Pdf  kitapları okumak için

linkini tıklayınız

 

 

İlk Çağdan Evren Modelleri
Güneş Merkezli Evren Modeli
Yaradılıştan bugüne Evren
Paralel Evren
Çoklu evrenler K. Cankocak
Takyon Evren

 

Video

Anti Madde Sırrı
Paralel Evrenler
Paralel Evrenler
Sicim Teorisi Nedir
Stephen Hawking ve her şeyin Teorisi

Yayın Tarihi : 01.10.2016

 

 

 

 

 

 

 Prof.Dr. Rennan Pekünlü


Ege Üniversitesi Fen Fakültesi
Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü 
Bornova 35100 İzmir - Türkiye

rennan.pekunlu@ege.edu.tr

Sayın hocamıza bu güzel yazısı için teşekkür ederiz

Saygılarımızla

 

 

                                                                                             

Derleyen : burhan sanus

Evren Modelleri  Üzerine Tartışma

 

Büyük Patlama Big Bang

Pamuk ipliğine bağlı

 

Büyük  Patlama kavramı , Büyük Birleşme Kuramı , Herşeyin Kuramı gibi fiziğin popüler kuramları , bazı bilim insanları tarafından , fizikten kopup “ metafiziğe kaymakla” , gözlem ve deneyden uzaklaşmakla, gerçeğe değil matematiksel  estetiğe önem vermekle eleştiriliyor. Bu sayımızda bu  eleştirileri   izah edeceğiz.

 

Not :  Bu yazı dizimizde bazı okurlara yabancı gelecek bilgiler ve kelimeler bulunabilir. Bu kelimeler hakkında ;aşina olmayan okurlarımızın;  bir  ansiklopediden bilgi edinmelerini tavsiye ederiz.

 

 

Büyük Patlama Big Bang  Pamuk İpliğine  Bağlı  : 

 

Pek ya büyük Patlama denen kjurgu hiç olmadıysa !  O zaman yüksek sıcaklığın ve kusursuz  bakışıklığın baskın olduğu bir dönem hiç olmadı demektir. Bu durumda  bilinen parçacık ve alanları  açıklayabilecek  bir kurum yok demektir. Kısacası günümüz parçacık  fiziği ve onun bakışıklık  üzerine  kurmuş olduğu egemenlik sallanıyor !

 

Büyük  patlama ve parçacık fiziğinin ilişkisini ve bunların gözlemlerle  olan dolaysız  çelişkilerini  sergiliye bilecek daha somut veriler de bulunmaktadır. Parçacık fiziği alanındaki kuramlar  yüksek dereceden  bakışıklık elde etmek için giderek daha yüksek erkelere ilgilendiğinden bu kuramların öngörülerini sınamak iyice olanaksız duruma geliyor. Aslında bu durum birleştirme  programının ilk aşamaları  için ciddi bir kısıtlama oluşturmadı . Programın ilk sşaması  zayıf kuvvetlerin birleştirilmesini amaçlıyordu. Elektro zayıf kuram Adı verilen bu program başarılı diyebileceğimiz bir biçimde tamamlandı .

Eletrozayıf kuram  80 GeV  ve 90 Gev ( 1 GeV = 10x9  eV) erklerine sahip olan  W ve Z  parçacıklarının  varlığını öngördü.  Bu parçacıklar daha sonra labaratuvarlarda  gözlendi.  Şimdi gözler  kuramın üçüncü öngörüsü  olan  ve TeV ( 1 Yev = 10x12 eV) Erke düzeylerinde gözlenmesi beklenen Higgs Bozonuna çevrildi. Tezas eyaletinde yapılmakta olan süper iletken süper çarpıştırıcının  ( SSC)  Higgs Bozonunu ortaya çıkarması bekleniyor . Standart moedelin parçacıklar  ( cümbüşünün)  ötesine gitme çabaları  bugün işlerlikte  olan parçacık hızlandırıcılarının  yapabileceklerinin  ötesine gitme anlamına gelir.  Güçlü Zayıf  ve elektromanyetik  kuvvetleri  birleştirmeyi amaçlayan  GUT ‘lqr ( Grand Unified Theory / Büyük birleşik Kuram )  10x15 GeV  ‘lık Erk  düzeylerine ilişkin öngörülerde bulunmaktadır .

Bu düzeyler , bugünkü teknolojik  düzeyimizi çok çok aşmaktadır. Tam bu noktada  parçacık fizikçileri  bayrağı evren bilimcilere  teslim etmektedir ! Çünkü adı geçen erke  düzeyleri yalnızca 

Büyük Patlama ‘dan artakalan  “ kozmik  fosillerin “ gözlenmesiyle “ olasıdır .

Hemen anımsayalım , Gut’lerin  sınanabilir  öngörülerirnden  birinin  doğru olmadığı gösterildi .

GUT’ler protonun bozunacağını öngörür. Protonlarla elektronların  yüksek erklerde biri birine denk  tek tür parçacıklar  olacağı  savunulduğuna göre  bu parçacıkların  birbirine dönüşmesi  beklenir.  Daha açık olmak gerekirse  pozitronların bir tür mezon  olan pionlarla birleşerek  proton oluştumalıdır.  Pozitron da bir kuarka dönüşmesi gerekir. Ancak zaman tersinirlği düşüncesine göre  böylesi  bir sürecin tersinin  de düşük sıcaklıklarda gerçekleşmesi gerekir.  Kısacası protonlar pion ve pozitronlara  bozunurken büyük niteliklerde erke açığa çıkarmalıdır.

Büyük patlama protonlarla pozitronların  karşılıklı  olarak değişimini gerektirir . Madde ile anti madde  bakışık olarak yaratıldığından  Büyük Patlama ‘nın hipotezi olan son derece yüksek yoğunluklarda tüm maddeyle anti madde birbirini yok ederek saf erke dönüşecektir. Bu medde içermeyen  saf erkeden  oluşan bir evren demektir.  Ancak eğer pozitronlardan bazıları  protonlara dönüşecekse  tüm anti  maddenin ortadan kalkmasıyla  birlikte geride proton ve elektronlardan  oluşan bir artık kalacaktır.  Bu durum  Büyük Patlamayı ayakta tutmaya çalışan “ Pamuk  ipliklerinden “ birisidir .

Protonlar Ölümsüz !

Protonlar gerçekten bozunuyor mu? GUT’ler protonların ortalama  ömürlerinin  10x30  yıl olduğunu ve bu  süre sonunda bozunacağını öngörmektedir.  Bu öngörünün sınanması  amacıyla  eski maden  ocaklarının en derin  galerine kurulmuş  olan su tanklarında  proton bozunma deneyleri başladı.  Deneyler  bırakın  normal sürede bozunmayı  GUT’lerin öngördüğü  sürenin 100 katı süre içinde bile bir tek protonun  bozunmadığını gösterdi. Protonlar Ölümsüz !

GUT kuramcıları  bu sonuçları hiç dikkate almadılar. Bu konuda oluşturulmuş olan  ilk kuramların çok basit  olduğunu ileri sürdüler . Kendilerine  yeni bir görev vererek deneylerin yansıdığı  yaştan daha büyük bir yaşı öngörecek  yeni bir kuramın hazırlığına başladılar. . Protonların  kararlı parçacıkları  olduğunu onamak GUT yanlılarına zor geliyor. Zor çünkü , Büyük Patlama  protonlarla  pozitronların  birbirine dönüşmüş  olması gerektiğini savunur.  Bu nedenle  protonlerın kesinlikle bozunması gerekmektedir.

Eğer büyük patlama diye bir şey olmadıysa   GUT’leri sınayabilen tek deney olan “ proton bozunması “ olumsuz sonuçlar  vererek  GUT’lerin yanlışlığını göstermektedir.  Eğer proton bozunmaya uğramıyorsa  Büyük Patlama büyük bir yara  daha aldı demektir.  Bu durumda Evrenin eşit sayıda  maddeyle anti maddeden oluştuğu anlamına gelir.  Olduğu savunulan”  madde  Anti madde yok etme “ sürecinden  arda belli niceliklerde  madde kaldığına “ göre , evren hiç bir zaman yoğun bir aşama geçirmedi  ,  kısacası büyük Patlama gerçekleşmedi  demektir.  GUT’ler  ve Büyük Patlama ya birlikte varlar veya birlikte yoklar !

 

Kozmik Kısır Döngü  Proton bozunması ve anti madde konuları doğanın “ bakışık “ olduğunu savunan düşüncenin  ne denli yanlı bir görüş  olduğunu sergiler aslında eşit niteliklerde madde ve anti madde  içeren bir evren modeli  GUT ‘lerin daha fazla madde içeren evreninden daha bakışıktır. Diğer yandan bozunmaya uğramayan proton  düşüncesi  bozunan proton  düşüncesinden  daha “ kusursuzdur” . Buna karşın GUT ciler  Büyük Patlama maddelerine  ve de başlangıç ilkelerine uymadığı için bu düşünceyi yadsıdılar.

Bir kez daha yineleyelim  . Estetik güzelliğe sahip düşüncelerden  yola çıkarak  doğa yasalarına erişme  çabaları kısır çabalardır. Hangi evrenin daha güzel olduğunu sonsuza dek tartışabiliriz ancak hangisinin gerçek olduğuna yalnızca  deney veya gözlemler karar verir. Eğer parçacık fiğinin kuramcılarının “ protonun bozunması “ deneylerinde  yaptığı gibi   gözlemleri dikkate

Almazsak  ortaçağ kelıntısı  yöntemlere doğru gerilemiş oluruz.

Bilimsel kuramları değerlendirmede  esas ölçütümüz gözlemler olacaksa  Büyük Patlamanın da

GUT’ lerinde geçerli olmadığını onamak zorundayız.

GUT’ler evrem  bilimcilere  axionlar  gibisinden kurgusal parçalar sağlar . axionlar evreni karanlık madde  bileşenlerinden biridir. GUT’ler yanlışsa karanlık maddede yok , Büyük Patlama yok ! Diğer yandan  Büyük Patlamacılar da GUT’cilere  kuramsal bakışıklar  ve bir dizi kurgusal parçacıklar  için gerekli olan  aşırı erkle  sağlar.  Her iki çalışma  alanının kuramları birbirine bağlıdır.  Bir çeşit “ kozmik kısır döngü “  herhangi ikisinden birini sınayan deneyler  aynı anda  her ikisinin de geçersizliğini gösterebilir.

GUT’ler için söylediklerimiz  son zamanların  kuramsal modası  olan süper cisimler ve süper bakışıklar  için de geçerlidir.  GUT’lerin  doğrulanmamış olması yetmiyormuş gibi  bazı Kuramcılar şimdilerde  doğanın  dört kuvvetini  birleştirme çabasına girdiler . Çekim kuvvetini de dikkate alan bu kuramlar  sicim   adı verilen  uzunluğu olup genişliği  olmayan kurgusal  niceliklerle yola çıkıyorlar.  Her şeyin Kuramı  ( TOE  Theory of Everything)  adı verilen bu çerçeve  tüm parçacıkları alanları  bünyesinde barındırıyor. Ancak sicimler  öylesine devasa erklere sahip ki  kuram doğrulanabilir bir tek  öngörüde bile bulunamıyor. Bu aşamada  TEO!cular  yine beklemede !  Büyük Patlamanın  bugüne kadar bilinmeyen bir etkisinin süpercisimleri ortaya çıkaracağına inanıyorlar. Büyük Patlama dıışında  TOE  kuramını destekleyen  hiç bir şey yok. ! 

 

Büyük Patlama’ya Karşı Bildiri




Kuşku… Ama “Descartes türü” değil! 


 

 


Prof. Dr. Rennan PEKÜNLÜ
Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü 


“Bilinmeyene doğru ilerlemek için kuşku şarttır. Çözülmemiş bir problemi çözmek istiyorsak, bilinmeyene, kapıyı sonuna dek açık tutmalıyız.


Düşünüyorum öyleyse varım’, Rene Descartes’ın metafizik felsefesinin ilk ilkesidir. Kartezyen kuşku yönteminin temelini oluşturur. İdealist felsefenin çarpıcı bir sav-sözüdür (slogan). Bu sav söz “düşünmenin erdem olduğunu savunmaz.

Varoluş bağlamında usa (akla) birinci dereceden önem biçer. Usun dışındaki nesnel dış dünyanın varlığından kuşku duyar. 


22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist Dergisinde “Bilim Dünyasına Açık Mektup” başlığıylabir bildiri yayımlandı. Bu bildiride Richard Fevnman’a gönderi yapılarak, ‘BİLİM KUŞKU DUYMA KÜLTÜRÜDÜR’ deniyor. Feynman türü kuşkunun ne olduğuna, Feynman’ın What Do You Care What Other Poeple Think? adlı otobiyografisinden “VALUE OF SCİENCE” (Bilimin Değeri) adlı makalesinin çevirisiyle değinmeğe çalışacağım. Ancak önce, 22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist Dergisinde yer alan,

BİLİM DÜNYASINA AÇIK MEKTUP” başlıklı bildirinin içeriğine bakalım. 

Bildiride Büyük Patlama modelinin giderek artan sayıda düşsel varlıklara (hypothetical entities), diğer bir deyişle asla gözlenememiş olgu ve süreçlere dayanmak zorunda kaldığı belirtiliyor. Orneğin, Uzayın enflasyonist (şişerek) genişlemesi, karanlık madde ve karanlık enerjinin (erke’nin) varlığına dayandırılıyor..


Eğer bu “hayaletler” dikkate alınmazsa. Büyük Patlama modelinin öngörüleriyle gökbilimcilerin gözlemleri arasında ölümcül bir çelişki olacağı savunuluyor. Kuram arasındaki uyuşmazlığı gidermek icin düşsel nesnelere, “hayaletlere” bu denli sık başvurma gereksiniminin, fiziğin başka hiçbir dalında onanamayacağı belirtiliyor. Böylesi yara bantları (Batlamyus epycycle’ları) BİG BANG kuramının geçerliliğine kuşku duyulmasına neden oluyor.


Büyük Patlama evren modeli, bu yara bantları olmaksızın varlığını sürdüremez. 
Düşsel enflasyonist genişlemeyi dikkate almazsanız, bugün gözlenen mikrodalga anlatan ışınımının yön bağımsızlığını (isotropy) açıklayamazsınız. Çünkü, Hubble yaşı dediğimiz 15 milyar yıl içinde, gökyüzünün birkaç yay derecelik bölgeleri birbiriyle NEDENSELLİK İLİŞKİSİ İÇİNDE OLAMAYACAK ve aynı sıcaklığa (2.73 K)ERİŞEMEYECEKLERDİR. 


Büyük Patlama modeli, bir tür karanlık madde (hayaleti) olmazsa, evrendeki madde niceliğine ilişkin çelişkili öngörülerde bulunmaktadır. Evrende gözlenen lityum. dötoryum ve helyum elementlerinin “ANORMAL” BOLLUĞUNU açıklayabilmek için, enflasyon (şişme, büyüme) denen hayalete gereksinim var. Enflasyonun gereksinim duyduğu madde yoğunluğu, Büyük Patlama sırasında gerçekleştiği savunulan çekirdek birlesmelerinden (nuclear synthesis) TÜRETİLEN YOĞUNLUĞUN 20 KATIDIR! Eğer karanlık erke (enerji) denen bir diğer “hayalet” yoksa. EVRENİN YAŞI YALNIZCA 8 MİLYAR YIL OLACAKTIR. Oysa ki, diğer gökadalarda olduğu gibi bizim gökadamızda da 8 milyar yıldan milyarlarca yıl daha yaşlı yıldızlar bulunmaktadır.


Dahası da var! Büyük Patlama kuramı gözlemlerle sınayabileceğimiz bir tek nicel öngörüde bulunamıyor. Bu kuramı destekleyenlerin başarı diye sundukları şey, gözlemlerden sonra, kuramın çökmemesi için UYDURULAN BİR DİZİ AYARLANABİLİR PARAMETRELERDİR. Tıpkı, Batlamyusun Yer özekli evren modelinin çökmemesi için uydurulan epicycle’lar (‘yara bandı olarak okuyunuz!) gibi.


EVRENİN TARİHÇESİNİ ANLAMAK İÇİN OLUŞTURULAN TEK ÇERÇEVE BÜYÜK PATLAMA DEĞİLDİR. 
HEM PLAZMA EVRENBİLİMİ HEM DE DURGUN DURUM MODELİ, BAŞLANGIÇ VE SONU OLMAYAN, SÜREKLİ EVRİM GEÇİREN BİR EVREN HİPOTEZİ KULLANMAKTADIR. Bunlar ve diğer evren modelleri evrendeki temel süreçleri -hafif element bolluklarını, gökada kümeleri ve gökada süper kümeleri gibisinden büyük ölçekli yapıların oluşumunu, kozmik mikrodalga ardalan ışınımını, gökadaların kırmızıya kaymalarının uzaklıkla nasıl arttığını- açıklayabilmektedir. Bu modeller Büyük Patlamanın yapamadığını da yapmış, son zamanlarda gözlenen bazı süreçleri öngörebilmiştir. 

Büyük Patlama yanlıları, bu başarılı modellerin, evrenbilim bağlamında yapılan tüm gözlemlerin, açıklayamayacağını öne sürebilirler. Bu savunu hiç de şaşırtıcı olmaz. ÇÜNKÜ BÜYÜK PATLAMA DIŞINDAKİ ÇALIŞMALAR DESTEKLENMEDİKLERİ İÇİN GELİŞMELERİ SEKTEYE UĞRATILMIŞTIR. Şurası yadsınamaz ki, bu modeller ve Büyük Patlamanın eksik, aksak yanları, bugün bile tartışılamaz ve incelemeye alınamaz. 
Evrenbilim konferanslarında düşüncelerin açık açık tartışması yapılamıyor.
Richard Feynman’ın deyişini anımsayınız:“Bilim kuşku duyma kültürüdür”. Günümüzevrenbilim topluluğunda kuşku ve karşı görüşlere hoşgörüyle bakılmıyor ve genç bilim insanları ne yazık ki, standart Büyük Patlama’ya ilişkin olumsuz bir şey söylemeyip sessiz kalmayı öğrendiler! 

BÜYÜK PATLAMA’YA İLİŞKİN KUŞKULARI OLANLAR, BU KUŞKULARINI DİLE GETİRDİKLERİNDE, PROJELERİNE SAĞLANAN PARASAL DESTEĞİ YİTİRMEKTEN KORKUYORLAR.


Yapılan gözlemlerin yorumu da bu yanlı filtrelerden süzülüyor. GÖZLEM YORUMLARI BÜYÜK PATLAMA’YI DESTEKLER YÖNDEYSE “DOĞRU”, DEĞİLSE “YANLIŞ” OLARAK DEĞERLENDİRİLİYOR. Bu yaklaşımla, kırmızıya kaymalara, lityum ve helyum bolluklarına, gökada dağılımlarına ve diğer gözlemlere ilişkin yorumlar ya dikkate alınmıyor ya da bunlarla dalga geçiliyor. 

BU TAVIRLAR, ÖZGÜR BİLİMSEL ARAŞTIRMA RUHUNA YABANCI, DOGMATİK BİR USUN ORTAYA ÇIKTIĞINI GÖSTERİYOR.


Bugün, evrenbilimin parasal ve deneysel gözlemsel kaynakları Büyük Patlama çalışmalarına akıtılmaktadır. Parasal desteklerin kaynağı oldukça azdır; bilimsel makaleleri değerlendiren komitelerin hepsinde Büyük Patlama yanlıları baskın konumdalar. Sonuç olarak, evrenbilim alanında Büyük Patlama kendini korumaya almış, kuramın bilimsel geçerliliğinin sorgulanmasından bağışık kalmıştır. Parasal desteklerin Büyük Patlama’nın geçerliliğini araştıran ve ona seçenek olan modellere ilişkin çalışmalara verilmesi, evrenin tarihini saptamaya yönelik bilimsel sürecin başlamasını sağlayacaktır.


Evet, bu bildirinin altında bu bildiriye imza atan bilim insanlarının isim listesi var. 

ÇOĞU NOBEL ÖDÜLLÜ, değişik ödül almış, alanında başarılı bilim insanları. Vurgu, yine ünlü, Nobel ödüllü bir kuantum fizikçisi olan Richard Feynman’ın “Bilim kuşku duyma kültürüdür” saptaması üzerine yapılmış.

 

Her Şeyin Teorisi

Stephan Hawking  

Her Şeyin Teorisi“ne giden yolda başka bir sorun da, atomun standart modelinde yaşanıyordu. Parçacıklar, bazı matematiksel işlemlere tabi tutulduklarında, ortaya anlamsız ve sonsuz değerler çıkıyordu. Ayrıca standart model, ne parçacık kütlelerini ne de doğal kuvvetlerin şiddetini açıklıyordu. Bunlar formülde sabit değerler olarak yer alıyordu.

Bugün 59 yaşında olan fizikçi, bazı basın organları tarafından Albert Einstein ile bir tutuluyor. Ancak birçok meslektaşı, bu karşılaştırmanın Einstein için bir haksızlık olduğunu belirtiyor. Ne de olsa bilim adamı, evreni açıklamaya yönelik geliştirdiği “görelilik teorisi“yle, tam bir devrim yaratmıştı. Ama Hawking yeni bir teori kurmamış, Einstein’ın kuramını temel alan bir teori geliştirmişti.

Bilim olimpiyatında Hawking, 1974′te keşfettiği ve kendi adını verdiği ışınım ile ön plana çıktı: Fizikçi, temel parçacık demetinin bir kara delik yakınında bulunduğunda, nasıl davranacağını hesapladı. Belirli kütleye sahip bir yıldız, ömrünün sonunda, kendi çekim kuvvetinin etkisiyle çöküyor ve uzay ile zamanın anlamını yitirdiği, yani kaybolduğu, sonsuz yoğunluğa sahip bir yapıya, yani kara deliğe dönüşüyor. Kara deliğin çekim alanı o kadar güçlü ki, ışın da dahil hiçbir şey çekim alanından kurtulamıyor. Fizikçiler bu duruma “tekillik” adını veriyorlar. Hawking, çevresindeki her şeyi yutan bu tuzakların tamamen karanlık olmadıklarını, ışın yaydıklarını gösterdi. İçinde yaşadığımız evrenin de, “tekillik” durumundayken, Büyük Patlama ile birlikte şekillenmeye başlaması, Hawking’in buluşunu daha da önemli kıldı. Bu sayede bir gün, belki de yaratılış hikâyesinin sıfırıncı saniyesine ulaşılabilirdi. Hawking, “hiçlik” ile “varlık” arasındaki geçiş anının aydınlatılmasının, “Tanrı’nın planı“nı ortaya çıkarmak anlamına geldiğini düşünüyor.

Bilim adamları, bir “tekillik” durumunun olup olmadığını; bir büyük patlamanın yaşanıp yaşanmadığını; zaman ve uzay boyutlarının bu patlama sonucu ortaya çıkıp çıkmadığını uzun süre tartıştılar. Çünkü, İngiliz fizikçi Isaac Newton’ın 300 yıl önce kabul ettiği gibi, zamanın sonsuz bir geçmişten sonsuz bir geleceğe uzandığına inanıyorlardı.

”Stephan Hawking Newton’ın teorisi”, Albert Einstein tarafından geliştirilen “Genel Görelilik Teorisi”yle geçerliğini kaybetti. Yeni teori, zaman, uzay ve maddeyi bir birinden ayrılamaz bir bütün olarak düşünüyordu. Bütün kütleler, ister dev gökadalar ister küçücük asteroitler, uzay-zamana şekil veriyorlar. Bu şekillenme, madde ve ışığın uzaydaki hareketini belirliyor. Önce Roger Penrose, sonra da Hawking, 1969′da Büyük Patlama’nın gerçek olduğunu ispatladıktan sonra, çekim kuvvetine dayalı teoriyi daha da geliştirdiler.

 

Yoğunluk, Büyük Patlama sırasında kuşkusuz çok daha fazlaydı; ne de olsa, evrendeki bütün kütleler bir aradaydı. Patlama gerçekleşince, çevreye hayal edilmesi güç büyüklükte bir enerji yayıldı. Bu ilk enerji, temel parçacıklara ve maddenin kaderini belirleyen dört kuvvete dönüştü. Kozmologlar asıl sorunu, işte bu dört kuvvet konusunda yaşıyorlar. Bir evren formülü, bütün zamanlar ve evrendeki bütün olaylar için geçerli olmalı; yani son bir denklem, mikrokozmoz ve makrokozmozda etkili bütün kuvvetleri içermeliydi. Bugüne kadar yapılan matematiksel hesaplamalar, sadece üç kuvveti kapsıyordu:elektromanyetik kuvvet (elektronları atom çekirdeğine bağlıyor), “güçlü kuvvet” (atom çekirdeğini bir arada tutuyor) ve “zayıf kuvvet” (radyoaktif parçalanmayı sağlıyor)...

Buna karşılık, bütün çabalara rağmen, dördüncü kuvvet olan kütle çekimi, bir türlü “Her Şeyin Teorisi” ne dahil edilemedi. Nedeni ise, çekim gücünün sadece maddelerde bulunması. Büyük Patlama sırasında kütle, maddesel olmayan bir nok-tada, “hiçlik”i ifade eden bir kuvantumda yoğunlaşmıştı. Araştırmacıların, “tekillik” durumunu daha iyi anlayabilmeleri için her iki teoriyi “Kuvantum Çekim Kuvveti”nde birleştirmeleri, yani “Çekim Kuvvetinin Kuvantum Teorisi“ni geliştirmeleri gerekiyordu. Ancak, bunu bir türlü başaramıyorlardı.

Her Şeyin Teorisi“ne giden yolda başka bir sorun da, atomun standart modelinde yaşanıyordu. Parçacıklar, bazı matematiksel işlemlere tabi tutulduklarında, ortaya anlamsız ve sonsuz değerler çıkıyordu. Ayrıca standart model, ne parçacık kütlelerini ne de doğal kuvvetlerin şiddetini açıklıyordu. Bunlar formülde sabit değerler olarak yer alıyordu.
80′li yılların ortalarında, fizik uzmanları John Schwarz ve Michael Green’in uğraşıları sonucu bir çözüm yolu bulundu. Onlara göre anlamsızlıklar, parçacıkların, denklemlerde sonsuz küçük noktacıklar olarak ele alınmasından kaynaklanıyordu. Peki ama, parçacıkların iplikçikler gibi esneme yetenekleri olsaydı ne olurdu? Yaklaşık 10 yıl önce geliştirilen, ancak daha sonra hesapları çıkmaza sokan “sicim teorisi”, atomaltı parçacıkları nokta şeklinde değil, iplik (sicim) şeklinde tanımlıyordu. Sicimler, bir kemanın telleri gibi salınan, 10 (üzeri -33) santimetre uzunluğunda, minicik iplikçiklerdi. Sicimler şimdiye kadar gözlenemedi; ancak, büyüklüğü matematiksel olarak hesaplanabiliyor: 
Bir sicimin bir atomun büyüklüğüne olan oranı, bir atomun bütün Güneş Sistemi’ne olan oranına eşit. Ayrıca, belirli bazı sicimlerin, kütle çekimine sahip olduğu ve sicimlerin, aynı zamanda kuvantlar oldukları da bilinenler arasında. Hawking, buradan yola çıkarak “kütle çekiminin kuvantum teorisi“ni geliştirdi.

 

                                                                                                                                                                                                    

 

Evrenin Modelleri

 

 

Bu sayımızda sizlere  Plazma Evren  ile ilgili yeni bilgiler  vereceğiz  edeceğiz:

·         Bilgisayar simülasyonları gözlemlerle uyuşuyor

·         Plazma Evrende  Olbers Paradok’su yok

·         Plazma Evren Modellinin Felsefesi

·         Ve ayrıca   Dünyaca ünlü Prof.  Steven Weinberg ile söyleşi : Evrensel Formülün Peşinde “

 

 

Bilgisayar Simülasyonları  Gözlemlerle Uyuşuyor

 

Plazma Evren  modelinin  en büyük sorunu , manyetik alan içinde bulunan  filamenter yapıya

Sahip  ve elektriksel  olarak iletken plazmayı tanımlayan denklemlerin  non – lineer olmasıdır.

Bu tür denklemlerin lisede görmüş  olduğumuz denklemler gibi çözüm yolları yoktur., çözümleri ancak süper bilgisayarlarla ile mümkündür.

Plazma kuramcıları  plazma simülasyonu  adı verilen bir yöntem kullanırlar. Bu yöntemde daha önce teorik veya deneysel olarak elde adilmiş  denklemler  ile yasalar önceden  koyulmuş sayısal  sanal doğaya  milyonlarca  parçacıktan  oluşan sayısal parçacıklar eklenir . Bilgisayar çalıştırılır  ve beklenir. Bilgisayarın hızına bağlı olarak  bir süre  sonra bu parçacıkların  deviniminin   oluşturduğu  yapılar görülebilir.

Sayısal olarak  elde edilen bu yapılar laboratuar ve gökyüzü gözlemleri ile karşılaştırılarak  denklemlerin   doğruluğu sınanabilir.

Ancak yapılan ilk simülasyonlarda  milyonlarca  parçacık kullanılmasına karşın gerçeğe daha yakın sonuçlar  elde  etmek için çok daha  yüksek sayıda parçacık kullanılması gerekmektedir.

Bunun için daha  güçlü bilgisayarlara ihtiyaç vardır. Gök adamız Samanyolu , 10x65 tane özgür  elektron ve iyon içerdiğinden  simülasyonda kullanılan bir parçacık aslında  devasa parçacık gruplarına  denk gelmektedir. Yinede 50 milyon parçacık ile oluşturulmuş  olan  simülasyonlar  evrende  gözlemlenmiş  gök ada yapılarını sayısal ortamda şaşırtıcı  derecede benzerliklerle  oluşturabilmektedir.  En önemlisi simülasyonlarda kullanılan  denklemler  ve değerler laboratuar  deneyleri ile elde edilmiştir.  Sonuçlar gözlemlerle uyuşmaktadır . Bu uyumu  sağlamak için hayali bazı parçacık veya madde  topluluklarının  yaratılmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Hannes Alfven  bu durumu şöyle açıklıyor. ;

Göründüğü gibi kadarıyla  hiçbir görüntü yeni bir fizik yasası icat etmemizi  gerektirmiyor. Plazmanın  telem özelikleri  her yerde , laboratuardan  Hubble uzaklıklarına  kadar aynıdır “

 

Plazma Evrende  Olbers  Paradoksu yok

 

H.W. Olbers  ( 1758 – 1840 )  1823 yılında kendisine şu soruyu sormuştu : “ eğer evrende sonsuz sayıda yıldız varsa , geceleyin  gökyüzü niçin karanlıktır * Aydınlık  olması gerekir , çünkü  hangi yönü seçersek seçelim  bakış doğrultumuz  eninde sonunda bir  yıldızla çakışacaktır.  Bu nedenle

Gökyüzünün Güneş gibi parlak  olması gerekir.”

Dünyamızdan dışarıya baktığımızda  baktığımız uzaklığın küpü  kadar  bir hacme bakmış oluruz,

İki kat uzaklığa bakmak demek  sekiz kat fazla  hacme  bakmak demektir. Eğer  evreni eş dağılımlı  kabul edersek  bizim ile iki kat uzaklık arasında , bir kat uzaklıktakinden  sekiz kat  daha fazla ışınım  kaynağı olması  gerekir . Kaynaktan çıkan  ışınımın birim  yüzeydeki  enerji miktarı  uzaklığın   karesiyle  ters orantılıdır.Bu durumda ışık kaynağı yeğinliyi  uzaklığın küpü ile artarken  birim yüzeye düşen enerji uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğundan  biz gökyüzüne baktığımızda  uzaklık ile  doğru orantılı  olarak artan miktarlarda ışınım gözlemlemeliyiz : Yani gökyüzünün her zaman  aydınlık olması gerekirdi.  Bugün biliniyor ki evrendeki madde eş dağılım göstermemekte , yıldızlar gök adalar , gök ada kümeleri  şeklinde hiyerarşik yapı sergilemektedir. Dolayıyla  Olbers  açmazının eş dağılım varsayımı geçersiz bir varsayımdır.

Olbers Paradoksuna , Büyük Patlama  kuramcıları  şu çözümleri önerirler  : Genişleyen evren içerisinde yayılan ışığın dalga boyunun uzayacağı , kırmızıya  kayacağı  ve genelde bir sönükleşme olacağı söylenir.Diğer bir grup evrenin henüz genç olduğunu  çok uzaklarda ki gök cisimlerinin ışınımlarının  henüz bize ulaşmadığını  söylerler. Bir üçüncü grup da her iki nedenin birlikte geçerli olduğuna inanmaktadır.

Plazma evren bilimcilerin  bu konuda ki düşünceleri şöyledir. : Olbers paradoksu  doğru olmayan bir varsayımdan yola  çıkmaktadır. Evrendeki  yıldız sayısı sonsuz olmak zorunda olmamakla  beraber , madde dağılımı da tekdüze olmayabilir. Olbers paradoksu  evreni yalnızca görsel bölgede  gözleme saplantısına  takılmış  olanlar için vardır . Bu kişiler sıcak plazmanın varlığını göz ardı  etmektedirler . Plazma  evren modelinde Olbers  paradoksu yoktur, çünkü eş dağılım  varsayımı yoktur.

 

Plazma Modeli’nin Felsefesi

 

Eric Lerner , The Big Bang  Never Happened  ( büyük Patlama Hiçbir Zaman olmadı ) isimli kitabında evrenin  sürekli evrimleştiğini  söylemektedir. . Kaos teorisi her şeyin sürekli  olarak düzensizliğe  gittiğini  söyleyen  Termodinamiğin II Yasasının  sınırlarını çizmiştir. Evrende madde daha üst düzeylerde  düzen oluşturmakta, yıldız  oluşumlarından  dev gök ada  kümelerinin oluşumlarına basit canlılardan insanın oluşumuna  ve toplumun  oluşumuna doğru bir süreç yaşanmaktadır.

Evrenin , Büyük Patlamacıların  sık sık  kullandığı salt savunma dışında  gözlemsel ve deneysel  olarak  açıklanabileceği düşüncenin başını Nobel  ödüllü Hannes  Alfven  çekmektedir.  Kendisi evreni kökeninin hem laboratuarda   hem de gök yüzünde gözlemlenen  olgular ile açıklanabileceğine inanıyordu. Sonuç olarak evren insan anlığı tarafından bilinebilir ve insanın bilgisi  daime bir öncekinin önüne geçebilir . Bizlerin evren tanıma çabamız , Tanrının ne planlamış olduğunu  anlama çabasından bambaşka bir şeydir.

Plazma  evren bilimi gözlemlerinden  sürekli evrimleşen sonsuz bir evren içeren bir teori  kurulabilmektedir . Lerner  plazma evren senaryosuna sonsuz büyüklükteki  plazma içindeki rastgele  bir noktadan başlıyor.  Senaryoya  göre plazmanın  bir kısmında  iki trilyon  yılda manyetik  filamenler  oluşur. Doğal olarak  plazma  bu manyetik filamentlerden  etkilenerek     eş dağılımlı  yapısını  kaybederek  tabakalı  yapılar oluşturmaya başlar.  Diğer bir trilyon yılda  milyarlarca  ışık yılı uzunluğunda ki  filamenterler  çevresinde  plazmanın  kütle çekimsel  çöküşü etkin duruma  gelir. Süper kümelerin oluşması için 100 milyar yıl  daha geçmesi gerekir

Daha sonra  gökada  kümeleri  için bir 10 milyar yıl daha ve son olarak  yıldızların oluşması  içi birkaç milyar  yıl gereklidir.

Ne bir patlama var , ne de yaratılışın başladığı bir teklik.. Söz konusu senaryo  sonsuz tamne noktada gerçekleşmiş olabilir  teori buna izin veriyor.

Evrimin diğer bir basamağında  yıldızların  çekirdeğinde füsyon tepkimeleri  ile hidrojen  ve helyumdan karbona aradaki bir çok elementten  sonra demire kadar ki ağır elementler  üretilir. Süper nova gibi olaylarda da demirden  daha ağır elemenler  oluşur.

Biyolojik evrim enerjiyi çok daha verimli  kullanan yapılar oluşturur . Biyolojik  evrimin  en gelişmiş  yapısı  olan insan vücudu sonunda bilinç oluşur. Enerji sürekli olarak  daha karmaşık  yapıların kontrolüne girmektedir.

Büyük Patlama  kuramcıları , özelikle  Stephen Hawking bilinebileceklerin  sınırına  yaklaştığımızı söylüyorlar. . Oysa bilginin bir sonu var mıdır ? İşte önümüzde , ya da her tarafımızda sonsuz büyüklükte  bir evren var ve biz bu evrenin bir parçasıyız.

 

Kaynaklar :

 

Astrophysics and Space Science , volume 227   May 1995

İntroducion  to plasma Astrophysics  and Cosmology ,  Anthony L. Peratt

Sky & Telescope , 1992  Plasma Cosmology , A. L. Peratt  LOa Alamos National Labarotory

Plasma Universe   , Hannes Alfven

Ve ilaveten  Internetden  bir çok  muhtelif alıntılar.