimliğini biraz daha açalım.

Bu canavar, Mesih karşıtıdır. O, dini ve siyasi yönden çok güçlü olacaktır ama görünüşü iğrenç olmayacak tam tersine kendisini çok nazik biri olarak gösterecek ve dünya O’na bir hayli ilgi gösterecek. 13.bölüm 4.ayete baktığımızda O’na tapındıklarını bile okuyoruz. Sonra bu Mesih karşıtı İsrail ile bir antlaşma yapacak ve 3,5yıl sonra bu antlaşmayı bozacak ve bu sefer kutsallara eziyet edecek ve büyük bir savaş olacak. 16. bölümde göreceğimiz bu savaşa Armagedon deniliyor.

“Ejderha kimdir?” demiştik. Şeytan’ın ta kendisi, canavar ise ejderhadan yetki alan bir insan olacak. Mesih karşıtı ismini alan bu insan sahte bir Mesih olacaktır. Aynı zamanda yasa tanımaz bir adam olacağını söylüyor Pavlus Selaniklilere yazdığı mektupta 2.Selanikliler 2:1-12. Burada Mesih karşıtından yasa tanımaz olarak söz ediliyor çünkü Tanrı’nın yasasını yani On Emir’i hiçe sayacak ve insanları Tanrı’ya karşı kışkırtacak. Tarihte bir çok defa böyle insanlarla karşılaşıldı, örneğin imparatorlardan Neron, Kaligula, Domiçiyanos; devlet adamlarından Hitler, Stalin birçok kişilerce Mesih karşıtı ilan edildiler. Ama onlar gerçek Mesih karşıtı değildiler. Fakat onlarda Mesih karşıtı gibidirler. 1.Yuhanna 2:18’de böyle deniliyor: “…Mesih Karşıtı’nın geleceğini duydunuz. Nitekim şimdiden çok sayıda Mesih karşıtı türemiş bulunuyor.”

Bu Mesih karşıtının aynı zamanda usta bir taklitçi olduğunu görüyoruz. Kendisini gerçek Mesih olarak tanıtacaktır. Kendisi kalkıp da ben Mesih Karşıtıyım demeyecek. Yahudilere ben beklediğiniz Mesih’im, Hıristiyanlara ben gelecek olan İsa’yım, Müslümanlara ben Mehdi diye beklediğiniz kişiyim, Budistlere ben Mesih’te kendisini gösteren sonsuz ruhun son reenkarnasyonuyum diyecek.

Bu yüzden insanların O’na taptıklarını görebiliyoruz.Zaten günümüzde bile bunları yapan insanlar yani Şeytan’a tapanlar vardır. Ayrıca Yeni Çağ (New Age) akımının yaklaşımı… Şeytan, insana yaklaşırken Tanrı gibi olacaksınız demişti. Bu akıma baktığımızda da aynı şeyleri görüyoruz. İnsanlara “Tanrı sizsiniz, içinizdeki tanrıyı keşfedin” gibi sözler ile yaklaşıyorlar ve birçok kişi Tanrı gibi olmak istediği için bu akımların peşinden sürükleniyor. Hepimiz bunlara dikkat edelim. Çünkü Şeytan ayartıcı olarak her yerde insanları Tanrı’dan uzaklaştırmak için çalışıyor. O’nun ayartılarına kapılmayalım.

 

 

 

Sahte Peygamber ( İkinci Canavar ) :

 

Vahiy 13:11’de karşımıza çıkan ikinci canavar da birinci canavar gibi karşımıza insan olarak çıkıyor. Şimdi bu canavarın yaptıklarına bakarak onu tanımaya çalışalım. Bu canavar ilerideki bölümlerde “Sahte Peygamber” olarak tanıtılan kişidir. Büyücü ve din adamı özelliklerini taşıyor. Yaptıklarına baktığımızda insanları birinci canavara tapınmaya teşvik ediyor. O’nun dini tamamıyla Mesih karşıtını yüceltmeye yönelik oluyor. Yani Mesih karşıtının peygamberi ağzı ve sözcüsü oluyor. Ve çok mütevazı bir şekilde insanlara yaklaşıyor. Bu size bir şeyi hatırlatıyor mu?

İsa, Matta 7:15’de ne diyor? Maalesef insanlar bu canavarın ayartılarına kapılıyorlar çünkü bu canavar aynı zamanda büyük mucizeler de yapıyor. Bu çok önemli bir şey buradan görebiliyoruz ki mucize yapanlar sadece Tanrı adamları değil Şeytan’ın elinde olan kişilerinde böyle bir şey yapabileceklerini anlıyoruz. Zaten bunu Tanrı’nın sözü de söylüyor. İsa Mesih Matta 24:23-24’te diyor ki: “Eğer o zaman biri size, ‘İşte Mesih burada’, ya da ‘İşte şurada’ derse, inanmayın. Çünkü sahte iç kims, sahte peygamberler türeyecek; bunlar büyük mucizeler ve harikalar yaratacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar.” Bu yüzden bu bize güzel bir şey öğretiyor; farkına varabiliyor musunuz? Bize öğrettiği şey: Biz Tanrıya, bize mucizeler yaptığı için değil gerçek ve tek olduğu için tapınmalı ve inanmalıyız. Eğer sadece mucizelerini görüp ona mucize Tanrı’sı olarak inanırsak o zaman bugün bir tanrıya, yarın başka bir tanrıya, öbürsü gün başka bir tanrı inancı peşinde koşarız. Bu ayetlerden görebiliyoruz ki: Tanrı, Şeytan’a da mucizeler yapabilme yetkisi veriyor. Bu yüzden biz Tanrı’ya gerçekten var olduğu için ve sağladığı kurtuluş için inanmalıyız.

İkinci canavar ilkinden daha zararsız olarak görülebilir ama aslında daha yıkıcıdır. “Elinden gelse…” diyor ayet seçilmişleri bile saptıracak. Ama bu mümkün değil. Neden mümkün değil? Çünkü seçilmiş olan bizler ve o dönemde yaşayacak kişiler Rab’bin elinde olduğu için Kutsal Kitap ne diyor? Romalılar 8:31-39.

Bu canavarın yapacağı mucizeler ve yalanlar 3,5 yıl sürecek diyor ayetler. Bu yüzden Şeytan’ın yanıltıcı gücünü küçümsemeyelim. Çünkü o basit yalanlarla değil, Tanrı’nın sözünü çarpıtıp, insan gururunu okşayarak yanaşır. Böylece taklitçi Şeytan yani ejderha, Mesih karşıtı yani birinci canavar ve sahte peygamber yani ikinci canavar olarak korkunç bir üçlü birlik oluşuyor. Birinci canavar Şeytan’ın elindedir, ikincisi ise onun aklı ve düşüncesinin sesidir. Birinci canavar bu dünyanın güçlerini kullanarak Kutsalları ezdirendir. İkincisi ise sahte dinler ve felsefeler aracılığıyla insanların yüreğini fetheden yanıltıcı güçtür. Vahiy 14:8’de de Şeytan’ın kullandığı araçlardan birini açıklayacağız. Bu da fahişe olarak tanıtılan Babil’dir. Böylece Şeytan’ın en azgın üç silahını görüyoruz. Zulüm, Mesih karşıtı, din ve ayartma.

Vahiy 13:15-18’de 666 sayısının Mesih karşıtını yani Şeytanı simgelediğini söyledik daha önce. Ama burada başka bir şeyden daha bahsediliyor. Okuduğumuz bu ayetlere göre Şeytan’ın ekonomik bir sistem getireceğini ve herkese bir işaret vereceğini ve canavarı simgeleyen bu işareti taşımayanların sıkıntı ve zulüm çekeceğini söylüyor ayetler. Bu ayetleri okuduğumuzda bize daha önce Mesih inanlılarının tarihte yaşadığı bir olayı hatırlatıyor. Mesih inanlıları Neron zamanında Roma’da İmparatorun heykeline tapınmadıkları için zulüm ve baskı yaşıyorlardı ve Mesih inanlıları o dönemde Roma’da ticaret yapıp çalışamıyorlardı. Çünkü şehre giren insanlar İmparatorun heykeline Krios diye tapındıktan sonra onlara işaret verilirdi ve bu kişiler kolayca her şeyi yapabilirlerdi. Ama Mesih inanlıları bunu yapmadılar; yapmadıkları içinde işkence görüp zor anlar geçirdiler, canlarından oldular. İşte o son günlerde de imanlılar canavarın sayısını taşımadıkları için sıkıntı çekip öldürülecekler.

Burada, Vahiy 14. bölümde karşımıza yine 144.000 kişi çıkıyor. Daha önce mühürleri anlatırken 2. bandımızda bu konuyla ilgili açıklama yapmıştık. Kimdi bu 144.000 kişi? İsrail’in 12 oymağından seçilmiş ve Rab İsa’nın da sonun belirtileri kısmında söylediği sözü gerçekleştirmek üzere seçilmiş kişilerdi. Neydi İsa’nın bu sözü, “İşte bu egemenlik müjdesi dünyanın dört bir yanına duyurulmadıkça o son gün gelmeyecek.” Daha öncede dediğimiz gibi bu 144.000 kişi Kilise göğe alındıktan sonra dünyada yaşanacak 7 yıllık sıkıntı döneminin son 3,5 yıllık döneminde Müjdeyi dünyanın dört bir yanına duyuracaklar. 14.bölümde bu 144.000 kişinin kusursuz bir şekilde İsa’ya hizmet edeceklerini okuyoruz ama bu günahsız oldukları anlamına gelmiyor. Bu kişilerin ruhsal olarak zinaya düşmediklerini yani kendilerini canavara ve putlara kaptırmadıklarını görüyoruz bu sıkıntı döneminde. 14.bölümün diğer ayetlerinde, son günler için müjdenin mesajının üç başlıkta toplandığını görüyoruz. Bu mesaj melekler tarafından iletiliyor:

 

1.Tanrıya tapının.

2.Babil yıkıldı.

3.Canavara uyanlar sonsuza dek acı çekecekler.

Burada Babil’in yıkılışından bahsediyor. Ama biz onu 18.bölümde inceleyeceğiz. Şimdilik Babil’in Tanrı’ya dönmemeleri için insanları cezbeden dünyasal düzeni simgelediğini bilelim yeterli. Bu bölümün ana konusu Vahiy 14:16 ayetinde açıklanıyor. Nedir bu? Değişmeyen, sonsuza dek kalıcı olan Müjde ve burada çok güzel bir ayet bu, çünkü müjdenin değişmeyeceğini ve sonsuza dek kalıcı olduğunu gösteriyor (Kutsal Kitabın değişmezliğini açıkla).

Bu bölümün teşvik veren yanlarından birisi 14:13 ayetinde görüyoruz ki bu sıkıntı döneminde İncil’in mesajını yürekten kabul eden insanlar kurtuluyor ama etmeyenler ise 11.ayetinde söylediği gibi sonsuza dek cehennemde acı çekecekler ve rahat yüzü görmeyecekler. İşte bu da onların üzerine inen Tanrı yargısı oluyor.

Bu yargıyı tekrar Vahiy 14:14-15’de görüyoruz. Burada Matta 13:40-43’teki İsa’nın sözleri gerçekleşiyor. Biçme saati yani insanoğlunun artık her şeyi yargıladığını yani son güne gelindiğini görüyoruz (Deliceler benzetmesini açıkla Matta 13:36-43).

 

7 TAS (5. BANT 15 VE 16. BÖLÜMLER)

KUTLAMA VE GAZAP TASLARI :

 

Vahiy bölümünün diline ve anlatımına alıştığımız için ve de gösterdiği simgeleri artık bildiğimiz için bundan sonraki bölümleri daha kolay anlayabiliriz. Bu derste 5. bandımızda açıklanan 7 gazap tasını inceleyeceğiz. Dökülen gazap tasları bizi Mesih’in yeryüzüne gelip Krallığını kurmadan önceki sona götürüyor, dünyanın yok olacağı sona değil. 15. bölüm Vahiy kitabındaki en açık ve en kısa bölümlerden biridir. Bu bölümün ilk ayetlerinde Tanrı’nın öfkesini taşıyan, 7 melek bize tanıtılıyor ve 2. ayette daha öncede bahsettiğimiz camdan oluşmuş denizi görüyoruz.

Hatırlıyor musunuz, bu cam deniz neyi simgeliyordu? Tanrı’nın tahtı önünde duran ve onun ışığını yansıtan kutsalları yani imanlıları simgeliyordu. Daha önceki bölümlerde de bu kalabalığın sayılamayacak bir kalabalık olduğunu söylemiştik. Ama bu ayetler bizim dikkatimizi canavarın döneminde onun getirdiği düzene katılmayan ve Tanrı’ya bağlı kalabilen galiplere çekiyor ve onların Musa’nın ve Kuzu’nun ezgisini söylediklerini gösteriyor. Neden? Çünkü nasıl Musa İsrailoğullarını Kızıl Denizin ortasından geçirerek kurtardıysa, Kuzu da gerçek zafere; sonsuz zafere bizleri ve dünyada sıkıntı çeken sadık imanlıları kavuşturdu. Nasıl ki İsrailoğulları Kızıl Deniz’i geçtikten sonra Onların peşlerine düşen Mısırlıların ordusu yok edildiyse, Mesih aracılığıyla da Şeytan’ın ordusu da yok edilmiş oldu. Musa Eski Antlaşma halkını, Kuzu ise Yeni Antlaşma’nın halkını temsil ediyor. Buradan da görebiliyoruz ki Rab tarih içindeki zaferlerini halkıyla paylaşıyor ve kutluyor. 3 ve 4. ayetlerde yazılı olan sözlerde bu zaferi ve Tanrı’nın işlerini bize yansıtıyor

5 ve 6. ayetlerdeki meleklerin giydiği elbiseler ve altın kuşaklar daha önce söylediğimiz gibi saflık, paklık ve kutsallığın sembolleri oluyor. Bu meleklerden Tanrı’nın yargısı gerçekleştirecek olan meleğe Tanrı’nın öfkesini simgeleyen gazap tasları veriliyor ve bundan sonra kutsal yerin dumanlarla dolduğunu görüyoruz. Bu demek oluyor ki belalar sonuçlanana kadar hiç kimse Tanrı’ya ulaşamaz. Yani artık pişmanlığa ve tövbeye yer yoktur.

TANRININ ÖFKESİ VE 7 TAS :

16. bölümde anlatılan Tanrı’nın öfkesiyle dolu tasların 7 olması bizlere bir kez daha Tanrı’nın mükemmel işleyişini anlatıyor ve daha öncede dediğimiz gibi 7 rakamı Tanrı’yı simgeleyen ve eksik olmayan “Tam”ı gösteriyor. Borazanlara baktığımızda da benzer olaylar görmüştük ama onların sadece uyarılar olduğunu ifade etmiştik fakat bu taslar ise uyarılarla gelen yargıyı gerçekleştiriyor.

Taslar tarih boyunca haksızlıklara karşı birikip Tanrı’nın adil ve kutsal öfkesiyle dolup taşmaktadır. Tanrı insana son fırsatını verene kadar yinede sabrediyor fakat bu bölümde ise yargısını uyguluyor. Tasların yol açtığı belalar insanlara kendi davranışlarıyla hak ettikleri cezadan başka bir şey değildir. Tanrı’nın gazabı keyfi ve ani değildir. Tanrı’nın bu gazabı şimdi de var ama henüz yeryüzüne dökülmemiştir. Dikkat etmek lazım. Tanrı’nın öfkesi damla damla dolan baraj gibidir. Baraj taştığı zaman nasıl önüne çıkanları yok ederse Tanrı’nın öfkesi de böyledir. Tanrı’nın öfkesini taşıyan bu taslar dökülmeye başladığında neler oluyor?:

1)-Birinci Tas : İğrenç ve ıstırap verici yaralar oluşturuyor (16:2).

2)-İkinci Tas : Denizi ölü kanına benzer bir kana dönüştürüyor (16:3).

3)-Üçüncü Tas : Irmakları ve su pınarlarını kana çeviriyor (16:4-7).

4)-Dördüncü Tas : Güneşin üzerine dökülüyor ve güneşe insanları yakma gücü veriliyor ve korkunç bir sıcaklık oluyor (16:8-9).

5)-Beşinci Tas : Canavarın tahtına dökülüyor ve canavarın hükümdarlığını sana erdiriyor.

 

6)-Altıncı Tas : Fırat nehri üzerine boşaltılıyor ve dünyada son savaş başlıyor. Nehir kuruyor. 6.tasla ilgili ayetlerde aslında bu savaşı körükleyen gerçek kaynak gösteriliyor. Bu da dünya krallarının aklını çelen kötü ruhlardır. Bu yüzden İncil bize bu konuyla ilgili bir şey öğretiyor: 1.Timoteyus 2;1-2. Her zaman devletimiz ve yöneticilerimiz için dua etmeliyiz.

7)-Yedinci Tas : Büyük sıkıntını sonuna geldiğimizi gösteriyor. 18. ayet bizi tekrar başka bir bakışa yönlendiriyor. Bandımızı biraz başa sararak farklı bir bakıştan 6. bant içindeki olaylara gireceğiz, çünkü 18. ayette gök gürlemeleri, şimşekler ve uğultular yine karşımıza çıkıyor.

 

7 VAY (6. BANT 17 VE 19. BÖLÜMLER)

YIKIM VE RAB’BİN GELİŞİ :

 

Vahiy kitabı sembolik bir film gibidir. Filmde ki hiçbir sahne aslında göründüğü gibi değildir ama gösterilenler bizim olayların iç yüzünü anlamamız için bize yardımcı oluyorlar. 6. bandımızın konusu 7 vay. Şimdi çalışacağımız bölümler büyük bir şiddetle gelecek olan “Son”dan bahsediyor. Diğer bölümler zaten bizi bu sona hazırlamıştı. Daha önceki bölümlerde hem “Son”un haberi verilmiş hem de tarih boyunca gelen felaketler yargılar aracılıyla gösterilmiştir. Bu kısımda anlatılan “Vay”lar ise Rab’bin felaketlerini göndermeye hazırlandığını gösteriyor. Vaylar 8. bölümden beri karşımıza çıkmaya başladı. Vay kelimesi, kaçınılmaz olan bir felaket karşısında üzüntü duymayı ve çaresizliği gösterir. Son bir uyarıdır. Yani “Şunu yapmazsanız vay halinize sizin” gibi 7 vay Vahiy kitabı boyunca bize şu şekilde açıklanıyor.

1)-Birinci Vay : Son üç borazan çalınmadan önce geliyor (8:13).

 

2)-İkinci Vay : Kötü güçlerin çözülmesiyle oluşan Armagedon Savaşı’nda bu facia karşısında çaresizlik içinde kalan insanların durumunu gösteriyor.

 

3)-Üçüncü Vay : Mesih geldikten sonra ona karşı direnenlerin üzerine gelen yargıyı simgeliyor.

 

4)-Dördüncü Vay : Dünya üzerine gelecek olan felaketin bir genel hatırlatması şeklinde.

 

5)-Beşinci Vay : Babil yani dünyasal sistemin ve çekiciliğin yok edilmesi.

 

6)-Altıncı Vay : Dünyasal sistemin çöküşüyle çaresizlik içinde olanları simgeliyor.

 

7)-Yedinci Vay : Son yargı.

 

 

 

Vahiy 17. bölümde Babil bize fahişelerin anası olarak ta gösteriliyor. Fahişe neyi simgeliyordu? Sahte dinleri, Babil ise Dünyasal sistemi simgeliyor demiştik. Bu bölümde bunların uğrayacağı gazap ve yıkım bize anlatılıyor. “Fahişe” terimi yalnız Vahiy Kitabında değil Kutsal Kitap’ın bir çok bölümünde de geçiyor. Kutsal Kitap’taki zinakar kadın ve fahişe tabirleri belli bir insan kesiminin putperest yaklaşımlarını simgeler yani doğru yoldan yürüyeni baştan çıkarıp saptıran sahte dindir. Aynı zamanda da fahişe değişik dinleri hepsini birleştirmeye çalışan bir akım olacaktır. Elbette ki insanları hoş görü altında birleştirmek iyidir. Ama bunu Tanrı’nın gerçeğini hiçe sayarak yapmak iyi değildir. Babil kulesinin amacı buydu. “Gelin Yeryüzüne dağılmayalım göklere erişecek bir kule dikip kendimizi de bir isim yapalım” ( Yaratılış 11;3-4 ) dediler.

 

Zaten günümüzde ki Tanrı’nın içimizdeki güç olduğunu söyleyen yeni çağ akımlarının uyguladıkları strateji de Babil’in kullandığı stratejinin aynısıdır. Bu yüzden Vahiy 17:15’de geçen fahişenin ismi Büyük Babil’dir. Bu yüzden de kadın tek bir akım değil bir çok akımı birleştiren dünya fahişelerin anasıdır. Ayetlerin söylediği gibi, işte bu güçler kuzuya karşı savaşacaklar ama yenilecekler. Rab’le birlikte olanların çağrılmış, seçilmiş, ve sadık kalmış kişiler olduğunu görüyoruz.

18. bölümde Babil’in tamamen yıkılışını görüyoruz ama bu zamanda Tanrı’nın halkına da bir çağrısı var. Vahiy 18:4-8. Biz imanlılar bütün Kutsal Kitap boyunca Babil’den çıkmaya çağrılıyoruz. Tanrı her zaman peygamberlerini kullanarak bize seslendi “Ey halkım çıkın oradan” diyerek. Çoğu inançlılar Mesih’i kabul ediyorlar ama Tanrı’nın istediği gibi değil. Bu yüzden bir inanç İncil’in özüne bağlı değilse ne kadar İsa’yı kabul etsede bu inançlar Babil’dir. Bu yüzden biz imanlılar da Kutsal Kitap’ın özüne sadık kalmayan her din ortamında her türlü Babil’den ayrılmaya çağrılıyoruz.

Tanrı tarafından 6. ayete baktığımızda dünyanın uğrayacağı cezanın insanların kendisinin seçtiğini görüyoruz. Çünkü insanoğlu kendi kaderinden sorumludur “İnsan ne ekerse onu biçer”. Burada da Tanrı’nın adaletinin ve yargısının yerinde olduğunu ve haklı olduğunu görüyoruz çünkü bunu dünya kendisi istedi. Tanrı’dan uzak kalmayı seçerek. 18. bölümün sonunda da Tanrı’nın Babil üzerindeki yargısının tamamen gerçekleştiğini insanlara daima tökez olan ve insanları saptıran Babil’in yıkıldığını görüyoruz.

 

19. BÖLÜM :

Şimdiye kadar çalıştığımız Vahiy bölümleri ardından nihayet sona yaklaşıyoruz ve böylece Mesih’in ikinci gelişi gerçekleşecektir. Bu bölümün ilk ayetlerin de gökteki büyük bir kalabalığın Haleluya ve övgü sözleriyle Tanrı’ya tapındıklarını görüyoruz. Haleluya İbranice’de Yahve’ye övgüler anlamını taşıyor.Ve tam dört defa 19. bölümde bu sözlerle insanların Tanrı’ya tapındıklarını görüyoruz.

Şimdiye kadar çalıştığımız bölümlerde hep felaket haberleri okuduktan sonra bu ayetleri okumak insanın içini ferahlatıyor ve daha ilk ayetlerde gökteki kalabalık kurtarışın yüceliğin ve gücün sadece Tanrı’ya ait olduğunu vurguluyor. Başka hiç kimse sonsuz kurtuluşu sağlayamaz ve buna en ufak katkıda bulunamaz

Rab’bin kurtarışı sonsuzlukta bir kefaretin sağlanmasıyla başlar, çarmıhta günahlarımızın yüklenilmesiyle gerçekleşir ve Rab’bin ikinci gelişiyle inanlıların cennete kavuşmasıyla tamamlanır. O beni kurtarmasaydı ben asla cennete ulaşamayacaktım. Hamdolsun ki onun kurtarışıyla aklandım. Bu yüzden kurtuluşumdan eminim. Çünkü beni kurtaran Tanrı Romalılar 8. bölümde dediği gibi beni kimse suçlu çıkaramaz “Çünkü Tanrı’nın seçtiğini kim suçlayabilir ki İsa benim aracım olduktan sonra”.

Ve ayetler gökte bir düğünün başladığını söyleyerek devam ediyor. Burada damat Mesih, inanlılar topluluğu ise gelindir. Damat ve gelin nasıl düğünde birleşip her şeyi paylaşıyorsa Rab’de her şeyi hiçbir engel olmaksızın bizimle paylaşmak istiyor. Bu ilişki bedensel değil ruhsal bir ilişkidir. Sevginin en derin şekilde yaşanacağı bir ilişkidir. Bu düğüne katılabilmek için tek şart vardır oda yeni bir elbise yani düğün elbisesi giymek lazım. 8. ayette de gördüğümüz gibi keten giysiler ve beyaz kaftanlar Vahiy kitabı boyunca Rab’den gelen doğruluğu simgeliyor dedik. Bu düğün elbisesi olmadan hiç kimse düğüne giremeyecektir. Ama girenler ise sevinip coşacaklar.

Düğün duyurusundan hemen sonra bütün beklentiler amacına ve hedefine nihayet ulaşır. Çünkü Mesih ikinci defa yeryüzüne gelir. Gelişiyle göğün kapılarının açıldığını görüyoruz. Kutsal Kitap’a baktığımız da göğün kapıları üç kes açılıyor:

 

 1. Mesih’in birinci gelişinde doğumunu gerçekleşmesi için o heybetli kapılar alçak gönüllü bir şekilde açıldı

2. Mesih dirildikten sonra göğe alındığında bu geçiş tahta yükselmek üzere zafer ve görkem içinde gerçekleşti.

3. Ebedi kapılar üçüncü kes açıldığında Mesih’in yeryüzüne ikinci gelişinde göksel orduların komutanı olarak geçmesi için açılacaktır ve yeryüzünü adaletle yargılayacaktır.

Bu yargıyla ilgili ayetleri okuduğumuzda 19. bölümün sonlarında bir savaştan bahsediyor ama bu savaşın ruhsal bir savaş olduğunu bilmemiz gerekiyor. Ayetleri okuduğumuzda Mesih’in ağzından çıkan kılıçla canavarı, yasa tanımaz adamı ve canavara tapanları öldüreceğini söylerken bu eylemi sözüyle yapacağını ima ediyor. Çünkü Kutsal Kitapta Tanrının ağzından çıkan her bir söz bize kılıç olarak tanıtılıyor.

7 YENİLİK (7. BANT 20 VE 22. AYETLER)

GİRİŞ :

 

peygamberlik sözlerinin gerçekleştiğine tanık Şimdiye kadar incelediğimiz Vahiy kitabının konusu büyük sıkıntı döneminin sonuna yani Mesih’in gelişine kadar olan bölümleri kapsıyor ve açıklıyordu. Şimdiye kadar toplam 6 kısımda inceledik Vahiy kitabımızı ve Tanrı’nın o mükemmel tasarısının tarih üzerinde nasıl egemen olduğuna tanık olduk. Bugün ise 7. kısmı inceleyeceğiz. 7. kısımda ise Eski ve Yeni Antlaşma’daki olacağız.

Hatırlıyor musunuz, Vahiy Kitabı’nın amacı neydi? Vahiy kitabı hatta bütün Kutsal Kitap’ın bizi yönelttiği hedef Tanrı’nın sonsuz ve kalıcı zaferidir demiştik. İşte bugün bu zaferi göreceğiz ama şunu söylemeliyim ki bu zafer bir son değildir. Aksine yenilikler dizisine görkemli bir başlangıçtır. Bu hafta 7. kısımda 7 tane yenilikten bahsedeceğiz. Bu yenilikler Vahiy 20, 21 ve 22. bölümlerde bize anlatılıyor. Nelerdir bu yenilikler?

 

1. Mesih’in bin yıllık krallığında, dünyada yeni düzen kurulur (Vahiy 20:1-6, Matta 19:28, Elç. İşl. 3:21).

2. Yeni gök ve yeni yeryüzü yaratılır (Vahiy 21:1, Yeşaya 65:17, 66:22, 2.Petrus 3:13).

3. Cennet (Vahiy 21:2-9,21, Yeşaya 54:11-12, Hezekiel 48:30-35).

4. Kurtulanlar Tanrı’nın yüceliğine erişip sonsuz mirasa kavuşurlar (Vahiy21:3-7,Romalılar5:2 ve 8:17-18).

5. Önceki düzen ortadan kalkıp ölüm ve günah yok olur (Vahiy 21:4, Yeşaya25:8 ve 1.Korintliler15:54-55).

6. Tapınak yok, güneş yok, gece yok ama Tanrı var ve merkez O (Vahiy 21:22-27 ve Yeşaya 60:19-20).

7. Yaşam sonsuzluklar boyunca daima yenileniyor ve tazeleniyor (Vahiy22:1-5,Tekvin2:9 ve Yeşaya60:19).

Bu bölümlerde bize çok net bir mesaj verilmektedir. Bu mesaj şudur: Cenneti cennet yapan Tanrı’nın oradaki varlığıdır. Gerçek mutluluk Tanrı’ya yakın olmaktır. Yaşamın anlamı, Kutsallık içinde O’nunla egemenlik sürmektir. İsa Mesih’in benzerliğini taşımak ve görkemini paylaşmaktır.

BİN YILLIK KRALLIK : Tanrı’nın Krallığı kurtuluş tarihinin en önemli konularından birisidir. Bu krallığın yeryüzünde kurulması da, bu tarihin son aşamasıdır. Hatırlarsanız daha önceki bölümlerde Mesih’i reddettikleri için Tanrı halkı konumundan ayrılan İsrail’in Mesih’in gelip Kiliseyi göğe aldıktan sonra tekrar Tanrı halkı konumuna geçeceğini söylemiştik. Neden? Çünkü henüz gerçekleşmemiş vaatler vardı. İşte bin yıllık krallıkta bu vaatlerin arasında yer alıyor. Romalılar 11:29’da “Tanrı’nın armağanları ve çağrısı geri alınmaz” diyor. İsrail’in Tanrı’nın ilahi tasarısındaki konumundan söz eden bu ayet kendisine krallıkla ilgili verilen vaatlerin gerçekleşeceğini gösteriyor.

Bu konuda yorumlar birbirinden farklıdır. Bazı Kutsal Kitap bilginleri Vahiy’in son bölümlerindeki olayların bir başka bakış açısından ele alınıp iyilik ve kötülük güçlerinin arasındaki çatışmanın son bir perdesi olarak sunulduğunu savunur. Her türlü yorum mümkündür; ve hepsine de saygı göstermek gerekir. Ama Kutsal Kitap’ı bir bütün olarak ele alırsak Mesih’ in birinci gelişi ilgili bütün peygamberlikler nasıl gerçekleştiyse Krallık ile ilgili vaatlerin de aynı şekilde gerçekleşmesini beklemek en doğru yorum olur. Bazen anlayamıyoruz “Acaba böyle bir şey mümkün olabilir mi?” diye soruyoruz. Ama olacak. Çünkü Tanrı’nın düşünceleri bizim düşüncelerimiz değil bizim için imkansız olan her şey Tanrı için mümkündür.

 

Bin yıllık Krallık konusunda üç farklı yorum var bunlar Amilenyum, Postmilenyum ve Premilenyum isimleri ile bilinir. Bunları kısaca açıklayalım.

1. Amilenyum : Bin yıllık Krallık döneminin olmayacağını ve İsrail ile ilgili Tanrı’nın verdiği vaatlerin Kilise üzerinde gerçekleşeceğini ve şimdi bu bin yıllık krallığın hüküm sürdüğünü, ruhsal olarak bu krallık dönemini yaşadığımızı söylüyorlar. Ama bu hem Kutsal Kitap’ın diğer bölümlerinde hem de Vahiy bölümünde bir çok soruyu cevapsız bırakıyor.

2. Postmilenyum : İsa Mesih’in yer yüzüne dönüşünün bin yıllık dönemden sonra gerçekleşeceğini söylüyor.

3. Premilenyum : Bizim daha çok üzerinde çalıştığımız ve kabul ettiğimiz bu yorum ise İsa Mesih’in bin yıllık dönemden önce yer yüzüne döneceğini ve bin yıllık bir krallık kuracağını savunuyoruz. Çünkü Kutsal yazılardaki ayetlere baktığımızda Tanrı’nın egemenliği İsrail’e geri verip Eski Antlaşma’daki vaatleri yerine getireceğini, İsa Mesih’in yeryüzüne dönüp onlarla dünyasal bir krallık kuracağını, bin yıl boyunca dünyayı barışa, doğruluğa ve adalete kavuşturacağını görüyoruz.

Özellikle Vahiy 20.bölüm bunu açık bir şekilde anlatıyor. Buradaki ayetlere baktığımız zaman İsa Mesih’in kutsalları ile birlikte bin yıllık egemenlik sürdüğünü en sonunda Şeytan’ın bir müddet serbest kalıp son bir saldırıda bulunduğunu öğreniyoruz. O zaman Şeytan yenilip sonsuz ateşe, cehenneme atılacaktır.

Bu bölümlerde anlatılan konulardan biri ise diriliş konusudur. Kutsal Kitap’ta anlatılan en önemli diriliş İsa Mesih’in ölümden dirilişidir. Neden önemlidir? Çünkü Mesih’in dirilişi bütün imanlıların dirilişini mümkün kılan önemli bir zaferdir. İsa Mesih’in dirilişi biz Hıristiyanlar için büyük bir önem taşıyor. Pavlus’un da dediği gibi eğer Mesih dirilmemiş olsaydı bizim imanımız boştu. Hamdolsun ki Mesih dirildi ve bizlerde bunu bütün toplantılarımızda dile getirdiğimiz gibi Paskalya bayramlarında da önemle vurguluyoruz. Mesih dirildi. Kendisi dirildiği için bu yüzden kendisine ait olanları da diriltecek güçtedir.

Korintliler 15:12-24 Vahiy 20:4-6. ayetlerine de baktığımızda da ölüler arasından ilk önce; Vahiy’in daha önceki bölümlerinde bahsettiğimiz, yedi yılık sıkıntı dönemi içinde canavara ve onun sistemine kapılmadan acı çekip ölen kutsalların, dirileceğini görüyoruz. Ve onlar Mesih ile birlikte bin yıllık krallık sürdükten sonra ölülerin geri kalanları dirilecek. Burada asıl önemli olan şey dirilişin tam olarak nasıl ve ne zaman olacağı değil, önemli olan şey dirilenlerin tadacağı mutluluktur. Bu bizim içinde büyük bir mutluluk ve ümit kaynağıdır. Çünkü Mesih uğrununa katlandığımız hiçbir acı veya sıkıntının boşa gitmeyeceğini bir kez daha görüyoruz.

Mesih’in bin yıllık krallığının sonunda Şeytan serbest bırakılıyor. Yani yine dünyaya gelerek insanları fısıltılarıyla ve oyunlarıyla ayartacak. Dünya onun kışkırtmalarına uyup Yecüc ve Mecüc denen ülkeler önderliğinde ayaklanacak (Hezekiel 38:2-9) ve son bir dünya savaşına karışacaktır. Fakat bu durum kısa sürecektir. Bu ülkelerin günümüzde hangi ülkeler olacağına dair değişik tahminler yürütülmüş ama bu Kutsal Kitap’ta açıklanmamıştır. Vahiy 20:8 ayetlerine baktığımız zaman savaş için toplananların sayısının denizin kum taneleri kadar çok olduğunu ama 9. ayette ise bunların gökten yağan bir ateş ile yok olduğunu görüyoruz. Bu ateş direk Tanrı’dan mı gelecek? Yoksa nükleer bir savaşın sonucu mu olacak? Bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki 11. ayetinde dediği gibi yer ve gök yok olacak.

Size güzel bir haberim daha var. Kutsal Kitap bunu söylüyor. Nedir bu haber? Son olarak İblis ateş gölüne atılıyor. Haleluya! Nihayet ilk isyanından beri Şeytan insanları günaha teşvik etmekle, onları aldatmak, acı çektirmek ve Mesih’in öldürülmesine sebep olmakla, Deccal’i göndermekle ve dünyayı saptırmakla suçuna suç katıp çarptırıldığı ve hak ettiği cezayı görmektedir. Haleluya! Cehennem İblis ile O’nun melekleri için hazırlanmış sönmez ateştir. 10. ayetin dediği gibi orada sonsuzlara dek işkence görecekler. Sonunda Şeytan’ın maskesi de düşmüş oluyor. Maskesi ne idi? Kendisine ışık meleği süsü vermesi idi. İnsanlara hep böyle yaklaşıp tanrısızlığı dünyaya yayıyordu. Baştan beri kendisini ilah olarak gösterip Baba Tanrı’ya ait olan yüceliği, tapınışı kendi üzerine almaya çalışıyordu. Böylece Vahiy 20. bölüm Şeytan’a karşı kazanılan zaferi ve kutlamayı bize gösteriyor. Zafer Mesih’indir! Ve imanlılarda Mesih’in bu zaferine ortaktır.

YARGI : Dünya yok edilmiştir. Şimdi sırada gelmiş geçmiş insanların yargılanmaları söz konusudur ama bu konuları incelemeden önce ilahi yargının üç ayrı yönüne bakmamız gerekiyor.

1. İlk günahtan beri hüküm süren sonsuz ölüm yargısı : Yaratılış 2:17’de beyaz taht önünde geçen bu yargı ilk günah işlendiği gün ölümle sonuçlandı. Adem ve Havva işledikleri günaha karşılık yargı olarak nasıl ölümü aldılarsa, bizler de günahlı soydan geldiğimiz için; günahlı olduğumuz için bu yargı altındayız. Kutsal Kitap diyor ki: “Doğru olan kimse yok bir kişi bile hepsi yoldan saptılar ve günahlı oldular”. Bu yüzden hiç kimse ben bu yargıyı hak etmedim ben günahsızım diyemez. Herkes günahlıdır ve hala herkes günah işlemektedir. Ve hala herkes bu yargı altındadır. Ama tarih boyunca insanlara Yargıtay’a baş vurma imkanı tanınmıştır. Bu Yargıtay Kararı beraata çevirebilir. Hayatta iken her insan bu aftan yararlanıp son yargı gününden sıyrılabilir. Ama bu hayatta iken bu imkana bu tövbeye sarılmayanların yani Yargıtay’a baş vurmayanların kaderi çoktan belirlenmiştir. Bakın Kutsal Kitap bu konuda ne söylüyor? İbraniler 9:27-28 Hamdolsun işte böyleler son yargıya uğramayacaklar. Çünkü onlar Yargıtay’a baş vurmuşlardır.

2. Büyük beyaz taht yargısı : Büyük beyaz taht, insanların cehennem cezası yani sonsuz ölüm için yargılanacakları ilahi makamdır. İmanlılar yani Mesih’e ait olanlar bu yargıya uğramayacaklar. Neden bu yargıya uğramayacaklar? Çünkü onlar zaten Mesih’in bedeninde yargılandılar. Mesih ölürken onların yargısı tamamlandı. Romalılar 8:3 böyle diyor: “Öz oğlunu günahlı insan benzerliğinde günah sunusu olarak gönderip günahı bedende yargıladı” aynı şekilde Yeşaya peygamberde Pavlus’un yazdığı bu ayetlere destek veriyor. Yeşaya 53: 4-5 aynı şekilde 1.Petrus 2:24 diyor. Haleluya! İsa bizim günahlarımızı kendi bedenin de yargıladı işte bu yüzden Oğul’a iman edenin sonsuz yaşamı vardır, böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiş demektir. Hamdolsun İsa’ya ait olanlara karşı artık hiçbir mahkumiyet söz konusu değildir. Çünkü İsa’ya ait olanlar yargılanmayacaklar. Çünkü onlar zaten yargılanmıştır. Bir insan aynı dava için iki kere cezaya uğramaz hele hele bu dava kapandı ise. Hamdolsun Mesih bizi sonsuz yargıdan kurtardı. Ama bedende yaşarken gerek iyi gerekse kötü yaptıklarımızın karşılığını almak için her birimizin Mesih’in yargı kürsüsü önünde görünmesi gerekir

3. Mesih’in yargı kürsüsü : Romalılar 14:10 Mesih’in yargı kürsüsü yalnız imanlıların hesap verecekleri yargı mekanıdır. Bu da cennette olacaktır. Orada kurtuluş için değil yeryüzünde iken yaptığımız hizmete göre yargılanacağız. Ona göre ödüller alacağız veya alamayacağız. Bu konuda Kutsal Kitap ne söylüyor ona da bakalım. 1.Korintililer 3:11-15 birde bunu size şema üzerinde göstermek istiyorum. (Şema Çiz )

Vahiy 20;11-15 ‘e kadar anlatılan yargı işte buna göre olacak. Bu doğrultuda beyaz taht önünde iki türlü kitap açıldığını görüyoruz. “Bazı kitaplar açıldı ve yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı” Bu ayete baktığımızda iki yargı usullüde hemen göze çarpıyor. 1- Adı yaşam kitabında yazmayanlar bunlar işlerine göre yargılanıp cehenneme 2- Adı yaşam kitabında yazılanlar ise Tanrı’nın makamına yani cennete gidecek. Adı yaşam kitabında yazılı olanlar ise kendi işlerine göre değil İsa’ya olan imanlarıyla cennete gidiyorlar. Çünkü insan terazi zihniyeti ile yargılanırsa karar açıktır. Daniel 5;20 Tanrı Daniel’in ağzından Krala diyor ki; “Terazide tartıldın ve eksik bulundun” hiçbir sevabımız ki Kutsal Kitap’ın ilahi adalet anlayışında sevap diye bir kavram yoktur. Çünkü bizim işlerimiz kirli bir paçavra gibidir.Tanrı’nın Kutsallığı önünde yaptığımız işler suçlarımızı silemez. iç kimse yaptıkları ile kurtulamaz .Peki o zaman insanlar nasıl kurtulacak.İşte Vahiy’in müjdesi daha doğrusu Kutsal Kitap’ın bu konuda tekbir müjdesi var oda. Romalılar 3;21-26

1. Tanrı’nın Krallığı

2. Ölülerin dirilişi ve

3. Yargı konularına değindik. Bu hafta da yine çok zengin ve Önemli konulara değineceğiz. Vahiy Kitabımızın 21 ve 22. bölümlerini inceleyerek yaklaşık 12 haftalık çalışmamızı noktalayacağız ve çok güzel bir şekilde noktalayacağız. Çünkü şimdiye kadar Vahiy derslerimizi çalışırken hep son günlerdeki felaketlerden sıkıntılardan acılardan ve dünya üzerine gelecek yargıdan bahsettik. Ama bu son dersimizde göreceklerimiz bizi bayağı mutlu edecek ve sevindirecek bu dersimizin ilk konusu Vahiy 21. Bölümde anlatılan yeni yer ve gök.

Yeni Göğün ve Yerin Yaratılışı : Cennetin simgesel olarak anlatıldığı 21 ve 22.bölümler hakkında da Hıristiyanlar arasında çok farklı yaklaşımlar vardır. Cennet fiziksel bir ortam mı olacak yoksa maddenin yer almadığı tamamen ruhsal bir boyut mu? Yeni yer ve gök neresi olacak? Falan gibi sorular sorabiliriz ama tekrar hatırlatmalıyım ki Vahiy kitabı bize hangi amaca sürüklüyordu? Tanrı’nın sonsuz zaferine demek ki cennet yani yeni yer ve gök bizim bu zaferin tadını çıkaracağımız ve paylaşacağımız güzel bir yer olacak.

21. bölümün ilk ayetinde baktığımızda Yuhanna bize “Yeni gök ve yeni yeryüzü” gördüğünü söylüyor. Nasıl ki biz öldüğümüz zaman aynı olmayan, yıpranmayan, eskimeyen ve zayıflıkları olmayan mükemmel yeni bir bedene sahip olacaksak aynı şekilde yeni yeryüzü de günahın ve yozlaşmanın yer almadığı, tamamen yeni ve mükemmel bir yer olacak. Tanrı günahtan dolayı bozulan insan doğasını tamir ederek değil de yeniden yaratarak kurtarıp değiştiriyorsa aynı şekilde yeni yerimizde dünyanın tamir edilmiş bir şekli değil tamamen mükemmel ve yeni bir yer olacak.

Cennet hem Kutsal bir kent olarak hem de bir Gelin olarak tanımlanıyor. Buradan da görebiliyoruz ki esas vurgulanan şey sonsuz yaşamın fiziksel düzeni değil sonsuz yaşamın ruhsal niteliğidir. 13.ayette belirtildiği gibi “İşte Tanrı’nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak onlar O’nun halkı olacaklar. Tanrı’nın kendiside onların arasında bulunacak” zaten Tanrı insanı da bunun için yaratmadı mı? Mükemmel ve Kutsal bir beraberlik için ama insanın işlediği bu günah ilişkiyi bozdu. Günahla bozulan bu ilişki sonunda cennette tekrar gerçekleşiyor. İşte o zaman insan yüklerinden kurtulacak.

Çünkü 4. ayette dediği gibi: “Tanrı onların gözlerindeki bütün yaşları silecek. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak.” Çünkü onların zaten Tanrı’nın insanı yarattığı zamandaki o mükemmel planında yeri yoktu. Tanrı hiçbir zaman böyle bir plan yapmadı; insana acı çektireyim, ıstırap edip onları sıkıntıya sokayım diye, bunları yapan günah oldu. İnsanın itaatsizliğini o Tanrı`nın mükemmel planını değiştirdi. Hamdolsun ki Yeni yer ve gökte yani Tanrı ile birlikte olacağımız o cennette bunlara yer olmayacak bunların yerine tapınma, mutluluk huzur ve güzel olan her şey olacak ve çok güzel bir şey daha söylüyor ayet “Artık ölüm de olmayacak.” Ne güzel değil mi? Bizi sevdiklerimizden ayıran, bizi özlem ve kaygı içerisinde bırakan o ölümde artık olmayacak. Artık ölümün yol açtığı Tanrı`dan ayrılık yalnızlık ve anlamsızlık ortadan kalkacak ve Tanrı`nın kendisi bütün gözyaşlarını silecek ve bizleri teselli edecek. Matta 5:4’de dediği gibi “Ne mutlu yaşlı olanlara, onlar teselli edilecek.” Tanrı o mükemmel sevgisiyle bizi kucaklayıp bağrına basacak ve kendi mutluluğunu tattırmak için insanlara bütün ilgisini ve sevgisini gösterecektir. Bir daha hiç ayrılmamak üzere bu yüzden de “işte her şeyi yeniliyorum” diyor. Tanrı her şeyi mükemmelleştiriyor. Zaten İsa`da bize bunu söylemedi mi? Ayrılırken O’nun nereye gideceğini merak eden öğrencilerine yer hazırlamaya gittiğini anlatmadı mı? Yuhanna 14:1- 4

Kutsal Kitap cennet ortamının ve koşullarının ayrıntılarını vermektense oradaki Tanrı merkezli yaşamı ve kusursuzluğu daha çok bize anlatıyor. Bunun içinde göksel cisimleri ve varlıkları anlatırken mükemmellik simgesi olan değerli taşlardan sürekli söz etmektedir. Bu taşlar oranın ne kadar mükemmel olduğunu simgeliyor. Yenilenme kaynağını açıklarken yaşam ağacından ve Cennetin ortasındaki diri su ırmağından bahsediyor. Tapınmayı tarif ederken hurma dalları ve cenkleri gösteriyor. Bütün bu anlatılanlar bir çağrışımdır.

Burada ki güzel olan şeylerden bir tanesi ise 22. ayette geçen sözler. Yuhanna diyor ki: “Kentte tapınak görmedim.” Yeryüzündeki gibi ibadet şekillerine ve tapınaklara ihtiyaç yok orada çünkü insanlar gösterişli binalara, ayinlere ve ruhban sınıflarına ihtiyaç duymayacaklar. Çünkü gücü her şeye yeten Rab Tanrı ve Kuzu O kentin tapınağıdır. O’nun görkemi her şeye yetecek.

Tanrı’nın çocukları olarak onun sevgisine doyamayacağız, Tanrı’nın Kutsalları olarak onun yüzünü göreceğiz, Kulları olarak ona sonsuza dek hizmet edeceğiz, Krallığı olarak bütün evren üzerinde O’nunla birlikte egemenlik süreceğiz. Kahinleri olarak da O’nu sonsuza dek övecek ve ona tapınacağız. Daha bu dünyada nasıl O’nunla diri bir ilişki yaşayarak, O’na hayran kalarak tapınıyorsak; orada da O’na tapınmaya devam edeceğiz. Çünkü orada da Tanrı’yı %100 anlamayacağız. Çünkü eğer onu tam olarak bilirsek. Artık O’na hayran olamayız ve hayran olamadığımız içinde tapınamayız. Çünkü insan Hayran olduğu şeye tapınır. İşte orada da Tanrı’ya hayranlığımız her zaman devam edecek. Çünkü O sınırsız bir Tanrı’dır. O’nun tahtı önünde O’na tapınırken O’na her baktığımızda yeni şeyler göreceğiz ve hep onu öveceğiz. Durmadan o hayranlığı yaşayacağız.

Şimdi Kutsal Kitap’ımızın son bölümüne bakalım. Vahiy 22. Bölüme daha önceki bölümde Cennet bize bir “Gelin” ve “Göksel bir kent” olarak tasvir edildi. Burada 22. bölümün 5. ayetinde ise yüceltilmiş bir “Aden bahçesi” olarak resmediliyor. Kutsal Kitab’ın başında anlatılan uzaklaştığımız Cennet bahçesine Vahiy’in bu bölümü de tekrar kavuştuğumu görüyoruz. Bu bahçede ki bütün gereksinmelerimiz Kuzu’nun tahtından temin ediliyor. Tanrı bütün vaatlerini gerçekleştiriyor. Bizde cennete gittiğimiz zaman bu bereketlere kavuşacağız. Zaten hepimizin beklentisi bu değil mi?

Tanrı’ya kavuşmak ama hala bu dünyadayız. Çünkü hepimizin bir ruhsal bir hizmeti var. Nedir bu hizmet? Tanrı’nın bizden yapmamızı istediği bu hizmetimiz bütün insanları Kuzu’nun düğününe davet etmek. Çünkü Kuzu’nun kanında kaftanlarını yıkamayanlar İsa Mesih vasıtası ile o doğruluk elbisesini yani düğün elbisesini giymeyenler bu düğüne katılamayacaklar. İşte bizim ruhsal hizmetimiz budur. 17. ayette ve sık sık ilahilerde de söylediğimiz gibi “Gel ve karşılıksız al” demek. Çünkü bizler, Tanrı’nın geliniyiz. Kilise Tanrı’nın gelinidir. İşte insanlara “gel” çağrısını yapan Ruh’un yani Tanrı’nın kendisi olduğu gibi aynı zamanda da bu sorumluluk bu görev geline yani kiliseye de verilmiştir.Peki sen Tanrı’nın sana verdiği bu sorumluluğu yerine getiriyor musun? İnsanları Kuzu’nun bu görkemli düğününe davet ediyor musun?

Vahiy Kitap’ı önemli bir gerçeği daha son bir uyarı olarak bize gösteriyor Kitap’ımızın son ayetlerinde. Nedir bu uyarı? Vahiy 22:18-19 Vahiy dizisinin kapanış sözleridir bunlar bu konuda geniş bir yorum yapmaya gerek yok. Çünkü bu sözler hem çok net, hem de çok ciddiye alınması gereken sözlerdir. Hamdolsun ki her ne kadar başka inançlar ve kitaplar olsa da, her ne kadar insanlar bu kitaplara Tanrı sözü olmadığı halde, Tanrı sözü olarak inansalar da bizim inandığımız Tanrı sözü bozulmadan değişmeden ve herhangi bir şey eklenmeden ve çıkarılmadan günümüze kadar gelmiştir, kendini korumuştur ve koruyacaktır da. Çünkü bu konuda Tanrı’nın sözü diyor ki “Ot kurur çiçek solar ama benim sözlerim ebediyen durur” diyor. Biz de Tanrı’nın bu sözlerine güvenerek ne yapıyoruz ? Tabi ki Rab’bin gelişini özlemle bekleyerek ve O’na “ya Rab tez gel” diye haykırarak sesleniyoruz. Ve bizim sesimizi duyan Rab’bimiz ise ne diyor? 20. ayetinde söylediği gibi. “Evet tez geliyorum” AMİN.

Yazan .:

Antalya İncil Kilisesi Pastörü

Ramazan Arkan

 

Sevgili okurlarımız size gelecek sayımızda

Bu yazının bir devamı olarak

 

Armageddon Savaşına Hazırlık - Gizli Ilimler Kütüphanesi

Ve

Armageddon Savaşı

Adındaki iki araştırma yazısını sunacağız

Hiristiyan ve Musevi dininde  Dünyanın sonunun nasıl geleceği çok geniş bir şekilde incelenmiş ve

Kutsal kitaplarda yer almıştır.

İslam dinindede Kur’an da muhtelif ayetlerde buna  tafsilatlı bir şekilde atıf yapılmıştır

 

 

Sur’un üflenmesi ile ilgili ayetler Mumsema Sur’un üflenmesi hakkında ayetler

 

 

18. Sure (Kehf Suresi), 99. Ayet

O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sûra üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.

20. Sure (Tâhâ Suresi), 101. Ayet

Onlar o günahın cezası içinde ebediyen kalacaklardır. Sûra üfürüleceği gün bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür!

20. Sure (Tâhâ Suresi), 102. Ayet

O gün günahkârları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz.

23. Sure (Mü'minûn Suresi), 101. Ayet

Sûr'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.

27. Sure (Neml Suresi), 87. Ayet

Sûr'a üfürüleceği ve Allah'ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O'na gelirler.

36. Sure (Yâsîn Suresi), 51. Ayet

Sûra üfürülür. Bir de bakarsın kabirlerden çıkmış Rablerine doğru akın akın gitmektedirler

39. Sure (Zümer Suresi), 68. Ayet

Sûr'a üflenir ve Allah'ın dilediği kimseler dışında göklerdeki herkes ve yerdeki herkes ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bekliyorlar.

50. Sure (Kâf Suresi), 19. Ayet

Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, "İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir" denir.

50. Sure (Kâf Suresi), 20. Ayet

(İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilmeleri için) Sûr'a üfürülecek. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür.

50. Sure (Kâf Suresi), 21. Ayet

Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir.

 

Kıyametin Kopması

Sur demek “sesleniş, boru, üflendiğinde ses yapan boynuz” manasındadır “kıyametin kopmasını bildirmek ve de kıyametin kopmasının ardından insanoğlunun mahşer bölgesinde toplanmak üzere tekrardan dirilmeyi gerçekleştirmek üzere İsrafil (a.s.) yönünden üfürülecek boru”ya sur adı verilir. Hazreti Peygamberimiz hadisi şeriflerinde surun, kendisine üflenmiş olan bir boru ve de bir boynuz olduğunu bildirmişlerdir. (Tirmizi, “Kıyamet”, 8).

 

Ancak böyle bir borunun ne kadar önemli olduğu insanoğlu yönünden bilinmemektedir. Sur da tüm ahiret hayatının durumlarında olduğu üzere dünya hayatındaki kullanılan borulara benzetilmemektedir.

 

Kur’anı kerim ayetlerinden yola çıkılırsa, İsrafil (a.s.) sur denen boruya iki kez üfürülecektir. Birincisinde Allah’ü Tealanın murat ettikleri haricinde, gök yüzünde ve yer yüzünde olan her şey o günün dehşetinden büyüklüğünden sarsılıp bu duruma nefha-i feza`korku üfürüşü denmektedir ve olan tüm canlılar yerle bir olup ölecek ve de kıyamet kopacak bu duruma nefha-i saik ölüm üfürüşü denmektedir. İkinci üfürme de de insanoğlu dirilecek mahşer meydanında toplanmak için Allahu Teala Hazretlerine koşacaklardır bu duruma da nefha-i kıyam kalkış üfürüşü denmektedir.