Kitap 0kuma 
ve
İnceleme Odası

 

Sevgili okurlarımız.

Size bu sayfamızda  her ay  en az üç ( ülkemizde en çok okunan bilimsel kitaplar arasından seçerek ) PDF olarak  yayınlanmış kitabı okumanız için  kısa bir girişle tanıtıktan sonra yayınlayacağız.

Böylelikle hem aradığınız kitabı daha kolay bulabilecek ve dergimizden rahat rahat okuyabileceksiniz

 

 

Bu ay seçtiğimiz kitaplar

 

     Yayın Tarihi: 01.01.2018

                                                                                         Kitap 1

Yeter Ki İnsan Olsun.pdf (Can Nuroğlu)

                                                                                      Can Nuroğlu

İÇİNDEKİLER Giriş

                     6 I. İnsanlığın İlk Hali …………………..………….......

                    10 II. İnsanlığın Günaha Düşüşü …………………….….

                    20 III. İnsanlığın Yozlaşması …………..……………..….

                    28 IV. İnsanlığın Bereket Kaynağı ………...………….....

                    37 V. İnsanlığın Tahlili ……………..………….…….…..

                    43 VI. İnsanlığın Kurtarıcısı ……………..……...…….…

                    51 VII. İnsanlığın Zirvesi ……………………....…….….

                    57 VIII. İnsanlığın Cennete Dönüşü ………………..…....

                    65 Sonsöz ………………………………………...………

                    75 6 Yeter ki İnsan Olsun!

Giriş

Ülkemizde “en popüler sözler” adında bir yarışma yapılsa, mutlaka “Yeter ki insan olsun!” sözü ilk beş arasında yer alır. İster sosyal muhabbetler olsun, isterse felsefi ya da dini tartışmalar olsun, mutlaka sohbetin bir yerinde bu söz yüzeye çıkar. Neden? Çünkü bizim için insan olmak en üstün değerlerimizden biridir. Bunu örneklemek için başımdan ge- çen bir olay anlatayım: Birkaç ay önce ev ararken çok efendi bir emlak- çıya denk geldim. Emlakçı Hamza bey bana hemen çay ısmarladı ve uzun bir sohbete daldık. Aslında sohbetten çok monologdu çünkü sadece kendisi konuşuyordu. Emlakçı çok masum bir tutumla etraftaki esnafların ne kadar bencil ve menfaatçi olduklarını anlatmaya başladı. “Keşke herkes insan olmayı ba- şarabilseama insan her şeyden önce dürüst olmalı” diye vurguladı. Sonra kendisinin en zor durumlarda bile sözüne nasıl sadık kaldığını ve hep dürüst davrandığını söyleyip “İşte insan olmak lazım!” diye son noktayı koydu. Adam çok güzel konuştu – gerçekten etkilendim. Adam cağız emlakçı değil, vaiz olmalıydı diye düşündüm. Fakat birden eski bir müşterisi bağırıp çağırarak dükkanı bastı. Neredeyse emlakçıyı dövecekti. Anlaşılan şu ki “örnek” emlak- Yeter ki İnsan Olsun! 7 çımız bu vatandaşa istemeyerek de olsa haksızlık yapmıştı. Sonunda emlakçı kendini şu sözle savunmaya çalıştı: “Ne yapayım işte ben de bir insanım!” Ne ilginç değil mi… İnsan kavramını hem olumlu hem de olumsuz olarak kullanıyoruz. Bir taraftan insanlığımızla övünüyoruz, ama bir diğer taraftan da insanlığımızı öne sürerek kendimizi aklamaya çalı- şıyoruz. Bu sadece kendini “örnek bir insan” olarak gösteren emlakçımız için geçerli değil, hepimiz ara sıra kendimizi bu ikilemde buluyoruz. Evet, insan olmak çok onurlu ve ayrıcalıklı bir konum, ama ço- ğu zaman insan insanlığına yaraşır bir şekilde davranmıyor. İnsanlar olarak gerçekten çok garip varlıklarız. Bir taraftan tüm evrende insan kadar akıllı, yaratıcı ve çalışkan bir varlık yoktur. Fakat diğer taraftan da etrafımıza ve kendi yüreğimize samimi bir şekilde bakarsak, evrende insan kadar çürük, menfaatçi ve çevresine zarar veren bir varlığın olmadığını da kabul etmek zorunda kalırız. İnsan başlı başına bir tezattır; hem inanılmaz araçlar icat eder hem de o araçlarla bulunduğu dünyayı mahveder. Atasözünün dediği gibi, “İnsan, insanın şeytanıdır.” İnsan olağanüstü kabiliyetlerle donanıp muazzam ve yüce amaçlar için yaratıldığının farkında olsa bile, günbegün Yaradan‟ın içine yerleştirdiği ve vicdan diye adlandırdığımız „ahlak yargıcına‟ aykırı olarak yaşamaktadır. İşte tam bu noktada Allah‟ın isteklerini yerine getiremeyeceğimizi anladığımızda „insanlığımıza‟ sığınırız: “Hiçbir insan mükemmel 8 Yeter ki İnsan Olsun! değildir, hatasız kul olur mu?... Yeter ki insan olsun!” diyerek kendi kendimizi avutmaya çalışırız. Tanrı‟nın içimize koymuş olduğu vicdana ayak uyduramadığımız kaçınılmaz bir gerçektir. İşte bu yüzden birçoğumuz kendimize daha uygun bir takım kurallar uygulamaya çalışırız. Bunlar, “İnsanlık” kuralları, yani, yalan söylememek, dürüst davranmak ve öfkelenmemek gibi evrensel olarak kabul gören bariz kurallardır. Evet, bunlardan çok bahsederiz, komşularımıza sık sık nasihat ederiz ve çocuklarımı- za bıktırırcasına anlatırız. Fakat laf bitip de icraata gelince kendimiz bile bunları tam anlamıyla yerine getiremiyoruz. Siz ise “Ben farklıyım. Ben zaten iyi bir insanım” diyebilirsiniz. Tamam, bunun çok basit bir sı- navı var: Bir insanın nasıl davranmasını istediğinizi bir kâğıda yazınız. Sonra yazdığınız o kurallara sadece bir hafta boyunca sadık kalmaya çalışınız. Bu yazdığınız kuralları tutarlı olarak uygulamaya çalış- tıkça aslında ne kadar aciz ve tutarsız olduğunuzu fark edeceksiniz. Çünkü hiç birimiz insanlarca kabullenen ve kendimizin de benimsediği bu basit kuralları düzenli ve devamlı olarak yerine getiremiyoruz. Yani bu kadar övündüğümüz insanlığın en basit ve en açık prensiplerini bile beceremiyorsak, demek ki, “Yeter ki insan olsun” sözü bizi kurtarmıyor. İşte insanın bulunduğu ikilem: Aklımızla onayladığımız o dürüst insan gibi olmak istiyoruz, ama ne kadar çabalarsak çabalayalım bu arzuyu hayatı- mızda bir türlü gerçekleştiremiyoruz. Durum böyle Yeter ki İnsan Olsun! 9 olunca kendimizi etrafımızdaki insanlarla kıyaslayarak biraz teselli bulmaya çalışırız.“En azından bu komşum ya da şu kaynanam kadar kötü birisi değilim” deriz. Evet, etrafımızdaki çoğu insandan kendimizce çok daha iyi görünebiliriz, fakat bu esas içimizdeki eksikliği tamamlamaz. Sonuçta eksikli- ğimiz az ya da çok olsa da hiç birimiz tam anlamıyla mükemmel insan değiliz. En basitiyle hangimiz kendimizden insan olarak memnunuz? Artık bahaneleri bırakıp gerçeklerle yüzleşme zamanı geldi. Bu sorunun kökenine inmek için düşünmemiz gereken sorular vardır: “İnsan nedir? İlk başta insan hangi özelliklerle yaratıldı? Nasıl oldu da böyle hüsrana uğradık? Peki, gerçekten „iyi bir insan‟ olunabilir mi?” Evet, tabii ki olunabilir, ama bunun cevabı- ancak insanı yaratan Allah‟ın bize vermiş olduğu Kutsal Kitap‟tan öğrenebiliriz. “İnsan” dediğimiz bu varlığı Kendisi yarattı ve en uygun olarak nasıl ya- şaması gerektiği konusunda ancak Allah bizlere rehberlik edebilir. Bu küçük kitapta insanın yaradılışını, amacını ve geleceğini keşfedeceğiz. Belki beklediğinizden çok farklı gerçeklerle karşılaşacaksınız, ama inanıyorum ki bu gerçekler size insanlığın sırrını ve kendi hayatınızın amacını çözmede yardımcı olacaktır. Çünkü insan gerçekten muhteşem işler yapmak ve mutlu bir hayat sürmek üzere yaratıldı, ama sadece insana şekil ve soluk veren Yaratıcımız bunun sırrını bizlere açıklayabilir. Gelin, nasıl „iyi bir insan olacağımızı‟ beraber öğrenelim.

 

 

            Sevgili okurlarımız.

 her ay  en az üç ( ülkemizde en çok okunan bilimsel kitaplar arasından seçerek ) PDF olarak  yayınlanmış kitabı okumanız için  kısa bir girişle tanıtıktan sonra yayınlayacağız.

Böylelikle hem aradığınız kitabı daha kolay bulabilecek ve dergimizden rahat rahat okuyabileceksiniz

                                                                                                       

                                                                                                                  

 

bigbang

 

Bigbang.pdf (Prof.Dr. Caner Taslaman)

 

ÖNSÖZ

Big Bang Teorisi doğru mu? Big Bang Teorisi felsefe ve dinler açısından hangi sonuçları doğuruyor? Tanrı var mı? Tanrı’nın varlığı bilimsel verilerle ve akılcı delillerle ispatlanabilir mi? Evren, bilimsel kanunlar, evrensel tüm oluşumlar, bütün canlılar ve biz; tesadüfen mi oluştuk, yoksa bilinçli bir yaratılışın ürünleri miyiz? Bu sorulara vereceğimiz cevapların, neye inanmamız gerektiği ve hayatın bir anlamı olup olmadığı hususlarında önemli neticeleri olacaktır. Bu inançlar ve hayatın anlamı konusundaki yaklaşımımız ise hayatımızın ahlak gibi pratik alanlarında belirleyici olacaktır. Evren hakkında ne düşündüğümüz gerçekten de önemlidir. Evren hakkındaki görüşümüz, evrenin bir parçası olan kendimiz hakkındaki görüşümüzü de oluşturmaktadır. Big Bang (Büyük Patlama) teorisi evrenin kökeni ve yapısı hakkındaki bilgimizi arttırmış ve evreni daha iyi tanımamızı sağlamıştır. Big Bang teorisi, evrenin tek bir noktadan, çok yoğun ve çok sıcak bir şekilde oluşmaya başladığını; evrenin sürekli genişlediğini ve bu genişlemeyle evrendeki sıcaklığın ve yoğunluğun düştüğünü, buna bağlı olarak evrendeki tüm aşamaların gerçekleştiğini, bu aşamalarda atom-altı dünyadan yıldızlara kadar tüm oluşumların meydana geldiğini gösterir. Kitap boyunca “Big Bang” ve “Big Bang teorisi” deyimlerini bu anlamda kullandım. Big Bang’in bilimsel açıklamasının yanında, felsefe ve dinler açısından sebep olduğu sonuçları da çok önemlidir. Son birkaç yüzyılda bilimin, felsefenin ve dinlerin arasına kalın duvarlar örüldü. Bilim adamlarının çoğu, evrenin “nasıl” oluştuğu ve yapısının “ne” olduğu konularına o kadar odaklandılar ki, elde ettikleri bilimsel verilerin, felsefe ve ilahiyat alanı açısından sonuçlarıyla ilgilenmediler. Felsefecilerin çoğu, bilimin verilerini takip etmeyi gerektiren bir uğraştan uzak durdular ve pozitivist dil felsefesi geleneği gibi, felsefeyi dillerin çözümlenmesine indirgeyen sınırlayıcı yeni geleneklerin etkisi altında kaldılar. İlahiyatçıların çoğu da, bilimsel araştırmaya girişmekten uzak durarak bilim, felsefe ve dinler arasında örülen bu duvarları kabullendiler. www.canertaslaman.com www.bigbang.gen.tr 2 Bilimin farklı, felsefenin farklı, dinin farklı hakikatleri olamaz; fakat, yanlış bilim, yanlış felsefe ve yanlış din olabilir. Anlaşılıyor ki , bu duvarların içinde kalan tüm bu faaliyetlerin yanlışlıklarına müdahale edilememesi ve her alanın kendi otoritesini muhafaza edebilmesi için bu duvarlar örülmüştür. Bu ise, bilimin verilerinden gerekli sonuçların çıkarılamamasına, felsefelerin kısır şüphelere boğulup kalmalarına ve din alanına sayısız hurafelerin sokulmasına sebep olmuştur. Bu çalışmamda, tüm bu sakıncalı sonuçlardan korunmak için bilim, felsefe ve din alanını hep beraber ele aldım. Kitabın ilk iki bölümünde, Big Bang teorisi ortaya konmadan önceki felsefe ve bilim tarihini tanıttım. Böylelikle okuyucunun, Big Bang teorisini, tarihsel bir bakış açısıyla değerlendirebilmesini hedefledim. Üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümlerde Big Bang teorisinin temel ve yan delilleri ile Big Bang teorisine karşı yapılan bilimsel itirazları ve bunlara verilen cevapları inceledim. Bu üç bölüm daha çok Big Bang’in bilimsel verileri ile alakalıdır. Bu bölümlerden sonraki dört bölümde, Big Bang’in ışığında felsefe tarihini ve dinleri inceledim. Tanrı’nın var olup olmadığı ve evrenin ezeli olup olmadığı konusunda yapılan tartışmalarda, Big Bang’in hangi tezleri desteklediğini hangilerini yanlışladığını göstermeye çalıştım. Böylece binlerce yıldır yapılan tartışmayı Big Bang’e yargılattım. Kitabın son bölümünde, Big Bang’in ve evrendeki oluşumların, bilinçli bir yaratılışı gerektirip gerektirmediği konusunu ele aldım. Tüm bunları yaparken bilim tarihi, felsefenin önemli tartışmaları ve dinler hakkında okuyucuyu bilgilendirmeye çalıştım. Bu çalışmayı hazırlamamda, yaptığımız tartışmalarla, önerdikleri kaynaklarla, yazdıklarımı okumalarıyla ve beni teşvik etmeleriyle birçok kişinin yardımları oldu. Bu şahısların herbirine, ayrıca değerli katkılarından dolayı Feryalim’e ve değerli profesörlerimiz Bekir Karlığa’ya, İlyas Çelebi’ye, Necip Taylan’a ve Kasım Turhan’a teşekkürlerimi sunuyorum. Bu kitabı okuyan siz değerli okurlarıma da ilgilerinden dolayı teşekkür ediyor; eleştirilerinizi, katkılarınızı ve önerilerinizi, kitabın arka kapağında yazılı olan internet adreslerine göndermenizi rica ediyorum.

 

Eğer bu mevzuu sizi ilgilendirirse yukarıdaki  Pdf kitabının linkini tıklayıp okuyun veya kitabı indirip

Kendi bilgisayarınıza ve kitaplığınıza ekleyin

 

 

 

Sevgili okurlarımız.

 Her ay  en az üç ( ülkemizde en çok okunan bilimsel kitaplar arasından seçerek ) PDF olarak  yayınlanmış kitabı okumanız için  kısa bir girişle tanıtıktan sonra yayınlayacağız.

Böylelikle hem aradığınız kitabı daha kolay bulabilecek ve dergimizden rahat rahat okuyabileceksiniz

 

 

Gen Bencildir.Pdf (Richard Dawkin)

 

İçindekiler

 Önsöz 1

 Giriş 5

 I. Bölüm 9 İnsanlar Neden Var?

 II. Bölüm 27 Eşleyiciler

III. Bölüm 41 Ölümsüz Sarmallar

IV. Bölüm 81 Gen Makinesi

V. Bölüm 113 Saldırganlık: Bencil Makine ve Kararlılık

VI. Bölüm 149 Genellik VII. Bölüm 183 Aile Planlaması

VIII. Bölüm 205 Nesil Savaşları

IX. Bölüm 233 Eşey Savaşları X. Bölüm 273 Özveri

XI. Bölüm 307 Memler: Yeni Eşleyicile

 

İçindekiler Önsöz

 

 Şempanze ve insanın evrimsel geçmişlerinin yaklaşık yüzde 99,5'i ortaktır; yine de birçok mantıklı insan şempanzeye eğri büğrü, insanla ilişkisiz, tuhaf bir yaratık olarak bakar ve kendisini Mutlak Yaradan'a erişme yolunda bir basamak taşı olarak görür. Evrimci için böyle bir şey olamaz. Bir türü, diğer bir türden üstün kılacak hiçbir nesnel dayanak yoktur. Şempanze ve insan, kertenkele ve mantar, hepimiz, üç milyar sene kadar önce doğal seçilim olarak tanıdığımız bir süreç içerisinde evrimleştik. Her tür içerisinde, kimi bireyler diğerlerinden daha çok sayıda, yaşamını sürdürebilen döl vermişlerdir. Buna bağlı olarak da, üreme bakımından başarılı olan bireyin kalıtsal özellikleri (genler), bir sonraki nesilde sayıca artmıştır. İşte bu doğal seçilimdir (Genlerin farklı, gelişigüzel olmayan üremesi). Bizi doğal seçilim inşa etmiştir ve eğer kendi kimliklerimizi kavrayabilmek istiyorsak anlamamız gereken de bu doğal seçilimdir. Darwin'in doğal seçilim yoluyla evrimleşme kuramı sosyal davranış çalışmalarının merkezi olmasına karşın (özellikle de Mendel genetiği ile birleştirildiğinde), yaygın bir biçimde göz ardı edilmiştir. Sosyal bilimlerde, sosyal ve fizyolojik dünyanın Darwin-öncesi ve Mendel-öncesi bakış açılarının oluşturulmasına adanmış devasa endüstriler gelişmiştir. [s.2] Biyolojide bile Darwin kuramının yanlış kullanımı ve ihmali şaşkınlık verici boyutlarda olmuştur. Bu garip gelişim, nedenleri her ne olursa olsun, sona ermek üzeredir. Darwin ve Mendel'in olağanüstü çalışmaları, sayıları sürekli artmakta olan araştırmacılar tarafından genişletiliyor. Bunların arasında, özellikle, R. A. Fisher, W. D. Hamilton, G. C. Williams ve J. Maynard Smith adlarını sayabiliriz. Şimdi de, ilk kez olarak, bu doğal seçilime dayalı, önemli sosyal kuram Richard Dawkins tarafından basit ve popüler bir üslupla sunulmaktadır. Dawkins sosyal kuramdaki yeni çalışmaların ana temalarını birer birer ele alıyor: Özverili ve bencil davranış kuramları, çıkarcılığın genetik tanımı, saldırgan davranışların evrimi, kan bağı kuramı (ebeveyn-döl ilişkileri ve sosyal böceklerin evrimleşmesi de dâhil), eşey oranı kuramı, ters özveri, aldatmaca ve eşey farklarının doğal seçilimi gibi... Kavramların altında yatan kuramın ehli olmanın verdiği güvenle Dawkins, bu yeni görevi hayranlık verici bir duruluk ve üslupla yerine getiriyor. Geniş biyoloji bilgisini kaynak alarak, okuyucuya biyolojinin zengin ve büyüleyici literatüründen bir tutam sunuyor. Yayınlanmış çalışmalarla fikir ayrılığına düştüğünde (benim kendi saplantılarımdan birini eleştirirken olduğu gibi) hemen hemen her zaman doğru hedefe yönelik. Dawkins ayrıca, sergilediği mantığı durulaştırmak için çaba harcıyor ve böylelikle de okuyucunun verilen mantığı uygulayarak tartışmayı daha da ileri götürmesini (ve hatta kitapta tartışılanları aşmasını) amaçlıyor. Tartışmalar ise çok yönlü. Örneğin, aldatmaca hayvanlar arası [s.3] iletişimde temel nitelikteyse (ki Dawkins böyle düşünüyor), bunu tespit etmek için kuvvetli bir seçme olmalı ve bu da, söz konusu aldatmacayı ele vermemek için bazı güdüleri ve gerçekleri açığa çıkarmayacak, kendini tanımanın kurnazca yöntemleri ile bir kendini aldatma düzeyi benimsenmesine yol açmalı. Bu nedenle, doğal seçilimin sinir sisteminin evrimleşmesi lehine çalıştığı ve bunun da dünyaya ilişkin daha doğru görünümler üreteceği yolundaki alışılagelmiş bakış açısı aklın evrimine pek naif bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. Sosyal kuramdaki son gelişmeler, karşı devrimci etkinliklerin hafiften elini ayağını tutuşturmaya yetecek kadar önemli olmuştur. Örneğin, son gelişmelerin gerçekte sosyal gelişmeyi genetikçe olanaksız gibi göstererek engelleyecek döngüsel bir tuzağın parçası olduğu öne sürülmüştür. Benzeri zayıf düşünceler bir araya getirilerek, Darwinci sosyal kuramın politik yorumuna tepkiler olduğu izlenimi verilmeye çalışılıyor. Bu düşünceler gerçeklerden oldukça uzaktırlar. Eşeylerin genetik açıdan eşit olduğu ilk kez, Fisher ve Hamilton tarafından açıkça ortaya konulmuştur. Kuramdan ve sosyal böceklerden gelen rakamsal veriler, ebeveynlerin, döllerine baskın olmaları için (ya da dölün ebeveyne baskınlığı) içsel bir eğilim olmadığını göstermektedir. Ana babanın çocuğu üstüne yaptığı yatırım ve dişi seçimi kavramları eşey farklarına bakışımızda eşsiz, nesnel bir esas sağlamıştır. Bu ise, kadınların gücünü ve haklarını, biyolojik eşitliğin işlevsiz bataklığında köklendirmeye çalışan yaygın çabalara karşı hatırı sayılır bir ilerleme anlamına gelir. [s.4] Kısacası, Darwinci sosyal kuram sosyal ilişkilerin altında yatan simetri ve mantığın bir parçasın yakalamamıza olanak verir. Bunun tam anlamıyla kavranılması ise, politik yaklaşımımızı yeniden canlandıracak ve psikoloji bilimi ile tıp psikolojisi için gereken entelektüel desteği sağlayacaktır. Süreç içinde ise, çektiğimiz acıların köklerini -ki bunlar çok çeşitlidir- daha derinden anlamamızı sağlayacaktır. Kobert L. Trivers Harvard Üniversitesi Temmuz, 1976

 

Eğer bu mevzuu sizi ilgilendirirse yukarıdaki  Pdf kitabının linkini tıklayıp okuyun veya kitabı indirip

Kendi bilgisayarınıza ve kitaplığınıza ekleyin